İdea'nın Virüsü - Bölüm 31: Mukadderat

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 38
Tarih : 26 Nisan 2018 12:29:49

Sabahın ilerleyen saatlerinde Masum Katil'imi izlemeye devam ediyordum.

Rüya görürkenki mırıldanmalarını dinliyor, durduk yere gülümsemesini veya kaşlarını çatmasını keyifle izliyorum.

Aklımı daha birkaç saat önce işlediğim suçlardan uzak tutmak için mükemmel bir fırsattı. Çünkü... şimdiye kadar çokça berbat videolar izledim.

İşkenceye uğrayan insanlar.

Bana bir şey ifade etmiyor, midemi bulandırmıyordu. Ama bunları görmek ile yapmak arasında tahminimden çok daha ötede bir hissiyat vardı. Ve bu beni oldukça derinden etkiledi. Oh... hem de çok.

Muhtemelen Masum Katil'imi dinlemeli ve bunu yapmamalıydım. O haklıydı. Dostumu kurtarmam konusunda da uyarılarını dikkate almamışım ve sonuca bak. O haklıydı. Her birinde. En başından onu dinlemeli ve yapmamalıydım. Ama yaptım ve bu seçimlerimin sonucuyla yaşamak zorundayım.

En önemli noktaysa, bunlar beni ne kadar etkilerse etkilesin Masum Katil'imin de etkilenmesine izin vermemeliyim. Gerçi, bunun için biraz geciktim. Onu pek çok şekilde etkiledi. Çok fazla acı çekti. Çok ama çok... o videodaki acı içindeki çığlıkları ve yakarışları hâla kulağımda...

Gözlerimi ilk veya ikinci açışımdaki görüntüsü de öyle. Çok ama çok kötü bir durumdaydı. Zamanla fiziksel olarak düzelse de zihni için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Tek önemsediğinin uyanmam olması bile başlı başına zihinsel bozukluğa işaret etmekte.

Çok fazla şey yaşadı ama o işkencelerden kurtulduğunda ilk yaptığı kıyafetlerini giyip durumumu gözlemlemek olmuş. Bu çok fazla. En ufak mola vermemiş. Dinlenmemiş. Ağlamamış. Sadece...

Uyanmasaydım, kendini ölüme terk edecekti değil mi? Belki de ölüme terk etmişti.

Hayatımda ilk defa uyandığıma sevindim.

Hayatımda ilk defa uyandığım için şükrettim.

Şimdiye kadar hep uyanmamak için sessizce dua ediyordum. Çünkü... benim için yaşamanın bir anlamı yoktu. Herhangi bir istek, arzum veya hırslarım yoktu. Her gün bir diğerinin aynısı... renksizce ölüp gidiyordu.

Boş gülümsemeler, saçma şakalaşmalar, sıkıcı araştırmalar ve geliştirmeler... Ama o gün gözlerimi açtığımda güneş çok güzel doğuyordu. Ve yüzümü çevirdiğimde ise güneşin doğuşundan çok daha güzel bir gülümsemeyle karşılaştım.

İlk defa gözümü açtığımda lanet okumayıp sadece bu görüntüyü zihnime kazımak istedim. Oh... ona kızmış olabilirim ama gerçekten bu görüntüyü zihnime kazımak istedim! Çünkü tüm o kötü görünüşüne rağmen, gülümsemesi mükemmeldi. Ve bunu asla unutmam... O an, tüm hayatımı kökten değiştirdi.

"Innghhh..." Bana dönük olan yüzü istemsizce gerildi ve memnuniyetsiz bir inleme dudaklarından döküldü.

Rüyasında onu rahatsız edecek bir şey mi görüyor?

Bir kez daha çatmış olduğu kaşlarını, düzeltmek için hafifçe bastırdım. Birkaç inleme daha dudaklarından döküldüğünde kötü bir rüya gördüğüne emindim. Ama ne yapabilirim ki? Tüm bu yaşadıklarından sonra onu rahatsız edecek birkaç rüya görmesi, oldukça normaldi.

Soğuk soğuk terlemeye başladığında elimi alnına götürdüm ve terleri sildim. Uyandırmamak için çok hafif ve yavaşça yapmıştım. Bu sırada yastığı tutan eli daha da sıkılaştı ve

"AAAAAAAAAAAAAA!"

çığlıklar atarak, debelenmeye ve doğrulmaya çalıştı. Ona doğru uzattığım elime sertçe vurdu. Hâla tam uyanamamıştı. "Sakin ol. Benim. Benim!" dedim ve yüzünü kendime çevirdim.

Beni görünce anlayamamış gibi baktı ve elini yüzüme götürdü. "Evet! Sensin!" dedi yarım yamalak açılmış ve yaşarmış gözlerle. Ardından sıkıca sarıldı. Sırtını ovaladım.

"Ahaha! Koca oğlan. Çocuk gibi kâbus gördün demek." dedim. Sesim alayla çıksa da oldukça endişeliydim. O ise başını boynuma gömüp, sadece ağladı. "Buradasın! Buradasın!" diyor ve inanamıyormuşçasına kollarıyla bedenimi sıkıyordu.

"Biraz daha sıkarsan kemiklerim kırılacak." dediğimde hafif bir titreme bedenini sararak beni aniden bıraktı. Korkuyla yüzüme baktı. "İyi misin?" diye endişeyle sorduğunda güldüm. "Bunu benim sormam gerek?" diye pası ona attım ve bu sefer onu sıkıca saran bendim.

"İyi misin?" diye sordum bir fısıltıyla. Seslice yutkundu. "Değilim." dedi. Sesi ağlamaklıydı. "Anlatmak ister misin?" diye sordum, tekrardan. Geriye çekilip yüzüme baktı. Yüzündeki ıslaklığı, ufak bir gülümsemeyle sildim. Bana oldukça tuhaf baktı.

"Farklısın." dediğinde şaşırdım. "Nasıl yani?" diye şaşkınlıkla sorduğumda başını iki yana salladı. "Sadece... eskiden olsaydı daha farklı bir tepki verirdin." dediğinde hâla anlayamamıştım.

"Peki, nasıl bir tepki verirdim?"

Merakla sorduğumda ise gözlerimin içine baktı. Ne düşündüğünü ve bunu nereden çıkardığını anlayamıyordum.

"Bilmiyorum. Ama bu kadar sakin bir tepki olacağını sanmıyorum." dediğinde gözünden birkaç yaş daha döküldü. Tekrardan sildim.

"Peki, böyle olmam hoşuna gitmedi mi?" dediğimde ise biraz duraksadı. Aslında içimde fırtınalar kopuyor. Onun böyle bağırarak ve çırpınarak uyanmasını istemiyorum ama bu hali benim suçum.

Kendimi riske atarken, onun daha iyi bir şekilde korunacağından emin olmalıydım ama bunu yapmamıştım. Belki de yeteneklerine ve zekâsına fazla güvenmiştim. Aslında bu doğru olmalı. Tüm yetenekleri ve zekâsı müthiş. Kendini rahatlıkla bir prense karşı koruyabilecek düzeyde.

Ama ne var ki o piç sıradan bir prens değildi. Eminim bunu fark etmişimdir, ancak güvendiğim kişinin ihanetini hiç beklememişimdir. Nasıl bekleyebilirdim ki?

O herif...

Masum Katil'im bu sırada düşünüyordu. "Öyle değil... alışkın değilim. Seni tanımıyormuşum gibi hissettirdi." dedi. Kaşlarımı çattım. Beni tanımıyormuş gibi ha? O zaman ona kendimi hatırlatmam iyi olabilir!

Hâla kollarımın arasında olan adamı sertçe altıma aldım. Dudaklarımızı birleştirerek dillerimizin dans etmesini ve onlar böyle dans ederken, daha altlarında ellerimin yaramazca oyunlar oynamasına izin verdim.

Dudaklarımızı ayırıp boynuna öpücükler kondururken "Ne yapıyorsun?" diye sordu, soluk soluğa kalmıştı. Başımı kaldırıp gülümsedim. "Sana, olduğum kişiyi kanıtlıyorum." derken, bluzunu yukarıya kaldırdım. Yanık izleriyle dolu olan vücudu ortaya çıkmıştı.

Bu izler...

Elimi sakince üzerilerinde gezdirdim. Dokunmamla beraber göğüs uçları sertleşti. Oldukça leziz bir manzara. Bu sırada kıkırdamasını duydum.

"Evet, bilmediğim bir yanını görüp tuhaf karşılasam da sen hâla sensin."

Kocaman bir gülümsemeyle ona baktım. "Kesinlikle öyle. Ne olursa olsun, ben her zaman tanıdığın benim. Ve eminim ki bir gün, tekrardan anılarımız silinip gitse zihnimden, seni ilk gördüğüm an tekrardan aşık olacağım." derken elini tutup kalbimin üstüne götürdüm. Nasılda çılgınca attığını hissetmesi için.

Yanaklarının güzelce kızarışını, büyük bir keyifle izledim. "Devam etmeyi mi istersin, yoksa anlatmayı mı?" diye sorduğumda yüzünde belli belirsiz gölgeler dolandı. Ardından uzanıp dudaklarımızı birleştirdi.

Bunu 'devam' olarak kabul ediyorum.

"Inngh..." Nazikçe içini doldurduğumda böyle tatlıca bir ses döküldü dudaklarından. Büyüleyici bir güzelliği var. Her hareketi, her sesi... ruhuma işliyor.

Böyle bir varlık dünyada nasıl var olabildi? Gökyüzünün tonu ve derinliğine sahip gözleri, kiraz gibi kızaran biçimli dudakları, ipeksi saçları...

Nasıl bir yaratılışsın?

Hakkında şiirler yazılması gerekensin.

"Seni çok seviyorum."

Dediğimde gözleri buğulandı. Başını salladı ve belimden tutup kendine çekti. "Seni istiyorum." dediğindeyse daha fazla bekleyemedim. İçinde yavaşça hareket etmeye başladım.

"Ah! Ah...haa....ahhh!" Dudaklarından dökülen her bir inlemeyle biraz daha hızlandım. Biraz aşağılara indim ve dilimi tekrardan göğüs ucunda gezdirdim. Ellerim ise vücudunda seyahate çıkmıştı, sanki keşfetmediği bir yerler kalmış gibi.

"Seni seviyorum." dediğini duyduğumda dudaklarına yapıştım. Onun beni sevdiğini söylemesi... kendimi kaybedebilirim! "Beni çileden çıkarıyorsun!" dedim bir fısıltıyla. Gülümsedi. Aynı o sabahki gibiydi gülümsemesi.

Durdum ve elimi yüzünde gezdirdim. Dudaklarına dokundum. "Ne oldu?" diye sordu şaşkınca bakıp. Elimi hâla yüzünde gezdiriyordum. "Gülümsemene aşık oldum." dediğimde elleriyle yüzünü kapattı. Elinin tersini yalayıp öptüm.

"Sevgilim utanabilirsin ama bunu benden saklamamalısın." dedim. Ellerini tutup çektim. Birini bırakmadım ve yüzüme götürdüm. Avucunun içine yanağımı sürttüm ve ufak bir öpücük kondurdum. Kırmızı bir yüzle ve aldığı derin soluklarla beni izledi.

Tekrardan üstüne kapandım ve içinde hızlı ve sertçe ama acıtmayacak kadar nazikçe hareket etmeye başladığımda "AH!" diye inleme döküldü dudaklarından. Etrafımı saran sıcaklığı, içime işledi. Boynunu ısırdım. Bıraktığım diş izlerinin üstünü yaladım.

Önceki bıraktığım öpücük izlerinin üstünü yaladım ve sıkıca kollarımı vücuduna kenetlerken son bir kez daha içine girdim. "Haahh!" Derince nefes aldım.

İçinden yavaşça çıkarken, bacaklarını etrafıma dolayarak bunu engelledi.

"İçimde kal." dedi. Şaşkın bakışlarımın arasında, hiç dinmeyen arzunun gözlerine yansıdığını gördüm. Gülümsedim. "Tamam." Bu sırada tekrardan sertleşmiştim.

Böyle bir surat ifadesiyle söylerse, nasıl durabilirim?

Bir kez daha içinde hareket etmeye başladığımda, avucumun içindeki penisi bir kez daha şahlandı. Dudaklarımızı birleştirdim. Defalarca... Öyle ki dudaklarım uyuşmuştu artık. İçinden çıkmadan, kaldırıp kucağıma oturttum. Halsizce başı omzuma düşse de elleri sırtımı oldukça sert kavrıyordu.

"Ing...ıhh..." Kucağıma otururken tatlıca inledi. Kalçalarını sıktığımdaysa "Ah!" diye bağırdı. Çok sevimli tepkileri var değil mi? Kucağımda hoplatmaya başladığımda inlemeleri hafiften çığlıklara dönüştü. Bir elini pençe misali sırtıma geçirdi. Aşk yaraları edinmeye devam ediyorum...

Ben de boynunun etrafını diş izlerimle dolduruyordum. Ona doyamıyorum! "Iıı...ıhh..." diye inledi ve vücudunu hafif bir titreme aldı. Geleceğini anladığım için, içine daha da derince girdim ve "Aahhh..." diye inlerken birlikte geldik.

"Seni istiyorum." diye fısıldadığında omzumdaki başını, çenesinden tutarak kaldırıp bana bakmaya zorladım. "Aşkım... sence de fazla yorulmadın mı?" dedim ve gülümseyerek dudaklarına bir öpücük kondurdum. Uyandığı andan itibaren sevişiyoruz.

Beni bu kadar çok istemesi mükemmel olsa da defalarca geldik ve artık akşam oluyor! "Beni istemiyor musun?" diye sordu, bozuk bir sesle.

Neden böyle?

"Aşkım, sevgilim seni çok fazla istiyorum! Şimdi bile doyabilmiş değilim sana!" dedim şaşkın bir şekilde. Onu çok ama çok istiyorum elbette! Bu kadar yorulmuş olmama rağmen devam da edebilirim. Sabaha kadar sevişebilirim. Ama o... bayağı yoruldu. Başını dahi dik tutamayacak kadar!

"Ben de seni seviyorum!" diyerek sarıldı, başını bir kez daha boynuma gömdü ve kokumu derince içine çekerken kalçalarını hareket ettirdi. Az daha sertleşiyordum ki zar zor tuttum. İçinden çıkarken, sessizce isyan etti.

"Sevgilim lütfen... çok yorgunsun." dedim ve kucağımdaki adamı, yavaşça yatağa yatırdım. O kadar yorgundu ki kendisi sertleşememişti bile!

Neden bu kadar ısrarla devam etmek istiyor?

Zar zor açık tuttuğu gözleriyle, olabildiğince baktı. Kaşları oldukça çatıktı. Gülümsedim ve kaşlarının çatık kısmını düzelttim.

"Daha çok zamanımız var. Kendini mahvetmene gerek yok sevgilim. Biraz dinlenmeye ne dersin? Ben de sana güzel bir yemek hazırlayayım?" dedim ve alnına öpücük bıraktım. Bileğimi tuttu.

"Aşkım?" diye seslendim. Başını iki yana salladı. "Gitme." dedi. Yanına uzandım. "Neden böylesin?" diye sordum. Elimi saçlarına daldırıp okşadım. Gözlerini kapattı.

—Çünkü rüyamda seni kurtaramıyordum. Ne kadar çabalasam da yanarken yanına ulaşamıyordum!

—Burnuma gelen yanık kokusunu hâla dün gibi hatırlıyorum! Sana ulaşamadım... sonra onlar... Ve yutkundu. Demek bu yüzden boğuşarak uyandı.

"Gözlerini aç ve bak. Bana ulaştın. Beni korudun. Beni hayatta tuttun. Artık o yerde değilsin. Ve ben tamamen gerçeğim." dedim ellerini yüzüme götürüp bastırdım. Gözünden bir damla yaş döküldü. Yaladım ve öptüm.

"Tamamen gerçeğim ve buradayım. O günlerse unutup gideceğin bir kâbus." dedim tekrardan. Ellerini bıraktığımda yüzümden çekmemişti. Yorgunlukla bakan gözleri beni inceliyordu. "Biliyorum." dedi, zoraki bir gülümsemeyle.

Dudaklarıma değen parmağını hızla dişlerimin arasına aldım. "Harr! Seni yemek istiyorum!" dedim gülerek. İlk şaşıran yüzü yavaşça değişti, yerini hafif ve yorgun bir gülümsemeye bıraktı. Gözleri kapanırken, elimi sıkıca tuttu.

"Gitme." dedi. Alnımı, alnına dayadım. "Hiçbir yere gitmiyorum." dediğimde rahatça bir soluk bıraktı. Ah... Bende aşırı yorgunum, uykusuzum! Şimdi hissetmeye başladım. Dün gece hiç uyuyamadım, piçe işkence edeceğim diye.

Harbi ya! Masum Katil'im aklımı öyle bir başımdan aldı ki unutmuşum bile! İnanamıyorum! Haahh... çok da uykum var! Bir prens olabilirim ancak benim de sınırlarım var. Hele ki toparlanamamış bir vücuda sahipken...

Zar zor gözümü açtım ve çoktan uykuya teslim olmuş, aşık olduğum adama baktım. Sabahki uykusundan farklı olarak çok daha huzurluydu. Şimdi içim rahat bir şekilde uyuyabilirim.

***

Gecenin alacakaranlığında uyandım. Masum Katil'im yanımda değildi ancak duyduğum su seslerinden duş aldığını bilebildim.

Eh...

Uyku düzenimiz mahvoldu anlaşılan. Hem acıkmıştır da! Ancak yemek yapabilecek durumda olduğumu sanmıyorum bu yüzden dışarıdan iskender siparişi verdim.

"İkisi de bol acılı olsun!"

Unutmadan bunu da ekledim. Masum Katil'im de acıyı oldukça seviyordu, benim gibi.

Kapı çaldığında Masum Katil'imi kuruluyordum. "Kapıya bakıp geliyorum." dedim ve başından öptüm. "Mmııh..." Yaptı uyuşukça. Bu haline gülerken kapıya doğru yol aldım.

Siparişlerimizi alırken, Seli uyarı verdi.

'Efendim, eğitmeniniz yaklaşık beş dakika içerisinde evinize ulaşmış olacak.'

Çalışana biraz bahşiş ile birlikte ücretini verdim ve gönderirken, kapıyı kapatmadan arkamı dönüp elimdekileri Masum Katil'ime verdim.

O ise bu sırada giyinmişse de saçlarını kurutmamıştı. "Aşkım... saçlarını kurutmazsan hasta olursun." dediğimde inatçı bir çocuk gibi başını iki yana salladı. Saçlarındaki ıslaklık bana da geldi. "Sen kurutacaksın." dediğinde omuzlarımı silktim.

"Beni odamızda bekle. Olur mu?" dediğimde arkamdan eğitmenimin sesi geldi. Bu beş dakikadan daha hızlıydı! Kaşlarımı çattım.

"Selam evlat! Bakıyorum da hâla çifte kumrusunuz!" diye...

Ağzına sıçtımın herifi!

Masum Katil'imin korkuyla yerinden sıçramasına neden oldu!

Hayvan piç!

Arkamı döndüm ve öldürme isteğimi hiçbir şekilde saklamadım.

"Seli! Öldür şu piçi!" diye bağırdım ve Seli'nin ateşlediği bir mermi, kendini kenara atan eğitmenimin eski durduğu yere geldi.

"Ahaha! Elimde beyaz mendil var bak!" diye bağırdı. Bu sırada Masum Katil'im önüme geçip yeni bir komut vermemi engelleyerek öptü. "Onu öldürme." dediğinde yüzüm düştü.

—'Öldürme' derken? Sevgilim olanları...

—Unutmadım! Ancak o senin baban!

—Babam mı? O lanet hain mi? Yakın olduğumuz için babalık dememi ciddiye almamalısın.

—Hayır... o gerçekten baban.

—Ha?

—Öyle.

Şok içinde Masum Katil'ime baktım. Siktir! Has siktir be! Yok daha neler! Yakında uçan develer görsem şaşırmayacağım! Babam mı? O herif mi? Gerçek olan?

"Evet, evet! Sevgilini dinle! Harbiden babanım! Aynı kandanız!" diye bağırdı, kendini attığı yerde toparlanarak. Tamam anladım. Ne sikim işse bu, tamam. Ancak...

"Sevgilim, sen bunu nasıl biliyorsun?" diye sordum. Böyle bir şeyi nasıl bilir? Ne zaman söylemeyi planlıyordu? Bu...

"Biliyor, çünkü baloda dans etmenizden önce kanıtlarıyla birlikte lensine gönderdim. Uygun bir vakitte konuşmak istediğimi de belirterek. Direk sana söylesem bana inanmaz veya konuşmayı reddederdin, ancak onu dinleyeceğini düşündüm!" diye bağırdı.

Masum Katil'im ona döndü. "Niye geldin ki? Vakti zamanı gelince seni çağıracağımı söylemiştim." dediğinde, kolundan tutup arkama çektim. Başımı biraz arkaya döndürerek, Masum Katil'ime baktım.

"Bunu seninle sonra konuşacağız sevgilim. Ve söz veriyorum. Dediğini dinleyip, onu öldürmeyeceğim. En azından şimdilik. Tamam mı? Ancak sen de beni dinlemeli ve üst kattaki odama gitmelisin. " derken arkamı bayağı dönmüş, gözlerinin içine bakmıştım.

Ama kabul etmedi. "Beni yalnız bırakmayacağını söyledin." dediğinde şaşırdım.

Bırakmıyorum ki?

Sıkıca ellerimizi kenetlediğinde derin bir nefes verdim.

Kararlıydı ha?

Bu sırada eğitmenim, eski günlerdeki gibi kendini tekli koltuğa atmış, rahatına bakıyordu. Dişlerimi sıkıca birbirine kenetleyerek ilerleyip ikili koltuğa yerleştik.

"Yanlış anlama. Genetik olarak babam olman umurumda değil. Seni yine de öldürürüm ancak Masum Katil'imin şiddetle reddettiği tek bir şeyi daha yapmamak üzere kendime söz verdim. Hâla nefes almanın tek nedeni bu. Ayrıca bir daha ona herhangi bir şekilde ulaşmanı, uğraşmanı istemiyorum. Anlıyor musun?" dediğimde ciddi bir yüz ifadesi oluşturup başını salladı.

"Ancak ben sana hâla evlat demeye devam edeceğim. Diğer dediğini ise kabul ediyorum. Masum Katil için yaptığım seçimlerde tamamen hatalıydım. Özür dilerim Masum Katil." dedi ve birleştirdiği ellerini alnına götürdü.

Masum Katil'imse "Ona o şeyi göndermen gerekli miydi?" diye sordu. Bunun karşısında eğitmenim omzunu silkti ve "O zamanki davranışlarım iradem dahilinde değildi ve tamam, özrümü kabul etmesen de olur." dediğinde Masum Katil'imin elini sıktım. O iyi, değil mi? yüz ifadesinden hiçbir şey anlayamıyorum.

"Geç bunları ve neden geldiğini söyle?" dedim sertçe. İşin daha fazla uzamasını istemiyorum. Bu kadar sabırsızca ne diyecekse desin ve siktir olsun gitsin, pezevenk!

"Oww... çok soğuksun! Tamam anlatıyorum. İlk önce bana hain diyorsunuz ancak bu büyük bir yanlış anlaşılma. Size bir de kendi tarafımdan anlatayım, her şeyi! Tüm olayları." dediğinde tam bir şey diyecektim ki, Masum Katil'im elini ağzıma götürdü ve sertçe diyebileceğim şekilde kapattı. Derin bir nefes veren hain, anlatmaya başladı.

"Ben etimoloji lideriyim. Bu ikincil bir beden. Gerçek bedenim derin bir uykuda." Lider mi? İkincil beden mi? E... yuh be! Bre hayvan! Hiç utanmadan ikincil bedenden bahsediyor. Masum Katil'im bıraksa da şunu parça pinçik etsem.

—Diğer liderlerle yaklaşık doksan yıl önce keşfe çıktığımız günlerden birinde, gizli bir yer altı tesisi bulduk. Onca yıl geçmesine rağmen bozulmamış! Kimse keşfetmemiş! İçerisindeyse büyük bir hazine vardı.

—Virüsün en antik hali! İlk örnekler, çalışmalar, notlar! Bu virüsü yapan bilim insanının gizli sığınağı! Ve böylece araştırdık, keşfettik ardındansa deneyler yapmaya başladık.

—Bilim insanının asıl amacı sizdiniz. Dövüşçü Prens ve sen. Neden bilmiyoruz ancak bunu isteyerek virüsü yapmıştı. Tahminen en gelişmiş insan. Yalnızca bir çift olacak şekilde.

—Diğer anlayamadığımız durum ise neden hâla bu çift dünyaya gelmemişti? Burada virüsün asla hayal edemeyeceğimiz o son hali vardı ancak notlarına göre bu, yok etmeyi istediği birer numune yani deneydi. Virüsün başarıya ulaşıp ulaşmayacağını test ettiği bir deney.

—Asıl amacı virüsün ilk halini yayıp, yüz yıllar içerisinde gelişmesi ve en sonunda bu çiftin ortaya çıkmasıydı. Ancak notlarındaki tarihlere baktık ve biz bu tarihleri çoktan geçmiştik!

—Böyle bir çift çıkmış olsaydı, liderler olarak bunu bilirdik! Sur içi veya dışı fark etmez. Böyle bir çift çıkacak da biz bilmeyeceğiz! İmkansız.

—Bilim insanı bir hata yapmıştı. Tüm insanlığı ilgilendiren, büyük bir hata! O da şuydu; virüs en iyi haline evrimleşemiyordu. Kendi başına olmuyordu bu! Tetikleyici lazımdı. Ancak tetikleyicinin ne olduğunu bulmak, bilmek imkansız! Binlerce yıl araştırsak yine de bulamayız. Milyarlarca hücrenin içerisindeki, çok ama çok küçük bir detayı bulmak! İmkansız!

—Neyse ki o aptal herif, virüsün bu en gelişmiş versiyonunu yok etmemişti. Böylece hâla bir şansımız olabilirdi.

—Bir çifti hayata getirdik. Virüsün en gelişmiş versiyonuydu onlar. Ancak ergenlik çağına gelmeleriyle birbirlerini öldürdüler. Nerede hata yapmıştık?

—Bir çift daha dünyaya getirdik. Ancak yine aynı şey oldu. Kral başka bir kızla yakınlaşıyordu. Bunu kıskanan Kraliçe, o kıza karşı atak yapıyordu.

—Kral ise zaman içerisinde büyük bir paranoya geliştiriyor ve Kraliçesini öldürüyordu. Ancak Kraliçe de bunu fark ediyor ve altta kalmıyordu. Sonuç olarak ikisi de ölüyordu.

—Böylece üçüncü çiftimizi de dünyaya getirdik. Her şey aynı gelişti. Kraliçe, başka kıza aşık olan Kralı kıskandı. Ancak Kraliçeyi bu sefer uyardık ve onu buna hazırladığımızdan bir atakta bulunmadı.

—Yaklaşık olarak 16 yıl böyle yaşadılar. En uzun yaşayan çiftimiz oldular. Sizin dışınızda.

Dediğinde durup yutkundu ve bana gülümsedi. Niye tüm bunları aniden anlatmaya başladı? Kesin bir şey planlıyor bu herif! Ah Masum Katil'im bıraksa da bu herifi... Neyse, sakin ol.

—Nedenini anlayamadığımız şekilde Kral'ın içinde paranoya büyüdü. Büyük bir delilik. Kraliçe'ye sorduk neler olduğunu anlatması için ancak o da nedenini anlayamıyordu. Çünkü gerçekten bir şey yapmamıştı.

—Kral'ın saldırılarından korumak için Kraliçe'yi emniyete aldık. Ancak... onlar bizden çok daha üstün ve zekiydiler. Sonuç olarak ikisi de yine öldü.

—Bunu pek çok defa tekrarladık ve sonuç her seferinde aynı oldu. Her şeyi denedik! Kraliçe'yi katillerden seçtik olmadı. Kral'ı katillerden seçtik yine olmadı. Belki böyle bir denge oluşur diye düşündük ama yanılmıştık. İki çifti de katillerden seçtik, yine olmadı. Denemediğimiz son bir şey kalmıştı...

—Sizi dünyaya getirdik. Yedinci çiftimiz. Diğer liderler, Kral'ın gücünü ve ihtişamını görmüşlerdi. Kraliçe ise biraz daha zeki olsa da, psişik olarak güçleri oldukça gerideydi.

—Kraliçe'ye ihtiyaçlarının olmadığını, hatta Kraliçe'nin varlığı yüzünden, Kral'ın delirdiğini düşündüler. Eğer Kraliçe olmazsa, Kral delirmezdi sonucunu çıkardılar. Ve oy birliği ile bebek olan Kraliçe, yani sen idama mahkum edilerek bana verildin.

—Seni öldüremezdim, ancak katiller öldürebilirdi. Bu yüzden sur dışına gittim. Bir kamp buldum ve seni oraya bıraktım. Kampı kuran katiller yoklardı, ama geri döneceklerine şüphem de yoktu. Böylece terk edip sur içine döndüm ve öldüğünü söyledim. Öldüğünden emindim de.

Yok artık ya! Adam kendi kızını bebekken nasıl öldürdüğünü anlatıyor, sanki hiçbir şey değilmişçesine!

Gözlerimle işaret edip duruyorum Masum Katil'ime, beni bırakması için ama bırakmıyor! Hâla eli sıkıca ağzımı tutmakta.

Yahu adam manyak görmüyor musun Masum Katil'im? Bir bebeği ölüme terk etmiş! Tabi o ben oluyorum! Hah! Daha bebekken de kendi babam tarafından öldürülmeye çalışıldığıma inanamıyorum! Ayrıca şu liderler var ya... ehe, ehehehehe...

—Dövüşçü Prens'i, bir prens edasıyla büyütmeye başladık. Diğer Krallardan çok daha örnek davranışlar sergiliyordu. Çok daha güçlüydü ve zekiydi. Liderler olarak doğru kararı vermiştik. Kral gerçekten de Kraliçesi olmadan daha iyiydi!

Has siktir be!

Adamın manyaklığını bana ithaf etmeyi kesin, piçler!

—Bir gün Surun Zekâsı bana mesaj gönderdi. Bu oldukça ilginçti! Sur kapısının önünde, iki bilemedim üç yaşlarında bir kız çocuğu ve onu koruyan üç katil vardı! Kız çocuğuna baktığım an tüylerim ürperdi. Seni hemen tanımıştım. Kraliçe ölmemişti! Kraliçe yaşıyordu!

Lan bir de heyecanla, sevinçle anlatıyor, herif! Gören de beni ölüme terk eden o değil sanır ha! Ayrıca üç katil? Bunlar benim Üçüz Korumalar olmasın?

Oha! Oha!

Gelişmelere gel.

—Rahatladım, sevindim. O bebek ölmemeyi başarmıştı! Ve çok tuhaf bir şekilde üç katil onu koruyordu! Ve yine çok tuhaf bir şekilde sur kapısının önündeydiler!

Tabi ki ölmem! Hıh!

Masum Katil'ime göz kırptım. 'Bak! Daha bebekken de millet öldürememiş beni, gördün mü? Öyle kolayca ölecek bir kaltak değilim!'

—Surun Zekâsına onları hemen içeriye alması emrini verdim. İlk önce karşı çıktı bu yüzden ona neler olduğunu anlatmak zorunda kaldım. Surun Zekâsı edindiği yeni bilgilerin akıbetinde sizi içeriye aldı ve diğer liderlerden saklamam için yardım etti.

Tamamdır! Surun Zekâsı artık benim dostum! Gerçi... şimdi fark ediyorum da kavga etmediğim tek yapay zeka o. Belki de bu yüzdendir?

—Seni bir süre sakladım, üçlüyü ise yakalamış ve tedavi ettirmiş olduğum kölelerim olarak gösterdim. Ancak tedavi ettiremedim. Buna izin vermedin Çakma Meleğim. Daha çok küçüktün ancak bir şekilde psişik güçlerini kullanabiliyordun.

Psişik güçler kullanmak? Benim psişik güçlerim var yani! Hahahaha! Neler acaba? Ah! Muhtemelen telepati. Masum Katil'imin kaçırılışında oluşan o olayda acaba böyle bir etki miydi? Kendime kostüm dikmeliyim, derhal!

—Zamanla bunu istemsiz kullandığını fark ettim. Muhtemelen o katilleri de bu şekilde kontrolün altına almıştın. Ve bu... bu çok büyük bir güçtü! İlk defa bir Kraliçe'nin, Kral'dan daha güçlü olduğunu gördüm. Çok yanlış anlamıştık.

—Ancak sur içinde bir süre yaşadıktan sonra bu gücün gitti. Belki de savaş ortamında güçlerin istemsizce ortaya çıkıyordu? Belki de Kraliçe güçlü olandı, ancak Kral'dan daha barışçıl bir yapı sergiliyordu. Belki de bu, güçlerini kısıtlıyordu bir şekilde?

—Beş yaşınıza bastığınızda Kral'ın peşinde dolanıyordun. Onun kuyruğu gibiydin! O kadar sevimliydiniz ki... Ancak içimde büyük bir korku oluştu. Yine aynı mı olacaktı her şey?

—Kral'ına takıntılı bir Kraliçe ve Kraliçe'sinin bu takıntısından korkup deliren bir Kral. Sonuç ise kaçınılmaz ölüm. Bunu istemedim! Kızımın ölüşünü görmeye katlanamazdım! Bir kez daha aynı şeyi yaşamak istemedim.

—Böylece sur içinde araştırmalar yaptım. Kraliçe'nin ilgisini cezp edecek bir oğlan çocuğu bulmak için. Kral zaten zorbalık yapıp duruyordu Kraliçe'ye. Öyle ki Kraliçe'nin tek bir arkadaşı bile kalmamıştı.

—Ve yedi yaşınıza geldiğinizde bulmuştum! Senin ilgini cezp edebilecek bir oğlan çocuğu! Böylece Kral ile Kraliçe dost olarak kalabileceklerdi!

—Sen gerçekten bu oğlanı sevmiş olmalıydın, zira Kral'ı en sonunda bırakmış ve tüm vaktini bu oğlan çocuğuna harcamaya başlamıştın.

—Bu duruma ne kadar sevindiğimi biliyor musun? Sonunda bir çifti kurtarabileceğimizi düşündüm. Ayrıca... ne de olsa benim kızımdın! Ölmeni, üzülmeni gerçekten istemiyorum.

Hahaha! Herifin aklına yeni geldi kızı olduğum. Demek dostumu bana kazandıran bu herifti ha? Hayatımda, bana yaptığı tek iyilik olarak görebilir miyiz bunu?

—Yine de beklenmedik bir gelişme oldu. On yaşınıza bastığınızda Kral sistemlerimizi hackledi ve her şeyi buldu! Aynı zamanda bu seni de açığa çıkarmıştı.

—Liderler olarak toplandık ve Kral'a her şeyi açıklamak zorunda kaldık. Ve liderler 'Merak etmeyin Kral'ım. Kraliçe'yi öldüreceğiz.' dediklerinde kendimi ölecek gibi hissettim. Ne kadar şiddetle karşı çıksam da yararı yoktu! Ancak Kral, kimsenin beklemediği bir tepki verdi.

'Kraliçe'me dokunanı öldürürüm!'

—Böylece liderlerin eli ayağı birbirine dolandı. İkna etmeye çabaladılar, olmadı. Seni korudu. Ayrıca o an ne büyük bir hata yaptığımı anladım. Çünkü Kral, bu sefer Kraliçe'sini istiyordu. Tuhaf bir şekilde!

—Sense Kral'ı görmezden geliyordun. Her şey tersine dönmüştü. Liderlerle bunu konuştuk ve bana, Kraliçe'ye birini bulabildiğim gibi Kral'a da birini bulmam gerektiğini söylediler. Ancak ben bunu başaramadan, Kral büyük bir kıskançlık ile dostunu öldürmeye kalktı.

—Bundan sonra her şey daha da beter oldu. Sen dostunu kurtarmak için büyük bir gayret gösterdiğin için Kral kendini daha da yalnız hissetti ve içinde büyük bir nefret büyümeye baş gösterdi. Liderlere bağırdı çağırdı;

'Neden Kraliçe'm bana aşık değil!? Neden beni görmüyor!? Kraliçe'min bana aşık olacağını söylemiştiniz!'

—Öfkesi, nefreti ve kızgınlığı büyüdü. Çakma Meleğim sen aşırı zekiydin! Psişik güçlerin gitmiş ve geriye zekan kalmıştı ancak bu zeka, geçmiş Kraliçelerle kıyaslanamazdı.

—Bu seferki çiftimiz diğerlerinden çok daha güçlüydü, ancak bir o kadarda farklıydı. Katil üçlü ise seni korumaya devam ediyordu. Bu da bana, onlara her ne yaptıysan bunun kalıcı olduğunu düşündürdü.

Telepati yeteneğim kaybolsa da, katiller beni korumaya devam etti. Resmen katilliklerini geri de bırakmışlar!

—Tüm çabaların sonuçsuzdu ve en sonunda her şeyi bıraktın. Bu süreçte farklı bir bedende olsan da genetiğindeki değişimler bitmedi. Asıl bedeninle kurduğun psişik bağlantı sayesinde bu bedenindeki virüs, asıl bedenindeki haline geldi.

Piçin haykırdığı cümleyi hatırladım.

'Vücut değiştirmenin bunda bir etkisi yok. Bunu kanıtladın. Çünkü bunu aştık.'

—Biz bu şaşırtıcı sonucu gördüğümüzde sur dışından dönmüştün. Asıl bedeninde olmadığın için sur dışındakilerin sana böyle tepki vereceğini düşünmemiştik. O ana kadar tek bildiğimiz, asıl bedeninle arandaki psişik bağlantı sayesinde bu bedenindeki virüsü geliştirdiğin ve bir prense dönüştüğündü.

Demek bu yüzden dışarı çıkmama müsaade edilmişti.

—Bu bedenindeki virüs Kraliçe'nin sahip olduğu virüsün aynısı haline geldi. Belki de bizlerdeki virüsün böyle bir tetikleyiciye ihtiyaç vardı? Hâlen daha tartışıyoruz bunu.

İyi siz mal mal tartışmaya devam edin, ben sevdiğim adamla huzur içinde yaşayayım.

Tamam mı?

Bir şeyler demeye çalıştım ancak, Masum Katil'im yorgunluk nedir bilmeden, ağzımı sertçe tutmaya devam ediyordu. En az benim kadar dikkatle dinliyordu.

—Sonuç olarak bu bedenindeki virüs, en gelişmiş versiyona gelene kadar ilerledi. İşin bir diğer tuhaf yanı ise şu oldu Çakma Meleğim: sen hâla Kraliçesin. Kral ile Kraliçe'nin sahip olduğu virüsler birbirinden biraz farklıydı. Ve sendeki Kraliçe olarak gelişti, bedenin erkek olsa bile.

—Bu da bizim cinsiyetçiliğimizi vurgulamış oldu. Haha! Virüsler sadece birbirine eşti, cinsiyetin önemi yoktu!

Aptallar! Adam böyle bir virüs yapacak kadar zekiymiş! İnsanlığın aptal normlarını sürdürecek değildi!

—Her neyse... geri Kral'a dönersek. Dostunu kurtaramaman Kral'ı sevindirdi ve deliliğe varmaya başlayan öfkesini dindirdi. Ancak bu uzun sürmedi. Çünkü sen, hâla onu görmüyordun.

—Böylece içinde delilik tekrardan oluşmaya başladı. Konsey derhal seni öldürmeyi teklif etti ancak Kral'dan korkuyorlardı. Kral seni koruyordu.

Şimdi şu piçe teşekkür mü etsem yoksa küfretmeye devam mı etsem bilemedim. Merak ediyorum da tüm bunları daha önceden bilseydim, ona böyle işkence yapabilir miydim?

—Sur dışından Masum Katil ile döndüğünde Kral iyice delirdi. Ona aşık olduğunu biliyordu. Anlaşılan o ki aranızdaki psişik bağ, senin duygularını anlayabileceği kadar gelişmişti. Ancak bunun farkında değildin. Farkında olsaydın, büyük ihtimalle sen de onun duygularını ve hatta düşüncelerini sezebilirdin.

Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir? Müthiş... Önceden bilseydim... Ne ölüme yaklaşırdım ne de öldürürdüm o herifi. Zihnindekileri biliyorken, öldürmeme gerek kalacak bir şeyler yapmasını önleyebilirdim. Dostuma saldırmasını önleyebilirdim. Masum Katil'im...

—Aslında siz ikinizin kötülük yapmasına ihtiyaç yoktu ancak Kral bu konuda ısrarcı davrandı. Karşına Masum Katil'i çıkardı. Böylece sizi ayırabileceğini düşünmüş olmalı. Ancak bu da olmadı.

Vay piç! İyi ki işkence etmişim. Hatırlamıyor olabilirim ancak böyle bir şeyi... Masum Katil'im nasıl sabırlıca dinleyebiliyor? Ne düşünüyorsun?

Bu sefer bakışlarını Masum Katil'ime yönelterek konuşmaya devam etti.

—Çakma Melek seni bir an olsun bırakmayınca tekrardan delicesine öfkelendi. Ve Çakma Meleğin sana tüm ruhuyla bağlandığını hissetmiş olacak ki seni kaçırttı, böylece sizi ayırabileceğini düşünmüş olmalı... Ama bir planı daha işe yaramadı.

—Ardından onun yaptıklarını, nasıl bilmiyorum ancak öğrendin. Öğrendiğini anlayan ve geçmişteki rakibinin de geri geleceğini fark eden Kral, tek defada iki rakibini de sonsuza kadar yok etmek istedi.

Ve sen bunları bildiğin halde bana tek bir kelime etmedin! Orospu çocuğu! Ah! Masum Katil'im iplerimi salsa da seni mahvediversem!

—Kral'ın durmayacağını anlamıştım ve dostun ile Masum Katil'i umursamıyordum. Kızım, sen önceki Kraliçeler gibi değildin. Eğer ikinizi birleştirirsem, Kral'ın deliliğini durdurabilirim diye düşündüm. Böylece Masum Katil'i ve dostunu ortadan kaldırmak için yardım ettim.

Nasıl manyakça bir düşüncedir o?

Mal mı bu adam?

Masum Katil'im olmasa bile o delirmiş piçe aşık olmazdım!

—Ancak bu sabotaj beklediğimiz gibi gelişmedi ve sen az daha ölüyordun. Bunu fark eden Kral'ın akli dengesi tamamen bozuldu. Onu durdurmaya çalıştım ancak başaramadım. Her şeyi denedim. Her şeyi! Ve en son bir anlaşma yaptık.

—Seni öldürmemesi karşılığında Masum Katil'i ona verecek, dostunuysa öldürecektim.

Oha! Anlaşmaya bak! Lan ne cins bir piçsin? Gerçekten Masum Katil'ime tüm o yapılanlardan sonra ve o öldüğünde... Uyandığım gün tüm bunların hesabını sormayacağımı mı düşündüler? Yoksa... Ulan yoksa!

Masum Katil'imin ellerinden kurtulmaya çalıştım ve çırpındım. Kurtulduğum an bağırdım."Hafızamı siz mi sildiniz!? O hasar sizin eseriniz! Piçler!" diye. Masum Katil'im gözlerini büyüterek eğitmenime baktı.

Ne yani çakamamış mıydı bunu? Çok safsın sevgilim.

"Dostumu ve aşkımı ortadan kaldıracaktınız, uyandığımdaysa aşkımı hatırlamayacak, dostumunsa deneyin başarısızlığından öldüğünü sanacaktım, değil mi?!" diye haykırdım.

Eğitmenim başını eğdi ve sessizce kabul etti.

Vay piç! Vay piç!

Bu sırada tekrardan Masum Katil'ime yakalandım. Aynı biraz önceki gibi ağzımı sıkıca kapattı. "Mımm!" diye kaş göz yaptım, ancak... "Devam et!" diye emir verdi eğitmenime. Buna ilk önce şaşırsa da gerçekten devam etti.

—A-Ancak işler yine beklediğim gibi gitmedi. Ondan sonra sadece seni korumak için çabaladım. Liderler Dövüşçü Prens'i desteklediği için oldukça zor oldu. Bayağı zor.

—Üçüz Korumalarına tüm psişik gücünü harcıyordu çünkü en büyük destekçilerimiz onlar olmuştu. Kral'ın hamlelerine oldukça ön sezili yaklaşıyorlardı. Ayrıca bir türlü emri altına alamıyordu onları ki bu da onda büyük bir takıntı yaratarak tüm gücünü üçlü üstünde tüketip durmasına yol açtı. Bu durum Masum Katil ve benim, onun emri altına girmememize yaradı.

—Üçüz Korumalarını saf dışı edebilseydi; ne ben, ne Masum Katil direnebilirdik Kral'a. Dostunu saymıyorum bile. Onca yıl zihninde hapis kaldığından olsa gerek, akli dengesi pek stabil değildi. Diğer yandan sana olanlardan dolayı kendini suçluyordu. Bu da onu oldukça intihara eğilimli, depresif bir zihin yapısına sokuyordu.

—Seni korudum. Diğer yandansa Masum Katil seni iyileştirdi. Ayrıca onun bu kadar zeki olması sence de tuhaf değil mi, Çakma Meleğim? O bir prensten daha yüksek zekaya sahip! Neredeyse Kral kadar...

—Umarım bir gün izin verirsin ve onu da araştırırız ancak şimdiye gelirsek. Liderler Kral'ı öldürmediğini biliyorlar. Bu yüzden Kral'ı alana kadar durmayacaklar. Lütfen Kral'ı onlara ver ve onlar da sana saldırmasınlar?

Demek piçin bahsettiği şeyler bunlardı. Olan biten buymuş ha? Öylece her şeyi dinledim ve şimdiyse... düşünecek bir şey bulamıyorum. Hissizleştim!

En sonundaysa Masum Katil'im, elini ağzımdan çekmişti. "Hıh! Ben onu gerçekten öldürdüm. İnanmıyorsan bu kanıtı." dedim ve ona yaptığım işkencenin videosunu yolladım. Dehşet içerisinde izledi.

"Sen... sen delirmişsin! Böylesi bir işkence! O aptal sapıklara Geli'nin yaptıklarını biliyorum ancak bu! Bu! Sen Kral'dan daha delisin!" diye bağırdığında umursamazca başımı çevirdim.

Masum Katil'im bana donuk bir yüz ifadesiyle bakıyordu. "Cidden, ondan intikam aldın." dediğinde sarıldım. "Biliyorum hayır dedin ancak... duramadım." dedim. İçime bir korku düştü. Büyük bir korku.

Neden böyle bir korku oluştu?

"Masum Katil'im? Beni... beni terk etmeyeceksin?" diye sordum korkuyla.

Eğitmenimse oturduğu yerde izliyordu olanları ve soğuk terler döküyordu.

Onu dikkatlice inceleyen Masum Katil'imden bir yanıt alamadım. "Beni terk edeceksin!" diye bağırdım. Bağırdığımı duyan eğitmenim görüntüleri ekranından çekti ve bana baktı. Dehşet ile gerilmişti yüzü. Bir bana bir Masum Katil'ime bakıyordu.

"Ama...ama! Ama beni terk edersen kaybolurum! Lütfen. Söz veriyorum bir daha sözünden çıkmayacağım. Beni terk etme." Fark etmeden ayağa kalkmıştım. Önünde dizlerimin üstüne sertçe düştüm ve ellerini tuttum.

"Beni terk etme." dedim yalvarırcasına.

O beni terk edemez! Bunu yapamaz! Ben yaşayamam. Yaşayamam!

Soğuk bir tavırla ellerimi bıraktı ve yatak odasına doğru yol aldı. Anlamıyorum! Ona ne yapmaya gittiğimi söylemiştim ama yapmadığımı mı düşünmüştü?

"Senin yüzünden... senin yüzünden... senin... SENİN!" diye bağırarak haine döndüğümde dağ gibi adamın esmer ten renginin küle dönüştüğünü, kan ter içerisinde büyük bir korku ve dehşetle bana baktığını gördüm.

Tabi bu umurumda mı? Onun yüzünden Masum Katil'im beni... beni!

Sikeceğim seni orospu çocuğu!

"Senin yüzünden sevdiğim adamı kaybettim? Ölsene?" dedim ve elimi silah işareti yaparak ona yönelttim. Bu sırada arkamdan sarıldı. Masum Katil'imdi. "Beni terk ettin! Şimdi gelip sarılamazsın!" diye kızdım.

—Seni terk ettiğimi söylemedim.

—Ancak terk etmediğini de söylemedin!

—Meleğim. Eğer bunu yaparsan seni terk ederim.

Elimi çaresizlikle indirdim. Kısık bir sesle önümdeki adama seslendim.

"Git."

Bunu dememle koşarak kaçması bir oldu. Ardından öylece baktım.

Onu öldürmek istiyorum! Onu gerçekten öldürmek istiyorum! O kadar ki... bunu yapamadığım için hüngür hüngür ağlayabilirim!

Masum Katil'im ise hâla bana sarılmış haldeydi. "Adam gitti daha fazla rol kesmene gerek yok." dedim, boğuk sesimle.

Beni artık istemiyor değil mi? Beni gerçekten istemiyor. Belki de benden korkuyordur?

"Ölürsem, rahatlar mısın? O zaman benden korkmadan yaşamaya devam eder misin?" diye sordum. Pekâla ölebilirdim. Zaten en baştan ölmem gerekmiyor muydu? Omuzlarımdan sertçe tutup beni kendine çevirdi.

"Ne saçmalıyorsun?" dedi ve dudaklarıma gömüldü. "N-n-n-n-ne? Saçmalamak mı?" Dudaklarını çektiğinde nefessiz bir halde bunu sordum.

Ben saçmalıyor muyum? O zaman niye öyle tepki verdi?

İçimde hâla büyük bir korku var.

"Sana kaç defa seni sevdiğimi ve kaybetmek istemediğimi söyledim? En büyük kâbusum yanımda olmaman. Sadece biraz düşünmek ve sindirmek istedim... ama sen ne yapıyorsun? Halbuki bana demiştin anlamam gerektiğini. Sende anlamalısın." diyerek beni koltuğa oturttu.

"A-ama korkmadın mı?" diye sordum. Sesim oldukça titriyordu ve başımın ön kısmı... çok kötü!

"Hayır, korkmadım. Sadece... işkence edeceğini düşünmemiştim. Ve diğer öğrendiklerim. Seni ondan çaldığımı öğrendim! Birinin seni, benden çaldığı düşüncesi dizlerimin titremesine neden oluyorken ben, aynı benim gibi hisseden birinden çalmışım seni." dediğinde rahatladım.

Ona sıkıca sarıldım. "Beni bırakma. Ayrıca kimseyi çalmadın sen. Ben seni, senden çaldım!" İçimde hâla korku olsa da biraz olsun yatışmıştı. Başım ise daha normale mi dönüyordu?

"Seni seviyorum meleğim. Bir yere gittiğim yok. Söz veriyorum. Bu yüzden lütfen... lütfen daha fazla karanlığa kapılma." dediğinde onu onayladım.

"Yanımda olduğun sürece kaybolmam. Işığım yanımda olduğu sürece..." diyerek kollarımı daha da sıktım.

Işığım beni terk etmediği sürece... geri kalan hiçbir şey umurumda değil!

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm