POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İnsanlığın Sonu Bölüm 7: Şeytanın Doğuşu

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Okunma : 88
Tarih : 20 Mart 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Mine her sabah alışılmış olduğu şekilde, Ateş’in tek başına uyuduğu yere neşeli bir şekilde yürümekteydi. Genç kız için bu anlar göz banyosu yapmanın hazzına vardığı dakikalardı, şehvetli duygular içinde köşeyi dönüğü gibi donup kalacaktı.

‘’AAAAAAAAAAAaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!’’

Mine’nin çığlığı ilk andaki şiddetini kaybeder gibi olsa da, ses tizleşerek çıkmaktaydı. Bomboş sektörde yankılanan bu tepki üstüne, eski asker Meriç ve Zarafet o yöne koşmaya başladılar. Çok uzaklarda olan bu insanları bile harekete geçiren olay, nasıl olurda yanı başında uyuyan genç çocuğu etkilemezdi.

Girdiği ruh halinden dış bir etken nedeniyle çıkmak zorunda kalan Ateş, her zamankinin aksine sinirli bir ifade takınmıştı. Korkuyla bir kenara sinmiş genç kızın halini görecek durumda değildi, içsel anlayış kazanma yolunda büyük bir adım atmak üzereyken rahatsız edilmişti.

‘’Aman tanrım, bu da ne?

Konuşan kişi hızla olay yerine gelen ikiliden biriydi, her zaman soğukkanlı duruşu ile dikkat çeken Zarafet’ in ağzından ilk defa bu tonda bir cümle çıkmıştı.

‘’İnanamıyorum, yüzyıllardır nesilden nesille anlatılanlar doğruymuş demek!’’

Meriç henüz yerinden kalkmadan yatan Ateş’e bakarken, sözcükler yarı korku, yarı heyecan içinde ağzından adeta fışkırıyordu.

Genç çocuk farkında olmasa da, şu anda oturduğu yerdeki manzara gören herkesin kanını kaynatacak bir vaziyetteydi. Ruhunun alevlerini topraktaki kıl inceliğinde çatlaklardan yürütmeyi başardıktan sonra bilincini kaybeden çocukta, aceleyle ayağa kalkarak elbiselerinin yanına koşmaya başladı.

Neden sonra, birkaç atmıştı ki geri dönüp az önce bulunduğu yere doğru baktı. Yattığı yer merkezde kalacak şekilde bir ateş çemberi oluşmuş, toprağın içinde yanan alevler zeminin üstüne çıkmamış olsalar da bakan herkesin görebileceği bir duruma ulaşmışlardı.

Bu çemberin içinde beş köşeli bir yıldız deseni tüm haşmetiyle göz alıyordu, kendisini çevreleyen çemberin aksine buradaki alevler çok daha koyu renkti.

‘’Şeytan, dünyayı yok edecek kişi!’’

Bir kenarda korkudan titreyen Mine’nin sayıklamalarının sesi, ortamdaki diğer insanlarında kulaklarına erişebilecek kıvama geldiğinde Ateş şaşkınlık içinde kalacaktı. Kulaklarına inanamıyordu, neredeyse bir aydır kucak kucağa yaşadığı genç kız onun hakkında nasıl şeyler söylüyordu.

‘’Kes sesini aptal kız!’’

Böyle durumlarda travma geçiren kişiye sakince yaklaşılması gerekirdi lakin Zarafet adının aksine hoyrat karakterliydi.

‘’Herkes sakin olsun, Mine sen sakinleşene kadar burada kal. Ateş elbiselerini yanına al, bizim orada giyinirsin!’’

Sözlerini bitirdikten sonra genç çocuğu önüne katan Meriç, hızla uzaklaşacaktı. Gördükleri onlara yetmişti, Ateş’in yüzünün ifadesine bakılırsa ne olduğundan bir haber olduğu belliydi.

Zarafet’te kısa süre genç kıza baktıktan sonra önden giden ikilinin peşine takıldı, şu anda aptal bir kızın sızlanmalarını dinleyecek durumda değildi. On dakika sonra her zaman kahvaltı yaptıkları masanın başında üç kişi buluşacaktı, sakince sandalyelerini çekerek oturdular.

‘’Ateş sen gözünü madenlerde açtın bu nedenle az önce olanlar oldukça tuhafına gitmiş olmalı?’’

Meriç sorusunu sorarken genç çocuğun gözlerinin içine bakıyordu, en ufak bir emarede işin aslını öğrenebilecek kapasitedeydi. Ateş’e güveni tamdı lakin eski bir asker olarak içinde en ufak şüpheye yer vermemeyi hayat felsefesi yapmıştı kendisine.

‘’Yemin ederim, en ufak bir fikrim yok yaşananlar hakkında!’’

Boş gözlerle masadaki diğer iki kişiye bakan Ateş, olayın şokundan tamamen sıyrılamadan konuşuyordu.

‘’Ne kadar zamanımız kaldı, çocuğa bilmesi gerekenleri söylemeliyiz bence!’’

Saçlarını savurarak haşin bir şekilde lafa giren Zarafet eski askere sormuştu sorusunu

‘’Dört saate yakın bir süre var, son bir saat hazırlıkları tamamlamamız için yeterli olacaktır!’’

Masa donatılmıştı, bugün büyük gündü, ölmelerinin ihtimali üst kata çıkmalarından çok daha büyüktü. Zarafet, eline aldığı bir konservenin kapağını hızlıca açtıktan sonra lafa girdi.

‘’Küçük dostum zemindeki dünya hakkında ne düşünüyorsun bilmiyorum ama sabah etrafını sarmış olan o çemberi kim görse ilk düşüneceği seni öldürmek olacaktır!’’

Kokusu hafifçe ortama karışan etten büyük bir parça ağzına attıktan sonra hızla çiğnemeye başladı orta yaşlı kadın. Öldürmek sözcüğü, sanki evdeki bir poşet çöpü alıp dışarıdaki konteynıra atmak kadar basit bir işmiş gibi çıktı dudaklarından.

‘’Dünya büyük keşiften sonra tamamen değişti, amaçlananda buydu aslında fakat geriye doğru gideceğini kimse tahmin etmemişti. Ölümsüzlüğü elde ederek yaratıcıyı taca çıkaran insanoğlu, onun varlığından yararlanmayı bırakmadı hatta en büyük silahları bu oldu!’’

Ateş dış dünya hakkında bir şeyler duyacağı için çok heyecanlıydı, misket gibi yuvarlak gözlerini sonuna kadar açmış Zarafet’i dinliyordu.

‘’Bilinç transferini tekeline alanların ilk icraatı, yeni bir dinin doğuşunu gerçekleştirmek oldu. Öncekileri inkâr etmeyen fakat bu seferki peygamberleri ölümsüz olan bir inanç sistemini insanlara kabul ettirdiler!’’

‘’Modern dünyada bu tarz şeylere inanmayan milyarca insan yaşasa da, daha önceden yaptıkları gibi inkâr ettiklerini açıkça ilan etme şansları yoktu. En ufak itirazda bulunan kişiler kâfir diye damgalanıp infaz edildi, yeni yetişen nesille kurdukları dinin propagandasını küçücük yaşlarda yapmaya başladılar!’’

Bunların hepsini bilen Meriç pişmanlık içinde dinliyordu orta yaşlı kadını, asker olmanın ilk şartı yeni dine inanmak olduğundan, kendisi de eskiden sıkı bir fanatikti. Aldığı vicdansız emre uymayıp madenlere düşene kadar, Mesihlerine karşı tam teslimiyetle tapan bu adam kandırıldığı onca yıla yanmakla meşguldü.

‘’İnsanoğlu tarih boyunca buna benzer pek çok sıkıntıya düştüğünde, her zaman direneler olmuştu ve bugünde değişen bir şey yoktu. Yeni dinin tanrısına savaş açan bir grup var, adları Cehennem Köpekleri, bakalım kendileri için seçtikleri sembolü tahmin edebilecek misin?’’

Ateş’in duymak istedikleri bunlar değildi, güneşin bir kez bile görülmediği bu delikten çıkınca tüm sıkıntıları bitecek, dışarıda çok güzel bir dünya onu bekliyor olacaktı. Anlatılanları dinledikten sonra sorunun cevabını gayet iyi biliyordu, Mine’nin kendisine Şeytan diye seslenmesine de bakılırsa sabah içinde bulunduğu çember ve yıldız bu isyancıların işaretiydi.

‘’Yeni din onları şeytanın askerleri olarak fişlerken tek bir şey söylüyordu, üzerinde bu işareti taşıyan kim varsa görüldüğü yerde yok edilecektir. İnananlar için bir kâfir öldürmek, hiç bitmeyecek yaşamı kazanmanın en büyük şansıydı, artık cennete gitmek için ölmeye gerek yoktu. Yeni tanrı, istediği kullarına aynı şartları bu dünyada da sağlayabiliyordu!’’

Zarafetin konu hakkındaki bilgi birikimi dinleyenleri hayrete düşürecek kadar çoktu, anlattıkça açılıyor ruh hali hızla değişiyordu.

‘’Bu tesisi dinin üst düzey bir rahibi kontrol ediyor, amaçları yeni bedenler ve bunların gelişimini sürekli kılmak için materyal sağlamak.’’

Konuşmanın tam burasında Ateş heyecanla lafa girdi

‘’Yaşadığımız dünyaya zarar veriyorlar, en sonunda üzerinde var olabileceğimiz bir yer kalmazsa tüm bunların ne anlamı var?’’

Bu soru eski asker Meriç’in de dikkatini çekmişti, cevabı dört gözle beklemeye koyuldu

‘’Zavallı küçük çocuk, kullandığın yeteneklerini nasıl kazandığını hiç bilmiyorum ama gerçekten neler döndüğünden hiç haberin yok!’’

Suratında hayal kırıklığı ifadesiyle konuştuktan sonra, gözlerini şaşkınlık içindeki Ateş’e çevirecekti Zarafet

‘’Buradan çıkmak istiyorsak sana çok büyük iş düşüyor, sabahki sembolün aynısından bir kere daha yapman gerekecek!’’

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)