İsmimi Söyle... Kutsalmışçasına - Bölüm 13: Hatırlanan Gülümseme

Çeviri : HelFreya
Düzenleme : HelFreya
Beğeni : 0
Okunma : 168
Tarih : 28 May 2018 21:29:11

Bir kez daha odağını kaybeden gözlere, artık iyiden iyiye bulanmış görüşüyle baktı Dius. Eşi sonunda büyü yapmayı bırakmıştı. Yeniden mi geçmişindeki anılara dalmıştı?

Hiç çıktı mı ki?

Ardından eşinin odağını kaybetmiş olan bu gözleri, korkunç bir dehşetle genişledi. Derin bir yalnızlık, çaresizlik, acı... Bunu gören Suna ise ellerini efendisinin ağzından çekti ve sadece ağladı. Ağlarken yansıttığı yansıma da kayboldu, gitti.

Dius, tekrardan bilincini kaybeden sevdiğini kucaklarken, bahçedeki toprakların kendi kendine hareket ettiğini gördü. Tüm kanı ve cesetleri aşağılara çekiyorlardı. Dius bu görüntüye katlanamayarak kucağındaki sevdiğiyle ayağa kalktı.

İleride, ağaçların arasında bembeyaz bir kimseyi görür gibi oldu. Bu sadece bir anlıktı ve karanlığı aydınlatan bahçe ışıklandırmasının bir oyunu olduğunu düşünen Dius, toprağın derinlerine çekilmekte olan, parçalanmış cesetlere arkasını dönerek evin içerisine girdi.

Kırılmış onlarca eşya bekliyordu ancak her biri ilk hallerine dönmüştüler. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibiydi.

Suna'nın işi mi?

Fazla önemsemeden, havuzdan bozma banyoya doğru ilerledi. Eşinin kıyafetlerini bir kez daha çıkardı. Kanları ondan uzaklaştırarak yıkadı, birkaç saat öncesinde yıkadığı gibi. Keşke aynı duygularla yıkayabilseydi, eşini... kendini...

Eşiyle birlikte havuzun içine girdi. Bu sırada Suna geldi.

—Ne yapıyorsun sen? Efendim bir kriz daha geçirirse savunmasız olacaksın! Ölemezsin! Seni ne zamandır arıyor, farkında mısın?!

—Ne yaptığımı biliyorum Suna. Lütfen bizi yalnız bırak.

Suna bunu yapmayı her ne kadar istemese de bu Ateş Kavmi oldukça inatçıydı. Ayrıca gücünü efendisi için toparlamalı ve saklamalıydı. Onunla inatlaşamazdı.

Yine de... ne yapmayı planlıyor?

—Ölemezsin, biliyorsun değil mi?

—Ölmeyeceğim Suna.

Böylece, tek bir söze güvenmek zorunda kalmanın çaresizliğiyle onları yalnız bıraktı. Dius ise büyüyle eşinin ellerini bağladı ve ardından sesini mühürledi. Bunlar ufak ve önemsiz büyülerdi ancak...

Yeterince oyalarlar.

Düşündüğü şey ölmek değildi Dius'un. Eşinden farklı olarak onun tek bir hayatı vardı. Ancak eşi pek çok hayata sahipti. Ve o ne kadar güçlü olursa olsun, aciz bedeninin sınırları vardı. Suyun altında pek uzun süre kalamayacak olması gibi...

Ellerini veya dudaklarını mühürleyen büyümü bozabilene kadar boğulur.

Eşini öldürmekle ilgili olan düşüncesiyle sarsıldı. Ama... başka bir yolunu bilmiyordu. "Merak etme Atasagun. Bir kez daha başkalarına zarar vermene izin vermeyeceğim. Zihnini toparlamana yardım edeceğim, çok uzun vaktimiz var."

Eşinin yüzünü sevgiyle okşarken mırıldandı. Atasagun ise kaşlarını çattı, bir şeyler söyledi ancak sesi olmadığından hiçbir büyülü etkisi olmadı. Dius, hala anılarında dolanıp büyüler yapmakta olan eşini sevgiyle izlemeye devam etti.

Acısını okumuş, öfkesini iliklerine kadar hissetmiş, dehşetini ise izlemişti. Yine de ona olan sevgisinde en ufak azalma olmamıştı. O hala sevdiği kişiydi. O kat'iyen acımasız, soğuk kanlı bir katil değildi. İntikam arayan biri hiç değildi...

Diğer ölümsüzlerden farklı o...

Yalnız olandı, acı çekendi, sevdiğini arayandı. Ve geçen zaman, onu olması imkansız birine dönüştürmüştü. Yine de o hala aynıydı.

Atasagun...

Dius'u hatırlamadan yardım elini uzatmıştı. O an'lar, ne dediğini anlayamasa da şu an anlıyordu. Onu ait olduğu yere götürmeyi teklif etmişti. Bunun için araştırmalar yapmıştı. Kendi eliyle yemekler yedirmişti.

Hiç tanımadığı biri için nelere göğüs gerdi?

O hala tanıdığı sevgilisiydi. Sadece... bunu tekrardan hatırlatmalıydı. Şu anda gerilerde kalmış eşini, ortaya çıkarmalıydı.

Muhtemelen derinlerde boğuluyor, binlerce acının içinde yanıyor.

Pek çoklarını öldürmüş olsa da... hiç tereddüt etmeden, acımasızca...

Hayır bunu düşünmemeliydi Dius.

Onu olduğu gibi görmeliyim. Yaptıklarına rağmen... Eğer ben onu olduğu gibi göremezsem eşi olarak...

"Atasagun. Bana geri dön."

Dua edercesine mırıldanırken, alınlarını birleştirdi Dius.

"Teşekkür ederim aşkım. Tüm bu acılara rağmen, beni unutmayı seçmediğin için. Sürekli ve sürekli aramaya devam ettiğin için."

Dudağına öpücükler kondurdu. Sevdiğinin tadı ne kadar güzeldi böyle?

Tarçın ve karanfil...

Etraflarındaki koyu karanlığın gittiğini fark ederek, odayı aydınlatan ateşlerini geri çekti ve başını kaldırdı. Tavandaki pencereden gelen ışıklar, artık Güneş'in doğmaya başladığını haber veriyordu.

Zamanı daha fazla umursamayarak, huzursuzca kıpırdanmaya başlayan sevdiğini daha da sıkıca sarıldı. Dudaklarını boynuna bastırdı ve defalarca aynı noktayı öptü.

"Sana ihtiyacım var, yalnız bırakma beni."

Fısıldadı kulağına.

"Elini asla bırakmayacağım, lütfen geri dön bana."

Saçlarını okşadı ve yüzünü izledi. Arada bir kızgın arada bir hüzünlü olan yüzünü. Kısa bir süre sonrasındaysa, sabah güneşi tarafından kutsanmaya başladılar.

Atasagun, yavaşça gözlerini açtığında Dius'un kalbi sertçe çarpmaya başladı. Ve gülümsedi. Eşinin ona hatırlattığı gülümsemesiyle...

"Söz veriyorum, elini bir daha asla bırakmayacağım. Yani... uyan artık?"

Eşi ona baktı. Ellerini kullanamadığını fark ettiğinde kaşlarını çatıp öfkeyle çırpınmaya başladı ve Dius'un içine korku saldı. Aynı zamanda büyüsünü de kullanmaya başlamıştı. Bu yüzden aceleyle dudaklarına ulaşıp onunkilerle kavuştururken, eşini suyun altına çekti.

***

Togay gözlerini açtığı gibi bu adamı bulmuştu karşısında ve ikisi de çıplaktı! "Ne ce-" O an konuşamadığını fark etti ve elleri de bağlıydı! Aciz büyülerdi bunlar!

Ateş Kavmine özgü olan bu büyüler... tamamen!..

Öfkeyle çırpınarak bu adamın kollarından uzaklaşmaya çalıştı ve büyüsünü toparlamaya... Ancak adam buna izin vermeden, dudaklarını Togay'ınkilerle birleştirip suyun içine çekti.

Büyüsüyle bu adamı delik deşik edebilirdi, rahatlıkla. Ama yapamazdı. Bu bedene ihtiyacı vardı, zarar veremezdi! Zarar vermeden de kurtalamıyordu, kendisini sarsılmaz bir iradeyle saran bu kollardan.

Öfkeyle bağırdığı sırada ciğerindeki tüm havayı çıkardı. Bu aşağılanmayı unutmayacaktı Togay. Binlerce defa ölse bile unutmayacaktı. Sadece bir kişinin dokunabileceği dudaklarına dokunma cesareti gösteren bu adamın ruhuna ne işkenceler yapacaktı!

"Atasagun lütfen bana dön! Eşine dön! Ebediyete söz vermemiş miydin?"

Suyun içinde dudaklarını oynattı Dius. Eşinin zihnine ulaşamıyordu, ancak dudaklarını okuyabilirdi, değil mi?

Gerçekten de Togay, onun dudaklarını okumuştu.

Ebediyet? Eş?

Anlayamayan Togay, en azından saldırmayı veya çırpınmayı bıraktı.

"Bırak beni."

Ateş Kavminin dilinde olan kelimeleri, Dius'un zihninde hayat buldu. Dius'un ise gözleri büyüdü ve daha fazla vakit kaybetmeden eşini suyun üstüne çıkardı.

Togay derince bir nefes çekti içine. Az daha gözü kararıyor ve boğularak ölüyordu. Ardından düşmanca bakan gözlerini, karşısındaki adama çevirdi.

"Atasagun?"

Adam onu omuzlarından tutmuştu. Yapacağı en ufak hareketle, suyun altına çekileceğini fark edebiliyordu. Ancak omuzlarını sertçe kavrayan bu iki el, titremekteydi.

Etrafına baktı. Burası her evinde bulunan odaydı. Sevdiğini bulduğu zaman, ilk ay döngüsünde onunla burada ebediyete söz vereceklerdi. Ve şimdi bu adam, onu böylesine kutsal bir mekanda boğmaya mı çalışmıştı?!

"Atasagun?! Bana bak?"

Üstelik sürekli o lanetli isimle sesleniyor!

Omuzlarını tutan bir eli, yüzüne gitti. Oldukça nazikti dokunuşu. Sevgilisinin dokunuşu gibi... Kalbinin hızlandığını hissetti.

"Kimden veya neyden bahsediyorsan, umurumda değil. Çek o pis ellerini üstümden."

Dius, bir an bocalasa da kızmadı. Hem zihnine fısıldarken ki kullandığı dil, şimdiye dönmüştü. Kızamazdı. Kendisi de ilk defa Atasagun tarafından kucaklandığında aynı şeyleri hissediyordu. İçte içe söyleniyor, uğursuzluğunu arttırmaya çalıştığı bakışlarıyla ruhunu ezmeye çabalıyordu...

"Bana yalnızca o böyle dokunabilir. Çek ellerini, yoksa parmaklarını tek tek kırarım."

Dius, eşinin bunu demesiyle güldü. Eşi de aynı kendisi gibiydi demek ki. Dius'u tanıyamasa da şu an, bu onun canını acıtmıyordu. Söyledikleri, kendisinin de bir zamanlar onun için olan düşünceleriyle örtüştüğünden...

"Hayır çekmeyeceğim. Ve evet, yalnızca ben sana böyle dokunabilirim."

Tekrardan gülümsedi, eşinin gözlerinin içine bakarken. Togay ise afallamaktaydı. Zihni zaten karman çorbandı ve tek düşünebildiği sevdiğini hayata geri getirmek iken, kendini ne halde bulmuştu?

—Benim.

—Benim.

—Gece buradayken verdiğimiz sözü hatırla?

Dius, neler olduğunu kavramaya çalışan eşinin ellerini çözdü ve yüzüne götürdü. Avucunun içine ufak bir öpücük kondurdu ve yanağını sürttü, gözlerini kapatırken. Gülümsemesi ise yüzünde asılıydı.

"Bana 'gitme' diyen sendin. Gitmedim, dilediğin gibi. Şimdide sen gitme? Dilediğim gibi..."

Togay karşısındaki adamın hareketlerini izledi. İnanamaz halde. Bu hayatında bir Ateş Kavmi bulmuş ve onunla... ne yapmıştı? Onu... onu sevdiği adam mı sanmıştı?

"Sen, o değilsin!"

Ellerini çekip gitmek istedi, karışmış kafasıyla. Ancak ona izin vermeyen kollar tarafından sarıldı.

—O? Sevgilim, benim. Buldun beni. Buldun, ismimi söyledin ve kucağına aldın. Defalarca kurtardın beni. Ve bunları, beni hatırlamıyorken yaptın. Şimdi hatırlıyorsun, değil mi? Neler hatırladığını bilmesem de bir şeyler hatırlıyorsun değil mi? Ama anlamı-

—Kes, lagalugayı! O öldü!

Dius eşinin söylediğiyle şaşırdı. Yine de sıkıca yapıştı ona. Nedense zarar vermiyordu, haliyle şu anda istediğini yapabileceğini düşündü. Bu havuzun içindeyken tüm savunmaları çökük haldeydi. Yapacağı en ufak bir büyüyle ve hatta çıplak elleriyle bile öldürebilirdi Dius'u. Ve hatırlayamadığı halde, eşinin ona neden zarar vermediğini anlayamayan Dius, bunu merak etse de bulundukları durumdan dolayı umursamadı.

—Ölmedim, buradayım. Neden öldüğümü düşünüyorsun?

—Neden mi? Çünkü o ölümsüz değil! Bir ömre sahip ve o ömür dolalı bin yılı bir kaç yıl geçti.

—Peki, tam olarak ne zamandır kapalıydım?

—Kes şunu! Sen o değilsin ve o 4 bin yıldır kapalı! Oldukça güçlüydü, kavminin en güçlülerindendi ve daha gençti. Haliyle en fazla 3 bin yıl yaşayabilirdi.

Dius'un gözleri iyice açıldı. Eşi doğruyu söylüyordu. 3 bin yıl bile oldukça iyimserdi. Karanlıkta 4 bin yıl mı kapalı kalmıştı?

Nasıl ölmedim?

"Bilmiyorum nasıl ölmedim, ama kesinlikle benim. Söyle? Nasıl kanıtlayabilirim bunu sana?"

Togay düşündü. Onca zaman geçmiş olsa da Ateş Kavmi insanları birbirini unutmazdı. Eğer insan olsaydı, ismini söylemesini isterdi basitçe. Ama bu adam Togay'ın sevgilisini biliyor olabilirdi. Haliyle onun ismini verebilirdi. 4 bin yıl, bu kavim için sadece birkaç nesil ederdi. Ve karşısındakinin yaşını tahmin edecek olursa... dedesinden olayları duymuş olabilirdi.

Bu sırada aklına sevgilisinin kulağına fısıldadığı sözler geldi. Bu, Togay ölmeden önceki gecelerine aitti. Hilal'in altında terasta... Ellerini birleştirmişlerdi, gelecekten korkarken. Ve sevgilisi, sakinleşmesi için kulağına fısıldamıştı.

"Aşkım, sevgilim... Sonsuza dek, daima seveceğim seni. Unutma, hatırla. Yanında olmasam bile, seni daima seveceğim. Kötü bir şey olmayacak, ellerimiz tekrardan kavuşacak..."

Gözünden düşen bir damlayla, hatırladığı bu anıyı sordu Togay.

"O günü hatırla öyleyse. Son gecemizi... Hilal'in altındayken, terasta elimi tutup kulağıma fısıldadığını fısılda, tekrardan duymak istiyorum."

Dius, eşinin söylediğiyle donakaldı. Son anlarını hatırlıyordu ancak, son geceleri? Kaşlarını çattı ve var gücüyle geçmiş anılarına baktı. Onu son gördüğü andan, geriye doğru gitmeye başladı ve hatırlamaya çalıştı.

"O değilsin işte, ne yalan söyleyeceğin konusunda kendini zorlama. Şimdi uslu uslu dönmemi bekle veya seni hemen mi öldürsem?"

Son kısmı, onu korkutmak için söylemişti. Böylece olduğu yerde dona kalacaktı. Togay ise ellerindeki ve sesindeki mührü bozup şimdiye kadar hazırlandığı büyüye devam edecekti.

Dius beklemesi için eliyle işaret edip onu tutarken, hatırladı. O geceyi hatırladı. Söyledikleri... fısıldadığı o kelimeler...

"Bu kadar aceleci olma! Onca zaman karanlıkta hapistim, her şeyi aniden hatırlamamı bekleme!" Diye kızarken, eşinin ellerini aynı o gecede tuttuğu gibi tuttu. Aynı o geceki gibi endişeliydi. Aynı o gecedeki gibi eşini sakinleştirmek istiyordu. Tüm bunların, gülümsemesini kırarak yüzüne yansımasına izin verdi Dius.

Eşinin gözlerinin içine baktı. Orada bir an kayboldu, diğer ansa kendine gelerek eğildi. Dudaklarına çok ufak bir öpücük bıraktı, yavaşça kulağına gitti. Ve tekrardan fısıldadı.

Fısıldarken, kollarını eşinin bedenine doladı. Fısıldaması bittiğindeyse tamamen kendine çekip sıkıca sarıldı. Aynı o gecede olduğu gibi. Ve devam etti, yine o geceki gibi.

"...kesinlikle sana geri döneceğim. Zaferle geri dönecek, vakit kaybetmeden eşim yapacağım, ebediyen."

Sonrasında devam etti, bu sefer söyledikleri şu ana aitti. Yaşadıklarını kısaca özetledi, şaşkınlıkla kendisine bakan eşine.

"Yıllarca kısılı kaldığım karanlıkta sayısız defa çıldırdıktan sonra, o karanlıkta kaybolsam bile... Kutsalmışçasına söyledin ismimi. Sıkıca kucağında tuttun. Ellerinle yemek yedirdin, hiç hatırlamadığın, tanımadığın bana. Ve uyandığında yeniden ellerinle besledin beni. Acı veren lanetimi kaldırdın, az daha beni öldürecekken. Ve gözlerimi açtığımda kucağında buldum kendimi.

Beni kendine tekrardan aşık ettin, sana karşı koyamadım. Soğuk, karanlık denizden çekip çıkardın, sıcaklığınla hayatta tuttun. Sana affedilemez zararlar verdiğimde bile, elimi bırakmadın. Ve gece, tam burada kabul ettin beni ebediyete dek. Sana zaferle geri dönememiş olsam bile... Ebediyen eşim yaptım seni..."

Dius, eşinin titrediğini fark ettiğinde biraz geriye çekilerek ona baktı. Bir kez daha boşluğa bakıyordu gözleri. Titriyordu. Zihninde haykırdı.

—İmkansız! İmkansız!

—Haklısın, sanırım imkansız ha? Ayrıca 3 bin yıl değil eşim, 2.367 yıl sınırım olurdu.

Togay bu cevapla birlikte güldü. Bu tam sevgilisinden beklenecek bir düzeltmeydi. Yine de tüm bunları hemencecik kabullenmeyecekti. Daha kesin bir kanıta ihtiyacı vardı.

Böylece sevdiği adam olduğunu iddia eden bu adamı, orada yalnız bırakıp son sürat koşarak kütüphaneye gitti. Günlüklerini açtı. Sevdiği adamın görüntüsünü tamamen unutmamak adına, yüzünün anısını büyüyle işlemişti bu günlüklerden birine.

Gerçi... onu gördüğüm an tanıyacağıma emin olduğum için bayağıdır bakmamıştım...

Hayır... hayır... ondan değildi! Çok acı verdiğindendi, bakmamam.

Ve buldu. Tam olarak bakmadan, sayfayı yırtıp tekrardan koştu. Onu salonda, kıyafetlerini çoktan giymiş bir halde bulmuştu. Koltukta oturan adamın yanına geldi ve resmini yüzünün yanına getirerek baktı.

Resimdeki sevgilisinin aynısıydı bu yüz.

Ateş Kavmi'nin yaşı, görüntülerine vurmaz ama...

Hayır... düşünmem gereken bu değil...

Resimdeki sevgilisiyle aynıydı bu kişi ve o an fark etti Togay. O gerçekten de sevdiği adamdı!

"Neden hiç yaşlanmamışsın?"

Gözünden akan yaşlarla, onun zihnine ulaştı kelimeleri. Bu nasıl mümkün olabiliyordu? Enerji izini kontrol ediyor, tek bulabildiğiyse birkaç yıllık fark oluyordu...

O ölümsüz değil?

İmkansız!

Eşinin sonunda kendisine inanmasıyla sevinen ve bir kez daha ona kollarını dolayan Dius ise sorusunu bilmezden gelmişti. Umurunda değildi hiçbir şey.

Zaten bitkiler, yıllar içinde insanlar gibi büyük farklılıklar geçirmezdi. 

Eh... Su Kavmini görmezden gelirsek... 

Ayna da etrafa yaydığı kendi enerjisini görmüş ve buna en az sevdiği kadar şaşırmıştı o an. Enerjisinin eskiliğinden anlamalıydı, ne kadar zaman geçirdiğini ama anlayamıyordu çünkü...

Gerçekten, karanlıkta o kadar zaman geçirmiş miydi ki? Kendisine sorulacak olursa en fazla 10 yıl derdi. Aynı zamanda enerji izi de benzeri bir yıllanma içerisindeydi... Zamanı hissetmediğini düşünüyordu... 

—Haklısın, bu tuhaf ve bende bilmiyorum hiçbir şey. Yine de şimdilik bunu boşversek? 

—Hey? Beni buldun.

Eşinin yüzünü okşadı Dius. Eşi hala 'İmkansız' kelimesini sessiz dudaklarında oynatsa bile, o da aynı şekilde Dius'un yüzünü okşuyordu. Diğer bir yandan kaşlarını çatmış, bir şeyleri hatırlamaya çalışıyor gibiydi.

Togay gerçekten de hatırlamaya çalışıyordu. Hiçbir şey hatırlamayan şimdiki o, nasıl bulmuştu Dius'u? Hatırlaması gerekiyordu. Ama... çok karman çorbandı şimdiye dair her şey.

Bu yüzden boşverdi. Sevdiği adama baktı. O ne demişti?

'Eşim.'

Demek gerçekten de yapmışlardı. Binlerce yılın sonunda! Bini aşkın hayat, bini aşkın savaş... Döktüğü milyonlarca yaş... Ve sonunda! Sevdiği adam karşısındaydı. Yanağını okşuyor, sevgiyle bakıyordu. Fark ediyordu Togay, sevdiğinin kendisine olan bakışları hiç değişmemişti. Aynıydı. 

Aşk, sevgi, dizginlediği şehvet... 

Dizginlediği?

"Artık kendini dizginlemene gerek yok. Tamamen benimsin..."

Fısıldadı Togay, sevdiğinin zihnine. Ancak Dius, bu baştan çıkarma girişimine sadece gülümsedi. Başını onaylamaz bir tavırla salladı.

"Dün geceyi bile hatırlamıyorsun, zihnin paramparça. Merak ediyorum, havuzda uyanmadan öncesini bile hatırlayıp hatırlamadığını?" diyerek Atasagun'un zihinsel durumunu öğrenmek için bir adım attı, çekingence.

Togay ise düşündü. Hatırladıklarını anlattı. Odada uyanışını, duyduğu sesleri...

—Biri saldırıyordu bize! Suna'yı bayağı oyalayabilecek biri!

—Sevgilim, eşim... Atasagun? O sendin.

—Ha?

Dius, kendisine şapşal bir surat ifadesiyle bakan eşine güldü. Gerçekten zihni çok sağlam karışmıştı. Şu anı bile hatırlayacak mıydı? Aynı şeyleri tekrar edeceklerinden korktu Dius.

"Sakın kim olduğumu unutma. Benim, tamam mı? Sevgilin, eşin... ebediyete kadar seni sevecek olan! Unutma şu anı!"

Togay anlayışla başını salladı. Onu az daha öldürecekti sonuçta. Ve hatırlayamadığı anlarda kim bilir...

Ah!

"Sana zarar verdim mi?"

Dius eşinin endişeyle kendisini ve saçlarını süzdüğünü gördü. Başını iki yana salladı ve tekrardan sıkıca sarıldı. Fısıldadı, "Baş edemeyeceğim bir şey değil..." diye. 

Yine de Togay için tatmin edici bir cevap değildi bu. Dius'un saçları hala pas rengindeydi. Şimdiye toparlanması gereken eşinin saçları böylesine soluktu. 

Çıplakken de incelemedim ki hiç?! Dikkatim dahilinde değildi...

Tek hamleyle koltuğa yatırdı ve üstüne çıktı. Kıyafetini bir hiçmişçesine parçaladığında Dius az sayıda kıyafetinin olduğunu hatırlayarak homurdandı. 

Togay'ın gözleri ise sevdiğinde açtığı yaralardaydı. Bu yaralar, yaptığı karanlık büyülerden dolayı açıldığı için Ateş Kavminin yenilenme gücü, iyileşmesi için tek başına yeterli olmazdı. 

Başının üstünde ellerini sallayarak büyü yapmaya başlayan Togay'ı durdurdu eşi. Togay, kaşlarını çattı. Neden kollarını tutmuştu ki? Bir kez daha sevdiği adamın zihnine seslendi Togay.

—Neden engelliyorsun beni? Seni iyileştirmeme izin ver.

—Ayrıca, sesimi de geri alabilir miyim lütfen? Daha etkili bir iyileştirme büyüsü yapabilirim.

Dius ilk önce şüpheyle baktı eşinin dediklerine. Ancak kendi kendine güldü. Çünkü eşi, şu anki bilgi birikimi ve gücüyle Dius'un yaptığı bu basit büyüleri kolayca kırıp geçebilirdi. Ama o, Dius'un iznini almak istemişti. 

Böylece sesini engelleyen büyüyü bozdu Dius. Togay ise elini boğazına götürdü ve hafifçe öksürerek sesini kontrol etti. Bu hayatında sesi bir erkeğe göre inceydi. Bunu fark ederek şaşırdı. 

Sembollerin dilinde birkaç ufak iyileştirme büyüsü yaptı ve Dius'un vücudundaki tüm yaralar, morluklar hızla geçti. Bu sırada bir şeyi fark etti Togay.

"Ruhuna işlenmiş bu... Bu..."

Togay'ın ağzı açık kalmıştı. Bu imkansızdı. Dius ise şaşıran eşinin yüzünü okşadı. Endişelenmemesini istiyordu. 

Artık geçti, lanet ise ...

"Bunu sana kim yaptı?"

Biraz titrediğini hissediyordu Togay. Kalbi hızla çarparken... Biraz sevinç, biraz korku... çokça acı, öfke ve hatta hüzün. Ölümsüz olmayı başardığı ilk hayatından kalma birkaç his yükselmeye başladı içinde.

"Kim yaptı bunu? Söylemen gerek!"

Dius şaşırdı. Laneti fark ettiğinde öfkeleneceğini, hüzünleneceğini... belki de kızacağını düşünüyordu. Ama o sevinmişti? 

"Kim mi?"

Dius, düşündü. Tuzağa nasıl düşürüldüğünü. Üç kavim birleşmişti. İnsanlar, ateşler ve sular... Ama en şaşırdığı şey, ona bu büyük laneti veren kişiydi. Suyun içinde dalgalanıyormuşçasına havada dalgalanan kar beyazı saçlarıyla gelmiş, kendisine oldukça aşağılayıcı bakışlarla bakmıştı. Bir mani söylemiş, bu laneti ruhuna ve onu tutan iplere işlemişti. 

"Hava Kavminden biriydi. O kavmin nasıl göründüğünü biliyorsun?"

Togay onu onaylayarak başını salladı. Hava Kavminin görünümünü çok iyi biliyordu. Ama anlayamadığı bir şey vardı. Bitkiler arasında Toprak Kavminden sonraki en güçlü olan bu kavim, çoktan başka boyuta yerleşmişlerdi. Büyük bir kısmı ölümsüz olduktan sonra, kalan ufak bir kısım göç etmişti. Evet, hatırlıyordu Togay. 

O...

"Ah... Çok eskileri hatırlamaya başlıyorum."

Dertliydi. Bu kadar eskileri hatırlamayı istemiyordu. Hiçbir zaman istememişti. Olanları unutmak için sayısız ömür yaşamış olsa bile unutamıyordu. Aynı karşısındaki bu ateşi unutamaması gibi... 

Ruhuma işlenmiş.

Birkaç el hareketiyle eşinin ruhundaki, acı verici bir kaç lanetle birlikte işlenmiş sembolü kaldırdı. Onun için çocuk oyuncağıydı. Ayrıca bu sembol, zaten kendi yapımıydı. En azından bir kısmı. 

"Bu sandığın gibi bir lanet değil aşkım. O iplerle ve içine katılan bir formülle çok farklı gösterilmiş sadece. Bu lanet, lanet bile sayılmaz. Kullanım şekline bağlı olarak... Öyle ki..."

Togay, sevgilisinden vazgeçmesinin nedeni olan adamı anımsadı, karmaşık hatıralarının arasından. Bu adam da hava kavminin bir üyesiydi, kuşkusuz. Eğer Dius'a bu sembolü işleyen kişi ile aynıysa... 

O zaman... o!

Hatıralarımın karışıklığından faydalanmış!

"Ah... Sanırım çok daha derine dalı-"

Togay sözünü bitiremeden, çok ama çok daha eski anılarına dala dursun, Dius ona sıkıca sarıldı ve kulağına fısıldadı bir kez daha.

"Beni unutma."

Eşiyle beraber yattı bu koltuğa, sıkış tıkış bir halde. Zihninde olan şeyler ve geçmiş anıları dolanıyordu. Bahçedeki katliam, eşinin kendisine nasıl nazik davrandığı... Böylesine iki uç noktayı ve bunun olabilmesi için neler yaşamış olabileceğini düşündü. Ve biraz daha güç toplayabilmek için bedenini uykuya yatırdı.

***

Suna biraz olsun kendini toparlayabildiğinde korkarak eve geldi. Kendini çok çeşitli durumlara hazırlıyordu. Dius'un öldüğü duruma veya Dius'un, efendisini öldürdüğü gibi bir duruma da... 

Ancak eve gelip ikisini de birbirlerine sarılmış, uyuyorken görebileceğini asla düşünemezdi. Böyle bir duruma hazırlanmamıştı ve şoke oldu. 

Sonrasında Dius'un uyuyor numarası yaptığını sandı. Ancak kesinlikle o da uyuyordu. Çokta sürpriz değildi zira Atasagun'u engellemeye çalışırken ikisi de çok yıpranmıştı. Dius'un yaşadığı şoklar olsun, ruhundaki hala kalkmamış olan lanetle birlikte o kadar gücünü tüketmesi olsun... 

Evet...evet... Ben bile baygınlık geçiriyordum az daha, onun uyuması gayet normal.

Ne de olsa zayıf Ateş Kavminden.

Hızlıca eline bir yorgan aldı ve koltukta uyumakta olan bu ikilinin üstüne örttü. Efendisi normale dönmüş gibiydi. Tekrardan huzurla uyuyordu. Merak ediyordu Suna, acaba efendisi şimdiki yaşadığı hayatı hatırlar mıydı? 

Bazen oluyordu bu efendisine. Çok derinlere daldığından olsa gerek, içinde bulunduğu hayatı unutuyordu. Ne bir isim hatırlıyordu ne de başka bir şey. Sadece geçmişteki anılarını hatırlıyor ve şimdiyi çokta umursamıyordu. Önceki hayatında yarım bıraktığı işlere yoğunlaşıyordu hemen. 

Sürekli okuyor, araştırıyor ve çalışıyordu efendisi. Çoğu zaman uyumayı unutuyordu ki insan olan bedeni için bu hiç iyi değildi. Ayrıca Suna ile de ilgilenmiyordu. Kaç hayat yaşamıştı, Suna ile hiç konuşmadığı. Bazen efendisinin onu da tamamen unuttuğunu düşünüyordu. 

Ancak tabi ki de unutmuyor! O beni hiç unutmadı, konuşmayı bıraksa da...

Biliyordu ki efendisi tüm benliğiyle yoğunlaşıyordu. Ve böylesine yoğunlaştığında hedefi dışında başka hiçbir şeyi görmüyor veya önemsemiyordu. Suna anlıyordu nedenini. Bazen onun yerine koyuyordu kendini, katlanmak zor geldiğinde. 

Efendisi, Suna'nın ulaşamayacağı bir yerde acı içinde hapis kalsaydı... Suna ne yapardı? Onu aramaz mıydı, her şeyiyle? Tabi ki arardı. Her yeri... ama her yeri... Vazgeçmezdi de. Ömrü yettiğince, gücü yettiğince...

Bu yüzden ne kadar zaman zaman zor gelse de Suna'ya, efendisini anlıyor ve saygı duyuyordu. En büyük mutsuzluğu ise ona yeterince yardım edememek oluyordu. Tek yapabildiği zayıfları püskürtmek, ev işlerini yapmaktı. Kitap koleksiyonunu korumakta vardı tabi.

Basit şeylerdi. Efendisiyle birlikte araştırmalar yapmak istiyordu. Onunla birlikte çalışmak ve her yeri aramak. Ama bunlara izin vermiyordu efendisi. Hatta bir keresinde;

'Suna senin tek bir yaşamın var, benim gibi ölümsüz değilsin. Eğer yaptıklarıma fazla çekilirsen, ölürsün ki bunu istemiyorum. Şu an yaptıklarınla bana fazlasıyla yardımcı oluyorsun. Bu yüzden lütfen ısrar etmeyi bırak. Bir değerlimi daha kaybetmek istemiyorum, anlıyorsun değil mi?' 

diye açıklamada bulunmuştu. Ufacık, yarım yamalak, gülümsemeye pekte benzemeyen bir ifadeyle. Bu Suna'yı derinden etkilemişti o zamanlar. Çünkü, Suna'da dahil olmak üzere hiçbir şeyi umursamayan bir ölümsüz olarak görüyordu onu. Ancak Küçük Orman'ın bu açıklamasıyla, aslında Suna için endişelendiğini ve onu da düşünerek hareket ettiğini anlamıştı.

Böylece küçük bir çocuğun ısrarcı davranışları gibi olan hareketlerini bırakmıştı Suna. Ve aynı zamanda kavminden bir klana katılmıştı. Daha da çok bilgi edinmek, güçlenmek istiyordu. Kendinden daha deneyimli Toprak Kavimlerinin öğrencisi olarak. Daha çok güçlenecekti ve efendisinin, babasının yanında yer alabilecekti. Ona destek olabilecekti. 

Daha da güçlendi Suna, ancak ne kadar hızla güçlense de efendisine hiç yetişemedi. Ama bu normal bir durumdu. Ve bazı hayatlarında efendisi onu övüyordu, gelişimlerini fark edip. 

Sadece buna bile değerdi!

En sonunda efendisi ondan yardımını istemişti. Gücünü ödünç almayı. Seviniyordu Suna. Ne yaptığını bilmese bile, efendisi ilk defa ondan gücünü kullanmasını istemişti. Efendisinin yanında duruyormuş gibi hissediyordu. 

Ne var ki efendisi çok geçmeden ölmüştü. Hala o zaman efendisinin nasıl öldüğünü anlayamıyordu Suna. Her zamanki gibi kütüphanede çalışıyordu efendisi. Kahvesini getirmek için döndüğündeyse... Tamamen parçalanmıştı. 

Korkunçtu.

Sonrasında hiç soramadım. Sadece çalıştığı için...

Artık sorabilir miydi Suna? Efendisi uyandığında... neler olduğunu? Ölesiye merak ediyordu ve bu onu, için için yiyip bitiriyordu adeta. Suna'ya hissettirmeden kim efendisini öylesine parçalayarak öldürmüştü?

Tekrardan üstlerini örttüğü bu ikiliye baktı. Efendisi iyice sırnaşmıştı Dius'a. Dius ise kollarını sıkıca sarmıştı, Küçük Orman'ın vücuduna. İkisi de büyük bir huşu içerisindeydiler. 

Sonra da sorabilirim.

Suna, şimdilik bu güzel tabloyu izledi. Onları böyle görünce, kendisi de onlarla benzeri hislerle dolup taşıyor ve gülümsüyordu. Sonuçta, çok uzun zamandan beri efendisini böyle görmeyi arzuluyordu. 

Sonunda... Gerçekleşti.

Suna kendi kendine gülümsedi. Tekrardan çocuk boyutuna küçüldü. Bir süre onları izledikten sonra eve baktı. 

Efendisi bir kısmını düzeltmişti ancak hala oldukça kirliydi her yer! İlk önce toz almadan başlamalıydı. Sonrasında efendisinin günlüklerini düzenlemeliydi. Efendisi onları kütüphane raflarına dizmişti ancak her zamanki gibi sıralamayı yanlış yapmıştı. 

Gülümseyerek iç çekti Suna ve ev işlerine başladı.

***

Gözlerini ilk açan Togay oldu. İlk hissettiği, her yanının tutulmuş olduğu gerçeğiydi ve resmen acı çekiyordu. Doğrulmak istediğindeyse, birinin kendisine sıkıca sarılmış olduğunu fark etti. Yanına baktığında onu gördü. Bir an küfrederek bağıracaktı ki son anda durdurdu kendini.

'...unutma...'

Tek bir kelime ile bu adamla aralarında geçenleri hatırladı Togay. Hala şu anki hayatını anımsayamıyordu ve geçmişten birkaç yeni anı daha getirmişti. Ancak ona dediklerini hatırladı. Kendisini nasıl kanıtladığını da. O kesinlikle o'ydu.

Bu adam... kesinlikle Dius!

Ne düşüneceğini bile bilmiyordu. Ne düşünmeliydi? Öylesine bir şaşkınlıktı ki... Belki de doğru soru, şu an ne hissettiğiydi. 

Şu anda ne hissediyorum?

Böylece gözünden dökülen bir damla yaşı eline aldı. Ona bakarken, pek çoğunun daha döküldüğünü hissediyordu. Sildi ve sildi ancak durmadılar. 

Dius'un yüzünü inceledi. Her santimini. Vücudunda gezdirdi ellerini. Pürüzsüz, ateşin sarısını andıran bu teni... Birkaç ufak dokunuş yaptı, dudaklarıyla. 

Kalbi hızlanıyordu. Sanki öncesinde de ona bol bol dokunmuş ve özleminin ufak bir kısmını aradan çıkarmış, ama daha fazlasını gidermek istiyormuş gibiydi hisleri. 

Ona daha fazla dokunmak, daha fazla keşfetmek, dudaklarındaki balı daha, ama daha fazla almak... Acaba özleminin geçmesi için ne kadar zaman geçmesi gerekiyordu? Binlerce yıl ona sarılı kalsa, umursamazdı. Ve tek isteyeceği, bir bin yıl daha sarılmak olurdu. 

Ve bir bin yıl daha... bir bin yıl daha... bir bin... bir...

İçinde acı vardı ama bu kaybetmenin değildi. Artık kaybetmenin acısını hissetmemesiyle şaşırdı. Artık bu acıyı hissetmiyordu. Ama acıyordu kalbi. Neden acıyordu? Onu o kadar çok seviyordu ki böyle bir durumda olmaları kalbini acıtıyordu? 

Eh... acısının bu boyutu da vardı kesinlikle. Ama daha derin bir şeyler daha vardı. Neydi bunlar? Anımsaması gerektiği bir şeyler miydi? Biraz daha sokuldu sevgilisine.

Hayır, eşime!

Togay düşündü ve düşündü. Bu acı veren, sevgi ve aşkla; hatta tutkuyla dolu olan, özlemle yanıp tutuşan, kavuşmasıyla sevinç içerisinde olduğu ancak hala acı veren bu duygu neydi? Neden gözlerinden yaş olarak geliyordu bu duygu? 

Bu... kavuşmanın acısı mıydı? Ya da onun öldüğünü düşünürken, ölmediğini anladığı... Umudundan, ondan vazgeçtiğinden miydi?

Ah! Bu değil! 

Acıdı...

Bunların düşüncesi bile acı vericiydi. Kesinlikle umudunu kaybetmesinden kaynaklanan acı değildi bu. Kaldı ki umudunu yitirmemişti. 

Eşinin şu anda kendisine sarılıyor oluşu gerçekten de büyük bir mucizeydi. Bu mucize nasıl gerçekleşmişti? 

Aahh... 

Dün ölsem de nasıl izin verebilirim, yarınlarımızın kanamasına?

Gün ışığı böylesine üstümüze düşerken, gözlerimi kapatan kara bulutlar gitti.

Sevgiyle seslendin, sevgiyle okşandım...

Şimdi unutuyorum tüm soruları, her biri yitiyor.

Bir illüzyon olsa da şu an yaşadıklarım, gün bitene kadar öldürebileceğim zamanım var.

Sahip olduğum umutsa, elimde olan tek şey

Kendimi anlamıyorum, kalbim de zihnim de kırık

Kimim bilmiyorum, yine de tutunacağım sessizliğimi koruyarak.

Umuyorum ki gün bittikten sonra da kaybolmuş, anlaşılmaz olan beni, bulduğun gibi götüreceksin kalbine...

Tüm bu düşüncelerle sardı kollarını, eşinin onu sardığı gibi. Onun gerçek olduğunu hissetmek istiyordu Togay. Tüm varlığını hissetmek, ruhunun titremesine yol açıyordu. Sıcaklığını nasıl da özlemişti?

 

Trading Yesterday - Shattered. 

Eksiltilip değiştirilmiştir. 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.