POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İnsanlığın Sonu Bölüm 4: Sağ Kalanlar

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 114
Tarih : 20 Mart 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Kendinde değil gibiydi genç çocuk, her adımda vücudu istemsizce sağa sola yalpalıyordu. İki dakikalık yolu alması çok daha uzun sürecek gibiydi, bu sırada yaşanan olaylardan habersiz işçiler de korku içinde yatıyorlardı.

Sahipler tarafından öldürülmüş kişinin etrafı bomboş kalmıştı, yanına yanaşmaya cesaret edecek kimse yoktu. Bir yerde öbekleşmiş kalabalığın üzerine doğru yürüdü çocuk, binden fazla insan bok böceğinin yaptığı dışkı topları gibiydiler onun gözlerinde.

‘’Uyanın ulan! Hepinizden hesap sormaya geldim!’’

Çıplak çocuk en dışta yatan insanların üstüne basarak ilerliyordu, her adımını bir feryat eşlik etmekteydi. Bedeni alev alevdi, temas ettiği kim varsa etleri anında kavruluyordu, bu acı ile bağırmaya başlamışlardı bile.

‘’Sende kimsin, uzaklaş kendinle beraber bizi de öldürteceksin!’’

Çemberin ortasında yatanlar panik içinde bağırdılar, en son ayakta gördükleri kişinin sonu belliydi.

‘’Ödlekler sürüsü, binlercesiniz ama yirmi tane adamdan korkunuza elinizi dahi kaldıramıyorsunuz!’’

Konuşurken sabit adımlarla yürüyordu, ardında bıraktığı insanların inlemeleri bir hayli artmıştı.

‘’Biliyorum beni diğer çocuklara öldürtmek isteyen sizdiniz, bir şekilde kurtulmayı başardım ama yine durmadınız gidip sahiplere söylediniz saklandığım yeri!’’

Seslerini çıkarmadan yatan kölelerin zihninde bazı şeyler oluşmaya başlamıştı, az önceki tantananın sebebi bu kişi olmalıydı.

‘’Git bir yerde geber lanet olasıca, bizden uzak dur!’’

‘’Uğursuz şey, kâbus gibi çöktün üstümüze!’’

Homurdanmalar artıyordu, sahiplere karşı gıkları çıkmayanların sesleri, yüksek perdeden ortalığı inletir olmuştu.

‘’Evet, bu gün birileri ölecek ama o ben olmayacağım, şerefsizce sarıldığınız bu sefil hayatlarınızı sizden alacağım!’’

Konuşması bittiğinde öbekleşmiş kalabalığın merkezine kadar gelmişti genç çocuk, sözleri sonrası yerde yatan insanlarda panikle doğrulmaya başladılar. Uğradığı tecavüz girişiminden beri bedenini kavuran ısı bir derece dahi düşmemişti, aksine her adımda biraz daha yükseliyordu.

‘’Konuşturmayın artık şunu!’’

‘’Boğalım gitsin şu uğursuzu artık!’’

 Ortamın aşırı ısınmasını herkes hissediyordu, bazı köleler bu kadar kışkırtmaya dayanamayarak çocuğun üstüne doğru saldırıya geçmişti bile.

‘’Size acımayacağım, yok olun!’’

Olaya son noktayı koyacaktı bu davranışları, ateş ruhunun vaftizi her öfke nöbetinde çok daha güçlü bir şekilde açığa çıkıyordu. Yumruklarını sıkarak iki büklüm olduğunda, bedeninin üstündeki ışımalar görünmeye başlamıştı bile çıplak çocuğun.

Bir an sonra çok güçlü bir flaş patlamıştı sanki gözlerini kapatmak zorunda kaldı herkes, bu son seferdi onlar için bir daha geri açmaları mümkün olamayacaktı. Süpernova gibi patlamıştı çocuk, yüksek ısı yerden tavana büyük boşluğu kavurduktan sonra, ortamdaki herkesle beraber yok olacaktı.

Şu ana kadar yaptığı en etkili saldırıydı bu, daha önce ellerinden çıkan alevlerle yaşıtı olan çocuğu yaktıktan sonra sapık korumaları ateşten oluşan bir girdapta eritmişti. İkisinde de külleri bile olsa ufak bir delil kalmıştı ölenlerin arkasından lakin bu patlama sonucu her yer kavrulacaktı, binlerce insan sanki hiç var olmamışçasına dünya üzerinden silinecekti.

Ardı ardına iki kez ruhunun alevlerini kullanmanın bedeli oldukça ağır olmuştu, bir iki saniye daha ayakta kalabilen çocuk boş çuval gibi yere düştü. Koca sektörde sadece kendisi kalmış olmalıydı, bilincini kaybetmeden önce gördüğü gölge sonrası ne kadar yanlış düşündüğünü anlasa da yapacağı bir şey yoktu.

                                                                    ***       ***        ***

‘’Uyanıyor galiba, göz kapakları hafifçe oynadı!’’

Sanki sonsuz bir uykudaydı genç çocuk, duyduğu hoş kadın sesi sonrası kendine gelir gibi oldu. Etrafını izlemek için yavaşça gözlerini açmıştı, yanılmıyordu, ilk gördüğü şey saçları arkadan toplanmış bir kadının güzel yüzüydü.

‘’Sen kimsin, neredeyim ben!’’

Sürekli bilincini kaybedip bir yerlerde uyandığı için ilk sorusu hiç değişmemişti, en son hatırladığı binlerce köleyi öldürmüş olduğuydu.

‘’Kim tüm sektörü yakan kişinin böyle ürkek bir çocuk olabileceğini tahmin edebilir ki, sakin ol velet güvendesin!’’

Sert bir erkek sesi duyulduğunda, genç çocuk istem dışı olarak eliyle bedenini yoklamaya başladı. Yaşadığı travma küçümsenecek düzeyde değildi, başına hiç istemediği bir şey gelmiş olabilirdi. Çıplak tenine ulaşamadı bu hareketi sonrası, üstünde muhafızların giydi üniformadan vardı.

‘’Ben giydirdim onları sana, öyle çırılçıplak dolaşırsan eninde sonunda hastalanabilirsin!’’

Bulunduğu konteynırın içine başka bir kadın daha girmişti, orta yaşlarda kısa boylu bu kişinin suratında hiçbir ifade yoktu.

‘’Tekrar soruyorum kimsiniz siz!

Çocuk ne olursa olsun temkinli ve ürkekti, sorusunu tekrarlarken sesinin titremesinden her şey anlaşılıyordu.

‘’Anlaşılan cevaplarını almadan rahat edemeyeceksin, olan biteni sana ben anlatacağım. Adım Meriç, seninle beraber madenlerde çalışmak zorunda olan binlerce köleden biriyim!’’

Duyduklarından sonra, uzun boylu kirli sakallı adama inanmaz gözlerle bakıyordu yatağın içinde yatan genç çocuk.

‘’Sizin gibi burada doğanlardan değilim, sürgün yemiş eski bir askerim!’’

Duruşu, bakışları, konuşması iddiasını doğrular yöndeydi, madenlerde ezilmiş bir insanın aurası yoktu üstünde.

‘’İki sene önce bu sektöre gönderildiğimde dev matkabın kırılma olayı yaşanmıştı, bu gecede ömrüm boyunca göremeyeceğim bir olaya şahit oldum!’’

Çocuğun adamı tanımaması normaldi, onun ölüme gönderildiği gece kendisi de mahkeme kararı ile bu deliğe sürgün edilmişti. Sadece, o patlamadan nasıl oldu da kurtulmuştu bu adam?

‘’Kendinden geçmiş vaziyette alana girdiğinde bir köşede uyuyor taklidi yapıyordum, üstüne bastığın insanların derilerinin kavrulduğuna gözlerimle şahit oldum. O an içimden bir ses dedi ki çabuk kaç buradan, iyi ki ona uymuşum, sen patlamadan önce kendimi ambarların içine zor atabildim!’’

Bir asker olarak tehlikeyi sezme yeteneği, diğer kölelere nazaran erişilmez bir noktadaydı Meriç’in. Patlamadan sonra bir süre daha yerinden kıpırdamayacaktı, ortamdaki toz ve element bulutu dağılmaya başlayınca yavaşça yerde yatan çocuğun yanına doğru yönelmişti.

Hala sıcaktı yerdeki beden, yanına on beş adımdan fazla yaklaşmak mümkün değildi, aniden aklına çocuğun geldiği yöne doğru keşfe çıkma düşüncesi gelecekti. Biliyordu ki orada maden muhafızlarının ikametgâhı vardı, böylesine büyük bir tahribat yaratan çocuğun oradan kurtulmasında bir bit yeniği olmak zorundaydı.

Bölgeye ulaştığında manzara korkutucuydu, her yer yanık et kokmuş, siyaha dönmüş kemiklerin görüntüsü mide bulandırıyordu. Silahlarda kullanılamaz hale geldiğinden vakit kaybetmeden konteynırların içine daldı eski asker, ne de olsa iki senedir madende sefil bir hayat yaşamaktaydı.

Yiyeceklerin olduğu depoda epeyce vakit geçirdi, karnı yeter dese de gözü doymak bilmiyordu. Bir süre sonra, etrafı keşfetmek için yavaş ve temkinli bir şekilde oradan ayrılacaktı. Sıradaki oda silahlarla doluydu, kayıp oyuncağını bulmuş bir çocuk gibi sevindi Meriç.

Hemen baştan aşağı silah kuşanmaya başladı, tam teçhizatlı bir hale gelene kadarda durmadı. En son, büyük bir taarruz tüfeğini de aldığında her şey tamamdı. Gezisine devam ederken kulağına bir kaç oda uzaktan gelen bir gürültü çarptı, ağlamaklı halde bağıran birileri vardı.

Dikkatli şekilde sesin geldiği yöne doğru ilerliyordu eski asker, her an çatışmaya hazır bir hali vardı. Hedefine ulaştığında göreceği şey, ellerinden bir yatağa bağlanmış üstleri başları pislik içinde çığlık atan iki kadın olacaktı.

‘’Kimse yok mu?

‘’Yardım edin bize!’’

Tüm muhafızların yanarak can verdiği olayın yarattığı kaosu duymuştu bu ikili, ardından gelen uzun süreli sessizlikten sonra eski askerin ayak sesleri heyecanlanmalarına sebebiyet vermişti. Kadınlar içinde oldukları odaya giren kişiyi görünce ilk başta hayal kırıklığına uğradılar, muhafız kamuflajları içindeki bu adam onlara eziyet eden kişilerden biri gibi duruyordu.

‘’Korkmayın size zarar vermek gibi bir niyetim yok, sadece burada neler oldu onu öğrenmek istiyorum!’’

  Yatağa bağlanmış iki kadının bakışlarından neler hissettiklerini çözecekti eski asker, ilk önce onları sakinleştirmeyi uygun gördü. Bir süre konuştu onlarla, yaşadıklarından sonra bu insanların başkalarına hemen güvenmeleri mümkün değildi.

‘’Demek böyle oldu, aynı çocuk burada da bir katliam gerçekleştirdi!’’

Kadınlar duydukları kadarını aktarabilmişlerdi, bu bile bir sonuca ulaşmaya yetiyordu. Belindeki kemerden kalın enli bir bıçağı sakince çekti Meriç, bir sonraki an hemen yanı başındaki kadınlara doğru yönelecekti.

‘’Lütfen öldürme bizi ne istersen yaparız!’’

‘’Hayır! Hayır!’’

Korku içindeki kadınlar hayatları için yalvarırken, eski asker onları yatağa bağlayan ekipmanı kesip attı. Biri üzerlerine doğru elinde silahla geldiği için başka türlüsünü düşünememişti bile zavallılar.

‘’Ben çocuğu almaya gidiyorum, silahların olduğu depoların kapısını kilitledim fakat içinde yiyecek olanlar hâlâ açık!’’

Konuşmasını tamamladıktan sonra, odadan çıkarak köle işçilerin yatmak için kullandığı büyük alana doğru yola çıktı eski asker. Artık emindi, koca sektörde hayatta olan kişiler, kendisi, çocuk ve bu iki kadındı.

Ayak sesleri artık duyulmuyordu Meriç’in, buna rağmen iki zavallı yataktan çıkmak için bir harekette bulunmamıştı. Bu, sapık ruhlu muhafızların bir oyunu olabilirdi, içlerindeki korku nedeniyle paralize olmuşlardı.

Beş dakika geçtikten sonra açlık, diğer tüm düşünceleri silip atacaktı akıllarından, bir cesaret ayağa kalkıp odanın kapısına kadar geldiler. Kafalarını yavaşça dışarı çıkarıp koridoru inceliyorlardı, kimseciklerin olmadığını görünce içlerinde bir umut tohumu yeşermeye başladı.

Hemen ele ele tutuşmuş şekilde yemek olan odayı aramaya başladılar, bu deliğe tıkıldıklarından beri karınlarını bir kez bile doyuramamışlardı. Üst üste yığılmış konserveleri, şişe şişe içecekleri gördüklerinde sevinçten ağlamamaları mümkün değildi. Yarın olmayacakmış gibi saldırdılar buldukları her şeye, zira açlıkla terbiye edilmenin acısını sadece yaşayan bilebilirdi.

Eski asker çocuğu almak için döndüğünde, bölgedeki kavurucu sıcaklığın azaldığını görerek sevindi. Artık yanına kadar giderek onu muhafızların eski üssüne taşıyabilirdi, derin bir uykuda olan genci sırtına vurduğu gibi oradan ayrıldı.

                                                     ***                        ****                          ***

‘’İşte tüm olan bitenin özeti bu, hepimiz senin uyanmanı dört gözle bekliyorduk!’’

Bayıldığından andan sonra olan olayları öğrenen çocuk, rahatlamış bir vaziyette konuştu.

‘’Ne kadar süredir baygın haldeyim?’’

‘’Kırk sekiz saattir bu haldeydin?’’

Kadınlardan biraz daha genç olanı, gülümseyerek yanıt verdi güzel yüzlü çocuğa.

‘’Koca sektörde sadece biz kaldık, tanışmanın zamanı gelmedi mi sizce de?’’

Orta yaşlı adam hem çocuğu diğerleriyle tanıştırmak hem de onun ismini öğrenmek için konuyu açmıştı.

‘’Adımı zaten biliyorsunuz, buraya düşmeden önce Kıta Ordusu’na mensup bir askerdim, emre itaatsizlik sonucu mahkeme sürgün cezası verdiğinden dolayı statümü kaybederek madenlere yollandım !’’

Askerler, toplumda yüksek kademe kişiler olmasalar da vasıfsız normal halka kıyasla çok daha rahat bir hayat sürmekteydiler. İki kadın da bu adama hayretle baktılar, nasıl bir emirdi ki bu tüm hayatını riske atıp itaatsizlik etmişti.

‘’ O zaman sıra bende, ailemin küçük bir dükkânı vardı, Kıta Yönetimi’nin verdiği kredileri geri ödeyemeyince babam ve abim madenlere, ben ve annem de Üçüncü Sınıf bir ailenin hizmetine verildik. Benim için bundan sonrası bir kâbus şeklindeydi, dört sene içinde yolculuğum bu madenlere kadar düşmekle son buldu!’’

‘’Bu arada adım Mine, tanıştığımıza çok memnun oldum!’’

Genç kadın heyecanlıydı, buradan sadece öldüğü zaman kurtulabileceğini çok iyi biliyordu fakat artık başka ihtimallerde olabilirdi.

‘’Ben Zarafet, kısaca bir politikacının yatma teklifini reddettiğim için buradayım!’’

Orta yaşlarında gösteren bu kişi çok ketum bir tavır sergiliyordu, tek cümle ile tanışma faslını kestirip atmıştı.

Yatağında uzanır halde herkesi dinleyen çocuğun yüzü düşmüştü bu anlarda, sıra ondaydı fakat ne diyeceğini bilemiyordu.

‘’Benim bir adım yok, eskiden sakat, uğursuz veya çöp diye çağırılırdım, yaptığım şeylere şahit oldunuz fakat size bunun nedenini açıklayamam!’’

İnsanlara güvenemezdi, en önemli kuralını henüz tanıştığı bu kişiler içinde bozmaya niyetli değildi çocuk.

‘’Seni gördüğümde, bedeninden yayılan alevler saniyeler içinde binlerce insanı külleri kalmayacak şekilde yakmıştı. Bana kalırsa sana en çok uyacak isim Ateş olacaktır, ne dersiniz hanımlar?’’

Eski asker önerisini yaptıktan sonra hemen yanında duran iki kadına döndü, onların da görüşlerini almak ister gibi bir hali vardı. Uzun süredir insan yerine konulmayan bu kişiler için tarif edilemeyecek kadar büyük bir jestti bu.

‘’Bence müthiş olur, yakışıklılığıyla gönülleri de yakar bu!’’

Konuşan kişi Mine idi, yirmili yaşların ortasında pırıl pırıl bir kızdı, yıkanıp temizlendikten sonra onlarda üstlerine korumaların kıyafetlerini giydiklerinden, eskiye nazaran çok daha güzel görünüyordu.

‘’Sen ne dersin Zarafet ?’’

Meriç iki kadına da sormuştu fakat orta yaşlı olanı genç kız kadar hevesli değildi konuşmaya.

‘’Tüm muhafızları yakan biri için uygun gibi duruyor, tanışma faslı bittiyse şimdi ne yapacağız onu konuşabilir miyiz?’’

Bu kadın kurtulduğuna hiç sevinmemiş gibiydi, ciddi tavırları ortamdaki neşeyi dağıtmaya yetiyordu. Sert bir manevrayla konuyu değiştiren kadına cevap vermek, yine eski asker Meriç’e düşecekti.

‘’Tam olarak nerede bulunduğumuzu bilmesem de, sevkiyat düzenini öğrenebildim. Demir için belli olmayan takvim, diğer üç element için gayet açık. Sektör faaliyete yeni geçti, üç gündür madencilik yapıyor olmamız gerekiyor, demek oluyor ki en geç on iki gün içinde malları almaya gelecekler!’’

Bu çukura düştüğünden beri, kaçmayı planlamaktan bir an olsun vazgeçmemişti orta yaşlı adam, aldığı askeri eğitimin ona dediği şuydu; ilk önce muhafızların rutinlerini öğren. Kölelerin arasında neredeyse hiç görünmeyen bu kişiler sadece belirli zamanlarda ambarlardan nakliye işlemini yönetmek için ortaya çıkıyorlardı.

‘’Söylediklerinde yanlış olan kısımlar var, dediğin gibi sektör yeni aktif oldu, bu da demektir ki ilk sevkiyat yirmi yedi gün sonra olacak. Bulunduğumuz yer dev bir tesisin eksi yedinci katıdır, zemine ulaşmamız için aşmamız gereken altı kat daha var önümüzde!’’

Zarafet kendinden emin bir tavırla konuştu, şimdi sırası olmasa da, Meriç onun gerçek kimliğini öğrenmenin hayati önem taşıdığını kafasının bir köşesine yazmıştı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)