İdea'nın Virüsü - Bölüm 29: Yakalandın

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 144
Tarih : 26 Nisan 2018 12:28:12

Balo zamanı geldi. Süsten uzak sade, beyaz kıyafetlerimi giydim. Aynada kendime baktım. İşte böyle. Fazlasıyla masum bir portre çiziyorum. Masum Katil'imle yan yana olduğumuzda, insanlar bizi cennetten inmiş birer melek edasıyla izlemeliler.

Ölüm uykusundan uyanmış olan benim, bazı şeyleri asla yapamayacağımı düşünmeliler. Bazı şeyler derken... tabii ki haini ve prens piçini öldürmem gibi. Liderler bana karşı en ufak harekette bulunduklarında halk tarafından kötü görünmeliler. Sonuçta ben ölümden uyandım. Ağır fiziksel ve zihinsel travmalar geçirdim. Ve tüm bunlara dostum için göğüs gerdim.

İnsanlar buna odaklanıp, beni sevmeli. Masumiyetimi onlar ispatlayacak ve liderleri ortadan kaybetmem için yeterli zamanı verecekler.

Kuaförüm geldi ve hafif bir makyaj yaptı. Solgun cildime ışık kattı ve erkeksi görünen detaylarımı yumuşattı. Bu gün çekici veya karizmatik değil, masum ve tatlı olmalıyım. Erkeksi görünüm ise...

Merdivenlerden indiğimde onu gördüm. Mükemmel! Sert ve karizmatik. Bir o kadar da çekici. Makyajla sertleştirilmiş hatlarıyla müthiş erkeksiydi! Asaletin vücut bulmuş hali... Hâlâ ona melek diyebilirim ancak bu güzellikten çok uzaktı. Daha çok... Ah! Baş melek!

"Mımm... yakışıklı." dedim onu incelerken. Yanakları kızardığında güldüm. "Böyle sevimli tepkileri sonraya saklamalısın sevgilim. Bu gün erkeksi cazibenin tamamını ortaya çıkarma vaktin."

Benim aksime onun kıyafetleri simsiyahtı. Bembeyaz saçları arkadan toplanmıştı. Onun rolü, güçlü bir destekçi olmaktı. Yavaşça toparlanmamı sağlamak, bana destek olmak ve güç vermek...

Bunlar ne kadar gerçek olsa da nazik görüntüsüyle daha hassas bir portre çizen Masum Katil'im için böyle düşünmeyeceklerdi. Bu yüzden de böyle gözükmeliydi. İnsanlar şekilci varlıklardı sonuçta. Ne kadar zeki olursalar olsunlar, ezelden beri değişmeyen sayılı özelliklerden...

Aynanın önüne geçtik. El ele tutuştuğumuzda müthiş bir tezatlığın ve bir o kadar da uyumun bizi çevrelediğini fark ettim. Yanaklarımı sıkıp kızarttım. Masum Katil'im ise sert ve soğuk bakışlarını takındı. Yutkundum. "Bu kadar erkeksi bir hava yayabileceğini hayal bile edemezdim." diyerek hayranlıkla ona baktım. Aynı tavırları sürdürüyordu. Gülümsedim.

"Rol yapmakta oldukça iyisin." dedim. Nedense bu hiç hoşuma gitmemişti. Rolünü bozup sıcacık bir gülümsemeyle karşılık verdi.

"Sen uyurken güçlü görünmem lazımdı." dediğinde tekrardan kalbime bir sancı girdi. Bu rolü en acı zamanlarında bile sürdürmek durumunda kalmıştı... "Bu son güçlü görünmek zorunda kalışın olacak Masum Katil'im." dedim ve dolgun dudaklarına hafifçe bir öpücük kondurdum.

"Unutma. Benden başka hiç kimseyi görmeyeceksin. Düşünmeyeceksin. Tamam mı?" Onu götürmekte oldukça tedirginim. Başına gelen tüm o kötü olayları hatırlamasını istemiyorum. Ama tam yanımda durması gerekiyor.

Eğer onu evde bırakırsam, bu tuhaf görünür. Ve prens piçi ile haini öldürdüğümdeyse... Liderlerin misillemesine kurban gider. Buna izin veremem. Tüm misafirlerin gözü önünde olmalıyız, ikimiz de.

Dağ evinden çıktık ve küçük malikâneme doğru yola koyulduk. Misafirler gelmeden önce varıp herkesi salonun girişinde karşıladık. En son eğitmenim olacak hain ile prens piçi geldi. Herkesin ortasında bana sıkıca sarıldı, piç!

"Sevgili arkadaşım! Tamamen iyileşmiş olarak görüyorum seni. Ne kadar sevindiğimi anlatamam!" diye bağırırken kulağıma fısıldadı. "Sana güzel bir sürprizim var." diye. Ona gülümsedim ve klasik selamlamamı yaptım.

"Sevgili Dövüşçü Prens. Masum Katil'im de anlattı ben uyurken ne kadar ilgili olduğunu. Tüm yardımların için sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Lütfen balomda güzel vakitler geçirin." dedim.

Hıh! Salak... Asıl sürprizi ben sana yapacağım.

Masum Katil'ime çaktırmadan baktım. Prens piçini gördüğünde ve hatta o yanımıza yaklaştığında bile rolünden hiç taviz vermedi. Gözleri ise sürekli bendeydi. Yine de ellerinin ne kadar titrediğini ve terlediğini hissedebiliyorum.

Prens piçi, Masum Katil'ime göz kırpıp giderken ona yaşatacağım cehennem azabının hayaliyle mest ettim kendimi.

"Ah! Dünyalar güzeli kızım! Ow... pardon oğlum demeliydim, hâlâ alışamadım! Ama seni böyle dinç ve sağlıklı görmek bu yaşlı adamı ne kadar sevindirdi bilemezsin!" dedi ve o da sarıldı. Bir an bunu gerçek sandım. Sadece ufak bir saniye. Ve o kısa saniyenin etkisiyle 'oğlum' demesine kızdım. Ve sonrasında...

"Yalan yaşların seni kurtarmayacak hain." diye fısıldadım kulağına. Öksürerek geri çekildi ve yaşlarını sildi.

"Babalık! Lütfen daha soğukkanlı olamaz mısın? Rezil ediyorsun beni..." dedim sinirden kızaran yanaklarımı, utançtan kızarıyormuş gibi göstermeyi başararak ve omzuna birkaç yumruk attım. İnsanlardan bazıları bu halimize dayanamadı ve bir kaç gözyaşı döktü. Rolümün hakkını veriyorum!

Masum Katil'ime döndü. "Masum Katil! Sana ilk başlarda ön yargılı davransam da, oğluma bir kez olsun ihanet etmedin! Çok güvenilir bir yoldaş oldun. Bunca yıl elini hiç bırakmadın. Benim bile umudumun tükendiği vakitlerde, vazgeçmedin." dedi.

Neden sözleri bu denli gerçek hissettiriyor? Eğitmenim de rolünün hakkını veriyor. Asit yutmuşa döndürecek kadar iyi!

Masum Katil'im içten bir gülümsemeyle selamladı ve "Ondan asla vazgeçmem." diye gülümseyerek bana baktı. Titreyen, buz kesilmiş elini sıktım.

Pişmanım. Çok pişmanım. Masum Katil'imi buraya getirdiğim için... pişmanım. Düşüncelerimin arasında hain de salona geçti.

Salona inmeden önce terasın kenarına yaklaştım ve herkesin beni dinlemesi için havada ellerimi çırptım.

"Sevgili misafirlerim! Sizleri tekrardan selamlıyor ve izniniz olursa bir kaç söz söylemek istiyorum." dedim ve durdum. İnsanlar ellerini kalplerinin üstüne götürdüler. Bu konuşmacıya duyulan saygının işaretiydi.

"Bildiğiniz gibi, dostumu kurtarmak adına yıllar süren bir uğraşa girdim. Ve bunu başardım! İzninizle onu size takdim etmek istiyorum. Karşınızda sevgili dostum, Markut!" dedim ve insanların alkışları arasında küçük terasa davet ettim dostumu.

Altınlarla süslenmiş ve yine altın ile beyaz rengin karışımından oluşan elbisesiyle yanıma geldi. Koyu çikolata ten rengiyle büyük uyum ve ahenk içerisindeydi giysisi. Oldukça nefes kesiciydi. Pek çok erkeğin yüzünü kızarttı. Eminim ki hayallerini süslemiştir.

"Ayrıca bu beklemediğimiz bir yan etkiye yol açtı ve bedenlerimiz sonsuza kadar değişti. Ama dostluğumuz asla değişmeyecek." dedim ve bir kez daha alkış seslerini duydum. Bu sırada dostum konuşmayı devraldı.

—Evet, yıllardır uyuyordum. Son hatırladığım etrafımı çevreleyen yangın ve boğazıma dolan dumandı. Eğer sevgili Çakma Melek vazgeçmeseydi, asla kurtulamazdım. Yıllar boyu çabaladı. Büyük uğraşlar verdi ve daha önce kimsenin bulamadıklarını buldu, yapamadıklarını yaptı.

—Sur halkına büyük yararları dokundu ve beni iyileştirdi. Bu sırada hayatını dahi önemsemedi. Beni kurtarmasının bedeli ise korkunçtu. Makinesinde oluşan hata yüzünden tamamen yanmıştı. Uyandığımda bundan dolayı kendimi suçladım ve ağır depresyona girdim.

—Ne var ki Masum Katil beni tüm o depresyonlardan çekip kurtardı. Aynı sevgili Çakma Meleğimizin benden vazgeçmemesi gibi, benim de ondan asla ama asla vazgeçmememi hatırlattı.

—Tüm sorunlarımın üstesinden geldiğim gibi aynı Çakma Meleğimiz gibi pek çok gelişmeye ve buluşa imza attım. İşte dostlarım. Bu iki can dostunun bir birini kıyasıya kurtarışının hikâyesidir! Bu can dostları arasındaki bağın gücüdür! dedi ve titrek bir nefes alarak anlatımına son verdi. Bir birimize sıkıca sarıldık. Etkileyici konuşma tarzıyla dinleyen herkesin nefesini kesmişti.

Oldukça utangaç bir tavır takındım.

—Bu sözlerin üzerine herhangi bir şey söylemeyi doğru bulmuyorum... ama... maalesef bir duyuruda bulunmak mecburiyetindeyim.

—Son zamanlarda oluşan elektriksel sıkıntıları bildiğinizi umuyorum. Çoğu insan yaralandı ve ölümün eşiğine gelenler oldu. Bu yüzden lütfen, sahneye çıkmayınız. Ve hatta sahneyi çevreleyen şeritleri geçmeyiniz.

—Bu sıkıntılar o kadar aniden çıktı ki, maalesef gerekli önlemleri aldığımı düşünsem de sahneyi kaldıracak vakte sahip olamadım. Ama endişelenmeyin! Sahnenin kullanılmayacak olması, müziğimizin ve gösterilerimizin olmayacağı anlamına gelmez.

—Sizlere bir diğer dostumu takdim edeyim. Hem kişisel asistanım hem dostum olan yapay zekâ ile tanışın! Seli!

Ve elimi havaya kaldırdım.

Bu sırada insanların üstlerinde hafif bulutumsular oluşmaya başladı. Ve Seli bu bulutların üstünde kanatlarını çırparak kendini gösterdi. Normal bir insan boyutunun beş katı büyüklüğündeydi. Herkes ağzı açık bir şekilde Seli'ye baktı. Birkaç kadının hayretle "Çok güzel!" diye bağırdığını duydum. Seli herkese selam verdi.

"Siz değerli misafirlerimizi eğlendirmekten büyük mutluluk duyarım. Ben Seli. Efendilerimin kişisel asistanıyım. İlk defa böyle bir eğlence ortamı oluşturacağım, bu yüzden lütfen bana karşı nazik olun." dedi ve saygıyla eğildi. Herkes alkışladı. İnsanlar onu çok sevmişti. O ise elini buluta daldırdı ve oradan bir keman alıp hafif bir melodi çalmaya başladı.

"Herkese keyifli vakitler dilerim!" diyerek Masum Katil'imin elini biraz havaya kaldırıp merdivenlere yönelttim. Masum Katil'im kulağıma fısıldadı. "Prensin sahneye çıkmasını nasıl sağlayacaksın?" diye. Ona en masum gülümsememi attım.

"Ben sağlamayacağım ki? Oraya çıkmadan sürprizini veremez ve seninle dans ederken en uygun ortam oluşmuş olacak!" dedim ve bana sanki utanç verici bir şey söylemiş gibi yanaklarım kızardı, ufak kıkırdama bıraktım. Her şeyi titizlikle planlamıştım. Bu yemi yutacağına adım kadar eminim!

Biraz alkol aldık ve bu yanaklarımın sürekli kırmızı kalmasını sağladı. İnsanlar bana bakıyor ve ne kadar değiştiğimi konuşup baş sağlığı diliyorlardı. Kadınlar etrafımı çevreleyip ne kadar sevimli olduğumdan bahsediyorlar...

"Seni kandırıyorlar. Hatırlamana engel oluyorlar..."

Bir kadının fısıltısı, kulağımı delip geçercesine geldi. Etrafımda çok fazla insan vardı, bu anlık konuşmayı kimin yaptığını anlayamadım. Anlamsızca Masum Katil'ime baktım ancak o hiçbir şeyin farkında değildi.

İlerde bir kadının delici bakışlarını gördüm. Masum Katil'ime düşmanca bakıyor, bana ise davetkâr bir tavırla kadehini kaldırıyordu.

"Aşkım, bir pürüz olmadığına emin olmak için yanından çok kısa süreliğine ayrılacağım." dediğimde kaşlarını endişeyle çatmış halde bana baktı. Dediklerimi dikkatle dinledi ve etrafımıza bakındı. Kendisini düşmanca gözetleyen kadını fark ettiğindeyse yüzü tamamen düştü. Öyle ki maskesinin yerinde yeller esiyordu. Etrafa yaydığı soğuk aura, bir katman halinde belirgindi.

—Aşkım? Sakin ol. Bana zarar veremez.

—Elimi bırakmayacağına söz verdin.

Kulağıma fısıldarken, ellerimizi çok daha sıkıca birbirine kenetledi. Tekrardan maskesini yüzüne takarken, gelen birkaç kişiyle konuşmaya başladı.

Evet, söz verdim.

Ancak... tuhaf bir şey fark ettim. İnsanlar ona kölelere davrandıkları gibi davranmıyorlardı. Sevgilim olsa bile bu davranış şekilleri çok fazlaydı.

Masum Katil'im...

Yanına gitmeyeceğimi fark eden kadın, sinirli hareketlerle etrafta dolanmaya ve bana uyarı dolu bakışlar atmaya başladı. Tüm dikkatimi Dövüşçü Prens'e vermek istesem de bu kadın mani oluyordu!

"Sevgilim, şu kadın ne halt diyecekse desin. Dikkatimi dağıtıyor!" Diye yakındım sevimli bir hale bürünüp. O da kadına bakıp beni onayladı ve derin bir iç çekmeyle, birlikte dış terasa doğru yürüdük. Kadına el sallamayı da unutmamıştım.

Terasa çıktık ve temiz havayı içimize çektik. Ellerimiz hâlâ birbirine kenetli haldeydi. Burada duran birkaç kişiye gülümsedim ve kibarca kovdum. Onlar da şaşırtıcı bir şekilde nazikçe bizi yalnız bıraktılar. Bu kadar kolay yalnız kalacağımızı hiç düşünmemiştim! Şaşırdım...

"Bir de elini kenetlemiş, sıkı sıkı tutuyorsun! Hakkın varmışçasına!"

Biraz önceki kadın karşımıza gelmiş, Masum Katil'ime delicesine bağırıyordu. Masum Katil'im ise bakışlarını kaçırmak dışında bir şey yapmıyordu! Neden bir şey söylemiyor?

"Kes sesini! Ne halt yemeye sesini yükseltebilirsin?" Diye sordum küçümsercesine. Kahverengi saçları, dalga dalga beline kadar iniyordu. Vücudunu saran kırmızı ve parlayan saten kumaştan elbisesiyle ise fazla dikkat çekici duruyordu. Ve bu önemsiz detay tabiî ki umurumda değildi.

"Çakma Melek, o seni kandırıyor. Ona güvenemezsin." Gayet ciddi ve kendinden emin bir şekilde kurduğu cümleleri tarttım. Başta kesinlikle Masum Katil'den şüphelenmiştim. Bu doğruydu, ancak her şey gerçekti. Öyle vurdu ki yüzüme gerçekler, aksi hakkında tek bir kelime bile düşünememiştim.

"Peki? Anlat, dinliyorum. Nasıl kandırılıyorum?" Diye sordum sakince. Masum Katil'ime baktım. Maskesi hâlâ yüzünde takılıydı. Ancak içimi ısıtan sıcacık bakışları üstümdeydi. Tek bir kelime bile söylemiyordu. Sadece bana bakıyordu. Tek gördüğü ve duyduğu muhtemelen bendim, şu anda.

—Dikkatlice dinle! Makinen de arıza filan olmadı! Bu haddini bilmez köle tarafından ayarlandı her şey! Paranı, nüfusunu almak için. Geli ile birlikte mutlulukla yaşayacaklardı! Yine de dostun seni hayatta tutmayı başardı. Onun bu oyununu fark ettiğindeyse eğitmenin ve arkadaşın, Dövüşçü Prens seni korumak için her şeyi yaptı!

—Bunu fark ettiklerindeyse, saçma sapan şeylerden söz edip zihnini toparlamana izin vermeden tüm hatıralarını sildiler! Anlıyor musun? Seni öldürmeye çalıştı! Seni aldattı! Şimdiyse uygun bir an bulana kadar, seni yanında tutup kullanıyor!

Kadının anlattığı saçmalıkları büyük ciddiyetle dinledim. Normal bir durumda olsaydık kahkaha atabilirdim de. Gerçi... zor duruyordum. Ama Masum Katil'imin bakışlarını fark ettim. Tamamen bana odaklanmış uçsuz bucaksız gökyüzünün birer timsali olan bu gözlerde acının izleri oluştu.

Katlanmak zorunda kaldığın çok ama çok fazla şey...

Masum Katil'in elini sertçe bıraktım. Kaşlarımı çatıp şaşkınca ona baktım. Ellerim titriyordu. Hayretler içerisindeydim!

Bu kadar beceriksizce kurgulanmış...

İnanamıyorum. Bir de buna inanmamı bekliyordu? Kadına geri döndüm.

"Bunları başka kim biliyor?" Diye sorarken, kadının ellerini tuttum. Sanki kurtarılmışım gibi davranıyordum. Kadın ise verdiğim tepkilerle rahatça nefes verdi. Kendisine inandığımı düşünerek rahatlamıştı.

"Neredeyse tüm sur biliyor Çakma Melek. Bunu ilk duyan bendim ve gizleyerek dostuna, sana yardım etmek için elimden geleni yaptım. Ancak lanet kölelerin fısıldaşmalarını durduramadığım için diğerleri de öğrendi. Bu herifi hâlâ sur dışına atmamamızın tek sebebi sensin. Ama artık gerçekleri biliyorsun." dediğinde şaşkın ve üzgün tavrımı sürdürdüm.

Onu başımla onayladım. Demek tüm sur insanları, Masum Katil'imi böyle görüyordu? Hem de hiç bir kanıtları olmamasına rağmen. Dövüşçü Prens'in işi olmalıydı...

Aşağılık piç!

"Se-sevgilim y-yoksa... Sen?" Masum Katil'im kolumdan tuttu ve kendine çevirmeye çalıştı ancak onu ittiğim için bunu başaramadı. Gözümden bir damla yaş düştüğünde kadın ellerini uzatıp bunu sildi. Dokunuşunun tenimde yarattığı mide bulandırıcı hissi bastırdım. Demek hâlâ bu yanım aynı duruyordu.

Yalnızca Masum Katil'im... yalnızca o.

"Anladım. Beni aydınlattığın için çok teşekkür ederim." Diyerek kadının yüzümdeki elini aldım ve ufak bir öpücük kondurdum. Her an kusabilirim.

"Ö-önemli değil." derken kızarmıştı. Bu kadın oldukça salaktı. Bu kadar salak nasıl olabiliyordu? Ya da kibir denen şey bu muydu? Öyle bir kibir ve kendini büyük görme ki ona inanmama ihtimalimi bile düşünmesine izin vermiyordu.

Bu sırada arkamdaki Masum Katil'im dizlerinin üstüne çöktü. Tekrardan elimi yakalamaya çalıştı ve ona izin vermedim. Şu an onu göremiyordum ama... Neden inanıyorsun Masum Katil'im? Hastane odasındayken sana anlattıklarımı anladığını sanıyordum. Neden bana bu kadar güvensizsin?

Ah...ah...

Şu an rol kestiğimi anlasana!

Eğer bu rolü yapmazsam, bu kibirli ahmak kadın olay çıkartarak tüm planlarımı bozabilir!

"Peki bunu sana söyleyen kimdi? İlk kimden duydun?" Diye sordum, masumane bir tavırla. Kadınsa hevesle cevap verdi. "Tabi ki Dövüşçü Prens! Seni öldürmeye çalışan şu herifi el altından sur dışına bile atmaya çalıştı! Ona duyduğumuz şükranlar-" İşaret parmağımı dudaklarına götürerek susturdum. Lanetli piçe övgü yağdırılmasını dinleyemem.

"Şimdilik bu konuşmalarımız kendi aramızda kalsın olur mu? Masum Katil'in yaptıklarını bizzat kendim ortaya çıkarmak ve cezalandırmak istiyorum. Bu yüzden..." Bakışlarım arkamda dizlerinin üstünde durmakta olan Masum Katil'ime gitti. O düşmanca bakışlarımın altında çaresizce ezilirken, kadın oldukça memnun bir havayla beni onaylayarak gitti.

"Beni gerçekten sinirlendirdin." Dedim buz kesilmiş sesimle. Artık baş başaydık. Tam önüne oturdum. Yüzünü ellerimin arasına alarak, kaldırdım.

"O-ona...in... Haahh..."

Gözyaşlarının düşmesini engellemek için elinden geleni yapıyordu. Demek kendisi hakkında denilenleri biliyordu. Ona inanmayacağımı düşünüyordu. Ve bu beni çok sinirlendiriyor.

"Tabi ki inanmadım. Lütfen ama? Yaratıcı bile değil!" Diye hayretle bağırdım. Gözlerini şaşkınlıkla kapayıp açtı. Yüz ifadesi niye böyle?

Çok şapşal!

"O zaman...?" diye biraz önce olanları işaret etti. Bense biraz düşünmesi için zaman verdim ona. Bu sırada sadece gülümsedim ve dudaklarına ufak ufak öpücükler bıraktım.

"Se-sen! Bir kargaşa çıkmasın diye mi inanmış gibi yaptın? Rol müydü?" diye inanamıyormuşçasına sorarken, tekrardan kaşlarını çattı.

"Evet. Ama gerçekten sinirlendim. Sevgilim? Sana neler dediğimi hatırlıyor musun? Anladığını söylemiştin oysa! Anladıysan duygularımı, nasıl oluyor da bu hale gelebiliyorsun? İşlerim bittiğinde asla unutamayacağın şekilde duygularımı anlamanı sağlayacağım. Kendini hazırlasan iyi olur." dedim. Dudaklarımızı birleştirip nefessiz bırakacak uzunlukta öptüm.

"Ta-tamam..." Dedi soluk soluğa kalmış bir vaziyette. Memnuniyetle gülümsesem de... Vakit kaybettik. O aptal kadın yüzünden! Prens piçi şu anda neler karıştırıyor kim bilir?!

"Şimdi sevgilim. Güzel balomuzu mahvetmeye çalışanları kışkırtalım ki avucumuzun içine düşsünler, ne dersin?" Diye sordum daha da genişleyen gülümsememle. Çatık kaşları yukarıya doğru baksa ve titreyen elleriyle endişeli endişeli gülümsese de ayağa kalkarak sorumu yanıtlamış oldu.

Bir kez daha elinden tuttum. Tuttuğum elinin etrafına defalarca öpücükler kondurdum. Yanağını okşadım. O ise gözlerini kapatıp kendini tamamen toparladı. Gözlerini açtığında soğuk bakışlarını yeniden kazanmıştı.

Birlikte salona geri girdik. İnsanların sevgilime olan bakışlarını daha da ayrıntıyla inceledim. Pek çoğunun bakışları düşmanca olsa da yanımda olduğu için diş sıkıyor gibiydiler. Acaba Masum Katil'ime böyle tuhaf davranmalarının nedeni bu muydu?

Herkesi böylesine ikna edebilmiş olması... Hem de bu kadar saçma bir hikaye ile!?

Geli ve Masum Katil'im?

Sıradan bir günde olsaydık; gülmekten yerde yuvarlanır, karnıma kramplar girerdi...

Gözlerim salonu taradı ve ileride kadınlarla eğlenen piçi gördüm. Salona tekrardan girmemizle birlikte dikkati üstümüze çekilmişti. Ona düşmanca baktığımda sadece gülümsemekle yetindi. Samimi bir gülümseyiş.

En son hatırladığım gibi...

Her şeyin kötü bir kâbus olduğuna inanmak istedim o an. Sonra bu piçin, Masum Katil'imin üstündeki etkisi kendini göstermeye başladı. Elleri buz kesilerek titremeye başlamıştı. Gözleri ne kadar bende olsa da bu piçin kendisini nasıl süzdüğünü hissedebiliyordu.

Onu daha da kışkırtmak amacıyla Masum Katil'imin beline kolumu geçirdim ve kendime çektim. Bir anda o gülümsemesinin kayboluşunu izledim. Bir an içindeki tüm duygular yüzüne yansıdı. Ne kadar da çirkin bir herifti. Sabrı iyice taşmaya başladığında Seli'ye işaret verdim.

"Efendilerim!? Sizlerin de izninizle, dans vaktimiz geldi. Lütfen keyfini çıkarın. Eğer istediğiniz bir parça olursa lütfen efendilerimin dansı açışından sonra iletin. Kesinlikle çalacağım." diye duyuruda bulundu, Seli.

Masum Katil'im önümde saygıyla eğildi ve beni dans pistine doğru götürdü. Rolümüze kaldığımız yerden devam ediyorduk. Oldukça fazla utanıyormuşum gibi davranıyordum. İnsanlar ne kadar güzel ve sevimli göründüğümüzden bahsediyorlardı. Tüm o şeylere rağmen...

Çizdiğimiz portre de ne denli başarılıyız böyle!

Dans pistine geldiğimizde kendimi Masum Katil'ime bıraktım, tamamen. Bu sırada dostumun da prenslerden biriyle dans ettiğini gördüm. Erkeklerin dikkatini o çekerken, bayanların dikkati bizim üzerimizdeydi.

Masum Katil'ime baktım. Gözleri bir tek beni görüyordu. Elleri artık titremiyor, sadece büyülenmişçesine beni izliyordu. Rolü kırılmıştı ama bu noktada önemli değildi. İnsanların bizi birbirimize ne kadar âşık olduğunu görmesini istiyorum.

Masum Katil'ime baksınlar... İnandıkları o şeyin ne kadar saçma olduğuna ikna olsunlar. Bu adamın beni nasıl büyük bir sevgi ve aşkla izlediğini görsünler. En aptal insan bile ondaki bu aşkı, tutkuyu ve adanmışlığı hissedebilirdi.

Biz dramatik ve uzun bir ayrılığın üstüne birleşen iki âşıktık. Bizi anlatan şarkılar yazılacak ve aşk hikâyeleri anlatılacaktı. Ve dansın en can alıcı noktasında, "Pat pat deneme..." diye bir ses duyduk.

Herkes sesin geldiği yöne baktı. Dövüşçü Prens aynı düşündüğüm gibi dayanamamış ve sahneye çıkmıştı. Bunu gördüğüm an dudaklarımdan acı bir feryat döküldü.

"Dövüşçü Prens'im! Sevgili arkadaşım! Hemen in sahneden! Orası tehlikeli!" diye çığlık atarak ona ulaşmak için koşuşturmaya başladım. İnsanlar şok içinde bize bakıyordu.

"Sevgili Çakma Meleğim. Ama bu-" Sözünü bitiremeden tekrar çığlık atmamla salonun elektriklerinin kesilmesi bir oldu. Evet... çığlığım Seli'nin asıl işaretiydi.

İnsanlar bağrıştı ve bazı kadınlar korkuyla ağlamaya başladı. Eğitmenim ise sahneye çıkmamıştı. Ama üzülmeme gerek yok. Üçüz Korumaların onu götürdüğünü gördüm, kısa bir anda.

Işıklar tekrar açıldığında ise prens piçi, planladığım üzere yere yığılmıştı. Haykırarak insanları kenara ittirdim. "Arkadaşım!" diye bağırarak sahneye attım kendimi.

Sahneden onu çekmeye çalıştım. Bu sırada Masum Katil'im yetişti ve birlikte onu sahneden uzaklaştırdık. "Hekim! Biri hekimi çağırsın! Dövüşçü Prens'im! Arkadaşım!" diye ağlamaya başladım. Nabzını kontrol ettim. Yoktu. Aynı planladığım gibi.

Onu elektrik çarptı ama bu öldürücü dozda değildi. Onu asıl ölü gibi gösteren şeyse o baygınca yerde yatarken ağzına attığım, onlarca yıl önce nesli tükenmiş olan bir örümceğin zehri idi. Hiçbir iz bırakmaz ve kişiyi günlerce ölü göstermeye yeter.

Zehri kimden aldığım ise... hehe! Zehirci çifte baktım. İstemeden de olsa bana borçlarını ödemiş oldular. Ve... Hah! Yakaladım seni prens piçi! Sana vereceğim sürprizleri beğenecek misin bakalım?

Kalp masajı ve suni teneffüs yapmaya başladım. Tabi gerçek değillerdi. Sağlık ekibi yapmasın diye, yapıyor gibi rol kesiyordum. "Lütfen! Lütfen!" diye yakarışlarla ağladım.

Hemen bir hekim geldi ve kontrol etti durumunu. Üzgünce başını salladığında, "Hayır! hayır! HAYIR!" diye çığlık attım ve kalp masajı yapmaya devam ettim.

"Ölemezsin! Bunu kabul etmiyorum!" diye haykırdım. İnsanlar üzgünce bu manzarayı izledi. "Olamaz..." dedim ve başımı iki yana sallayıp hırsla masaj yapmaya devam ettim. En azından masaj yapıyor gibi yapmaya.

En son biri çıktı, "Çakma Meleğimiz lütfen durun artık. O öldü." dedi. Bunu diyen kişiye kızdım bağırdım çağırdım. En son hekim de aynı şeyi söylediğinde Masum Katil'im sertçe çekti beni ve sıkıca sarıldı.

"Bırak beni! Olamaz... o ölemez..." diye haykırarak ağladım. "Neden? Neden çıktı oraya. Uyarmama rağmen. Hepsi benim suçum..." diye hıçkırmaya devam ettim.

Masum Katil'im kaşlarını çattı ve gözlerini dolduran yaşlarını büyük bir kuvvetle durdurmaya çalışıyormuşçasına rol yaptı. Masum Katil'imin sırtını dövdüm, çok çaresizce bir durumdaymışım gibi. Bu tiyatroyu gerçek sanan insanlar da ağlamaya başladı.

Prens piçini yerden kaldırıp götüreceklerken Masum Katil'imin kollarının arasından kurtulmaya ve prens piçine ulaşmaya çalıştım. "Götüremezsiniz onu! Ölmedi o!" diye feryat ettim.

Cenazesini kaldırmak için gelen hekim yardımcıları bile bu feryatlarıma dayanamayıp gözlerinden birkaç damla yaş döktüklerinde gülmemek için alt dudağımı ısırdım. "Lütfen Çakma Meleğimiz... biliyoruz onca şeyin üstüne böyle bir kaza... ama o öldü. Ölüleri diriltemeyiz." dediler ve üzgünce onu salondan alıp götürdüler.

Feryatlarıma devam ederken, ağzımın içinde tuttuğum ilacı çiğnedim. Böylece bayılma rolü kesmeme gerek kalmadı. Gerçekten bayılıyordum. Bilincim tamamen gitmeden önce dostumun çığlık atarak yanıma geldiğini gördüm.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.