İdea'nın Virüsü - Bölüm 32: Emir

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 163
Tarih : 26 Nisan 2018 12:30:38

Büyük bir gürültüyle gözlerimi açtım. Masum Katil'im yanımda değildi. Ve sonra tekrar gümbürtü geldi. Yataktan çıkıp üstüme uzunca bir bluz giydim. Altıma herhangi bir şey geçirmeden odadan çıkıp mutfağa baktım.

"Savaş mı çıktı?! Ne oldu buraya?"

Hayretle ağzım açık kalmıştı. Masum Katil'im karşımda kan ter içinde kalmış, üstüne bir sürü şeyler dökmüştü. En son yerde bir tencere yuvarlanıp yanımdan geçerken Masum Katil'im genişçe gülümsedi.

"Günaydın!"

Heyecanlı çıkmıştı sesi. Sonrasında ellerine, üstüne ve en son mutfağa baktı. Suçlu suçlu gözlerini kaçırıyordu.

Vay be!

"Günaydın." dedim yutkunarak. Mutfak talan edilmişti! Burası mutfak mıydı? "Sevgilim, mutfak burasıydı değil mi?" diye tedirgince sordum. Her an bir şeyler patlayabilecek gibi duruyordu.

Bir süre ayakta dikildim. Şaşkınlığımı bir türlü üstümden atamıyordum. O ise omzunu silkti, ocağın altını kapadı ve sandalyeye oturdu. Şaşkın tepkimden dolayı olsa gerek, yüzü bayağı kızarmıştı.

"Sevgilim, pek çok şeyi anlayabilirim ancak deney tüplerinin ne işi var burada?" Diye şaşkınlıkla birini elime alıp inceledim. İçinde tuhaf, köpüğümsü bir şey vardı.

"Ahh! Aromasını zenginleştirmek için bir yöntem arıyordum... O yüzden..." Derken gözlerini bir kez daha kaçırdı. Elini ensesine götürmüştü.

Bu... Neden bu kadar sevimli?

"Eee..? Bir şeyler koymayacak mısın önüme?" derken masaya yerleştim. Heyecanla başını kaldırdı ve ocağa geri döndü. Biraz önce altını kapattığı tencereden, çorbamsı bir şeyi kâselere doldurdu. Ardından üstünü pul biberle süsleyip önüme koydu.

Kokusu oldukça iştah açıcıydı ama... bu neydi ki? Kaşığımı daldırdım ve biraz gezdirdim. Heyecanla gözlerimin içine bakarken kendi çorbasını içmeye başlamıştı bile.

Sadece bir çorba için mi tüm mutfağı bu hale getirmişti? Bunu nasıl başarabildi!? Kaşığı korkak bir şekilde ağzıma götürdüm ve tadına baktım.

"Biraz tuzlu ama mükemmel!" dedim hayretle. Gerçekten güzeldi tadı! "Aroma için yaptığın deney başarılı gözüküyor." Diyerek başımı aşağı yukarı salladım.

Ya da ben çok açtım ve bu yüzden bu kadar muhteşem geliyordu. Çünkü hala bu çorbanın neyden oluştuğunu anlayabilmiş değilim. Yine de... Koca bir dilim ekmek ile çorbayı silip süpürdüm.

"Gerçekten harika! Çok güzel yapmışsın, ellerine sağlık!" dedim bu kâseyi de bitirirken. Yüzü kızarmış ve kendi kâsesindeki çorbayı daha bitirememişti. Çorbayla oynayıp duruyordu. "Sen yemeyecek misin?" diye sordum. Başını kaldırıp kızarmış suratıyla bana dalgınca baktı.

"Yo, yiyorum. Sadece böyle tepki vermene şaşırdım. Beğenmen için elimden geleni yaptım. Afiyet olsun." deyip oynamayı bırakarak yemeye başladı. Aptalca sırıttım. Kâsemdeki son kısımları bitirip öylece onu izledim. İzlendiğini fark ettiğinde kulakları da pembeleşmeye başladı. 

Kendi de bitirdiğinde, mutfağı toplamaya kalkıştı. Arkasından sarıldım. "N-ne?" dedi tedirgince. Ona önlüğünü gösterdim. "Beni baştan çıkarmaya mı çalışıyorsun?" diye kulağına fısıldadım. Titreyen ellerini tezgâhın üstüne yerleştirdi.

"Öyleyse ne olmuş?" diye yanıtladığında oldukça şaşırdım. Yani... cidden mi? Hem de dünden sonra! Sonra döndü ve alt kısmımı gösterdi.

"Sen de yarı çıplaksın." dedi, bluzumu yukarı kaldırıp bedenimi açığa çıkarırken. Dudaklarına bir öpücük kondurdum, diğer yandan elini tutup bluzumu serbest bırakmasını sağladım.

Bluzum, üstümü tekrardan kapatmıştı. "Aşkım... bedenime bu kadar çok yüklenme?" dedim ve gülümsedim. Böyle dediğimde gözleri endişeyle açıldı.

"İyiyim iyiyim. Ama buna devam edersen tüm hayat enerjimi bitireceksin." derken tekrardan dudaklarına bir buse kondurdum. "Diğer yandan... tüm bunları tek başına toplamana izin veremem. Yardım edeyim." diyerek kirlileri makineye yerleştirmeye başladım.

Tüm mutfak temizlendiğinde ve en son yeri sildiğimde kendimi ilerideki geniş koltuğa bıraktım. Masum Katil'im gelip, başını kucağıma koyarak uzandı. Saçlarını okşadım. Aynı bir kedi gibi mırıldandı. "Bu tepkilerin çok sevimli." dediğimde ise gülümsedi.

"Güzel ve huzurlu bir uyku uyuyabildin mi bu sefer?" diye sorduğumda ilk kaşlarını çattı, sonradan düzeltti ve hafif bir gülümseme yerleşti yüzüne.

"Tamamen huzurlu bir uykuydu." dedi. Dayanamayıp öpmeye başladım. Biraz derinleşse de daha ileriye gitmesine izin vermeden dudaklarımızı ayırdım.

"Mmmıhh..!" diye isyan etti. "Ben de sürekli seninle bir olmak istiyorum ama sevgilim sadece ben değil senin bedenin de dinlenmeli. Çok zorluyorsun kendini." diyerek saçlarını okşamaya devam ettim. Yüzünü asarak bakışlarını başka yöne çevirdi. Ama böyle olmaz ki.

"Masum Katil'im..." dedim ve derince soluk verdim. "Bana bak." dedim. Gözlerini kapadı ve yüzünü bana doğru çevirdi. Gözlerini açtığında buğulanmışlardı. Yüzünü okşadım. "Böyle yapma. Önümüzde koca bir ay var." dedim ve düşüncelere daldım.

Dün gece eğitmenimle olan olaylardan sonra liderler benden aşırı korkmuştu. O aptal herif, ona gönderdiğim videoyu liderlere izletip ardından silmiş. Yani en azından yok etmiş, bu da bir şeydir değil mi?

Bana bunu söyleyip bir de konuşmak için buluşmamızı önerince, sistemi dışarıya karşı erişilmez hale getirdim. Böylece sistemime izinsiz girişlerin önünü kapadım.

Onlarla güya konuşmak için buluşmaya mı gidecektim?

Beni aptal mı sanıyorlardı?

Ancak... Liderler Kral'ın dehşet verici ölümünü izledikten sonra benim kesinlikle ölmem gerektiğini düşünmüş olacaklar ki eğitimli kölelerinin hepsini evime gönderdiler. Böylece, evin korumalarını çalıştırdım. Silahlar, kalkanlar... ne varsa.

Yine de yeterli değil. Tahminen bu şekilde bir ay dayanabiliriz. Sonrasında hem erzaklarımız tükenecek, hem tüm kalkanları ve silahları aşacaklardı.

Aslında liderler bu kadar korkak olmasalar, muhtemelen şimdiye aşabilirlerdi, ancak ölmekten korkan yaşlı piçler buna cesaret edemiyor, yalnızca kölelerini gönderiyorlardı.

Ayrıca gizlice ilerletmeleri gereken bir işlem bu. Sonuçta bir prense saldırıyorlar. Katiller bile bunu yapmazken onların bunu yapması... o... bayağı yankı getirir sur içinde. Ne kadar özel bir durumum olsa da, prens olduğum gerçeğini inkâr edebilecekleri bir kanıt yok ellerinde.

"Bir ay? Neden bir ay?" diye sorduğunda düşüncelerimden uyandım. Liderlerin saldırılarını söyleyememiştim.

"Dövüşçü Prens'e yaptıklarım yüzünden korktular ve beni muhtemelen öldürmek istiyorlar." dediğimde korkuyla ellerimi tuttu.

"Ama ben yıllar önceki o hatırlayamadığım zaman diliminde eve ve çevresine pek çok silah, koruma kalkanı yerleştirmişim. Öyle şeyler yapmışım ki, kendime şaşırdım. Yine de... Malikâneme erişimim olmasını isterdim. Asıl donanımlarım orada!"

"Eve gelmeden öncesinde bu eve ait her şeyi, Seli ayrıntılı bir raporla sundu. Balo günündeyse tüm bunları yarı yarıya aktifleştirdim. Böylece prens ortadan kaybolduğunda ve liderler bunu benim yaptığımı bildiklerinde eve ellerini kollarını sallayarak gelemeyeceklerdi." diye anlattım ve gülümsedim. Gözlüğümdeki görüntüleri Masum Katil'im ile paylaştım.

"Görüyor musun? Korkak piçler yalnızca kölelerini öne sürüyorlar. Kendileri orada yok bile. Ve korkma. Mümkün mertebe onları öldürmekten uzak duruyor Seli. Sonuçta onlar masum." dediğimde şok içinde görüntüleri izliyordu. Köleler tek yanlış adım attıklarında delik deşik olmaktan kıl payı kurtuluyorlardı veya kıskıvrak yakalanıyorlardı.

"Bir sürü bubi tuzağı kurmuşsun! Bunları hangi ara yaptın?" diye sorduğunda ona şaşkınca baktım.

"Yani bilmediğinin farkındaydım ama hiç mi bir şeyler fark etmemiştin? Ve bilmiyorum. Hatırlamıyorum sonuçta." derken işaret parmağımı başıma götürdüm.

Avucunun içindeki ellerimi daha da sıktı. "Peki, tüm bunları aştıklarında ne olacak?" diye sordu endişe ve korkuyla. Alınlarımızı birleştirdim.

"Muhtemelen beni sur dışına atacaklar, seni de isteyene satacaklar." diyerek tepkisini bekledim. Nefesinin titrediğini yüzümde hissediyordum.

"Buna izin verecek misin?" diye sordu, korkuyla yutkunurken. "Evet." dediğimde ellerimi bıraktı ve kollarını bedenime doladı. "Hayır. Buna izin vermem. Hayır. Hayır. HAYIR!" diye bağırmaya başladı. Ah... sevgilim. Dün nasıl şüphe edebildim ondan? Bana böylesine âşıktı!

"Tamam, sakin ol. Bu en kötü durum senaryosu. Böyle bir şey gerçekleşse bile sükûnetini koruman gerekiyor. Bu yüzden böyle davranma." dediğimde göğsüme dayadığı yüzünü iki yana salladı.

"Sakin filan olamam! Yanımdan tek bir adım dahi uzaklaşmana izin vermem." dediğinde endişeyle gülümsedim. Bunu ben de istemiyorum! Ama bu olursa, beni boş verip kendini koruyabilmeli.

"Eğer böyle bir şey olursa... benden vazgeçmeni söylemeyeceğim. Yine de ilk gözümü açtığımdaki gibi çökmüş ve bir enkaza dönmüş olmanı da istemiyorum. Üçüz Korumalara veya diğer kimseye bel bağlamadan kendi ayaklarının üstünde, güçlü bir şekilde kalabilmelisin. Sakin olmalı ve hayatını da yaşaman gerekli." dedim. Bağırdı. Sırtımı dövdü ve tekrardan bağırdı.

Biliyorum... biliyorum. Zaten zihnen çökmenin eşiğinde olan bu adama böyle şeyler söylememeliyim. Belki kaldıramaz ve bu sefer tamamen kırılır gider. Bilmiyorum! Ama bunları söylemem gerek... mecburum.

"Bana değer veriyorsan, isteklerime de değer vermelisin." dediğimde çığlık attı ve tekrardan azarlamaya başladı. Sırtımı dövdü, sertçe kollarını sıktı... öyle ki nefes almam bile oldukça zorlaştı. Ama bir şey demedim. İstediği gibi haykırsın. Bu son ayda istediğini, istediği gibi yapsın. Bu ay, bizim cennetimiz.

Yorulup, sakinleştiğinde kollarımız birbirine kenetlenmiş halde koltukta uzanıyorduk. "Şimdi sevgilim... açıkçası bu ayın sonunda olacaklara dair sağlam bir planım yok. Liderleri hackleyebilirim ama bunun bir anlamı yok. Muhtemelen bilinen tüm bilgileri dijital ortamdan kalıcı şekilde silmişlerdir. Yine de bir şey var aklımda." dedim ve ona bir video gösterdim.

Bu videoda tanınmayacak hale gelinceye kadar dayak yemişim ve kana bulanmıştım. Kucağımda ise montuma sarıp sarmaladığım Masum Katil'im duruyordu. İnsanlar tek tek önümüzde eğilmişler ve özür diliyorlardı.

Neredeyse tüm sur içi de bu haldeydi. Olayı bilmeyen insanlar bile diz çökmüş, özür diliyorlardı benden. Ama yalnızca benden. Asıl kurban Masum Katil'im olmasına rağmen tüm özürleri banaydı.

"Gördüğün gibi sevgilim. Oldukça tuhaf bir manzara değil mi? Ve prens de bana eğitmenimin söylediğine benzer bir şey söyledi. Psişik güçler hakkında. Üçüz Korumalarımı hatırla? Onlar katil! Ancak beni koruyorlar.

Burada ise insanlar gerçekten de önümde eğiliyorlar. Olayı bilenler bunu yapsa neyse, ama bilmeyenler de aynı kelimeleri kullanarak önümde eğilmiş. İşte sevgilim bu çok tuhaf. Merak ediyorum da acaba tam bir kontrolle bir şeyleri emredersem, direnebilirler mi?" dedim ve hınzırca gülümsedim. Telepati gücümü bilerek kullanırsam... direnebilirler mi? Onlarla kukla gibi oynayabilir miyim?

Masum Katil'im bana tuhaf tuhaf baktı. "Prenslerin isteklerini yerine getirme güdüleri yok mu zaten?" diye sordu. Anlaşılan hala demek istediğimi anlayamamıştı.

"Bu istekleri yerine getirme güdüsü daha çok ebeveynsel bir olay. Bir annenin ağlayan bebeğinin karnını doyurmak için çabalaması gibi. Ama benim dediğim daha farklı sevgilim. Ben istekten değil, emirden bahsediyorum. Eğer emredersem, karşı koyamadan emrime itaat ederler mi?" diyerek sorumu yineledim. Bana şaşkınca baktı.

"O zaman neden denemiyoruz?" diye öneride bulunduğunda kafam karışmıştı. Ayağa kalktı ve önümde dizlerinin üstüne çöktü. "Kraliçem, lütfen emredin." dedi oldukça saygılı ve yüksek seviye bir üslupla.

Elimi uzattım. "Sevgilim... bunun senin gibilerde işe yaracağını sanmıyorum. Sizde virüs yok." dediğimde başını inatla salladı.

"O videoda dizlerinin üstüne köleler de çökmüştü. Yani tahminin doğruysa bende işe yaramalı." dedi ve bekledi. Derince nefes verdim. Onu denek olarak kullanmak istemiyorum! Ama şu bakışlara bak. Heyecan ve yardım etme arzusuyla doluydular.

Nasıl reddedebilirim?

—Beni öpmeni emrediyorum!

—Sevgilim bu sayılmaz.

Kaşlarımı çattım. Basbayağı emirdi işte! İsyan...isyan... Ne emredebilirim ki? Aklıma bir şey...ah!

"Evin etrafında bir tur koş!"

Olabildiğince sert ve emir veren bir ses tonu kullandım. Ama öylece suratıma bakıyordu. Bir şey olmadığını fark ettiğimizde gülmeye başladık.

"Belki de film izlemeliyiz?" Dediğinde daha da katılarak güldüm ve sıkıca sarıldım ona. "Neden olmasın?" diyerek katıldım. Birden havaya kaldırıldığımda şaşkınlıkla çığlık attım.

"Çelimsizim kabul, ama nasıl kaldırabiliyorsun!?" Diye bağırdım. Kollarımı boynuna dolayıp sıkı sıkı sarıldım. İlk defa biri beni kucağına aldı!

"Sevgilim, hatırlamadığın durumlardan biri de bu. Spor ve güç konusunda senden çok daha iyiyim." Diye fısıldadı kulağıma. Hiç zorlanmadan yatak odasına doğru yürümeye başladığında şaşkınlığımı hala üstümden atamamıştım.

Yatağın üstüne bırakıldım. Masum Katil'im üstüme çıkmış, çapkın bakışları ve gülüşüyle yüzlerimizi oldukça yakınlaştırmıştı. Film izlemeyi ertelememizi mi istiyordu yoksa?

"Kabul." Diye fısıldadım dudaklarına doğru. Bacaklarımla belini sarıp kendime çektim ve dudaklarına dokundum. Bu kadar baştan çıkarıcı oluşu... Büyük bir açlıkla dudaklarıma saldırdı ve sadece... çekimine kapıldım.

Baştan çıkarıcı bir arzuyla dudaklarını boynumda gezdirdiğinde ürperdim. Nefes alış verişlerim sıklaşmaya başladı ve... ben... Onu istiyorum! Beni tüketmesini istiyorum, onu tükettiğim zamanlardaki gibi.

Parmakları içimde hareket ettiğinde, hafif bir sızı dışında bir şey hissetmedim. Yine de elimde olmadan inliyordum. Beni çok farklı şekillerde uyarıyordu. Dudaklarımla, göğüs uçlarımla, penisimle...

"Haa?! Iım..."

Bir süre sonra tuhaf bir titreme bedenimi sardı. Bu... bu duygu da nasıl bir şeydi? Tuhaf... tuhaf. O da bunu hissediyor muydu?

Yarım yamalak açabildiğim gözlerimle onu inceledim. Beyaz teninde güllerin açtığına yemin edebilirim. Böylesine kızaran bir insan görmüş müydüm daha önce?

"Ah!"

Kar beyazı saçları yüzümü gıdıklarken, içimi büyük bir sıcaklığın doldurmaya başladığını hissettim. Acı verici olsa bile, yüzündeki bu güzel ifade... bu beni mahvediyor!

"Inngggh..."

Büyük bir açlık ve tutkunun olduğu bu gözlerle, sevgi dolu bakışları... Tenimin üstünde gezinen elleri... "Imm! Ma-masum Katil'im!" Dokunduğu her yer yanıyor! Sıcaklığının izi... tüm vücudumda! Ustaca kullandığı dudaklarının göğüs uçlarımla oynaması...

O kadar... o kadar ki! 

Avaz avaz bağırarak ağlayabilirim!

Kollarımı, üstümdeki bu adama doladım. "Sen...seni seviyorum." Diye fısıldadım titreyen sesimle kulağına. Kollarının arasındaki vücudumu, daha da sıktı. "Ben de... ben de! Seni seviyorum, meleğim!"

***

Kılımı kıpırdatamayacak haldeyim. Masum Katil'im bunca enerjiyi nereden buluyor? Beni yorgunluktan bitap düşürdü! Kaç defa seviştik? Ah... Ölüyor gibi hissediyorum! Memnunum ve mutluyum ancak...

"Sevgilim..." Masum Katil'im tarafından tekrardan kucaklandım. Güzel kokusu ve sıcaklığı tarafından kuşatıldığımda başka bir şey düşünmek istemedim. Rahatladım ve derin bir nefes çektim içime.

Bir süre sarmaş dolaş yattık ancak gün ortasında olduğumuz için uykumuz yoktu. Yine de konuşmadan, öylece birbirimize baktık. Birbirimizin gözlerinde kaybolduk ve kendimizi bulduk. Diğer yandan ellerim, ipeksi saçlarındaydı.

"Aklında hangi film vardı?" derken rüyadan uyanır gibiydim. Çok hoş, güzel bir rüya. Benim gibi gerçekliğe dönerken anlık afallayan Masum Katil'imin haline güldüm.

"Şu film... Telepatik insanlarla ilgiliydi." Diyerek tavandaki ekranı açtı, film listesinden bir tanesini seçti. Bu filmi daha önce hiç izlememiştim. Bu sefer ikimiz de aynı anda birbirimize sırnaştık ve güldük.

Film bittiğinde bazı şeyleri anlıyor gibiydim. Meditasyon önemli faktördü. Meditasyon... Derin bilinç durumuna ulaşmak. Yine de hala bir şey anlamamıştım. Kaşlarımı çatıp başkasına emir veremiyorum ki? Beynimin hangi kısmını aktifleştirmeliyim? Nasıl?

"Hayal etmeyi dene sevgilim?" Diye güzel bir öneride bulundu Masum Katil'im. Emrettiğim şeyi, kişiye hayal ederek ulaştırmak...

Masum Katil'imin evin etrafında bir tur koştuğunu hayal ederek, "Evin etrafında bir tur koş." emrini vermeye çalıştım. Masum Katil'im gözlerini kocaman açtı ve gerçekten de yataktan kalktı.

"İşe yaradı mı?" Diye sorarak heyecanla peşine takıldım. Salondan geçerken... dengemi kaybederek koltuğa düştüm. Başım dönüyor! Şiddetli bir ağrı... Yine de kendimi zorladım ve onun ardından dışarıya çıktım.

Evin etrafında bir tur koştu ve nefes nefese önümde diz çöktü. "Gerçekten de! Gerçekten de kendime engel olamadım! Haklıymışsın." dedi, nefes nefese çimlerin üstünde otururken. Yanına oturdum.

"Anlaşılan haklıymışım." dedim. Canım ya, nasıl da nefes nefese kaldı! Daha az yorucu bir şey söylemem iyi olurdu. Ardında kalktım ve ben de evin etrafında bir tur koştum. Kalçamdaki ağrıyla oldukça zor olsa da... En az onun kadar nefes nefese kalmıştım.

"Gü-günlük antrenmanımızı da yapmış olduk!" dedim sevinçle. Başımı iki yana salladım ve derin bir nefes aldım.

Hu...

Kendime gelene kadar oturdum ve Masum Katil'im bir şey söylemeden öylece bekledi. "Artık emir verdiğinde buna karşı koyamayacaklarını biliyoruz. En azından köleler için bu geçerli olacak. Peki ya liderler? Meleğim, bana her gün emir ver. Sana karşı koymaya çalışacağım. Ayrıca bunu yaptığında bir yan etkisi var mı bilmeliyiz." dedi tek solukta. Kalkmama yardım etti ve eve girdik. Masum Katil'im... gerçekten zeki değil mi?

"Yan etkisi var. Geçici baş dönmesi ve ağrıya yol açıyor." dedim başımı tutarken. Migren gibi bir sancıydı bu. "O zaman bana bir emir daha ver ve bakalım bir günde kaç defa emir verebiliyorsun görelim? Ayrıca direnmeye çalışacağım." dediğinde onu onayladım.

Bu seferki emrim, banyoyu hazırlamasına yönelikti. Emri ilk verdiğimde kaşlarını çattı ve yerde birkaç saniye durdu. Ardından derin bir nefes verdi ve kalkıp emrimi yerine getirdi. "Direnme olayı var! Birkaç saniye de olsa direnebildim. Bunu liderler de yapabilir!" dedi heyecanla.

Onu onayladım ama başım daha da kötü dönüyordu. "Bir emir daha verebilir misin?" diye sordu. Eliyle yüzümü tuttu. Yutkundum. "Sanırım." dedim ve düşünmeye başladım.

"Depoda kırmızı şarap var. İkimiz için de bir bardağa doldur ve mutfak masasının üstüne koy." diye emri verdim. Tekrardan direnmeye çalıştığında, baş dönmem daha da şiddetlendi ve... ah!

Anlaşılan sınırım buymuş. Masum Katil'imin bir çığlığını duydum. Muhtemelen yere yığıldım. Bilincim kapanmadan önce ayak seslerinin uzaklaştığını hissettim. 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.