POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Kenja No Mago Bölüm 10: Kraliyet Başkentinde Dolaşmak

Çeviri : Frozkie
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 109
Tarih : 16 Aralık 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Kraliyet Başkentinde Dolaşmak

Başkentteki eve ulaştığımızda kapı görevlileri, kadın hizmetçiler ve kahyalar vardı.

Büyükbabam, Dis Amcanın bu insanları yolladığını söyledi, ama bu dünyadaki hizmetçiler geçici işçiler miydi? Daha doğrusu, sadece büyükbabam, büyükannem ve benim birlikte yaşayacağımızı düşünerek plan yaptığımdan şaşırmıştım.

“Bu devasa malikanede sadece üçümüzün yaşayacağını düşünmüyordun herhâlde değil mi? Bu malikanedeki odaların yaklaşık yarısının hizmetçilerin odası olduğunu biliyor muydun?”

Öyle mi? Madem bunu biliyordun, daha önce söyleseydin ya.

“Ahhaha, bu durumun aşırı bariz olduğunu düşündüğüm için, sana söylemeyi unuttum.”

Gerçekten mi? Bu aynı zamanda sağduyu ha?

“Ona buna sağduyu diyeceğine üzerine biraz kafa yorsaydın anlardın.”

Büyükanneye hayran kaldım. Bu oldukça doğaldı gerçi. Ayrıca önceki dünyamda sadece belli evler hizmetçiler ve öylelerini işe almak için uygundu, bu yüzden buna aşina olmayı bırak, onları hayal etmek bile benim için zordu.

Biz onla bunla uğraşırken, birazcık yaşlı bir kadın hizmetçilerin olduğu yerden geldi.

“Sizinle tanışmak benim işin bir şereftir, Merlin-sama, Melinda-sama ve Shin-sama. Burada, Walford konağında, baş hizmetli olarak görevlendirildim ve ismim Marika. Standartlarınıza uygun olamayabileceğim halde, elimden gelen her şeyi yapacağım. Sizinle çalışmayı iple çekiyorum.”

“””””” Sizinle çalışmayı iple çekiyoruz “”””””

Tüm hizmetçiler başlarını aynı anda eğdi. Üniformaları önlükle beraber bileklere kadar gelen siyah hizmetçi kıyafetiydi. Etek hiç de kısa değildi ve üzerinde hiç süsleme de yokdu. Kesinlikle bir iş kıyafeti havası vardı.

Tabii ki de, öyle, heh. Burada bir hizmetçilik moda stili değil, meşru bir iştir. Süslenmeye gerek yok.

Bir şeyler düşünüp hizmetçileri izlerken, bu sefer orta yaşlı bir kahya çıkageldi.

“Sizi ilk kez görmek bir onurdur. Bu malikanenin baş kahyası olarak görevlendirildim. Adım Steve. Tamamen bu malikanenin işlerinin yönetimiyle görevlendirildiğim için, sizinle çalışmayı iple çekiyorum.”

“””””” Sizinle çalışmayı iple çekiyoruz “”””””

Sayıları hizmetçiler kadar olmasa da, burada aynı zamanda kahyalar da vardı. Bir kahyanın ne yaptığını merak ediyorum.

“Baş şef olarak görevlendirildim. Adım Correll. Herkesin memnuniyeti için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Sizinle çalışmayı ben de iple çekiyorum.”

Burada şeflerimiz de mi var? Bu VIP muamele de ne böyle? Ya ben? Acaba ben ne yapsam?

“Shin-sama bir şey yapmak zorunda değil. Bulaşık, temizlik, yemek, lütfen hepsini bize bırakın.”

“B-Böyle söyleseniz bile şimdiye kadar her şeyi kendim yaptım, daha doğrusu, her şeyi size bırakmak beni üzer.”

“Böyle söyleseniz bile, majestelerinden kesin emirler aldık. Dahası, kahraman ailelerinden olduğunuz için size yetersiz hizmet veremeyiz.”

Hizmetçilerden kahyalara, hatta yemeklere kadar; her şeyi abartılı bir şekilde hazırlamışlar.

Dis amca! Ne yaptın? Ayrıca herkes büyükanneye ve büyükbabaya özlemle bakıyor. Büyükanne ve büyükbabaya bakarken herkesin gözlerindeki parıltı oldukça tutkulu.

Gerçi bu onların gençliğinden, hatta doğmadan önceki zamandan kalma bir hikâye.

“Millet, dedemin bir kahraman olduğunu söyleseniz bile bu, Steve-san ve Marika-san dışındaki herkesin doğumunda nönceydi. Neden şu an bile onlara kahraman muamelesi yapıyorsunuz?

“İkisinin yaptıkları hikâyelere dönüştü ve bütün genç oğlanlar ve kızlar onları okuyarak büyüdü. Delikanlılar Merlin-sama gibi olmak ve Melinda-sama gibi bir kadınla tanışmanın hayalini, genç kızlarsa Melinda-sama gibi olmanın ve Merlin-sama gibi bir erkekle tanışmanın hayalini kurdular.”

Vay be! Bu baya müthiş bir şeye dönüştü.

İkisinin de haline gizlice baktığımda… Ah, utanç içinde kıvranıyorlardı.

“Ayrıca öyküleri üzerine kurulmuş bir oyun vardı. İlk gösteri yaklaşık birkaç on yıl önceydi, ve şimdi bile, en popüler oyunlar listesinde bir numara. Ayrıca aktörler ve aktristler için, Merlin-sama ve Melinda-sama rollerini oynamak onların amaçları haline geldi.”

Sadece bir hikaye olduğundan, muhtemelen süslendirildi ve dramatize edildi.

“Büyükbaba, büyükanne, bunu biliyor muydunuz?”

“…Kitaplar yayınlandığında, bir tanesini aldım ve okudum… Okurken “bu kimin hikayesi?” diye düşündüğümü hala hatırlıyorum.”

“Bir keresinde gösteriye davet edilmiştim. Çevredeki insanların bana nasıl baktığını fark ettiğimde kendimden nefret ettiğimi hatırlıyorum.”

Büyükbaba ve büyükanne sanki bir şeyden umudu kesmiş gibiler. Gözlerinde yaşam belirtisi yok.

Dahası, biraz sorup soruşturunca buradaki insanlar sanki halka açık bir alımla gelmiş gibiydi. Çok fazla başvuru geldiği için bir seçim sınavı yapılmış.

Görünüşe göre çok şiddetli bir rekabet vardı ve rekabetten sağ çıkıp buraya gelen herkesin yüzü onurla dolup taşıyordu.

Bu hizmetçi seçme savaşı da ne böyle?!

Üçümüzün yorucu kendini tanıtma dönemi bittikten sonra, kraliyet başkentindeki hayatımız başladı.

***

Başkentteki yaşam şu ana kadarki yaşamımdan tamamıyla farklıydı. Sabah, alışkanlıklarımdan dolayı erken uyanmama rağmen kahvaltı hazırlamak ya da avlanmak gibi bir ihtiyaç olmadığı için erken kalksam bile yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Bu düzeltilemeyeceği için sabah antrenmanımı yaptım.

Correl-san ve kalanı tarafından hazırlanan kahvaltımı yaptıktan sonra, sınava çalıştım. Bunu söylememe rağmen, konuların hepsini zaten bildiğim için, sadece sınavı kapsayan yerleri kontrol ettim ve gözden geçirdim.

Öğle yemeğini yedikten sonra, sonunda yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı.  Başkentin çevresinde dolaştım, açık araziye gittim ve büyü çalıştım. Her halükarda, zaman öldürmek zordu.

Tüm bunların dışında, başkentte dolaşmak zaman geçirmek için bir numaralı aktiviteydi. Şehirde dolaşırken, doğduğumdan beri ilk defa elime para aldım.

Bu dünyadaki para birimi sadece akçe, hiç senet kağıdı kullanılmıyor. Çünkü sahte senet hazırlamayı önleyebilecek hiçbir teknoloji yok.

Akçe türleri şunlardı: Taş akçe, demir akçe, bakır akçe, gümüş akçe, altın akçe, platin akçe.

Anlaması daha kolay olsun diye bunu Yen ile karşılaştıralım:

Taş akçe = 1 yen (1 ABD sentinden daha az)

Demir akçe = 100 yen (* 0.83 $)

Bakır akçe = 1,000 yen (* 8.32 $)

Gümüş akçe = 10,000 yen (* 83.24 $)

Altın akçe = 100,000 yen (* 832.36 $)

Platin akçe = 1,000,000 yen ( 8,323.63 $) şeklinde çevrilir.

Adı taş akçe olmasına rağmen, yolun kenarında bulabileceğiniz taşlardan değil bu. Mermerimsi bir taştan yapılmakta, ve dürüst olmak gerekirse, 1 yen bile etmez.

Yen muhabbeti sadece yaklaşık rakamlardan ibaretti. Her zaman o fiyatlara denk gelecek diye bir şey yok.

Henüz kendi başıma para kazanamadığım için, harçlığım büyükbabadandı. Birkaç parça gümüş ve bakır akçe aldım ve kraliyet başkentinde yürümek için dışarı çıktım.

Yine de kraliyet başkentinden beklenildiği gibi, devasaydı, bir çok insan vardı ve bir yığın mağaza vardı. Bölgede çok fazla açık oyalanmak için dükkan olduğu için, kızartılmış et şişi alıp yerken mahallenin etrafından dolaştım. Aynı zamanda da Sieg-niichan’ın bahsettiği şu büyü dükkanına da gitmeyi denedim.

Aslında, büyükannenin yaptığı büyü eşyalarıyla karşılaştırıldığında, bu eşyalar sefil görünüyordu ve hepsinden öte, oldukça da pahalıydı. Bu yüzden direkt geri döndüm.

Ve mahallede yalpalayarak yürürken, ana yoldan saptım ve arka sokak benzeri bir yere girdim. Çünkü bu bölgede birçok çeşit dükkan olduğu için, burada vitrinleri gezmeyi düşünüyordum…

“Bekle! Dur lütfen!”

“Hey siz! Çabuk önünü kesin!”

“Oo, çok korktum, sinirlenme. Sadece bizimle oynar mısınız diye soruyordum.”

“Doğru, doğru. Gelip bizimle oynamak eğlenceli olur, hatta zevk bile alabilirsiniz.”

“Gyahaha! Aynen öyle!”

Oo…Ne sahne ama…

Eğer sadece kızları tavlamaya çalışan kişiler olsalardı, sanırım onları görmezden gelebilirdim, ancak olaylar iyi görünmüyordu. Bir şekilde kızları zorla kaçırmaya çalışıyorlardı.

Sokağın yanından geçenler gözlerini başka yöne devirdi ve durmadan yollarına devam ettiler. Şey, kızları çevreleyen elemanlar oldukça kaslıydı ve bedenlerine deri zırh giymişlerdi. Normal bir insanın da karşılaşmakta tereddüt edeceği rakipler olduklarından, elden bir şey gelmez sanırım.

“Aa- Bayan? Bir problem mi var?”

Her ihtimale karşı, bir soru sormak için seslendim. Eğer bu bir yanlış anlaşılmaysa, aşırı mahcup olacağım.

“Evet! Yardım edin!”

Etrafı sarılan iki kız arasından, saçları omuz hizasına gelen kahverengi saçlı kız bağırdı. Ne dediğini anlamak için adamlara yaklaştım.

“Bu da ne, velet! Bizimle dalaşmak mı istiyorsun!?”

“OoOo, kahraman gibi davranarak iyi görünüyorsun, ha ?”

“Hah! İblis avlayıp bu kızları koruyoruz, biz de kahramanız!”

Demek bu adamlar sözde iblis avcıları. Demek öyle...

“Abiler, eğer iblis avlıyorsanız kahraman olabilirsiniz, fakat kızları da avlıyorsanız, siz de kötü adam sayılmaz mısınız?”

Bu sözlerden sonra adamların yüzünün rengi değişti.

“Ne dedin!? Seni velet!”

“Anlaşılan biraz acı çekmeden anlamayacak!”

“Geber! Pislik!”

“Anlamayacak” derken neyi kastettiler? Daha önceden bana bir şey mi öğrettiler? Bunu düşünürken, adamlardan biri geldi ve bana doğru bir yumruk salladı.

Çok yavaş! Hareketi tamamen görülebilir. Ben Miche-san tarafından geliştirilmiş idmanlarla layıkıyla eğitildim. Önceki Şövalye Generali’nin tüyler ürpertici eğitimini anımsarken, yumruk bana daha da yaklaştı.

Gelen yumruktan kaçınırken, kolunu çektim ve hızlı bir hareketle bacağını ittim. Bunu yaptığım için, eleman şaşırdı, döndü ve herhangi bir savunma vaziyeti alamadan kafasının üzerine düştü*.

Lanet olsun, ölmedi, değil mi ?

Ne olduğunu gören adamlar sinirden kudurdu ve sonunda kalçalarını kaldırıp, kılıçlarını kınlarından çıkardılar.

Tereddüt etmeksizin beni doğramaya geliyorlardı. Daha önce de birilerini doğramışlar gibi görünüyordu…

Sallanan kılıçtan sıyrıldım,  göğsüne doğru daldım, ve eline bir darbeyle kılıcını düşürdüm. Ve kılıcı düştüğünde, bir omuz attım. Bu da kafasının üzerine yere düştü ve bir daha hareket etmedi.

Son kalan eleman da geldi ve kılıcını salladı, ama muhtemelen direkt darbeye karşı temkinli olacağından, Göğsüne atlamadım. Elden bir şey gelmediği için, kılıçtan sıyrıldım ve avuç içimle çenesine vurarak bir karşı hamle yaptım. Bunu yaptığımda, gözleri beyaza döndü ve dizlerinin üzerine düşüp yıkıldı.

Bu adamları yendikten sonra, kızlara baktım ve küçük dillerini yutmuş bir şekilde beni izlediklerini gördüm.

“Siz iyi misiniz? İncinmediniz, değil mi?”

“Eh, Ah! E-Evet, iyiyim! Şey, sen,  peki sen iyi misin? Kılıçlarını çektiler ve sana saldırdılar…”

…dedi öncesinde yardım isteyen kız. Biraz yana eğilmiş büyük kahverengi gözleri vardı, ayrıca yüzü küçük ve oldukça tatlıydı.

“Ah, Ben iyiyim. Böylesine yavaş gelen kılıçlar bana vuramaz.”

“Eh… Ben oldukça hızlı olduklarını düşünmüştüm…”

Diğer kız mırıldandı. Bu kız uzun, koyu mavimsi saça sahipti… Koyu mavi mi!? Ne? Bu saç rengi de ne? Genleri sanki bir savaş vermiş gibiydi diye düşündüm yüzüne bakarken…

Bir şimşek işareti kafama çarptı…

 Birazcık öne kayan siyah gözleri olan, küçük ve düzgün şekilli bir burun, ve sanki dudak parlatıcısı sürülmüşçesine dolgun gösterişli dudaklara sahip güzel bir kız duruyordu.

“Ş-Şey… Bir sorun mu var ?”

Gözlerimi ondan ayıramazken, kızarmış yüzüyle kafası karışmış bir şekilde, konuşmaya başladı.

“Eh? Ah! Hayır, hiçbir sorun yok. Yaralanmadığına sevindim.”

Kızışmış bir şekilde cevap verdim. İyi değil, kıza vuruldum.

“Ah sen, orada beni şaşırttın. Bir şeylerin yanlış olduğunu düşündüm.”

“Ah, bunun için üzgünüm. İyiyim. Buradan uzaklaşmalıyız.”

Kahverengi saçlı kızın önerisini kabul ettim ve orayı terk ettik, fakat kızlar daha az önce bir hayli ürkütücü bir tecrübe yaşadıkları için, hala birazcık ürkek ve kaygılı görünüyorlardı. Bundan dolayı, yakındaki bir kafeye gittik ve sakinleşmeleri için oturduk.

“Tekrardan şükranlarımı iletmeme izin verin. Bize orada yardım ettiğiniz için size çok teşekkür ediyorum.”

“Te, çok teşekkürler.”

“Sıkıntı değil, bana teşekkür etmenize gerek yok. Zaten o kadar da güçlü rakipler değillerdi.”

Bunu söylediğimde, kahverengi saçlı kız hüsrana uğramış bir şekilde mırıldandı.

“Eğer büyü kullansaydım, o adamları kolayca yenebilirdim.”

Her nedense rahatsız edici bir şeyler söyledi kız.

“Hayır, Maria, şehrin içinde büyü kullanmak yasak, bilmiyor musun?”

“Biliyorum, Sicily. Bu adamlara hiç bir şey yapamam bu yüzden bu kadar sinir bozucu!”

Hey, demek kahverengi saçlı kız Maria ve mavimsi saçlı kızın ismi de Sicily.

“Ah, üzgünüm. Kendimizi tanıtmadık bile. Ben Maria, ve o da Sicily.”

“Aa… İsmim… Sicily.”

“Oldukça naziksin. Adım Shin. Bu arada, Maria büyü kullanabiliyor gibi gözüküyor, acaba Gelişmiş Büyü Akademisi öğrencilerinden biri misin?”

“Şey, hayır, henüz değil.”

“Henüz değil mi?”

“Evet, eğer gelecek ayki giriş sınavını geçersem o öğrencilerden biri olacağım.”

“Demek Maria da gelecek ay giriş sınavlarına girecek, ha?”

“Evet, Sicily ile beraber gireceğiz. Bir dakika, Maria da mı dedin?”

“Evet, çünkü o sınava ben de giriyorum.”

Bunu söylediğimde, ikisi de tekrardan küçük dillerini yutmuş bir şekilde bana baktılar.

“Olamaz… mükemmel bir savaş sanatı yeteneğin olmasına rağmen, aynı zamanda bir büyücü müsün?”

“Kesinlikle Şövalye Eğitim Akademisi öğrencisi olduğunu düşünmüştüm.”

Demek bir de Şövalye Eğitim Akademisi var, ha?

“Eğer gelecek ay sınava gireceksek, hepimiz aynı akademide olacağız. Hadi sınav için sıkı çalışalım.”

Dedim ve el sıkışmak için elimi uzattım.

“Tabii ki de, birinci sınıf öğrencisi olmayı planlıyorum. Sana yenilmeyeceğim, tamam mı?”

“Haha, pekala, o zaman sınavı oldukça düşük puanla geçmeye çalışacağım.”

“Ne, ama böyle yaparsan rekabet olmaz ki.”

Suratı hâlâ birazcık asık olan Maria ile tokalaştım. Sonra, elimi Sicily’e uzattım fakat…

“Pekala… öyleyse…”

O elini uzatmadı.

Anlıyorum, tabii ki. İlk tanışmamızda elimi uzatarak aşırı derecede samimi davrandım. Bunu düşününce, Maria inanılmaz, ha.

“Hey, sorun ne Sicily. Bir sorun mu var?”

“Eh!? Şey! Hiçbir sorun yok!”

Bunu dediğinde, kendini neşelendirdi ve elimi iki eliyle birden sıktı.

“Hımm, pekala, hadi hep birlikte sıkı çalışalım.”

“E-Evet!  Elimden geleni yapacağım!”

Elimi bıraktı ve tekrardan oturdu. Sonra, Maria’ya bir soru sordum.

“Aklıma gelmişken, hangi orta okula gittin? Aynı yaşta olmamıza rağmen, seni daha önce hiç görmedim.”

“Ah, başkente daha henüz taşındım. Bu yüzden beni daha önce görmemiş olman doğal.”

“Ah, demek öyle. Hey! Kraliyet Başkenti konuşmasında kimin geldiğini duydun mu? Magi-sama ve Guru-sama başkente geri dönmüş!”

“Ah, aa, duydum, muhtemelen…”

“Sorun ne, ilgini çekmiyorlar mı? Hırsla ve korkusuzca iblisi deviren Merlin-sama, ve hayal edilemez büyü teknikleriyle iblisi avlayan Melinda-sama. Onlar ülkeyi kurtaran nadir seviyede büyücüler ve kahraman olarak anılıyorlar! Bu ülkenin insanları, hayır, bu dünya onlara en tutkulu gözlerle saygı duymalı. Yaşayan bir efsaneler!?”

Lanet olsun, acı içinde öleceğim…

“S-Sen… İyi misin?”

Acıyla kendimden geçmek üzereyken, Sicily kaygılı bir sesle bana seslendi. Lanet olsun, şu an oldukça tehlikeli ve şüpheli biri gibi görünüyorum.

“Ne? Ne garip bir tepki.”

“Aa, hayır, Maria, sen gerçekten de büyükba… Magi-sama ve Guru-sama gibisin, ha.”

“Tabii ki de, öyleyim! O iki kahramandan nefret edecek kimse yok, sadece bazı kötü şeyler yapmayı düşünen insanlar, kötü şeyler yapar.”

“B-Bu doğru.”

“Ve bunun yanında, sanırım bu sefer o ikisinin torunu da Büyü Akademisi’nin giriş sınavına girecek!”

Gerçekten mi?! Söylentiler buralara kadar yayıldı mı?

“Ahh, nasıl biri olduğunu merak ediyorum. Onunla aynı yaşta olduğum için şanslıyım.”

Nedense ikisi de birazcık sakinleşti ve onlarla biraz daha kalırsam gelecek olan tehlikenin kokusunu alıyorum, bu yüzden, onlarla burada ayrılmaya karar verdim. İkisi biraz daha kalıcak gibi göründüğü için, hesabı aldım ve kalktım.

“Bekle bir dakika! Bunu biz ödeyecektik!”

“Sorun değil, sorun değil. Eğer hesabı kızlara ödetirsem kötü görünürüm. Lütfen havalı gözükmeme izin verin.”

Bunu dedikten sonra, hesabı ödedim ve dükkanı terk ettim.

Nedense bugün gerçekten ilginçti. Düşününce, oldukça gelişim gösterdim ve böylesine güzel bir kızla kahve içme şansına sahip oldum.

… Sicily gerçekten de güzeldi…

Ah! Lanet olsun! Adresini sormalıydım!

Uaahhh, batırdım, ne ölümcül bir hata! Ayrıldığımızda gerçekten havalı gözükmeye çalıştığım için, geri dönmem imkansız!

Ahh.. şimdi bir düşününce, ikisi de Büyü Akademisi’nin giriş sınavına gireceği için, eğer geçerlerse, akademide buluşabiliriz.

Tamamdır! Kesinlikle sınavı geçeceğim!

Sicily’nin de geçmesi için dua edeceğim.

Sınavı geçme konusunda oldukça özgüvenli göründüğü için sanırım Maria için dua etmeme gerek yok.

Kafede, Shin ayrıldıktan sonra, arkada kalan Maria ve Sicily birbirleriyle konuşuyorlardı.

“Haa… bunu nasıl dersin, oldukça havalı bir çocuktu, ha.”

“Nn…”

“Yakışıklı bir yüzü var, aynı zamanda güçlü de, ve Büyü Akademisi’ne girebilecek seviyede de büyü kullanabiliyor. Ayrıca en önemlisi, çok nazik birisi.”

“Nn…”

“… Sence de gidişi oldukça havalı değil miydi?”

“Nn…”

“…Hey, seni öpebilir miyim?”

“Nn…”

“Haa… hey, eğer onu kendime alırsam senin için bir sorun olur mu ?”

“N... . . Eh! Ah! Yapamazsın!!”

Sicily sonunda bu sözlerle kendine geldi. Maria bu cevabı duyunca kıkırdamaya başladı.

“Ne-Neden sen! Maria!”

“Ahahaha, hayır, üzgünüm, üzgünüm. Seni ilk defa böyle gördüğüm için oldu.”

“Ugh…”

“Pekala? Ne? Sakın bana seni kurtardığı için olduğunu söyleme, ilk görüşte direkt aşık oldun, ya da hikayedeki genel basit kadın kahraman gibi hissediyorsun, değil mi?”

“Öyle-! Öyle değil… şey gibi… sanki… ama…”

“Eh? Be-bekle, gerçekten mi ?”

“Bilmiyorum… ama, şey... onun yüzüne baktığımda, gerçekten geriliyorum, daha doğrusu… kalbim gerçekten hızlı atıyor. Bunu nasıl… vücudum gerçekten yanmaya başlıyor, yani…”

“Bekle, bekle, sen ciddi misin…”

Bir yerde Shin’den habersizce, başka bir hikaye ilerliyordu.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

1110 puan
Devilman4 hafta önce
Üye
Ana kız karakterler de belirlenmiş oldu

60 puan
Ulaş4 hafta önce
Üye
Okudukça huzur doluyorum, çeviri için teşekkürler :3