POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Kenja No Mago Bölüm 5: Bir İblisi Zapt Etme

Çeviri : Kira
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 214
Tarih : 29 Ağustos 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bugün, büyükbaba ile birlikte ormana gittim.

Merhaba, ben Shin ve 10 yaşına girdim.

Aynı zamanda uzadım da. Bundan bahsetmişken, şimdi hatırladım ki bu dünyadaki görünüşümden hiç bahsetmedim...

Anlatmak için biraz geç olsa da siyah saç ve siyah gözlü hafif Batı-stili bir çehrem var gibi gözüküyor. Yüz yapım önceki dünyadaki Japon kişinin pürüzlülüğünün aksine daha derin bir niteliği var.

Görünüşüm zayıf, yakışıklı, hoş bir gence benzese ve neredeyse bir kadının yüzü ile karıştırılabilse de bu dünyanın güzellik standartlarını bilmediğim için burda olay bu mu bilemiyorum. Tesadüfen, siyah saç ve siyah gözler burada çok yaygın ve bu yüzden, ayrımcılık veya zulüm yaşamadım.

Her halükarda, zamanla tanımladığım görünüşün ötesine geçtim çünkü büyükbaba ''Yakında iblisleri avlayacaksın'' dedi, ilk defa iblis avlamaya çıktığımızda.

Şimdiye kadar avladığım şeyler hayvanlardı. İnsanlar da hayvanlar ile aynı kategoriye giriyor. Ama bu mana-merkezli dünyada hayvanlar da mana kutsaması alabilir. Ancak... hayvanlar manayı aşırı derecede absorbe ettiğinde ve o mananın kontrolünü kaybettiğinde, iblislere dönüşürler.

Bir hayvan iblise döndüğünde, emdiği fazla manayla büyü kullanırlar. Kesinlikle, o tavşanlar ve yaban domuzları da yapacaktır. Bu konsept insanlar için de geçerli.

Neyse ki kendi iradeleri ile büyü kullanma yetilerine sahip oldukları için insanlar nadir olarak iblise dönüşürler. Ancak, böyle bir vaka geçmişte yaşanmış gibi.

Bu, bir kişinin kontrolünü kaybettiği, cinnet geçirip büyü kullandığı, birkaç kasabayı ve köyü yok ettiği hatta bir ulusu ortadan kaldırdığı bir vakaydı. O zaman da bir insan iblisleşmişti. Yaygınca Şeytan olarak bilinir ve büyükbaba tarafından yenildi, ya da öyle gözüküyor.

Büyükbaba sürekli uyku zamanı hikayesi olarak anlatırdı bunu bana.

Bu yüzden, bugün bile büyükbaba bu ülkenin kahramanı olarak muamele görüyor. Bu arada bu bilgi Michel-san'dan geldi.

O büyükbaba beni ilk iblis avıma götürüyordu.

Şimdiye kadar büyü antrenmanları yaptım, dövüş sanatı idmanları çalıştım ve ekipmanımı büyü aletleri yoluyla tamamladım. Ek olarak, her gün yemek için avlanmam sayesinde artık iblis avıma çıkmanın onayı verildi.

Ve böylece, ormanın derinliklerine doğru, genelde avlandığım yerlere doğru ilerledik.

"Şey, büyükbaba, nasıl sadece iblisleri bulup avlayacağım? Orman diğer hayvanlarla dolu değil mi?''

''Hohho, tamam o zaman, sana iblisleri nasıl bulacağını öğreteyim.''

Bunu dedikten sonra, iblisleri aramanın yolları öğretildi bana.

''İlk olarak, hafif bir şekilde mananı etrafa yayman gerekiyor.''

''Tamam.''

''Bunu yaptıktan sonra, manası olan bir şey senin yaydığın manaya dokununca onun varlığını hissedeceksin.''

''Oh''

''Tüm varlıklar içlerinde mana bulundurur ve bu yüzden nerede olduklarını anında bilirsin. Bu, 'büyü arama' olarak adlandırılır.''

Ve dediği gibi, bana yeni bir büyü öğretti.

Ya da...

''Bana bunu daha önce öğretsen iyi olurdu. Avlanmamı çok daha kolaylaştırırdı.''

''Hoho, bu da bir alıştırma. Ayrıca bu büyü, eğer mananı belli bir derecede kontrol edemezsen işe yaramaz.''

Büyükbabanın bu dediğine surat assam da neden daha önce hiç anlatmadığını anladığım için bir şey demedim. Sonra bana öğretilen büyüyü denemeye çalıştım.

''Bir şekilde bunu bekliyordum ama ilk seferde başarmak... bu çocuk gerçekten çok iyi.''

Büyükbaba bir şeyler mırıldanıyor gibiydi ama bunun için zamanım yoktu. Çoktan büyüm yoluyla sezdiğim hayvanları birbirinden ayırmayla meşguldüm. Ve sonra...

''!!??''

''Ho, bir şeyler mi buldun?''

Orman boyunca yayılmış mana arasından fark edilebilir en büyük manayı yakalamıştım. Anında yanımda duran büyükbabanın ve muhtemelen hala evin içinde olan büyükannenin manasını tanıdım. Onların devasa ve sıcak manaları. Ancak, tanımladığım mana büyüktü ama daha da ötesi, bu uğursuz bir manaydı. Bu...

''Bu bir iblisin manası.''

Büyükbaba bu kelimeleri hafifçe söyledi ama tehlikeliydi. Böylesine bir şeyi yalnız bırakmamızın bir yolu yoktu.

''Büyükbaba, hadi çabucak gidelim! Eğer o şeyi yalnız bırakırsak, felaket bir meseleye dönüşecek!''

''Öyle görünüyor, bu muhtemelen pek hoş olmayacak.''

Bunu söyler söylemez ikimiz de mananın kaynağına doğru koştuk. Ben orman boyunca koştum; ağaçlar arasında koşup, jet çizmeleri kullanarak büyük kayalar gibi engellerin üzerinden atlayıp, Titreşim Kılıcı ile düşüp yolu kapatan ağaçları keserek. O sırada büyükbaba yalnızca vücut güçlendirme büyüsü kullandı.

Lanet olsun.

Tavşan, geyik ve yaban domuzu gibi arada görünen hayvanları tamamen görmezden gelerek sonunda konuma ulaştık. Bu yer...

Olay yerinde uzunluğu üç metreyi aşan ve aynı boyutta bir yaban domuzunu yiyip bitiren devasa bir ayı vardı.

''!!''

Birden aşırı uğursuz mana karşısında midem bulandı.

Bulantımı tuttum ve kendini yiyip bitirdiği yaban domuzuna odaklamış, iblisleşmiş ayıya odaklandım. Aniden ayı bizi fark etti ve yüzünü yavaşça bize döndü.

İlk fark ettiğim şey derin, kırmızı gözler oldu. Kızıllık sadece gözünün beyazını değil, göz bebeğini de kaplıyor, bunaltıcı manasına ek olarak kişiye inanılmaz bir rahatsızlık veriyordu.

Bu bir iblisti.

İçimde akan korkuyu bastırarak belimde sarkan Titreşim Kılıcını iki elimle tuttum. Ve sonra...

''GUOOOOOOOOOOO!!!!!''

Ayı bize olan düşmanlığını göstererek kükredi.

''!!?''

Bir anlığına korktum ama kendime geldim ve Jet Çizmelerini aktive ettim. Ayrıca Titreşim Kılıcına mana yönlendirerek aktive ettim ve sonra olduğu yere atladım.

''!? Shin, bekle bir dakika!!''

O ana kadar bir şey söylemeyen büyükbaba, bağırdı ama çok geçti. Çoktan ileri doğru atlamıştım. Ayı ileri doğru sallanan sağ kolunu bana doğru getirdi. Kolu, Jet Çizmeleri kullanarak yana doğru hareket eden ve saldırıdan kaçınan beni geçti ve az önce durduğum yere vurdu.

GÜÜÜÜM!!!

Devasa bir ses yankılandı etrafta ve yer patladı.

Saldırı yerde küçük bir krater oluşturdu.

Böyle bir görüntüde soğuk soğuk ter akıtırken ayının arkasına gizlice sokuldum ve kafasına hedef alarak atladım. En güçlü iblis bile boynunu koparırsan yaşayamaz! Sonra, Titreşim Kılıcımı sallamak üzereydim ki ayı vücudunu döndürerek sol kolunu savurdu.

Panikledim ve Jet Çizmelerimi kullanarak kafasının üstünden atlayıp tam önüne indim. Lanet olsun, ayı vücut güçlendirmesi kullandı. İnanılmaz derecede çevikti. Ne yapmalıydım? O an için o kol bir ayak bağıydı.

Ben düşünürken, ayının sağ kolu tekrardan üstüme saldırdı.

Tekdüze bir piçin tekiydi. Bunu düşünürken bu sefer yanına değil, göğsünün önüne atladım. Ve sonra sallanan sağ kolunun merkezine doğru hedef aldım, Titreşim Kılıcını savurdum.

Ayının sağ kolu vücudundan tamamen ayrıldı.

''GUAAAAAAA!!!!!''

Sonra, acıdan kıvranan sesini yükseltirken tekrardan sol kolunu savurdu.

O sol kol da kökünden ayrıldı. Tekrardan arkasına geçtim, kafasına hedef aldım ve zıpladım.

''Bir daha kimseyi rahatsız edemeyeceksin!''

Bu şekilde bağırırken boynun etrafında döndüm ve bir anda ayının kafası gövdesinden ayrıldı.

BAAAM!!! Ayı yere düştüğü gibi ses çıkardı.

Ühh, onu yendim.

Yani bu bir iblisti ha? Daha önce karşılaştığım hayvanlardan farklı olduğu kesin; büyü kullanabilmesi sıkıntı.

İlk iblis zapt edişim için iyi iş çıkardım sanırım değil mi? Bunu düşünürken büyükbabaya dönüp baktım ve büyülenmiş bir şekilde dururken ağzı açık bir halde gördüm.

Ee? N'oldu? Çuvalladım mı yoksa?

''Büyükbaba?''

''Oh? Ooh! Pardon, pardon. Bir süreliğine dalmışım.''

''Bir sorun var mı? Çuvallamadım değil mi?''

''Oh, tabii ki. Durumla kusursuz bir şekilde başa çıktın, bu noktada yapılacak daha fazla şey yok.''

''Gerçekten mi!?''

Başardım! İlk iblis zapt edişim başarılı oldu!

''O zaman hadi eve gidelim. Acıktım.''

''Hoho, öyle mi? Durum buysa eve gidelim o vakit.''

Böylece ilk iblis zapt edişimden sonra eve doğru yol aldık.

''...Bu... Beklenmedik bir şekilde...eğlenceliydi...''

Büyükbaba arkada bir şeyler hakkında mırıldansa da rüzgar yüzünden ve yüksek hızla koştuğumuzdan dolayı pek anlamadım. Neydi acaba? Yeni alıştırmayla ilgili mi düşünüyordu?

Böylece eve ulaştık ve her zamanki gibi kendimi yatağa attım.

                                           ***

O gece geç saatlerde, Shin çoktan uyuduğunda, evin oturma odasında, sevgili öğretmenler; Merlin, Melinda ve Michel, etrafta toplandılar.

''Ne! O kadar şey arasında iblise dönüşen bir Kızıl Bozayı mıydı?!''

Melinda sesini yükseltti.

''Evet, öyleydi. Manasını sezerken, imkansız olduğunu düşünmüştüm.''

''Ancak o iblis, Kızıl Bozayı, Shin tarafından hemencecik öldürüldü...''

Sessizlik belirdi Merlin ve grubun geri kalanı arasında.

''Bu çocuk da neyin nesi böyle? Büyüyü öğrenme hızı alışılmadık ve dövüş sanatlarına gelince, Michel'in eziyet verici çalışmalarına isteksiz de olsa ayak uydurabiliyor. Özellikle efsun büyüsünde, orijinal bir dil kullanıyor. Eğer başka bir dünyadan geldiğini söyleseydi, kesinlikle inanırdım.''

Melinda sessizliğin ortasında fırladı ve fikrini sundu.

Ancak, Shin'in önceki yaşamında diğer dünyada yaşadığı hatıralar hala bilinmiyordu.

''Pekala, kim olduğu önemli değil. Beni ''oji-san'' diye çağırıyor ve ekip biçtiğim tüm büyüleri sindiriyor. Aslen, ortada bulup aldığım bir çocuktu ama şimdi, onu kendi torunum olarak görüyorum.

O çocuğa düşkün olmam konusunda bir şey yapılamaz. Daha güçlü olması kendini daha iyi koruyabilmesi demek. Bu yüzden hiç problemi yok.''

Merlin tamamen aptal bir dede gibi bir konuşma verdi. Melinda ve Michel ona inanılmaz bir surat ifadesi ile baktı.

''Açıkçası, 'Yıkımın Tanrısı' veya 'Kızıl Şeytan Kral' olarak adlandırılan senin böyle konuşman...''

''Şey... Bana öyle demeyi keser misin? Gençliğimin kara tarihini hatırlattığın zaman acıdan kıvranıyorum...''

Görünüşe göre büyükbaba gençken baya istediği gibi davranıyordu.

''Fufu, ama şimdi 'Magi' diye çağırılıyor ve hatta 'Kahraman' olarak bile adlandırıldı.

''Gerçekten, zamanın nasıl geçtiğini şimdi anlıyorum.''

''...Sen de keser misin şunu, çünkü utandırıcı...''

Merlin ile uğraşan Melinde şu kelimeleri söyledi.

''Ben de aynı şekilde çocuğun sevimli olduğunu düşünüyorum. Beni ne zaman 'obaa-chan' diye çağırsa yüzümde ne olursa olsun her zaman bir gülümseme belirir. Ben de o çocuğu kendi torunum gibi düşünüyorum.''

''...''

Merlin ve Melinda arasında tatlı bir hava döndü. Bu havayı anlamayan Michel;

''Ama yine de iblisleşmiş Kızıl Bozayıyı kendi başına ezebilecek bir noktaya geldi. Öyle görünüyor ki sonraki idmanlarında biraz daha sıkı çalışsa daha iyi olacak.''

Dedi ve bir kez daha standart cümlesini söylemiş oldu.

''Haa...çocuk aynı zamanda şanssız. Bu kas kafa onun farkına vardı.''

Melinda torununun vücudu hakkında endişelenerek mırıldandı.

''Hohho, lütfen ona çok yüklenme.''

Bir kez daha büyükbaba standart cümlesini kurdu.

Shin'den habersiz, dövüş sanatları idmanlarının seviye atlaması kararlaştırıldı.


 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)