İdea'nın Virüsü - Bölüm 36: 5.Gün

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 140
Tarih : 28 May 2018 21:18:53

5.Gün

Cennet ayımızın, beşinci cehennem günündeyiz. Gece olduğunda yanımda uyumayı reddeden Masum Katil'imin uyuyan yüzünü inceledim. Üçüncü emir hakkımı sona saklamam iyi olmuş. Zira yanında uyumak istediğimde 'Hayalsin sen! Uyumazsın.' diyerek kovalamaya çalışmasıyla, uyuması için emir vermem bir olmuştu.

Sabah ise o uyanmadan uyandım. Tüm gün aynı tavırları sergileyeceğini bildiğim için, yapabildiğim kadar şu huzurlu yüzünü izlemek istiyorum. Başka türlü, dünkü gibi bir günü daha kaldıramam. Nasıl kaldırabilirim ki? Bizzat buradayım, nefes alıyorum.

Düşünüyorum öyleyse varım?!

O kadar ısrarla hayali olduğumu söylüyor ki! Bazen kendimi sorgulamaktan alamıyordum. Yüzüne düşen bir tutam saçı alıp kulağının arkasına sıkıştırdım.

Ne kadar güzel uyuyor! Yanağını okşadığımda her zamanki gibi tepki veriyor. Çatılmış kaşları normale dönüp yanağını avucumun içine sürtüyor, hafifçe. Bilinçsizce yaptığı bu hareket beni benden alıyor.

Onu özlemeye başlıyorum. Tekrardan! Tam yanında olup da dokunamamak, duyup da seslenememek. Bir kez daha mı yaşayacaktım bunları? Ama ona nasıl kızabilirim ki?

Keşke... keşke onu hiç sur içine getirmeseydim. Neden getirdim ki? Bilseydim bu denli acılar çekeceğini, katil haliyle bırakırdım. O kadar yetenekli ve güçlü bir katildi ki... Kimse ona ulaşamazdı, kimse ona dokunamazdı! Ben... ben onu mahvettim. Kendi bencil arzularımla.

Önce kirlettim masum aşkını, sonra parçaladım. Daha sonrasındaysa yine kendi bencil arzularım yüzünden onu korumasız bırakıp mahvetmelerine izin verdim. Ve tüm bunlara rağmen onu yanımdan ayırmayı reddediyorum. Zincirlerle sıkı sıkıya kendime bağladım.

Ben... ah... gerçekten iblisim!

Gözlerini hafifçe kırpıştırarak uyandı. Beni gördüğünde ise kaşlarını çattı. "Hala gitmemiş." diye söylenerek doğruldu. Uyandığında gitmiş olmamı mı umuyordu?

"Kalbimi kırıyorsun aşkım. Sana da günaydın." dedim somurtarak. Biraz önceki karanlık düşüncelerimin etkisi hala üstümde olsa da kendileri dağılıp yok oldu.

O ise beni duymazdan gelerek banyoya girdi. Ben de ardından girdim. "Bensiz banyo mu yapacaksın bir de? İmkanı yok!" dedim ve soyunarak küvete girdim, şaşkın bakışları arasında.

"Beni asla rahat bırakmayacaksın..." diyerek başını öne eğdi ve iki yana umutsuzca salladı. "Hım hım! Sana musallat olarak hayatını zindana çevireceğim." dedim ve güldüm.

Ne kadar gülsem ve alay etsem de canımı acıtıyor be!

Bu hali, ona olanlar... seçimlerim...

Usulca benimle yıkandı ve yine usulca dişlerimizi fırçaladık. Bu sırada şapşallıklar yaptım. "Bak eski günlere döndük!" diye güldüm. Ve tamamen görmezden gelindim.

"Sen mi kahvaltı hazırlarsın, ben mi?" diye sorduğumda buzdolabını açmış, içerisinden nuget çıkarmıştı. Kendi yiyeceği kadarını tava da ısıtıp yemeye başladı. Ağzım açık ve şaşkınlıkla ona baktım.

—Yok artık!

—Ne? Bir şeyler yiyorum işte.

—Yok, o iyi de. Bana?

—Sen hayalsin.

—Ama acıktım?

Bir şey demeden nugetlarını yemeye devam etti. Ya olamaz bu kadarı! O yemeye devam ederken kendime birkaç yumurta kırdım ve üstünü yoğurta buladım. Acı biber turşumla ve kolamla ekmeğimi bana bana yemeye başladım.

"Bak? Ne güzel yiyorum. Sen de ister misin?" diye sorduğumda başını iki yana salladı. Eh? Ne diyeyim... en azından bir şeyler yiyor.

Bir şey...

"Hadi gel film izleyelim. Sıkıldım." dedim ve ellerinden tutarak yatak odasına sürükledim. Bu sırada elimi sertçe bıraktı ve banyoya koştu. O sırada fark ettim, kapı kilitleri vardı...

Banyodan, rengi atmış bir şekilde çıktığında tekrardan ellerinden tuttum. Yatağa uzandık ve film seçimini bana yaptırdı. Neyse. En azından usulca dediklerimi yapıyor. Yani bu iyi bir şey? Belki de değildir. Her neyse.

Hayalet bir kadının, normal bir adamla aynı evde yaşamalarını konu alan klasik yapımlardandı. Ancak...

"Sevgilim? Sence de bu film bizi anlatmıyor mu?" diyerek güldüm. Başımı omzuna yasladım ve bir elimi göğsüne götürdüm.

Zaman vereceğimi söylemiştim ve vermek niyetindeyim. Ama? Yani fazla mı sırnaştım ki? Sınırlarını zorlamayı da istemiyorum. Gerçi çok da memnuniyetsiz bir surata sahip değil. Sanırım bu kadar sırnaşmamla sorunu yok?

"Sen hayalet değilsin, hayal gücümün bir ürünüsün." diyerek inatlaştı. Tekrardan güldüm. "Hayal gücünün bir ürünü değilim; acıkan, tuvalete giden ve uyuyan bir hayaletim yalnızca. Sana musallat oldum. Hehehe!" dedim ve boynuna hızlı bir öpücük kondurdum.

"Pardon pardon! Dayanamadım sadece." dedim ve yüzümü biraz geri çektim. Şu suratı gören herkes bir adım geriye çekilirdi. Düşman vari ancak acı içerisinde ve yıkılmanın eşiğinde gibiydi. Onu böyle görmek acı verici!

Film ilerledi ve ilerledi. En sonunda erkek karakter de ölüp, hayalet oldu. Mutlu son muydu bu şimdi? "Açtığıma bin pişman oldum ha! Ne biçim mutlu son bu. Peh!" dedim ve filmi kapattım.

"Gayet mutlu. Yapayalnız kalmaktansa diğer tarafta buluşmak." dedi ve iç geçirdi.

Ne diyor bu ya?

"Saçma salak bir şeyler düşünme." diye kızdım ve koluna sarıldım. Seçtiğim filmin sonuna bak! Bu filmi seçen kendimi...

Dünkü hali... Muhtemelen mezarın üzerinde istediği kadar yatmasına izin verseydim, öylece günlerce yatacak ve kendini ölüme terk edecekti.

Nasıl bu kadar... nasıl? Bunu nasıl yapabiliyor? Tam yanında olduğuma neden inanmıyor? Bu kadar zor mu? Ya da yoruldu ve ikimizin de öldüğü bir sonu istiyor artık? Hem de bu kadar hastalıklı bir şekilde? Peki, buna izin verecek göz var mı bende?

Tabi ki yok!

Bu sırada huzursuzca kıpırdandı, Masum Katil'im. "Ne oldu?" diye sordum başımı kaldırıp. "Bir şey yok, sadece bunaldım." dedi yüzünü asıp. Ardından pencereden dışarıya baktı.

Artık yaza giriyorduk. Bu yüzden gündüzleri sıcaktı. "Dışarı çıkmak ister misin?" diye sordum. "Evet." dedi hala duygusuz olan yüzüyle.

"Peki. Seni götürdüğüm ilk yeri hatırlıyor musun? O rota hala güvenli. Ne dersin?" dediğimde öylece onayladı.

Bu şekilde dışarı çıktık. Belki yürüyüş yapmak, hava almak ona iyi gelirdi? Doğanın içinde olmak... bu insanı iyileştirir. Sakinleştirir ve huzur verir. Umuyorum ki onun da zihnini toparlamasına yardımcı olur.

***

Evden çıkıp eski patikaya girdik. Patikanın bitimine doğru yaptığı tacı başıma taktığında sevincimden dünyalar benim oldu. Masum Katil'imin etrafında zıplayarak sevincimi belli ettim.

"Çok güzel!" diye güldüm. Bu halime o da gülümsedi. "Artık tam bir prenses oldun." dedi ve yola devam etti. Mutlulukla elinden tuttum.

Su sesinin yükseldiği yere gelmiştik. "Sevgilim! Açığa çıkmamıza gerek yok! Korkuyorsun!" diye bağırdım sesimi duyurabilmek için, ancak o açıklığa çıkmakta kararlıydı. Elinden sıkı sıkı tuttum ve birlikte açığa bir kez daha çıktık.

Yanımızdan aşağıya galonlarca su dökülüyordu. Gökyüzünün maviliği ve ormanın yeşilliği ufukta birleşiyordu.

"Çok güzel."

Ellerini iki yana açıp öne bir adım attı. Uçurumun tam dibindeydi. "Sevgilim, geri çekilmeye ne dersin? Çok yakınsın!" diyecekken kendini aşağıya bıraktı! Tam zamanında ceketinden yakaladım ve kendime çektim. İkimizde çimenlerin üstüne düştük. Başını, titreyen ellerimin arasına aldım.

"İntihar edebilmen için mi çıktık dışarıya!" diye bağırdım. Duygusuzca baktı, ardından başını iki yana salladı.

"Pek bir şey hissetmediğim halde başım döndü. İyi ki yanımdasın." dediğinde ilk önce şaşırdım. Bana 'yanımdasın' dedi! Gerçek olduğumu kabul etmeye başladı mı? Ve cidden başı mı dönmüştü sadece?

Aynı önceki gibi.

"Dikkatli olmalısın." diyerek kaşlarımı çattım. Elini yüzümde gezdirdi ve güzel bir öpüş bahşetti bana. "Bu ne içindi?" diye sordum ancak sadece ayağa kalktı ve elini uzattı.

"Geç kalmıyor muyuz? Güneş batmadan varmalıyız." dedi. Anlayamıyorum bir tuhaflık var ancak... uzattığı elini tutarak ayağa kalktım.

Ormanın içinde hızla gidiyorken biraz gerimde kaldı. Durdum ve ona baktım. Nefes nefese kalmış, bir ağaca yaslanmıştı.

"Bu kadar çok yorulmadığını ikimiz de biliyoruz. Hadi!" dedim ve ellerinden tutup kendime çektim. "Yoruldum!" diye inleyerek dudaklarımızı birleştirdi.

Nefesimi ve ayaklarımı yerden kesecek bir şekilde öpüldüm. Sıcacıktı! Ayrıca mükemmel bir tada sahipti!

Sevgilim... sen niye bu kadar mükemmelsin? Başımı döndürüyor ve hiçbir şey düşündürtmüyorsun.

"Artık sen de nefes nefesesin! Hadi dinlenelim." dediğinde başımla onaylayıp, kayanın üstüne oturdum.

"Sen ne yapıyorsun?" diye sordum. Anlayamamış gibi baktı. "Salağa yatmayı bırak. Şu ana kadarki yaptığın her şey, bir öncekiyle aynı. Demiştim sana her şeyi hatırlıyorum!" derken yüzünü inceledim.

Omzunu silkti. "Sadece yorulmuştum. Fazla tepki vermiyor musun?" dedi ve sinirlice kalkıp yürümeye başladı. Arkasından yavaş bir koşuyla yetiştim ve elini tuttum.

Neler dönüyor aklında?

Ne planlıyorsun?

Niye böyle davranıyorsun?

Tabii ki tüm bunları ona soramadım. Daha fazla sinirlendirmek istemiyorum. Tam yanında olduğum sürece her şey iyi olacak değil mi? Kötü bir şey yapmaya kalkarsa engel olurum.

Böylece açıklığa çıktık. Tam gün batımına denk gelmiştik, yine. Masum Katil'im aynı bir öncekinde olduğu gibi kollarını iki yana açıp gözlerini kapattı. Derince içine çekti, denizi andıran gölün kokusunu. Gözlerini tekrar açtı.

"Her zamanki gibi... çok güzel!"

"Öyle tabi." dedim ve arkasından sarıldım. Çimenlerin üstüne oturduk ve beni bir kez daha öpmeye başladı. Öpüşü oldukça derinleştiğinde, kendimi altında buldum.

O...

"Emin misin?" diye sordum. Gerçekten, buna hazır mı? Hala gerçek olduğuma inanmıyordu bu adam! Daha geçen dövmemiş miydi beni?

"Seni seviyorum." diye fısıldadı kulağıma.

Buna nasıl dayanabilirim?

Kendimi istemsizce kollarına bıraktım. "Ben de seni seviyorum, Masum Katil'im. Aşkım. Sevgilim ve eşim." dedim gözlerim dolarken.

Beni böyle kucaklaması!

Doğrulup dikkatlice izledi beni. Darmadağın bir halde, çimlerin üstünde yatıyordum. Kollarımı uzattım. "Devam etmeyecek misin?" diye sordum. Beni kucaklamasını istiyorum! Üstümde olmasını umursamıyorum.

Onu çok özledim!

Tekrardan üstüme eğildi ve öpmeye başladı. Parmaklarımı, saçlarına geçirdim. Diğer elimleyse onu kendime çektim.

"Seni istiyorum." diye fısıldadım kulağına. Onu istiyorum! Onu çok fena istiyorum! Artık üşümek istemiyorum, ısınmak istiyorum.

Yanmak ve kavrulmak...

Göğüs ucumla ilgilenmekten vazgeçip, pantolonumu çıkardı. Deliğimi hazırlamak üzere parmağını içeriye gönderdi. Kısa sürede zevk alacağım noktayı bulmuştu.

"Ah!" diye inledim. Yanakları tatlı bir şekilde kızarmıştı! Çok sevimli! Belki de onu altıma almalıydım! Pişman olmaya başladım!

İkinci parmağını da içime götürüp, göğüs uçlarımla ilgilenmeye başladığında, başka bir şey düşünemez oldum! Arsızca penisine dokunduğumda "Ah..ha!" diye inlemelerimiz bir birine karıştı.

"Seni seviyorum!" diye bağırdım. Yüzünü tutup kendime çektim. Dudaklarını istiyorum. Tadını almayı istiyorum. Sıcaklığını en derinlerime kadar hissetmeyi istiyorum.

Ve istediklerimi, bir bir aldım. Dillerimiz birbirine değdi ve güzelce dans etmeye başladılar. Parmakları ise içimde yaramazca oyunlar oynuyor ve bu bana dayanılmaz bir zevk veriyordu.

Ancak onu daha çok istiyorum. Daha ama daha çok!

"Üçüncü parmağın içimde işte! Hazırım artık! Seni istiyorum." dedim ve kiraz gibi kızarmış dudaklarına dokundum. Kalçamı yukarıya kaldırıp içimi yavaşça doldurdu.

"Inghh... sıcacıksın!" dedim nefes nefeseydim.

"Bana sarılır mısın? Sıkıca." dediğimde kollarını bana doladı. Bunu seviyorum. Bedenlerimizin birbirine yaslanmasını. İçimde olmasını. Kalp atışlarımızın, birbirine karışmasını. Kulağımda nefes alış verişini duymayı.

Onu her şeyiyle seviyorum!

Onu her şeyimle seviyorum!

"Sonsuza kadar seveceğim seni." diye fısıldadığımda yüzünü boynuma gömdü ve içimde hareket etmeye başladı.

"Ah..ahh..ıngh!" İnlemelerimiz tekrardan birbirine karıştı. Tutkulu sıcaklığı ile yanıyorum. Arzusuyla baştan çıkıyorum.

Bacaklarımı beline doladım ve sırtına tırnaklarımı geçirdim. Bunu hissediyor mu? Tırnaklarımın tenini kesişini? Eminim kanayacaklar. Bu gerçek olduğumu ona kanıtlamalı değil mi?

"Ah!" Biraz daha sert ve agresif olmaya başladı.

"Ah...hah...ah!"

Yavaş olmasını istemeliyim sanırım? İstemiyorum! Canımı acıtsa da önemli değil. Sabaha kadar beni sarsın! Sıkıca. Dokunuşlarıyla beni delirtsin. İçimdeki sıcaklığını hep hissedeyim. Şu gözler... benden başkasını görmesin. İçinde bir tek ben kaybolayım!

***

İkimiz de gelmiş ve bitmiş bir vaziyette çimlerin üstünde yatıyorduk. Güneş batmış, kızıllığı gökyüzünü dalga dalga süslüyordu.

Masum Katil'im üstümden kalkmaya yeltendi ancak ona izin vermedim.

"Gitme, sıkıca sar beni!" diye yakındım. Alnıma bir öpücük kondurdu. "Sevgilim... gece buralar soğuk olmaz mı? İzin ver de üstümü giyineyim." dedi. Haklıydı!

Lanet...

O üstünü giyinirken öylece izledim. Kar beyazı vücudunun muhteşemliğini yanık izleri bile bozamıyor!

O çok güzel!

Ben de giyinmek için doğrulmaya çalıştım ancak belim! "Giyinemiyorum!" diye yakındım. Alt tarafım çok acıyor.

Zorla uzandım ve bluzumu yakalayıp üstüme geçirdim. Bu sırada Masum Katil'im tamamen giyinmişti. "Hey, yardım et." diye seslendim ancak duymazdan gelindim.

Bir anlık büyüyle mi öyle davranmıştı yani? Şimdi büyü bozuldu ve her şey eski haline mi döndü? Hala gerçek olduğuma inanmıyordu yani! İnsaf! Bre adam, madem hayalim biraz önce neyi siktin?

Ih!

Çok sinir bozucu.

Pantolonuma uzanmaya çalışıyordum ki o uçurumun kenarına yaklaştı. "Lanet olsun! Belim kopuyor burada, farkında mısın? Gör beni artık!" diye sızlandım. Manzara güzel tamam ancak ölüyorum burada!

Bu sızlanmalarımın arasında uçuruma doğru bir adım attı ve... ve?

A-a-aşağıya düştü!

O... o intihar etti!

O kendini aşağıya attı!

Uçurumun kenarına koştum ve aşağıya baktım. Tek görebildiğim deniz! Hayır hayır hayır! Bunu kabul etmiyorum!

Ardından bende atladım. Sertçe suya çarptım ve burnumdan genzime doğru su, asitçesine doldu. Ancak umursamadım. Bu düşüş, zarar verecek yapıda değildi. Masum Katil'ime de zarar vermemiştir.

O... yüzmeyi bilmiyor!

Suyun yüzeyinde nefes aldım ve geri daldım. Bir şey görülmüyor! Neredesin? Nereye kayboldun? Biraz ötemde gördüğüm beyazlığa doğru yüzmeye başladım.

Saçı!

Orada!

Yaklaştıkça onu daha net gördüm ve kollarımı dolayıp, suyun üstüne çıkmak için yüzdüm. Tüm gücümle!

Yüzeye çıktığımızda derin bir nefes aldım ve ona baktım. Yüzü kül gibiydi. "Masum Katil'im!" diye bağırdım çaresizce. Bu sırada derin bir nefes aldı ve öksürerek içindeki suyu kustu. "Ne yapıyorsun sen?" dedim kendi kendime.

Kendimle beraber onu çekerken ufak bir sahil buldum. Hemen oraya doğru gittim ve kumlara dokundum. Omuzlarından tutup, onu da kendimle beraber kıyıya çektim. Baygın olmasaydı benden işiteceği azar ve yiyeceği dayak bir hayli fazla olacaktı.

Etrafıma baktım. Sığınacak bir yer var mıydı burada?

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.