POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

İsmimi Söyle... Kutsalmışçasına Bölüm 10: Acı Veren Çelişki

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Okunma : 72
Tarih : 28 Mayıs 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Dius onu tartmaya çabalıyordu. Ne kadarını hatırlıyordu? Neler hatırlıyordu? Bunları sormak istese de Atasagun sabırsızdı. Çabucak cevap almak istiyordu.

"Dius! Neden bu seremoniyi benden gizledin? İlk kaçıp gitmeye kalkıyorsun, sonrasında böyle önemli bir şeyi benden gizliyorsun... Buna devam etmiyoruz! En azından şimdilik ve sen de hiçbir yere gitmiyorsun. İnanamıyorum!"

Titreme tarafından vücudu ele geçirilmiş Atasagun, küvetten çıkıp eline gelen ilk havluya sarındı. 

"Dius..." Hala şok içinde olan adama baktı. Zihninde bir dünya düşünce dönüyormuş gibiydi. Ancak Atasagun bunu umursayacak durumda değildi.

Böylesine önemli bir şeyi az daha mahvedecekti!

Bir dakika... Böylesine önemli bir şey?

Bu anı kendisine mi aitti? Biraz önce... bir şeyler mi hatırlamıştı gerçekten?!

"Diğer banyoyu kullanacağım. Sanırım ikimizin de düşünüp sakinleşmesi gerek. Kahvaltıya gelmeyi de unutma."

Despot bir tavırla bunu söyledikten sonra banyodan çıktı Atasagun. Üstündeki çamur hala gitmemişti, sarındığı havluyu ve yerleri batırmaya devam ediyordu. Bu yüzden odasını daha fazla kirletmemeye çabalayarak aşağı kattaki banyoya yöneldi.

***

Burası kesinlikle banyo değil!

Hamam?!

Küvet yerine; yavaş yavaş derinleşen, küçük bir havuz vardı. Yine planlarındakinden çok daha farklıydı! Bu da Suna'nın işi olmalı ama...

Hey... Mükemmel!

Eğri tavanda genişçe bir pencere vardı. Atasagun emindi ki gece olduğunda bu pencereden içeriye ayın gümüşi ışıltısı yayılacaktı! Gördüğü o anıda ki gölet gibiydi. Geriye Dius'un bahsettiği kutsal su kalmıştı!

Vücudunu çamurdan arındırırken düşünmeyi de ihmal etmedi. O gördüğü anı kesinlikle kendi hatırasıydı. Olan hiçbir şey mantığına uymuyordu. Ama... uyması gerekiyor muydu? Gerçek buydu.

Peki ya Dius..?

Sonrasında tereddüdünün anlamsız olduğu hissetti. Hayatını gözden geçirdi ve aslında hep bir şeyleri bildiğini anladı. Hep hissetmişti. Gözleri hep birini aramıştı. Gece olduğunda bile evine taksi tutmadan giden kendisi değil miydi? İnsanların iç güdüsel olarak bakmadığı karanlık yollara giren de kendisi değil miydi?

Pınar'ı da böyle kurtarmıştı... İçindeki endişeli arayışla evine yürürken, insanların iç güdüsel olarak görmezden gelip çekindiği, karanlık olan çıkmaz sokaklara göz atarken görmüştü. Ayrıca bu yüzden başı sürekli belaya girmiyor muydu?

Artık bu arayışının son bulduğunu hissedebiliyordu. Bulmuştu sonunda. Biraz geç fark etse de... buldu.

"BULDUM!"

Farkındalığın getirdiği yeni duygular ortaya çıkmaya başladı içinde. Üstünden büyük bir yük kalkmış gibi hissetti. Huzuru keşfetti.

Büyük bir rahatlamayla odasına döndü. Acil bir durum üzerine kullanmak için hazırladığı bu evde tüm temel ihtiyaçları gibi kıyafetleri de hazırdı. Haliyle giysi dolabı doluydu. Gündelik, rahat kıyafetlerini giydi. Bu sırada Dius'un hala banyodan çıkmadığını fark ederek, banyo kapısına tıklattı.

"Daha ne kadar içeride kalmayı planlıyorsun?" Diye seslendi. İçeriden herhangi bir su sesi gelmiyordu.

"Nasıl çıkabilirim? Burada havlu veya kıyafet yok!"

Dius derin bir iç çekişle yakındı. Sevdiği, tek havluyu üstüne sarıp gitmiş, başka da havlu vermemişti. Haliyle çıplak bir halde kalmıştı. Dışarıya çıkabilirdi elbette, Atasagun'dan çekinmiyordu.

Ancak ya Suna görürse?

"Tamam, bekle."

Atasagun elini başına götürdü ve ilk olarak, dolabından bulduğu temiz bir bornozu verdi. Bornozu giyinen Dius, sonunda banyodan dışarı çıkabilmişti.

Atasagun ona bir şey verip "Sen saçlarını kuruturken, bende kıyafetlerim arasından sana olabilecek bir şeyler bakayım." dedi.

Dius, sevgilisinin verdiği şeye baktı. Bir tür makine olmalıydı. "Nasıl çalışıyor?" diye sorduğunda, Atasagun şaşkınca baktı. "Tüm kütüphaneyi fethettiğini sanıyordum?" Diye sordu, aynı şaşkınlıkta. Dius ise omzunu silkti.

"Kitaplarındaki bilgilere göre bunun bir makine olduğunu anlıyorum. Ancak çalışma talimatları yazmıyordu."

Böylece içinde bulunduğu durumu açıkladı. Atasagun ise bir şey demeden, yatağında oturan adamın önünde çömeldi ve basitçe gösterdi.

"...bu düğme sıcaklığı, bu ise üfleme hızını ayarlıyor. Şuna tıklarsan kısa sürede soğuk üflemeye başlar ki muhtemelen bunu sevmezsin..."

Dius her birini dinledi. Soğuk üfleme ayarında dediğine ise güldü. Saçlarını gücüyle kurutabilirdi, ancak modern dünyanın tuhaf icatlarını merak ediyordu. Ayrıca Atasagun en sonunda onunla rahat konuşmaya başlamıştı!

Durduk yere kızarmıyor, gözlerini kaçırmıyor veya başını farklı yönlere çevirmiyordu. Sesi belli belirsiz, boğuk bir fısıltıdan çıkarak normale dönmüştü. Hem hala merak ediyordu Dius. Ne kadarını hatırladığını...

Düşüncelerinin arasında elindeki makineyi çalıştırmış, gücünün de yardımıyla kısa sürede saçlarını kurutmuştu. Bu Atasagun'u başta şaşırtsa da ateşle ilgili olan gücüyle bağlantılı olduğunu anladı.

Hem ona kıyafet bulmalıydı. Dius kendisinden daha inceydi, aralarında iki bedenlik fark olmalıydı. Kıyafetlerinin hepsi bol gelecek demek oluyordu. Bol bir bluz önemsizdi ancak... İşte buldu!

Dolabın arka kısmından eşorfman altını çıkardı. Bol gelecekti elbette ancak beli ayarlanabilir yapıdaydı. En azından üstünden düşmezdi. Ona uygun spor bir bluz de bulunca geriye... Ow. Gerçi buradaki kıyafetlerin hepsi yeniydi.

Sorun olmaz ama...

İç çamaşırlarını karıştırmaya başladı. Hiç hata yapmayıp küçük beden bir tane almamış mıydı? Çoklu alışverişlerde illaki böyle sorunlar olurdu. İstediğin bedenden daha küçüğünü verirlerdi veya daha büyüğünü. Hatta istediğin bedende olup kalıbı dar olanlar çıkardı.

Gerçi bu sorun daha çok ayakkabılarda oluyor...

"Şanslısın. Üçünü de yanlış beden göndermişler ki bunlar sana tam olabilir."

Hepsini üst üste koydu ve Dius'a verdi. Dius tam teşekkür edecekti ki "Açlıktan ölüyorum, yani çabuk gelirsen iyi olur." diyerek odadan çıkarak, Dius'u kendi başına bıraktı.

Dius ise boş odaya göz gezdirdi. O da banyoda boş boş otururken düşünmüştü, bazı şeyleri. Ama herhangi bir değişiklik olmamıştı. Hala aynı şeyleri düşünüyor ve hissediyordu. Ama eşi bir kez daha ona 'Gitme.' demişti ve bu sefer onu dinleyecekti.

Evdeki çamurları temizleyen Suna ise tekrardan kahvaltılıkları masanın üstüne yerleştiriyordu. Efendisinin kahvaltıya gecikeceğini fark edince bozulacakları kaldırmıştı. Pişirdiği yumurtayı ve sucukları ise tekrardan ısıtıyordu.

"Ellerine sağlık Suna! Nefis görünüyorlar."

Suna efendisinden aldığı iltifatla gülümsedi ve azarlanmadan sıvışmaya çalıştı. Ancak Atasagun öksürmüş ve onu durdurmuştu.

"E-efendim?"

Korkarak olduğu yerde durdu. Atasagun bu çocuğun, kızmasından neden bu kadar korktuğunu merak etti. Yine de üstelemedi. Çok fazla şey olmuştu, çok fazla!

"Dius'u engellediğin için teşekkürler."

Azarlanmayı bekleyen Suna şaşırdı. Efendisinin kendisine çok fazla kızacağına emindi! Yine ondan izinsiz bir şeyler yapmıştı, buna rağmen... Efedisinin bu hayattaki kişiliği çok ama çok nazikti. Bunun nedeni o adam mıydı? Muhtemelen öyleydi.

Efendimi değiştirdi...

—Ö-önemli değil efendim. Her za-

—Her zaman değil Suna. İzin vermediğim şeyleri, acil olmadığı sürece yapma bir daha.

Sona doğru sesini hafiften yükselterek otoriter havasına büründü. Böylece Suna'yı olduğu yerde sıçrattı. Hemen önünde eğildi.

"Elbette efendim! Hemen size bildirerek emirlerinizi bekleyeceğim!"

Suna ne kadar yerinde sıçrasa da rahatlamıştı. Hala aynı kişiydi efendisi. Bunu hissettirmişti! Ocakta ısıttığı son yiyecekleri de masaya koyduğunda ormanda keyifli bir gezintiye çıktı.

Dius da kıyafetlerini giyip aşağıya inmişti. Masaya oturdu ve önündeki yiyeceklere baktı. Önceki yediklerine benzer şeyler vardı. Gerçi o kadar çok şey yemişti ki canı çekmiyordu artık hiçbirini. Yine de sevgilisi, eşi, kendisine eşlik etmesini istemişti. Bu yüzden gönülsüzce ağzına birkaç lokma attı.

Atasagun ise memnuniyetle önündeki yiyeceklere bakıyordu. Her biri en sevdiği şekillerde hazırlanmıştı! Rafadan yumurta, zeytinyağında çok pişirilmiş sucuklar... Suna onun tüm damak zevkini biliyordu!

Tüm bu yiyecekleri yerken kaç hayat yaşadığını merak etti Atasagun. Kendisini iyiden iyiye çizgi dizideki o şeytan krala özdeşleştirdiği için pek çok hayat yaşadığını tahmin ediyor ve merak ediyordu. Kaç defa bu araziye gelmişti acaba?

Her seferinde buraya nasıl gelebildim?

Bu hayatında kendisi seçmemişti burayı. Acaba kendisini bilinçsizce buraya çeken antik bir büyülü oluşum filan mı vardı? Delicesine mantıklı geliyordu kulağa!

Suna ile kabaca 800 yıldan fazladır tanışıklardı. Yani bunca yıl yolu, öyle veya böyle buraya düştü. Suna onu burada korudu ve sonra? Sonra ne oldu? Burada yaşlılıktan ölene kadar yaşadı mı?

Yoksa... oh!

Diğer hayatlarında geçmişi hatırlıyorsa... Dius'u aramış olabilir miydi? Diğer hayatlarında hatırladığı anılarını, bu hayatta niye hatırlamıyordu peki?

Ayrıca hala gizemler var.

Misal, Suna'yı ekmeden önceki zamanlar. Dius binlerce yıldır hapisti. Suna ile tanışmışlıkları ise kabaca son 800 yılını kapsıyordu. Ondan önce de uzunca süre ölmüş ve dirilmiş miydi? Yoksa ilk dirilmesi Suna'yı ektiği hayatında mı olmuştu? Ayrıca... neden sürekli diriliyordu? Ve daha ne kadar süre dirilebilirdi?

Tüm bu gizemler o kadar zihnini meşgul ediyordu ki... Özellikle hatırladığı o anıyla birlikte! O gerçekten bir anıydı!

Ayrıca Dius...

Duşta sakinleştikten ve zihnindeki kaosu sorulara indirgediğinde kalbindeki kaosa da daha iyi hükmedebilmeye başlamıştı.

Daha iyi hükmedince, yüzüne bir maske takıp Dius'un karşısında daha sakinmişçesine rol oynayabilmesi de mümkün oldu. Ancak daha sakin değildi. Yüzüne bakmak hala zordu!

Ah... ah!

Diğer insanlar nasıl başa çıkıyorlar?

Karnını doyurduğunda Dius ile aralarında sessizlikten oluşan tuhaf bir duvarın örüldüğünü fark etti. Bunu bozup sorular sormak istedi. Ama Dius'da benzeri düşünceye sahipti.

—Se-

—Ne ka-

İkisi de aynı anda konuşma başlatıp aynı anda susmuşlardı. Bu da Atasagun'u güldürmeye hatta kahkaha attırmaya yetmişti.

"İlk sen söyle klişesini bozarak söylemek istiyorum Dius. Kaçıp gitmek istemenin nedenini anladım. Kızgın olmam gerektiğini, korkmam gerektiğini söylüyordun bundan yola çıkarak senden nefret edeceğimi düşünüp gitmek istedin. Tamam buraya kadarını anlayabilirim. Ve tekrar hatırlatmalıyım. Kızgınım evet. Ama bu kaçmaya çalıştığın içindi. Ve de mahvetmek üzere olduğun şeyden dolayı! Evet, korkuyorum. Ama senden değil, olan biten her şeyden. Daha birkaç gün öncesine kadar evrak işlerine gömülmüş sıradan bir ölümlüydüm!"

Dius kendisine haykıran eşini sabırla dinledi. Yine de tüm bu anlattıkları düşüncelerini değiştirmiyordu. Ve hala sormak istediği bir şey vardı. Ancak ağzını açtığında Atasagun, ona izin vermeden sözlerine devam etti.

"Her neyse... Sadece bilmek istiyorum. Amacın neydi Dius? Neden banyoda yaptığını bana söylemedin?"

Atasagun sertçe burnundan solurken, bir eliyle yüzünü ovaladı. Dius ona anlatmalıydı! Onu reddedeceğini mi düşündü? Gerçi çok şey olmuştu ve düşünmek isteyebilirdi.

Ve reddedecek olsam bile!

Yine de anlatmalıydı!

Dius ise başını öne eğdi. Bu soruya cevap vermek istemiyordu. Özellikle Atasagun bakışlarını kaçırırken! Oturuşunu dikleştirdi ve gözlerini karşısındaki sevdiğinin üstüne dikti.

"Asıl sen söyle? Neler biliyorsun? Bir şeyler hatırladın değil mi?"

Atasagun bu inatçı tavır karşısında iç geçirdi. Neden hatırlayıp hatırlamadığını soruyordu ki? Şu noktada ne önemi vardı bunun?

"Evet, hatırladım. Başkası için kutlama yapılıyordu. Küçük göleti hatırlıyorum. Orada oturmuş ve konuşmuştuk. Bana yapılan düğünü anlatmıştın. O zamanda beni kızdırmıştın, şimdi de kızdırdın!"

Atasagun içindekini kusamıyordu bir türlü! Canını acıtıyordu, kalbini kırıyordu.

Dius ise hangi anıdan bahsettiğini düşünüyordu. Karanlık zihnini tarıyor, hatırlamaya çalışıyordu. Belli belirsiz hatırladı da. Sevgilisine neler olacağını anlattığını...

"Demek öyle..." Dedi düşünceli bir şekilde. Tek başına bu anı, fark etmeden peri dilini konuşmasına yeterli değildi. Sevgilisi farkında değildi ancak bu anı ile bazı şeyler tetiklenmiş olmalıydı. Bundan sonrasında gittikçe daha çok şey hatırlamaya başlayacağına şüphe yoktu.

—Sıra sende söyle bana neden bunu yaptın? Farkında değil misin? Az daha mahvediyordun! Hatırlamasaydım böylesine bir ânı mahvetmiş olacaktın!

—Çü-çünkü kabul edebileceğim tek kişisin! Başka birini asla istemiyorum. Ama seni hak etmiyorum... Seni kendime mahkum etmek istemedim!

—Neyden bahsediyorsun sen böyle? Ne hak etmemesi, ne mahkumu?!

Atasagun hiç düşünmeden bağırmış ve ayaklanarak Dius'un yanına gelmişti. Sinirle bluzunun yakasından tutmuş, yumruk atmamak için kendini zor tutuyordu.

Ne saçmalıyor böyle?!

"Bunlara karar verecek olan kişi sen değilsin, benim!"

Atasagun sesini kontrol edemeyerek avazı çıktığınca bağırdı. Bu kadarı da çok fazlaydı! Öyle ki geçen gece bile bir şey ifade etmemeye başladı.

Sakinleşmeliyim...

"Seni sevip sevmemek beni ilgilendirir Dius. Seni ilgilendirense tek bir şey var. Söyle? Beni gördüğünde ne hissettiğini söyle? Duymak istiyorum."

Bluzu tutan eli gevşedi. Sonrasındaysa bıraktı. Sandalyesinde oturan Dius'un üstüne eğilip zümrütü andıran gözlerine baktı. Bekliyordu, kalbini kurtarması için. Eğer şimdi söylemezse kalbi uzunca bir süre kapanacaktı. Ne kadar uzun bir süre bilemiyordu.

Belki birkaç saat, belki birkaç gün, belki birkaç yıl?!

Belki de birkaç ömür?

"Seni seviyorum. Eşimsin..."

Dius'un dudaklarından dökülmüştü, fısıltı şeklinde. İçi yanıyordu. Yine de o... Onu seviyordu... Binlerce yıl önce de sevmişti, binlerce yıl sonra tekrardan aşık olmuştu. Ne yapabilirdi?

"İşte seni ilgilendiren tek şey bu. Geri kalanı bana bırak? Benim yerime kararlar almayı bırak, eşim."

Son kelimesini bastırarak söylemişti, Dius'a seçimini belirtmek istercesine. Ve ne kadar soğuk bir yanıt vermiş olsa da kalbi ısınmıştı. Gerçeğin bilinmesiyle, söylenmesi arasında ne kadar fark vardı böyle? Biraz önceki kederi, acısı nereye gitmişti?

Birkaç kelime ve puf!

Şimdiyse tek düşünebildiği onu ne kadar sevdiğiydi. Kalbi bir kez daha hızla atmaya başladı. Utanç ise... o birazcık daha geride kalmıştı şu anda.

Biraz daha eğildi ve dudaklarına dokundu. Yaladı ve yavaşça içeriye girdi. Bal tadını bir kez daha almaya başladı.

Bitki olduğundan mı tadı böyleydi? Dünya'nın en seçkin çiçeklerin nektarlarından yapılmış, mükemmel bal aroması! Ne kadar müthiş bir tada sahip olduğunun farkında mıydı acaba?

Daha fazlasını istese de dersini alan biriydi Atasagun. Suna'nın şifalı gücüne inansa ve devam etmek istese bile, Dius'un tekrardan saçmalamaya başlamasını istemiyordu. Dudaklarını ayırdı.

—Söylesene? Senden başkasını böyle öpmeme katlanabilir misin?

—Be-ben...

Dius, hala öpülmenin etkisindeydi ve sorulan soruyla afalladı. Çok fazla düşünemiyordu, kıskıvrak yakalanmıştı. Atasagun tarafından, görünmez iplerle bağlamıştı adeta! Kaçamıyordu. Sonra aklı geçen ki insan kadına kaydı. İkisini yan yanayken... ve dudaklarını...

"Hayır! İstemiyorum!"

Sevgilisini kimseyle paylaşmak istemiyordu. Buna kendini hazırlayabileceğini sanmıştı ama şu anda fark ediyordu. Buna katlanamayacağını!

Bunun...

"Bende senden başkasını istemiyorum. Şimdi ne kadar saçma hareket ettiğini anlıyor musun Dius?"

Atasagun'un sakince söylediği sözler, içinde birer fırtına yaratıyordu. Hala onu hak etmediğini düşünmeden edemiyordu. İçi acıyordu, kalbi parçalanmıştı. Ona verdiği zararları hatırlıyordu. Kırılmış bir bebek gibi olan vücudunu!

"Seni öldürüyordum! Ne uğruna? Seni nasıl hak edebilirim?"

Atasagun, karşısındaki adamın nasıl bir çıkmazda olduğunu fark etti. Anlayamıyordu çünkü kendisini o halde görmemişti. O acıyı hissetmişti ancak benzeri bir acıyı pek çok defa hissetmişti! 

Pek çok defa vurulmuştu. Ölesiye dövülmüştü. Araba tarafından ezilmişti! Onlara kıyasla çokta acıtmamıştı. Ama tüm bunları o bilmiyordu, kaldı ki bilmesi Dius'a yardımcı olmayacaktı.

Peki...

"Seninle olabilmek adına, dışarıda bize saldıran büyücüleri bile yok sayan bendim. Yalnızca kendini suçlamayı bırak. Üstüme atlayan sen değildin. Üstüne atlayan bendim. Ve şu anda bile üstüne atlayabilirim. Ama bu seni mahvediyor..."

Dius...

Atasagun, onun gözünden akan bir damla yaşı sildi, yavaşça. Bir kez daha dokundu dudaklarına. Neden bu kadar karmaşıktı? Daha basit olamaz mıydı her şey?  

"Be-ben... Özür dilerim..."

Dius özür dilerken, gözlerini kapatıp yanağına dokunan nazik elleri daha da hissetmek istedi. Düşünmek istemiyordu. Onu hak etmediğini biliyordu. Atasagun ona ne derse desin gözünün önündeki yarı ölü hali gitmiyordu! Ve onu bu hale getiren bizzat kendisiydi!

"Buna cevap vermeyeceğim çünkü özür dileyecek bir şey yapmadın. Dius? Ne zaman aklın başına gelecek? Birileri Suna'nın savunmasını aşıp bizi bir kez daha ayırdığında mı? Belki de tekrar öldüğümü görmen gerekiyordur?! Aklının başına gelmesi!.. Ah!"

Ellerini başının arkasında birleştirdi Atasagun. 

Ona ulaşamıyorum! 

Birkaç adım geriye adım atıp arkasını döndü ve ağzını sonuna kadar açarak sessiz çığlıklar attı. Sonra aniden durdu ve ifadesiz bir suratla Dius'a döndü. 

Şu gözler?.. Nasılda acı içinde bakıyorlar!  

"Dius, merdivenlerden ileriye gittiğinde sağda bir kapı göreceksin. Gece yarısında seni orada bekliyor olacağım. O zamana kadar konuştuklarımızı düşün ve biraz olsun..."

Atasagun başını iki yana sallayarak salondan ayrıldı. Koşar adımlarla odasına giderek, yatağına oturdu. Ölmek kendisi için büyük bir olay değildi. Beki de onlarca hayat yaşadığı içindi? Bilmiyordu... Acı içinde aynısı geçerliydi. Bu yüzden, bir türlü anlayamıyordu Dius'u. 

Elbette hiçbir varlık sevdiğine zarar gelmesini istemezdi. Ama Dius fazla tepki vermiyor muydu? Belki de vermiyordu. 

Hayır, hayır... bunlar önemli değil.

Önemli olan Dius'un bunu atlatıp atlatamayacak olması! 

Binlerce yıllık işkenceden sağlam zihinle kurtuldu, bunu da aşabilir! 

Değil mi? Aşmalı! 

Ayrıca...

Onu gece yarısı çağırmıştı ancak Ay'ın evresi doğru muydu? Dolabın çekmecesinde bulunan telefonunu çıkardı Atasagun. Telefonu açtı ve internet erişimini sağladı. 

Ay'ın evrelerine baktı. Evet! Bu gün doğru evredeydiler! Dius'un hareketlerinden dolayı böyle olduğunu anlamıştı gerçi... Yine de kontrol etmek istemişti.

Telefonu komidinin üstüne koydu. Bu sırada merak ediyordu. Dius ile düzgünce sevişemeyecekler miydi hiç? Her seferinde yaralanacak mıydı? Daha fazla şey hatırlarsa...

Birkaç saatin sonunda hatırlamaya çalışmaktan vazgeçen Atasagun'un morali çökmüştü. Sevdiği adamla sevişmek istiyordu! Onu çıplak görüp yıkadıktan sonra sakin kalabilmesinin imkanı yoktu! Ama bu yine mahvederdi Dius'u. 

"Efendim? Biraz daha iyi misiniz?"

Suna yatakta yanına gelmiş, bir kedi edasıyla başını koluna dayamıştı. Suna'nın dut rengi saçlarını karıştırırken, yattığı yerde doğrulup oturdu. Suna ise hemen efendisinin kucağına yerleşti. Atasagun ise onun güzel saçlarını okşamaya devam etti. 

Suna bir kez daha sevilmenin getirdiği mutlulukla mest olmuştu. Ama kendine gelmeliydi! Efendisi üzgündü!

"Efendim? Yardımcı olabileceğim bir şey var mı?"

Atasagun küçük çocuk şekline girmiş bu varlığa baktı. Şekline oldukça uygun bir role bürünmüştü. Bu da onu oldukça sevimli yapıyordu! Yüzlerce yıl yaşında değilmiş gibiydi.

—Evet, var Suna. Aşağı kattaki banyoyu sen mi bu şekilde yaptırdın?

—Hım-hım efendim! Oradaki banyoyu hep bu şekilde yaptırırdınız. Ancak bu yaşamınızda yaptırmadınız. Bu yüzden...

Atasagun biraz daha sevdi Suna'yı. Bayağı şımartmıştı bu çocuğu! Yine de elinde değildi, daha da şımartmak istiyordu

"Aferin Suna! İyi düşünmüşsün tüm detayları. Gerçi aslan başlık da fena-" Diye devam ederken, konudan uzaklaşıp saçmaladığının farkına vararak," Öhö... öhöm..." diye öksürdü. Ardından konuyu toparlamak istedi.

 "Hım... Suna? Ateş Kavmi'nin düğün seremonisini biliyorsun değil mi?"

Suna şaşırdı. Yoksa efendisi? Demek bu yüzden evi her inşa ettirdiğinde bir banyoyu böyle yaptırıyordu! Suna küçük bir aydınlanma geçirdi.

—Evet efendim, biliyorum.

—Öyleyse kullandıkları suyu da biliyorsundur?

—O cahillerin kutsal su dedikleri, kaplıca suları efendim. Yoksa siz?..

—Kesinlikle Suna. Gücünün sınırları dahilinde mi bilmiyorum ama o suya ihtiyacım var.

—Efendim evde kullandığımız neredeyse tüm su, kaplıca suyu. Bu detayı önceki yaşamlarınızdan birinde düşünmüş olmalısınız.

Atasagun şaşkınca Suna'ya baktı. Anlaşılan o ki tahmini doğruydu. Her yaşamında onu bulabilmeyi ummuştu! 

Ve de... Cidden bir sürü yaşamım varmış!

Biraz şaşırsa bile, çok şaşıramadı. O kadar çılgınca şeyler oluyordu ki... Ayrıca... Hatırlayamasa da birikmiş çok fazla duyguya sahipti.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)