İnsanlığın Sonu - Bölüm 8: Mermiler

Çeviri : Sanseiu
Düzenleme : Sanseiu
Beğeni : 0
Okunma : 218
Tarih : 20 Mart 2018 14:28:11

'’Ne demek istiyorsun, neden buna ihtiyacımız olacak!’’

Ateş istemdışı yaptığı şeyin sonucunda Mine’nin düştüğü durumu gördüğünden, bu sözleri sanki çok büyük bir kusuru tekrar etmesi isteniyormuş gibi anlayarak, biraz şaşkın biraz da sert olarak konuşmuştu.

‘’Bir üst kata çıkabilirsek dediğimi yapmaya hazır ol, ne sanıyorsun bu koskoca tesisten dört kişi ile çıkabileceğimizi mi?’’

Zarafet her zamanki gibi sertti, çok önemli olayların yaşanmasına gebe şu sıralarda ıvır zıvır hareketlerle uğraşamazdı.

‘’Aptal kız kendine gelemeyecek gibi duruyor, planlarımızdan onu çıkarmak zorundayız!’’

Orta yaşlı kadının konuşması, arkasında kalan tünelden adımını geniş açıklığa atan kişinin sözleri ile bölünecekti.

‘’Arkamdan bu kadar rahat konuştuğuna göre, beni çok hafife almışsın kart kaşar!’’

Yüzü gözü ağlamaktan yamulmuş genç kız sersem adımlarla ilerlerken, az önce kendisine aptal sıfatını yakıştıran Zarafet’e çok sert çıkacaktı. Bu durum, tek yaşama umudu buradan kaçmak olan eski asker Meriç’in hiç hoşuna gitmemişti.

‘’Hanımlar sakin olun, üst kattan gelecek teslimat ekibini karşılamak üzereyiz. En ufak hatada, bedelini canımızla ödersek kendimizi şanslı sayabileceğimiz bir durumdayız!’’

Kendilerini bekleyen muhtemel sonu koz olarak kullanarak tartışmayı büyümeden önlemeyi başaran orta yaşlı adam, herkesi başına toplayarak önceden yaptıkları planın üzerinden son kez geçti.

Birkaç saat sonra asansörün olduğu bölümden bazı sesler gelmeye başlamıştı, aşağıya doğru bir şeylerin geldiğini net bir biçimde hissediyordu sağ kalanlar. Pusuyu burada kuracaklardı, her ne kadar muhafızların yerleşkesi bu iş için biçilmiş kaftan olsa da, bir tuhaflık hisseden teslimat ekibi üst kata haber verebilir veya geri kaçabilirdi.

Hedefleri ile en yakın temasa Meriç geçecekti, hemen asansörün dev kapısının dibinde mevzi almıştı, daha sonra sırayla Ateş ve Mine belli aralıklarla tünelin sağ ve sol tarafındaki yerlerine geçeceklerdi. Zarafet ise daha önce işçi kölelerin uyumak için kullandığı geniş boşukta yeri yatmış, elindeki keskin nişancı tüfeği ile misafirlerini bekliyordu.

Hava kurşun gibi ağırdı, yükleri almaya gelen kişileri taşıyan asansörün sesi iyiden iyiye artmıştı. Kapının açılmasına saniyeler kala herkes gözleri ile teyitleşmek için birbirlerine baktığında, Mine’nin yerinde olmadığını göreceklerdi.

Bir an sonra Meriç’in bulunduğu yere doğru koşan genç kızın görüntüsü ile şaşkına dönerlerken, zemine gelmiş nakliye ekibini taşıyan asansörün dev kapısıda yavaşça açılıyordu. İki arada kalmıştı Mine, ani bir kararla kendisini sağ tarafında kalan bir kaya kümesinin ardına savurdu.

Son anda ki hamlesi ile güvenliğini sağlamıştı fakat gizliliği için hiçte ideal bir yer değildi burası, elindeki tüfeği ve kendisini kamufle etmesi epey zordu.

‘’Uzun zaman oldu bu çöplüğe gelmeyeli, hemen işimizi halledip geri çıkıyoruz!’’

Suratlarında gaz maskeleri olan bir grup insan kuru toprağa ayaklarını bastığında, en önde yürüyen kişi küstahça konuşmuştu. Ağzını kapatan özel ekipmanlar nedeniyle sesi robotik bir tınıda çıkıyor, bu efekt nahoş sözlerinin etkisini daha da arttırıyordu.

‘’Doğru söylüyorsunuz efendim!’’

‘’Savunma düzeni alın, ne olur ne olmaz!’’

Lider olduğu aşikar olan kişinin sözleri sonrası ekibin içinden onaylar söylemler yayıldı, aceleleri vardı lakin rehavete kapılmış bir halleri yoktu. İlk konuşan kişi ortada kalacak şekilde, silahları ellerinde ateşlemeye hazır olarak savunma formasyonuna geçtiler.

Tecrübeli taşımacıyı endişelendiren şey, hazır halde onları beklemesi gereken kat korumalarının görünürde olmamasıydı. Durumu uzun süre sonra ilk defa yük nakliyesi yapılacak olmasının verdiği rehavete yorsa da, tedbiri elden bırakmayacaktı.

Yavaş yavaş ilerlerken ekipteki bir kişi birkaç kayanın olduğu yerde bir tuhaflık olduğunu keşfetti, bu kayaların şekli ile arkalarına yansıyan gölgeleri arasında tutarsızlık vardı. Acele ile saklanan Mine’nin olduğu yerdi burası, genç kız silahının namlu kısmını iyi kamufile edememişti belliki.

Arkadaşları ile işaretleşen adam hızla o yöne doğru ilerlemeye başladığında, sağ kalanların diğer üyelerine tepki verecek zaman bırakmayacaktı. Seri hareketlerle hedefine ulaştığında korku içinde titreyen bir kız bulmuştu, beklediği bu değildi, ufak bir afallamadan sonra esirini yakasından tutup sürüklemeye başladı.

Çığlık çığlığa bağırmaya başlamıştı Mine, bomboş sektörde sesi çınlarken onu yakalayan kişi ekip arkadaşlarının yanına koşarak çemberinin içine girmişti. Elinde hafif otomatik silahla bir kız belki de bekledikleri en son şeydi buraya gelirken, şaşkınlıklarını atana kadar bir süre beklediler.

Bu sırada pusu atmak için gizlenen sağ kalanlarda da bir telaş durumu baş gösterecekti, içlerinde en sinirli olan da Zarafet’ti. Orta yaşlı kadın keskin nişancı tüfeğinin dürbününden yaşananları izlemek zorunda kalmıştı, Mine’nin aptalca yakalanması sonucu burnundan solumaktaydı.

Meriç ve Ateş ise oldukları yerde taş kesilmişlerdi, hiç hesapta olmayan bu değişiklik sonrası yaşananlar karşısında elleri kolları bağlıydı.

Ortam tuhaflaşmışken, Mine’yi önüne siper eden nakliye ekibi lideri robotik sesi ile onlara seslenecekti

‘’Kim olduğunuzu bilmiyorum fakat bu kızın tek başına olmadığı çok belli. Hemen saklandığınız yerden çıkarak teslim olun!’’

Tecrübeli adam, yakaladıkları Mine’nin durumunu gördüğü anda yalnız olamayacağını anlamıştı. Muhakkak, bir yerler de saklanmış arkadaşları olmalıydı. Yaptığı çağrı yanıtsız kalacaktı, buna da hazırlıklıydı, palaskasından çektiği büyük bir bıçağın keskin tarafını Mine’nin boğazına dayamıştı bile

‘’Şimdi beşe kadar sayıyorum, hala kıpırdamaya niyetiniz yoksa arkadaşınız ölecek!’’

Hafiften boğazına bastırdığı bıçağın üstüne düşen ilk kan damlası ile saymaya başladı ekibin lideri.

5! 4! 3!

Daha kimse kendini açığa çıkarmamıştı, henüz bir aydır tanıdıkları biri için bu fedakarlığı yapmaları mümkün değildi

2! 1!

Mine her şeyin bittiğini düşünüyordu, tenine değen soğuk metalin baskısının arttığını hisettiği anda kulağına ilişen ses ile umutlanacaktı.

‘’Durun! Teslim oluyorum!’’

Sesin sahibi saklandığı yerden çıkarken yanında taşıdığı silahı da yavaşça yere bırakmıştı, bu manzara karşısında genç kız sevinirken, açık alandan silahının dürbünü ile olanları izleyen Zarafet sinir krizi geçiriyordu.

‘’Salak çocuk! Bu cehennemden tek çıkış şansımız sensin, neden bir şıllık için hayatını tehlikeye atıyorsun!’’

Orta yaşlı kadın sözlerinde sonuna kadar haklıydı fakat bilmediği bir şey vardı, insanlar ne kadar çok isteselerde bir anda değişemezlerdi. Genç Ateş, yakın anlar yaşadığı kızın durumunu gördükten sonra bu tezi kanıtlarcasına kendini öne atacaktı.

‘’Öldür!’’

Mine’yi elinde tutan kişinin ağzından tek bir kelime çıkmıştı, bunun üstüne yanında duran diğer koruma silahını ardı ardına ateşledi.

Dört el silah sesi geldikten sonra gözleri kocaman açılmış olan genç çocuk bir anda yere yığıldı. Bedeninin üst kısmının çeşitli yerlerinden vurulmuştu, acı ile inliyordu. Ölmediğini belli eden bu durum sonrası aldığı emri tamamlamak isteyen koruma, hızlı adımlarla yanına doğru koşacaktı.

‘’Bammm!’’

Henüz iki adım atmamıştı ki kafasına yediği mermi nedeniyle yolculuğu sona erdi bu kişinin de, patlamış başından ayrılan bedeni birkaç adım daha attıktan sonra büyük gürültüyle yere düşmüştü.

‘’Keskin nişancı! Keskin nişancı var! Hemen siper alın!’’

Çarşı pazar karışmıştı, yapılan planlar kurulan stratejiler rafa kalkmış, iki ekip arasında çatışma başlamıştı. Bir nefes sonra, Meriç’te saklandığı yerden çıkarak üst kattan gelen gruba doğru ateş açacaktı.  

On kişiden fazlaydı teslimatı almaya gelenler, Zarafet’in atışı sonrası kaybettikleri arkadaşlarından sonra eski askerin yaptığı sürpriz saldırı sonrası iki kişi daha eksilmişlerdi.

Kızın ekibin kalanları için bir değeri olmadığını anlayan lider, ayak bağı olmaması için yakaladığı gibi bir kenara fırlatacaktı onu. Şu sıralar da her an önemliydi, sıcak temasın ortasında yapılacak en büyük hata dikkatini dağıtacak durumlara maruz kalmaktı.

Hararetli dakikaların yaşandığı ortamda herkesin unuttuğu bir detay vardı, yerde yatan Ateş’in durumundan bir haberdiler. Hemen hemen hepsinin gözünde bir ölüden farkı olmayan genç çocuğun inlemeleri de kesilmişti, içine girdiği ruh halini Ateş’in kendisinden başka kimse bilemezdi.

Göğsünde şiddetli bir ağrı vardı, bedenine giren mermilerin hepsini hissedebiliyordu. Her gece yatarken aldığı pozisyondaydı, sırtını toprağa vermiş gözlerini kapatarak düşüncelere dalmıştı.

Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.