Legend of the Asura - Bölüm 06: Mühürlenmiş Xuanyuan Kılıcı

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : -
Beğeni : 0
Okunma : 530
Tarih : 6 Ağustos 2018 12:20:01

Bölüm 6 – Mühürlenmiş Xuanyuan Kılıcı

 

“Pekâlâ, Wan’er. İkinci mührü nasıl çözebilirim?” Feng Xiao Xuanyuan Kılıcı’nın gerçek gücünü öğrendikten sonra tüm mühürleri bir an önce açmak istiyordu.

“Efendim, ikinci çözmek için gereken şey… Bir Qilin kanı,” diye cevapladı Xuanyuan Wan’er, endişeli bir biçimde.

Eğer Feng Xiao ayaklarını yere sağlam basmış olmasaydı şaşkınlıktan düşmüş olabilirdi.

Qilin dediği şey Ejderha Kıtası’nın beş Kutsal Yaratığı’nın en güçlüsüydü. Ejderha Kıtası’ndaki yaratık zincirinin neredeyse en tepesindeydi. Bir Qilin’in kanını almak mı? Şaka mıydı bu? O yaratığın sadece bir osuruğu bile sayısız 100 level oyuncuyu öldürebilirdi.

“Efendim, Wan’er bunun ne kadar zor olduğunu biliyor ama en imkânsız değil. İnanıyorum ki Efendim bir gün bunu başarabilir. Ben, Wan’er, binlerce yıldır pes etmedim ve şimdi de başarılı oldum. Efendimin şu an yapması gereken şey daha da güçlü olmak.” Xuanyuan Wan’er, Feng Xiao’yu narin sesiyle rahatlatmaya çalışıyordu. Efendisi şu an onun tek umuduydu.

“Sakin ol Wan’er, ben öyle kolayca vazgeçmem. Hem denemeden nasıl başarabilirim ki?” Wan’er’in sözleri Feng Xiao’nun kibrini kabartmıştı. Küçük bir kıza kaybedemezdi. Ayrıca gerçek hayatta da Xuanyuan Kılıcı’nı arıyordu. Oyun bile olsa böyle basitçe vazgeçemezdi.

Xuanyuan Kılıcı’nı zapt edebilen bir mühür… Çözmesi nasıl kolay olabilir ki? Bu benim için bir sınav olacak, diye düşündü Feng Xiao.

“Wan’er, bana Tanrıların ve İblislerin Büyük Savaşı’nı anlatabilir misin? Ayrıca Xuanyuan Kılıcı neden mühürlenmiş ki?” diye endişelerini dile getirdi Feng Xiao. Xuanyuan bu savaş hakkında konuştuğunda pek bir şey hissetmemişti. Sonuçta her oyunun bir arka plan hikayesi olurdu. Tanrılar ve İblislerin Büyük Savaşı da büyük ihtimalle bunlardan biriydi.

“Bazı sebeplerden dolayı Wan’er de fazla bir şey bilmiyor. Wan’er sadece genel şeyleri biliyor. Efendim beni dinlerler mi?”

“Şey, anlat bana Wan’er. Bir de bana Efendim demene gerek yok. Bana Feng Xiao diyebilirsin. Ya da Feng ağabey.”

“Efendi,” bu isim Feng Xiao gibi modern birine biraz fazla kötücül geliyordu.

Fakat Feng Xiao’nun unuttuğu bir şey vardı ki Xuanyuan Wan’er ondan en azından birkaç on bin sene daha büyüktü.

“Peki, Feng … Feng Ağabey.”

“Feng Ağabey, Tanrıların diyarını bilir misin? İnsanların diyarı dünyadır, Tanrılarınki ise cennettir. Dünya ilk şeklini aldığı zamanlarda Pangu cennetin kapılarını açtı. Tanrılar yukarıdan durmadan insanların dünyasının büyümesini ve evrimleşmesini izlediler. Savaşları ve barışları, refahı ve kıtlığı..”

“Tanrılar Doğu Tanrıları ve Batı Tanrıları olarak ayrılmıştı. Doğu Tanrıları Çin halkının efsanelerindeki ‘Cennetteki Tanrılar’ idi ve Yeşim İmparator* ve en güçlüleri Tathagata Buda tarafından yönetiliyordu. Batı Tanrıları ise Tanrı Kral Zeus tarafından yönetiliyordu. Batı ve Doğu Tanrıları birbiriyle sürekli iletişim halindeydiler ve hiç tartışmazlardı.”

“Cömert Buda, kahraman Yeşim İmparator, merhametli Kraliçe Ana ve tüm ailesi… İnsan dünyasındaki gibi açgözlülük, açlık, savaş veya zulüm yoktu. Tanrılar barışçıl ve normal bir yaşam sürüyorlardı. Fakat kimse bu yaşamın bir gün değişebileceğini düşünmezdi.”

Feng Xiao sessiz bir şekilde çimlere oturdu ve Wan’er’in anlattığı hikayeyi dinledi.

“Buda, yüz milyon yıl sürecek bir yeniden doğuş merasimi gerçekleştirdi. Tüm güçlerini kaybedecek, fakat merasim sonunda daha güçlü olacaktı. O gün Buda tüm güçlerini kaybedecekti fakat kimse bunun için endişelenmedi. Çünkü Tanrıların diyarının bir düşmanı yoktu. Olsa bile tehlike teşkil edecek kimse yoktu.”

“Fakat yeniden doğuş merasiminin başlangıcında, Buda tüm güçlerini kaybettiği anda korkunç bir şey gerçekleşti. Gökyüzü yarıldı ve sayısız garip yaratık ortaya çıktı. Hepsi birbirinden güçlüydü. Barışa alışmış Tanrıların kalplerinde herhangi bir şüphe yoktu, bu yüzden hazırlıksız yakalandılar. Yapabildikleri tek şey Buda’nın, düşman lideri tarafından öldürülüşünü izlemek oldu. O gün, Buda’nın öldüğü ve Tanrılar ve İblislerin Büyük Savaşı’nın başladığı gündü.”

“Buda öldü mü?” diye sordu Feng Xiao şaşırmış bir biçimde.

“Evet. Tanrıların umut dolu olduğu o anda Buda öldü ve Tanrıların umudu paramparça oldu.”

“İblislerin neden ya da nasıl geldiğini ise kimse bilmiyor. Tanrılar, Yeşim İmparator’un önderliğinde bir karşı saldırı gerçekleştirdiler ve Batı Tanrılarına yardım için dua ettiler. Fakat iblisler, özellikle de İblis Hükümdarı çok güçlüydü. Qitian Dasheng** bile ona karşı kazanamamıştı. Tanrılar yenilgi üstüne yenilgi aldı. Her geçen gün Cennet de gitgide harap oldu.”

“Sonra Batı Tanrılarından Tanrı Kral Zeus, sonraki hedefin onlar olabileceğini düşünüp Batı Tanrılarını yardıma yolladı. Ancak tüm beklentilere rağmen, Batı ve Doğu Tanrılarının birleşmesine rağmen, yenilgi kaçınılmazdı. Sebebi ise İblis Hükümdarı’nın çok güçlü olmasıydı. Savaşta tam gücünü bile göstermemişti. İblis Hükümdarı’nın tüm gücünün Buda’dan aşağı kalır yanı yoktu.”

“Bu ümitsizlik içinde, Tanrıların tek bir umudu kalmıştı…”

“Neydi o?!” Feng Xiao Wan’er’i dinlerken duygu seline kapılmıştı. Bu fantastik hikayenin her bir hikayesi ona heyecan veriyordu.

“Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni!”

“Antik ve efsanevi Xuanyuan Kılıcı’nın, Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni mi?!” diye bağırdı Feng Xiao şaşırmış bir vaziyette.

“On Bin Kan Ruhu İncisi, Doğu İmparatoru’nun Çanı, Xuanyuan Kılıcı, Pangu’nun Baltası, Yaratık Arındıran Kadeh, Temiz Cennet Kulesi. Bunlar kullanılarak ‘Dokuz Cennetin Düzeni’ kurulacaktı. Xuanyuan Kılıcı’nın tetik olarak görev gördüğü bu Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni dünyayı yok edecek ve cenneti yutacaktı. Fakat Tanrılar On Kutsal Eser’i topladıklarında üç tanesinin kayıp olduğunu gördü. Doğu İmparatoru’nun Çanı, Pangu’nun Baltası ve Temiz Cennet Kulesi.”

“Düşünecek zamanı olmayan Tanrılar çaresiz bir şekilde On Bin Kan Ruhu İncisi’ni, Fu Xi’nin Qin’ini, Shennong’un Kazanı’nı, Kong Tong’un Mührü’nü, Kun Lun’un Aynası’nı ve Nu Wa’nın İncisi’ni alarak ‘Kayıp Düzen’i oluşturdular. Bu güçleri Canavar Arından Kadeh’e eklediler ve Xuanyuan Kılıcı üstünde odaklayarak ‘Kayıp Düzen’i kullandılar ve zoraki olarak ‘Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni’ni ateşlediler.”

“Peki… Kazandılar mı?”

“Belki. O zamanlar olanları göremedim. Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni açığa çıktıktan sonra sayısız Tanrı baskıya dayanamayarak derin bir uykuya daldı. Fakat İblis Hükümdarı herkesin beklentisini boşa çıkararak Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni’ne direnmeyi başardı. İblis Hükümdarı ölmemiş, sadece mühürlenebilmişti. Ben uyandığımda ilk duyduğum sözcükler ‘Cennet ve dünya yer değiştirdi,’ olmuştu. Bunun ne demek olduğunu bilmiyordum ve ondan sonra da kimse bana bundan bahsetmedi. O günden itibaren İblis Hükümdarı mühürlenmişti ama bir gariplik vardı. Tanrıların diyarındaki Tanrılar bir şeyden korkar olmuştu. Sanki İblis Hükümdarı’ndan yüzlerce kat daha korkunç bir şey varmış gibilerdi.

“Kayıp Düzen ile zorla aktive edilmiş Tanrıların Cezalandırıcı Düzeni’nin yan etkileri sonunda baş göstermişti. Düzen’i oluşturmaya yarayan Kutsal Eserler mühürlenmişti ve Tanrılar arasından kimse bunları açamıyordu. Fakat odak olarak kullanılan Xuanyuan Kılıcı, diğer Kutsal Eserlerin aksine çok güçlü 7 mühür tarafından mühürlenmişti.”

“Tanrıların ve İblislerin Büyük Savaşı sadece bir ay sürmüştü fakat bu sürede Tanrılar bir daha düzeltilemeyecek kadar çok zarar gördü. Neyse ki İblis Hükümdarı mühürlenmişti. 100 gün sonra ben, kılıç ruhu olarak Kaosun Bedeni’ne sahip kişiyi aramaya koyuldum.”

Feng Xiao Xuanyuan Wan’er’in hikayesini sakince dinledi, fakat o sırada kalbinde fırtınalar kopuyordu.

 

 

Çeviri Notları:

*Yeşim İmparator: Çin mitolojisindeki tanrıların hükümdarı.

**Qitian Dasheng: Maymun Kral olarak da bilinen Sun Wukong’un diğer bir adı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.