İnsanlığın Sonu - Bölüm 3: Sonsuz Aşağılanma

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 0
Okunma : 303
Tarih : 20 Mart 2018 14:12:47

İki sene geçmesine rağmen madenin içi hiç değişmemişti, büyük matkabın olduğu alandan çıkmak için, işçi kölelerin topluca yattığı yerden geçmek gerekiyordu. Seçeneği yoktu genç çocuğun, kendini gizleyerek insanların yoğun olarak bulunduğu bu bölgeden uzaklaşmak zorundaydı.

Rotasında ki en zorlu noktaya eriştiğinde nostaljik anlar yaşadı, kendini bildi bileli her gece bir köşede tek başına açlık içinde kıvranarak uyuduğu yere gelmişti. İnsanlar balık istifi dizilmişti yine, değil dönmek eliyle yüzünü kaşımak için bile alan yoktu.

İçlerinden sadece bir kaç şanslı köle daha geniş aralıklarla yatıyorlardı, bunlar sahip denen insanların ayak işlerini gören kişilerdi. Beslenmeleri de diğerlerine göre daha iyiydi, az çalışıp çok daha fazla yemek yeme şansları oluyordu.

Yavaşça yürürken, bir el bileğinden kavradığında heyecandan yüreği ağzına geldi genç çocuğun, ne yaparsa yapsın diken üstünde uyuyan kölelerden kendini sakınamamıştı.

’Kimsin sen, bu saatte dolaşılmayacağını nasıl bilmezsin!’’

Sesin sahibi öfkeliydi, kesin kuralları var maden sahasının, dinlenme zamanı ne olursa olsun hepsinin yatması gerekirdi.

‘’Bırak beni, geçip gidiyorum sadece!’’

Fısıltı halinde konuşuyordu çıplak genç, daha fazla insanı ayağa kaldırmak istemezdi.

‘’Bu sesi tanıyorum ben, evet sen, yanlış yok sen o sakat çocuksun fakat ölmüş olman lazımdı senin!’’

‘’Sus be adam, sesini çıkarmadan yat yerinde, sana zarar vermek istemiyorum!’’

Madendeki herkes onun düşmanı değildi, başka gruplarda ki insanların umurunda bile olmamıştı eskiden. Sertçe kendisini yakalayan eli ittirdikten sonra, son kez konuşacaktı köle adamla genç çocuk.

‘’Beni gördüğünü kimseye söyleme, bu anları unutman faydana olur!’’

Kendince ağır bir tehdit savurmuştu çıplak çocuk, hali ile söyledikleri arasında komik bir tezat oluşmuştu. Hızla uzaklaşacaktı olayın olduğu alandan, aklında saklanmak için mükemmel bir yer vardı.

Magma ve çekirdekten çıkarılan maddeler zemine ulaşınca, çeşitli işlemlerden geçerek elementlerine ayrıştırılıyordu. Bunlar içinden en önemlisi demirdi, elde edildiği gibi sahipler gelip hızlıca üst katlara ulaşımını sağlıyorlardı.

Diğer elde edilen üç madde ise geniş ambarlarda saklanmaktaydı, magnezyum ve nikel on günde bir silisyum ise aylık olarak sevk ediliyordu. Eğer silisyum ambarına kendini atabilirse, güzelce saklanarak ilerisi için plan yapacak süreyi kazanabilirdi.

Bu düşüncelerle karanlıklar içinden yürüyerek istediği yere gelebilmişti, ambarların devasa kapıları kapatılmazdı, kimin ne işi olurdu ki bu yerde. İşte buna güvenmişti genç çocuk, zaten bir ölüydü ihtiyacı olan sadece biraz zamandı.

Plan yaparken tek bir şeyi atlamıştı, gizlice onu takip ederek nereye gittiğini gören bir çift göz vardı. Bu kişi, yarı yolda onu ayak bileğinden kavrayan işçiden başkası değildi, sinsice gülüyordu yaşlı adam, hızla sahiplerin köpekliğini yapan kölelerin yattığı yere koşacaktı.



‘’Efendim, uyanın efendim, size bir konuda bilgi vericem!’’

‘’Siktir git! Bu saatte ayakta ne arıyorsun canına mı susadın?’’

Omuzundan hafifçe dürtülen adam, yattığı yerden uyku sersemliği içinde konuşmuştu. Her ne kadar sahiplerin yancıları olsalar da, kuralların istisnası yoktu.

‘’Efendim çok önemli bir şey var, iki sene önce ölüme yolladığınız çocuğu gördüm. Çırılçıplak bir halde ambarların oraya giderek saklandı!’’

Duyduklarından sonra yerinden hızla doğruldu uyuyan adam, pis bir sakalı vardı ve yatmadan önce yediklerinin kalıntılarını hala içinde duruyordu.

‘’Emin misin? Bu işin şakası olmaz, eğer sahiplere yanlış bilgi verirsek kellemizden oluruz!’’

‘’Adım kadar eminim o olduğuna!’’

Gözleri parlıyordu ispiyoncunun, maden dünyasında kurallara uymayanları gammazlamanın ödülü büyüktü.

‘’Burada bekle ben gidip sahiplere haber vereceğim, bir yere kaybolma yolu göstermen gerekecek!’’

Ayağıyla dürtüklediği başka bir köleyi de yanına alarak uzaklaşan adamın, sevinçten içi içine sığmıyordu. Haber doğruysa kesinlikle güzel bir ödül alacaktı, belki et verirlerdi ona, kim bilir artık işlerine yaramayan bir kadın bile olabilirdi alacağı hediye.

Kölelerin yattıkları alandan ince uzun bir tünelle ulaşılabiliyordu sahiplerin kaldığı yere, iki dakika sonra üst üste dizilmiş konteynırlardan oluşan bir yapının önüne gelmişti pis sakallı adam.

‘’Burada ne arıyorsun pislik!’’

Elinde büyük bir silah taşıyan nöbetçi karşılamıştı onları, sahiplerin sayısı kölelerin binde biri bile değildi, insan olarak ürkülecek bir yanları yoktu. Korkutucu olan ellerindeki silahlardı, bir şarjörle yüzlerce köleyi öldürebiliyorlardı.

‘’Yüce sahip size çok önemli bir haber getirdim, kölelerden biri kaçarak ambarların içine saklandı!’’

Pis sakallı adam hemen konuya girmişti, karşısındaki nöbetçi onu baştan aşağı süzdükten sonra yavaşça kafasını arkaya çevirip bağırdı.

‘’Bu tipleri patrona götür, bu akşam ki eğlencemizi nerede bulacağımızı söylemeye gelmişler!’’

Nöbetçinin arkasındaki kapı yavaşça açıldı, korkak adımlarla da olsa kendini içeri atabildi ispiyoncu adam. Her konteynır bir oda gibi dizayn edilmişti, toplam yirmi tane maden muhafızı olsa da burada elliden fazla yaşam alanı vardı.

Yürürken kafası yerde olsa da göz ucuyla odaların içine bakmayı da ihmal etmedi pis sakallı adam, gördükleri karşısında dili tutulacaktı. İçi silah ve yiyecekle dolu olan bir kaç tanesinden sonra asıl buraya geliş amacını bulmuştu, bir muhafız yatağa bağladığı iki kadınla sevişiyordu.

Çığlık çığlığa bağırıyorlardı kadınlar, bir an başının döndüğünü hissetti çirkin adam, heyecandan dizlerinin bağı çözülmüştü elini duvara koyarak soluklanmak istedi.

‘’Ha ha ha ne oldu sefil, seslerini duymak bile seni bu hale mi getiriyor!’’

Muhafız için hava hoştu, bir erkeğin isteyebileceği her şey ellerinin altındaydı bu yerde. Aslında onlarda bu delikte yaşamaya mahkûm edilmiş insanlardı, yüzeydekiler için diğer kölelerden bir farkları yoktu.

Bu kişiler toplumdan dışlanması gereken sorunlu tiplerden oluşuyordu, yönetim çözüm olarak onların bozuk tabiatlarını madenlerdeki işçileri baskı altında tutmak için kullanmayı uygun gördü. Burada kendi krallıklarını kurmuşlardı, cinayet, tecavüz, gasp her gün yaptıkları sıradan işlerdi.

Elbette bu sektördeki muhafızlarında bir lideri vardı, kaldığı yere gelindiğinde yüksek sesteki inlemeler kulaklara ulaşmıştı. Az öncekilerin aksine bunlar zevk değil acı ile doluydu, perdeden oluşan kapı açıldığında her şey gözler önüne serilecekti.

Tahtadan bir çarmıha gerilmiş bitik durumdaki kadın, bedenindeki derin yaralara rağmen acımasızca kamçılanıyordu. Ağzında purosu ile elindeki deri kamçıyı sallayan adamın bu işten zevk aldığı, yüzündeki sapkın ifadeden anlaşılıyordu.

‘’Ne var? Önce şu orospunun işi bitireyim, bu köpekleri daha sonra hallederim!’’

Muhafızların lideri gammazcı adamı işkence etmesi için kendisine getirilen bir köle sanmıştı, astlarından bir tanesi hemen konunun aslını anlatmaya girişti.

‘’Komutan, bu köle kaçarak mineral ambarlarında saklanan birinin olduğunu söylüyor!’’

Gözleri parlamıştı işkenceci adamın, hırıltı halinde nefes alabilen zavallı kadına sert bir darbe vurduktan sonra emrini verdi.

‘’Hemen yanına iki kişi al ve kaçağı bana getir, bu ölmek üzere, o zamana kadar anca idare eder!’’

Liderlerinin sadist tabiatını bilen korumalar söyleneni ikiletmeden hemen odadan fırladılar, pis sakallı ihtiyar ve yanında getirdiği diğer kölede onları takip etmek için kapıya yönelmişti ki bir ses onları durdurdu.

‘’Siz burada bekliyorsunuz, eğer dediğiniz çıkmazsa kaçak yerine sizinle eğlenmek zorunda kalacağım!’’

Sözlerini tamamladıktan sonra ölmek üzere olan kadına eziyet etmeye devam etti korumaların lideri, korkudan titreyerek bir kenara geçen köleler de bir sonraki kişinin kendileri olmaması için dua ediyorlardı.

Üç kişilik takım hızla söylenen yere doğru ilerledi, köle işçilerin yanından geçerlerken tüm gözler onların üstündeydi.

‘’Efendim ben kaçağın nerede olduğunu biliyorum, size gösterebilirim!’’

Küçük çocuğu ilk gören kişi bir hamlede ayağa kalkarak muhafızlara doğru yöneldi.

‘’Bam!’’

Tek el silah ateşlenmişti, az önce hevesle konuşan adamın kafası artık yerinde yoktu. Bu ses diğer işçilerin neredeyse iç içe girmesini sağlayacaktı, kurallar açıktı ayakta yakalanan köle öldürülürdü.

Aç gözlülüğü yüzünden hayatından olan kişinin cansız bedeninin yanından geçerek, ambarlara giden koridora daldı korumalar. Kontrol etmeleri için her birine bir yer düşüyordu fakat tedbiri elden bırakmamak adına aramayı hep beraber yapmaya karar verdiler.

Şansları da yanlarındaydı, ilk önce çocuğun saklandığı silisyum ambarına gireceklerdi, aralarını mesafe koyarak üçgen şeklinde ilerliyorlardı.

‘’Çık dışarı! Bizi ne kadar uğraştırırsan cezan o kadar artar!’’

Daha önce madende hiç yaşamamış biri bu söylenene kanabilirdi fakat çocuk cezanın ölüm olduğunu gayet iyi biliyordu. Çıt çıkarmadan, sindiği kalın direğin dibinde hareketsiz şekilde durmaktan vazgeçmeyecekti, bir umut kendisini bulamadan gidebilirdi sahipler.

‘’Termalleri tak!’’

Üç korumanın en kıdemlisi fısıltı ile arkadaşlarına seslendi, bu koca yerde bir insanı aramak samanlıkta iğne peşine düşmekle eşdeğerdi. Özel gözlüklerini takarak tekrar işe döndüler, çok kısa süre içinde çıplak çocuğun saklandığı yeri keşfetmişlerdi.

Hemen dağıldılar ve kaçacak bir yer bırakmadan hedefin etrafını sardılar, yavaş yavaş ona yaklaşıyorlardı. Ön taraftaki askerin eli tetikteydi, canına kast edildiği anda bir saniye bile duraksamayacaktı.

Neyse ki böyle bir durum olmadı, arkadan sessizce yaklaşan muhafız silahının kabzasıyla çocuğa sert bir darbe indirdi. Bayılmıştı zavallı, yine insanların ihanetine uğrayarak sonu belli olmayan bir yere doğru taşınıyordu.

Sahiplerin ikametine kadar kimse onu göremeyecekti, hepsi yüzlerini aksi yöne dönmüş uyuyormuş numarası yapıyordu. Korumalar sırtlarında çıplak çocuk ile konteynırların önüne gelince, tüm arkadaşlarını onları beklerken buldular.

‘’Gümm!’’

Varmaları ile hemen hemen aynı anda, en üstte bulunan liderlerinin yerleşiminin camından bir şey aşağı düştü. İlk bakışta bunun işkence gören kadın olduğunu anladılar, nihayet ölmüştü zavallı, bir çöp gibi meydana atılsa dahi yaşarken çektikleri kadar kötü değildi bu.

Normal birinin görmesi halinde uzun süreli bir tedavi görmesini gerektirecek bu manzara karşısında muhafızlar çok sevinçliydi, bu kişinin ölmesi sektörlerine yeni bir kadının gelmesi anlamına geliyordu.

İstihkakları belliydi, yirmi kişilik grupta sadece ihtiyaçlarını görmeleri için üç kadın köle bulunabilirdi. Yemekleri de kısıtlıydı, hiçbiri hakkını onlarla paylaşmazdı, ölmeyecekleri kadar beslenen kadınlar sadece sürekli istismar ediliyordu.

Bedenleri cazibesini kaybettiği zaman sonları gelmiş demekti, ölmeleri ve yerlerine yeni birisinin gelmesi için liderin sapık zevklerinin kurbanı olmak zorundalardı.

‘’Geldiniz mi lanet olasıcalar!’’

Aşağı attığı kadının ardından pencereden bağıran şef toplanan kalabalığın üstünde bakışlarını gezdirdi, adamlarının sırtındaki çıplak beden hemen dikkatini çekecekti.

‘’Sakın kaçağa elinizi sürmeyin, hemen geliyorum oraya!’’

Çok heyecanlanmıştı muhafızların komutanı, merdivenleri üçer beşer atlıyordu, odasında esir aldığı işçi kölelerde mecburen peşine takılacaktı.

Konteynerlerin çevirdiği boş alanda yirmi koruma ve liderlerinin yanı sıra, genç çocuğu gammazlayan iki kişi de hazır haldeydi. Yerde yatan çıplak kaçağın bedenini hayranlıkla izliyorlardı, güneş görmeyen bu izbe çukurda böyle güzel bir cilt hipnotize etmişti onları.

‘’Çocuklar tanrı yüzümüze güldü, şuna bakın nasılda güzel bir çocuk, söyleyin bakalım daha önce gelen kadınların hepsinden daha çekici değil mi?’’

Liderlerinin sözleri sonrası hepsi neşeyle güldüler, akıllarında ne varsa dile getirmişti canavar adam.

‘’Onunla ilk ben ilgileneceğim, işim bitince sırayla sizde tadına bakabilirsiniz!’’

Ellerindeki üç kadın onlara yetmiyordu, şimdi hiç görmedikleri kadar körpe ve sağlıklı bir kişi daha vardı. Sapkın zevklerini tatmin edebilecekleri yeni oyuncaklarını bulmuşlardı, sıranın kendilerine gelmesi için sabırsızlık içindeydiler.

‘’Uyandırın şunu, diğer türlü hiç tadı olmuyor!’’

Baygın kaçağın başından aşağı bir kova su döküldüğünde yavaşça uyanacaktı, yüzü yere bastırılmıştı iki bacağından birer kişi sıkıca kavrıyordu onu.

‘’Durun! Neredeyim ben, siz kimsiniz!’’

Panikle bağırmıştı genç çocuk, burada daha önce hiç bulunmamıştı, en son hatırladığı onu bulmaya gelen korumalardı.

Sadist adam yavaşça yüzüstü yatan çocuğun başına gelerek saçlarını eliyle kavradı, sertçe yukarı asıldığında göz göze gelmişlerdi.

‘’Biraz sonra el değmemiş bedenine sahip olacağım, sana karşı koyma demiyorum, ne kadar direnirsen o kadar zevkli olacak benim için!’’

Bakışlarında delilik vardı bu adamın, sözleri bitince kurbanının arkasına doğru yürüdü, pantolonunu sıyırırken kıs kıs gülüyordu.

Beyninden vurulmuşa dönecekti çocuk, kısacık hayatını boyunca başına gelenler ne kadarda acıydı. Belki en kötüsünü yaşamak üzere olduğu bu dakikalar tüm duyularını kapatıp kalbine döndü, orada yanan ateşe şu an çok ihtiyacı vardı.

Sapık ruhlu lider sertçe belinden kavradığı bedenin ısısının çok yüksek olduğunu anladığında biraz tedirgin olmuştu, sonra korkudan olan bir reaksiyondur diye düşünerek eylemine devam etmeye koyuldu.

Kendisi bilmese de hayatında yapabileceği en büyük yanlışı yapacaktı, iki saniye sonra çocuğun sırtında bir ateş girdabı oluşmuştu. Bir sonraki an çapı yirmi metreye kadar büyüyecekti, içine aldığı korumalar ve ispiyoncular acı çığlıklar atıyordu.

Tüm bunlar olurken hüngür hüngür ağlamaktaydı genç çocuk, kimseye zarar vermek istemediği halde neden kendisine sürekli eziyet ediliyordu. Gözyaşları kuruyana kadar bu şekilde durdu, içinden taşan alevlerin yarattığı tahribatın farkında bile değildi.

Bir süre sonra yavaşça ayağa kalktı, etrafı yanmış bedenlerden geriye kalan üniforma ve silahlar ile çevriliydi. Muhafızların bedenlerinin çoğu kül olmuştu, özel yapım üniformaları parçalanmış, silahlarını kullanılamayacak durumdaydı.

Bakışları bir noktaya sabitlenmişti genç çocuğun, şuurunu yitirmiş gibi bir hali vardı, neden sonra hiç bir şeye elini sürmeden işçi kölelerin yattığı yere doğru yürümeye başladı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.