POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Kenja No Mago Bölüm 11: Giriş Sınavına Katılım

Çeviri : Frozkie
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 259
Tarih : 18 Aralık 2018
Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Giriş Sınavına Katılım

Sicily ve Maria ile ayrıldıktan sonra, eve geri döndüm.

“Tekrar hoş geldiniz Shin-sama!”

Beni, kapı bekçisi Alex-san karşıladı. Vardiyalı kapı bekçileri olarak çalışan başka insanlar olmasına rağmen, hizmetçi seçim dövüşünün kazananı Alex-san olduğu için, malikânenin başgardiyanı o oldu.

Bu hizmetçi seçme dövüşü de ne böyle?!

“Döndüm, Alex-san.”

“Shin-sama, dışarıya yürüyerek gitmeyi bırakır mısınız? Eğer Shin-sama’ya bir şey olursa, ben…”

“Her şey yolunda. Şehirdeyken sabah birkaç haydutla mücadele etmeme rağmen, pek de sıkıntı çıkmadı.”

“Haydutlar! Gerçekten böylesine tehlikeli bir şey yaptınız mı!?”

“Bu yüzden bir şey olmadı dedim. Rakip Michel-san’dan daha güçlü olmadığı sürece, hiçbir sorun çıkmaz.”

“Michel-sama… Önceki Şövalye Generali…”

“Evet, evet doğru. Bu yüzden o kadar da endişelenmene gerek yok. Neyse, sıkı çalışman için minnettarım.”

Gerçekten buradaki tüm hizmetçiler aşırı korumacı. Hâlbuki şimdiye kadar zaten birçok vahşi hayvanla rakibim olarak karşılaştım. Fakat benim hakkımda endişelendiklerini bilmek beni sevindirdi.

Bu sefer malikâneye girdikten sonra beni karşılayan, kâhya Steve-san’dı.

“Eve hoş geldiniz Shin-sama!”

“Hoş buldum, Steve-san.”

“Bu Gelişmiş Büyü Akademisi’nden geldi.”

“Bu ne?”

“Gelişmiş Büyü Akademisi’nin giriş sınavına kabul bileti.”

Şimdi bir düşününce, Dis amca “Onlara bir şey söyleyeceğim.” dediği için meraklandım, çünkü hiç yeni haber almadım.  Amca, işini iyi yapmışsın gibi gözüküyor.

“Hissediyorum. Bir şekilde sonunda gerçekleşiyor gibi geliyor.”

“Shin-sama, heyecanlanmanıza hiç gerek yok. Eğer bu sizseniz, eminim başaracaksınız. Hatta şimdiden Birinci Sınıf Öğrenci Temsilciliği’ni hedefleyebilirsiniz, muhtemelen.”

Bugün erken saatlerde Maria’nın anlattığı hikâyeye bakılırsa, şu ana kadar çoktan fazla dikkat çektiğimi hissediyorum ve eğer daha da fazla dikkat çekersem kötü olur… Fakat Magi’nin torunu sınavı ucu ucuna geçerse,  acaba bu durum büyükbabayı ve Dis Amcayı küçük düşürür mü?

Tamamdır! Kararımı verdim! Sınava tam güç gireceğim.

“Anlıyorum. Teşekkür ederim Steve-san.”

“Önemli değil, lütfen elinizden geleni yapın. Tüm hizmetçiler sizi destekleyecek.”

Böylece, yeni yıl başladığında, bir yeni yıl partisi gizli olarak düzenlendi.

Gerçekten gizli bir partiydi.

Büyükbaba ve diğerleri başkente geldiği için, birçok insan büyükanne ve büyükbaba ile iletişime geçmeye çalışıyordu, fakat büyükbaba aslında başkente benim sosyal eğitimim için gelmişti. Bundan dolayı, ziyarete gelen herkes evlerine geri gönderildi.

Sonunda, parti sonraki gün sadece benim doğum günüme gelen kişilerle düzenlendi.

Ülkenin kralı da geldiği için, tüm hizmetçiler son derece gergindi. Gardiyan ekibi bile pür dikkat bekliyordu. Sanırım gidip sıkı çalışmaları için sonrasında onlara teşekkür etmeliyim.

Kraliyet partisinde olmamak sorun değil mi Dis Amca?

# # #

Yeniyıldan birkaç gün sonra, Earlshide Gelişmiş Büyü Akademisi için giriş sınavı günü geldi.

Bugün akademiye yürüyerek gitmek istediğimden, at arabasını kullanmadım. Son birkaç günde başkentte baya fazla dolaştığım için akademinin yerini zaten biliyordum. Asil Bölgesi ve Halk Bölgesi sınırlarındaydı. Burası hem asillerin hem de vatandaşların kolayca iştirak edebileceği bir yerdi. Ayrıca bizim evimiz de aynı zamanda Asil Bölgesi ve Halk Bölgesi’nin arasında konumlandırılmıştı, bu yüzden akademiye yürüyerek gitmek muhtemelen 15 dakikamı almaz.

Yanımda getirdiğim şeyler giriş biletim, birkaç yazı aleti ve… Evet! Sonunda yeni alınmış vatandaşlık kartım! Kraliyet Başkenti’ne ilk girdiğimde vatandaşlık kartım yoktu ve sonunda elime alabildim!

Aslında, bu kart oldukça inanılmaz bir ileri teknoloji… hayır, ileri büyülü bir eşyaydı. Bir bireyin mana şablonunu tanıyabiliyor ve sahibinden başka kimse tarafından aktive edilemiyor. Birinin kimliğini onaylamak için kullanılabilecek daha uygun bir şey olamaz.

Ayrıca, Earlshide Krallığı’nda bir Kraliyet bankası var ve bu vatandaşlık kartı borç kartı olarak da kullanılabiliyor. Banka hesabı direkt olarak kartın içine kayıtlı. Sahibinden başka kimse tarafından erişilemeyeceği ve hesabın detayları üzerinde sadece banka değişiklik yapabildiği için, birisi yakındaki herhangi bir bankadan para çekebilir ya da emanet bırakabilir. Sıkı güvenlikten dolayı, kurcalamak neredeyse imkânsız. Birinin hesabındaki parayı kurcalamanın cezası ölümdür. Güvenliklerindeki sağlamlığa bakılınca, bu kesinlikle birisinin yapmaması gereken bir şey.

Bu arada, kartın bir kredi kartı özelliği yok.

İlaveten, birisi aynı zamanda spesifik bir iblisin büyü şablonunu 1 ay süreyle depolayabilir. İblis Avcıları, bir yeri kontrol altına alma görevine gitmeden önce Avcı Cemiyeti’ne gidip o anki görev bilgilerini vatandaşlık kartlarına kayıt ediyorlar. Sonrasında, görevden geldiklerinde ayrılmalarından önceki mana değişimlerini hesaplayabiliyor ve ödüllerini alabiliyorlar.

Gerçekten de bu vatandaşlık kartı inanılmaz.

Bu ileri tek… İleri büyülü eşyayı tutarak keyifli bir yürüyüş yaptıktan sonra akademiye ulaştım.

Geldiğim akademi muhtemelen boyut olarak özel bir liseden birazcık daha büyüktür diye tahmin ediyorum. 3 akademik yıl için 300 kişi olduğunu düşünürsek, yaklaşık o boyutlarda.

Kraliyet Başkenti’nin nüfusunu düşününce, sadece bu kadar öğrencileri var. Burada sadece bir tane Gelişmiş Büyü Akademisi var, sonuç olarak buraya kabul edilmek oldukça zor.

Pekâlâ, okulun o kadar da büyük olmadığını söylemiş olsam bile, hala bir okul binası olduğu için burayı ilk defa ziyaret eden birisi nereye gideceğini bilemez. Bu yüzden bilgilendirme panosundan sınavın nerede olacağına baktım.

“Hey sen, kenara çekil.”

Yine de oldukça fazla öğrenci var. Herkese yetecek kadar sınıf var mı merak ediyorum.

“Hey! Sen! Ne dediğimi duymadın mı!?”

Şey, sınav yeri… Ah, işte burada, buldum.

“Seni küstah aptal!”

Arkamdan birisi omzumu çekti. Omzumu çeken kolu tuttum ve çevirip sırtına götürdüm. Bu kadar erkenden sinirli olmak… Bu adamın problemi ne?

“Ah! Seni adi! Ne yaptığını sanıyorsun? Bırak beni!”

“Derdin ne? Neden aniden başka birinin omzunu çekiyorsun?”

Kolunu bırakırken bir soru sormamın ardından sarı saçlı ve mavi gözlü yüzsüz şımarık velet bana ters ters bakmaya başladı.

“Seni şerefsiz! Ben Cart von Ritzburg’um!”

“Tamam. Ben de Shin.”

Vay canına, olay aniden bir tanışmaya düşündü.

Birdenbire etrafımızda gülüşme sesleri duydum. Neden?

“Sen-seni adi, ben Kont Ritzburg’un en büyük oğluyum!”

“Demek öyle.”

“Seni embesil! Bana böyle karşı çıktıktan sonra hiçbir şey olmamış gibi çekip gidebileceğini mi sanıyorsun?”

Bunu söyledikten sonra fark ettim. Bu asil genç usta beni, bir soylu olduğu için otoritesini kullanarak tehdit ediyordu.  Sanırım Büyü Akademisi’nin içinde olduğumuz için işe yaramaz. Yine de…

“Şey, Cart-kun? Orada dursan iyi olmaz mı? Burada otoritenin gücünü kullanmak katı bir şekilde yasaklanmadı mı? Bunun için birçok ceza olduğunu duydum da.”

“Onlar sadece Büyü Akademisi öğretmenleri, bu yüzden beni yargılamaya hiç hakları yok!”

Vay canına, ne kadar da radikal bir ifade. Dis Amca bu sözlerin vatana ihanetten farksız olduğunu söylememiş miydi?

Durumun birazcık kontrolden çıkmaya başladığını düşünürken, kenardan bir ses geldi.

“Bu kadar yeter.”

“S-Sen…”

O da kim?

“Otoriteni Gelişmiş Büyü Akademisi içerisinde kötüye kullanmak ve başka bir büyücüye zarar vermek; bu mükemmel bir büyücü olma şansını yok edebileceğin bir hareket ve bu kuralı bozan her kimse katı bir cezaya çarptırılır. Bu, Büyü Akademisi’nin bir kuralı olmaktan çok, bir kraliyet hükmüdür.”

“Şey, p-pekâlâ, öyle olsun.”

Ne? Cart-kun aniden sessizleşti. Merak ediyorum da acaba konuşan kişi ondan daha mı yüksek otoriteye sahip?

“Az önce yaptığın davranış Kraliyet Ailesi’ne karşı bir başkaldırma mıydı?”

“Ha--! Öyle bir şey olmasının imkânı yok!”

 “Durum böyleyse, daha fazla kargaşa yaratma. Burası giriş sınavı yeri. Kimseyi üzecek bir şey yapma.”

“Evet… Kesinlikle sözlerinizi dikkate alacağım.”

Sonrasında bana karşı büyük bir kinle bakarak uzaklaştı.

“Bu oldukça belalıydı. Sen iyi misin?”

“Ne? Ah, kesinlikle iyiyim. Büyü Akademisi içinde böylesine bir şeyi yapacak birisinin olacağını sanmıyordum, bu yüzden başta fark edemedim.”

“O küstahlığın ardından kendini tanıtman efsaneydi.”

Yüksek rütbeli bir soylu gibi görünen çocuk gülümsedi. Muhtemelen boyu neredeyse benimkiyle aynıydı. Şey, şu anda 175 santimetreyim. Toprağımsı sarı saçlarıyla inanılmaz derecede yakışıklı bir çocuktu. Porselenimsi mi desem? Saydam ciltliydi.

“Yine de, Büyü Akademisi soyluların güçlerini kötüye kullanmasını yasaklamasına rağmen, duruma baktığımızda kesinlikle hâlâ bu kurala karşı çıkacak bir sürü insan var.”

“Ah, asillikle bir bağlantım yok ve tehdit sayılabilecekleri hakkında şüphelerim var. “

“Şey, duyduğum kadarıyla gerçekten sosyal hayattan oldukça uzaklaşmışsın.”

“Duyduğun kadarıyla?”

Kimden?

“Ah, kendimi tanıtmadığım için üzgünüm. İsmim August. August von Earlshide. Arkadaşlarım bana Gus der, babamdan senin hakkında birçok şey duydum.”

“Ne!? Sen Dis Amcanın oğlu musun?”

Etraf sessizleşti.

“Dis Amcanın oğlu… İlk defa birisi bana bu şekilde seslendi. Tanıdığım herkes prens olduğumu duyar duymaz bana yalakalık yapmaktan başka bir şey yapmadılar.”

“Yani uzun zamandır, Dis Amcaya hep bir akraba olarak davrandım ve sen Dis Amcanın oğlu olduğun için, bu seni benim kuzenim yapmaz mı? İşte böyle hissettim.”

“Ahahahaha”

Nedense birden bire çılgınca bir kahkaha patlattı.

“Anlıyorum, anlıyorum kuzen. Babamdan ne zaman senin hakkında çeşitli şeyler duysam bu garip hisse kapıldığımı hatırlıyorum. Sen beni kuzen olarak görsen bile, o kadarda iyi bir his değil. Aslında hayır, bu hissi anlayabiliyorum kuzen.”

“Bunu bir şekilde memnuniyetle kabul ettiğini bilmek beni sevindirdi.”

“Sonunda böyle tanıştığımıza göre, biraz daha konuşmak isterim… Fakat sınav yerine gitmezsek kötü olacak gibi.”

“Ah! Haklısın. Gitme zamanı.”

“Peki o zaman, hadi elimizden geleni yapalım. Sanırım bir dahaki karşılaşmamız giriş merasiminde olacak değil mi?”

“Haha, elimden geleni yapacağım o hâlde. Ayrıca, bilirsin, evime takılmak için gelmekte serbestsin.”

“Yaklaşan resmi taç takma terfi törenini bekleyen bir prens olarak o kadar kolay dışarıya çıkamam.”

“Demek öyle. Yine de Dis Amca oldukça sık takılmak için gelir.”

“Babam…”

Tamamen bitkin düşmüş görünen Gus ile yollarımızı ayırdıktan sonra, sınav yerine yöneldim.

# # #

Meraklı izleyiciler Shin, Cart ve August’un kuşatırcasına etrafında toplandı ve onların arasında bulunan Maria ve Sicily’nin silüetleri görülebiliyordu.

“Hey, sonunda Shin’i bulabildik ama bu kadar insanın arasından neden o adama bulaşıyor.”

Shin’in Cart ile tanıştığı zamanlar galiba.

“Ş-Şey… Acaba Shin-kun iyi olacak mı?”

“O adam elit olduğu için kibirlenen şu aptal insanlardan biri olduğu için… Umarım olaylar belalı bir hâl almaz.”

Bu iki kız Cart’ı tanıyor gibi görünüyor.

“Ne? Bekle bir dakika! Bu kişi!?”

“Olamaz, Ekselansları, Prens August!?”

Sonrasında olay Augusto tarafından çözüldü ve tüm meraklı seyirciler dağılıp sınav alanına gittiler.

Maria ve Sicily kalabalığı takip ederken konuşmaya devam ettiler.

“Merak ediyorum, acaba Shin-kun aslında kim?”

“Gerçektende, Prens Augusto’nun biriyle konuşurken ilk defa bu kadar eğlendiğini gördüm.”

“Şey.”

“Bunu bir kenara bırak, şu anlık problem o. Onun bu akademiye geldiğini düşünmek…”

“Haklısın.”

“Şimdi beni dinle, Sicily. Eğer sana bir şey yaparsa bana söyle, tamam mı? Hayır, hiçbir şey yapmasa bile bana söyle.”

“Hiçbir şey yapmasa bile söylemek, sanki biraz…”

“Ah! Doğru! Bilirsin, Shin’in de bizimle gelmesini istesek sorun olmaz heralde!”

“N-n-ne!? Shin-kun ile beraber mi!?”

“Kesinlikle! Eğer pislik birinin seni takip ettiğini söylersek, bize yardım eder! Hem güçlü hem de ne asillerden ne de Kraliyet Ailesi’nden korkuyor!”

“Fakat… Bu ona gerçekten sorun çıkartır.”

“Sorun yok, sana diyorum. Shin muhtemelen kızları belanın içinde bırakmayacak türde birisidir. Son olaydan sonra bu türde birisi olduğuna ikna oldum.”

“Ama nedense bu… Shin-kun’ın nezaketini yararımıza kullanmak gibi.”

“Haklısın, onu avantajımıza kullanıyoruz. İyi dinle Sicily, Shin’in kesinlikle iyi biri olduğunu düşünüyorum. Fakat sen benim için çok daha önemlisin.”

“Maria…”

“Ayrıca birlikte kalırsak, onla arkadaştan fazlası olabilirsin, b-bilirsin.”

“Ha, ne? Sen!”

Shin’den habersizce, 2 kızın planı işlemeye başladı.

# # #

O andan sonra, yazılı testimi sınav salonuna götürdüm. Düşündüğüm gibi, insanla doluydu.

Tamamdır.

Yazılı sınav hakkında başka ne söylenebilirdi ki?

Pekâlâ, yetenek sınavı başladı.

Sınav, içerideki bir test alanında yapılıyor ve hedefi yok edebilen kişi sınavı geçiyor. Birisi hedefi yok edemese bile, sınav görevlileri bu kişinin büyüdeki yeteneğini de göz önüne alıyor gibi görünüyor. Sınav formatı, aynı anda 5 kişinin içerideki alana girip tek seferde bir kişinin büyülerini göstermesi olarak düzenlenmiş.

5 kişiden sonuncusuydum.

İlk kişi giriş biletini ve vatandaşlık kartını sınav görevlisine verdi.

Sınav görevlisi siyah bir elbise ve gözlük giyen, omuz hizasındaki saçlarıyla bir kadındı. Sanırım siyah takım giyse bir sekreter gibi gözükürdü.

“Pekâlâ o zaman, en gurur duyduğun büyünü tam gücünle kullan lütfen.”

“Tamam! Lütfen iyi izleyin!”

Vay canına, benim yaşımda birinin büyü kullandığını ilk defa görüyorum. Acaba nasıl bir büyü yapacak?

“Her şeyi yakan alevler! Elinde biriktir ve düşmanı vur!”

“Ateş Topu!”

Boom!

“Vay be.”

…Utanç verici! Ne kadar da utanç verici! Bu da neydi şimdi? Gösteri miydi? Ayrıca ateş topu oldukça klişe! Fırlatana kadar havalıydı ama karşılaştırınca, sonuç berbat! Yinede, neden suratında böylesine memnun bir ifade var?

Bu kötü. Herkesin beklentilerini karşılamak için tam güç kullanacaktım ama tüm gücümü kullanırsam muhtemelen millet bana garip bir şekilde bakar. O zaman, tam güç gitmeyelim.

Test hızlıca yapıldı.

“ Öfkeli su dalgası! Birleş, dans et ve al götür!”

“Su Vuruşu!”

“Rüzgâr sıçrayışı! Rüzgâr dansı! Sakince her şeyi temizle, hızlan ve yüksel!”

“Yel fırtınası!”

“Gücünü göster Dünya Ana! Taştan bir mermi ol ve hedefi vur!”

“Toprak Patlaması!”

Of, yoruldum. Bu chuunibyou da ne, gösteri gibi?

[Ç/N: Bir Japon sokak terimi, kabaca çevirmek gerekirse “Orta Okul 2. Yıl Sendromu”. Bu sendroma yakalananlar her şeyi bildiğini zanneden yetişkinler gibi davranır ve onları hor görürler ya da diğerlerinin aksine özel güçlere sahip olduklarına inanırlar.]

Bu sözleri duyduktan sonra, geçmişimin karanlık tarihi içimde canlandı…

Diğerlerinin haberi olmadan zihinsel bir yara aldıktan sonra, önceki 4 kişi de bitirdiği için, sıra bana geldi. Pekâlâ, ne tür bir büyü kullanmalıyım?

“Evet, sıradaki…”

Sınav görevlisi giriş biletimi ve vatandaşlık kartımı gördüğünde gözleri birden bire açıldı.

“Sen… Şey. En iyi büyünü tüm güçte kullan… Demek isterdim, fakat senin için… Lütfen dikkatli ol.”

Dikkatli ol? Neden?

“Hedefi yok etmeye yetecek kadar büyü gücü kullandığın sürece sınavı geçeceksin. İçimden, bu idman alanını yok edecek kapasitede bir büyü kullanmamanı umuyorum.”

…Dis amca… Bu insanlara ne tür bir hikâye anlattın?

Ters özel muamele ile karşılaştığım için moralim düşmüş bir şekilde belirlenmiş pozisyona geçtim.

Görelim bakalım, hedef kolsuz ve bacaksız bir mankene benziyor. Diğer büyülere şimdiye kadar dayanabildiği için, makul derecede sağlam görünüyor. Bu arada, her seferinde haksızlık olmasın diye hedefi yenisiyle değiştirdiklerinden dolayı, makul derecede sağlam dediysem de, pahalı materyaller kullanacak kadar ileri gitmemişlerdir. Bu durumda… Sanırım bunu kullanacağım.

Sonrasında, daha önceki gibi soluk mavi bir alev yarattım, fakat biraz daha küçüğünden. Etraf bu olağan üstü şeyi hiçbir gösteriş yapmadan yaptığım için gürültülü bir hal aldı. Devamında, şeklini uzatıp incelttim ve bir mermi gibi yolladım.

Solgun mavi alev süper bir hızda fırladığı için, havada mavi beyaz bir çizgi çizdi ve hedefi yok etti.

BAAAaaaaNG!!!

Yüksek sesle hedef yok oldu. Fakat hedefi tuzla buz eden alev mermisinin momentumu azalmadı ve arkadaki duvara çarptı. Ah, lanet olsun.

KABBOOooMMM!!

Mermi, duvara konulmuş büyülü bariyere çarptı ve tüm test alanı şiddetlice sarsıldı. Etraf durgunlaştığında herkesin tepkisi, sadece küçük dilini yutmuş olarak açıklanabilirdi. Öğretmen bunun için sinirlenecek mi?

“…Sormak istediğim tek bir şey var… Az önceki büyü… Tüm gücünü kullandın mı?”

“Hayır. Eğitmen test alanını yok etmememi söyledi, bu yüzden ateşlemeden önce bir hayli bastırdım, fakat…”

“B-böyleyken bile, bu bir hayli bastırılmış mıydı?”

“Aynen.”

“Anlıyorum… Test şu an bitti. Herkese sıkı çalışmalarınız için teşekkür ediyorum.”

Şükürler olsun. Sinirlenmeden bitti.

Bundan da paçayı sıyırdığım için, Maria ve Sicily’i aramayı unutup eve döndüm.

Ne yapıyorum ben!

# # #

Tüm görevliler Büyü Akademisi’nde toplandı, nihayetinde sınav bitmişti.

“Magi’nin torunu… Gerçekten inanılmaz değil miydi?”

“Efsaneydi.  Hafifçe fırlatmak istemesine rağmen bastırılmış büyüsü test alanını yok edecek sandım.”

“O kadar mı güçlüydü?”

“Evet. Ayrıca, birden bire ve hiç gösteri yapmadan fırlattı.”

“Merak ediyorum, ona öğretebileceğimiz bir şeyler var mı? Aslında, onun bize öğretmesini istiyorum.”

“Benim için de aynı. Her şeyden önce, Majesteleri onu, ona insan ilişkilerinin öğretilmesini isteği için kaydetti. Ders sırasında, onun herkese örnek olmasını isteyebiliriz ve ondan sonra, toplum çeşitleri araştırmaları oluşturup ona insan ilişkileri hakkında bilgi verebiliriz, iyi olmaz mı?”

“Ah! İyi fikir.”

“O zaman, hadi böyle yapalım.”

“Tamamdır. Bu arada, giriş sıralaması emri ne olacak?”

“Yazlı sınavını çoktan gördüm. Hala işaretleniyor olmasına rağmen, neredeyse tam puan çekmiş.”

“Eğer böyleyse, bununla…”

“Evet. Pekâlâ, bununla beraber Birinci Sınıf Öğrenci Temsilciliği’ne karar verildi.”

Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

101 puan
Ulaş1 ay önce
Üye
Seri çok iyi gidiyordu umarım devam ettirebilirsiniz :(

101 puan
Ulaş2 ay önce
Üye
Shin napıyon salonu havaya uçurucan yavaş :d