Mirasçı

19 Ağustos 2019
Çeviri: Sanseiu
Düzenleme: Sanseiu
361 Görüntülenme
Bu bölümü 2 Kişi beğendi.

Bölüm

Yerleşim alanına girdikleri gibi havanın değiştiğini deneyimlediler, daha taze, daha ferah ve her nefeste insanın içini enerjiyle dolduran bir histi.

“Söyledikleri kadar varmış, kasabamızdan sonra burası cennetten bir köşe gibi!”

Genç kızın yanakları hafifçe kızardı, doğal güzelliğinin üzerine gelen bu durum karşısında, Mel nereye bakacağını şaşırdı.

“Şey, giriş ücretini ödediğiniz için teşekkür ederim. En kısa zamanda borcumu geri ödeyeceğim!”

Yanında yürüyen ikiliye göre, bedensel özellikler bakımından daha alımlı duran Mel, iş kıyafete gelince tam tersi bir durumdaydı. Yüzüğünün içinde görenleri kıskançlıktan çatlatacak kadar güzel cübbeler veya boydan boya işlemeli bornozlar vardı ama genç çocuk dikkatleri üzerine çekmemek için bunları giymedi.

Onun aksine, kapıda tanıştığı ikiliden erkek olanı göz kamaştırıcı duruyordu. Saçı, kıyafeti ve yaydığı aura, yanlarından geçtikleri insanların ona odaklanmasını sağlıyordu.

“Arkadaşım bunu dert etme, bizi kader buluşturmuş olmalı!”

Sesi de etkileyiciydi, Mel’ in mahcup halini bastırmak için yavaş ve yumuşak konuştu. Onun ardından kız lafa girdi.

“Arkadaşız diyoruz ama hâlâ tanışmadık. Ben Marvina, bu da abim Edgan.”

Kız bir nefeste kendisini ve yanındaki genç çocuğu tanıtmıştı.

“Benim adım Malcom ama kendimi bildim bileli herkes bana Mel der!”

“Tanıştığımıza memnun oldum Mel, çok uzun yoldan geldik. Sohbetimize yemek yerken devam edelim mi?”

Edgan’ın önerisiyle beraber, üç genç kalabalık sokaklardan ilerleyerek salaş bir hana girdi, burası tamamı ahşaptan yapılmış üç katlı bir yerdi. Binanın stili, genel olarak yerleşimdeki yapıların karakteristik özelliklerini yansıtıyordu.

Ufak ama bol pencereli dış cepheler ve yapı malzemesi olarak kullanılan ağaç gövdelere sahiptiler. Yakınlardaki sık ormanlık alanın etkileri, en çok binalarda göze çarpıyordu.

“Mel, burada para geçiyor, umarım yine ben ödemek zorunda kalmam!”

Uzun saçlarını eliyle cübbesinin sırt kısmına sokan genç çocuk, hınzır bir ifadeyle konuştu. Bu hareketinin Mel’i zora sokacağını düşünürken, hiç beklemediği bir tepki görecekti.

“Para derken bundan mı bahsediyorsun?”

Masada oturan kaslı gencin elinde bir anda mor bir nesne belirdi, dört köşeye sahip ve ortasında ufak bir delik vardı.

“Mel, çabuk sakla onu!”

Ne olduğunu anlamadan Marvina, Mel’ in elindeki parayı kaparak hemen masanın altına indirdi. Yüzünde heyecanlı bir ifade, gözlerindeyse gündüz gözüyle hayalet görmüş birinin inanılmazlık dolu bakışları vardı.

“O parayı nereden buldun?”

Edgan sandalyesini öne çekip basit giyimli gence sorusunu sorduğunda, hemen kulağının dibinde bir ses çınladı.

“Genç efendiler sipariş vermek isterler mi?”

Hanın garsonu, açık yakasından taşan koca memelerini yakışıklı çocuğun ağzının içine sokarak araya girmişti. Yaptığı kura bakılırsa, az önce yaşananların farkında değildi.

“Vahşi yaratık göğsünden yapılmış yahni istiyoruz!”

Sorunun cevabını sokulduğu gençten bekleyen garson, Marvina’nın sözleriyle irkildi. Genç kız abisine yanaşılmasından hoşlanmamıştı.

Korumacı kızı gören garson, daha fazla uzatmadan siparişi alarak masadan ayrıldı, üç genç yine birbirlerine yakınlaştılar.

“Neden bu kadar şaşırdınız?”

Mel duruma anlam veremediğinden kısık bir sesle konuştu.

“Mel sen ciddi misin? Şu anda elimde olan şeyin ne olduğunu bilmiyor musun?

Soru üstüne soruya maruz kalan Mel donup kaldı. Kardeşinin onu çok sıkıştırdığını gören Edgan, eliyle kıza dur yaparak konuşmaya başladı.

“Arkadaşım nereden geldiğini bilmiyorum ama senin bazı şeyleri acilen öğrenmen lazım. Parmağındaki basit görünümlü metal parçası sanırım alanlar arası boşluk içeren değerli bir eser.”

“O elindekinden her önüne gelenden bulunmuyor, öyle ortalık yerde sakın kullanma!”

Söylenenleri dikkatle dinleyen Mel, anladığını belli edercesine kafasını bir aşağı bir yukarı salladı.

“Mor paraya gelirsek o diğerinden de beter. Önce bir şey soracağım, para birimlerini biliyor musun?”

Mel ufak bir dağ köyünde yaşayan basit bir çocuktu, bugüne kadar parayla işi olmadığından cevabı çok basit oldu.

“Hayır”

İki kardeş önce birbirlerine baktılar, ardından dumanı tüten yahniler masaya geldiği için kısa bir süre konuşmayı bıraktılar. Ne zamanki iri memeli garson yeterli uzaklığa ulaştı, yakışıklı çocuk fısıltıyla konuşmaya başladı.

“Dünyada, insani ihtiyaçları karşılamak için madenlerden yapılmış paralar kullanılır. Bak bunlar bahsettiğim paralar!”

Cübbesinin içine elini uzatıp bir kese çıkaran genç çocuk, içinden üç çeşit yuvarlak cisim çıkarıp masaya koydu.

“Bu bakır para, bu gümüş, bu da altın olan!”

Elini bakırın üstüne koyarak konuşmaya devam etti.

“Bundan yüz tanesi bir gümüş, yüz gümüş de bir altın yapıyor!”

“Peki, benim elimdeki neydi o zaman!”

“Acele etme oraya geliyorum.”

Dış dünyaya açılan Mel suya batırılmış sünger gibiydi, sürekli yeni şeyler öğrenmek istiyordu.

“Madenlerden sonra, Hükmetme seviyesi ustaların kendi ruhsal enerjilerini aktardığı yeşimler var. Madenlerden çok farklı seviyedir bu paralar. Bir tanesi bin altın değerinde olsa da, yetişimciler onları genellikle anlayış kazanmak veya içlerindeki enerjiyi özümsemek için kullanır!”

Bilgiler zihnine akın ederken, Mel karşısındaki genç çocuğa hayran gözlerle bakmaya başladı, onun her kelimesinde dünyanın aslında ne kadar büyük olduğunu keşfediyordu.

“Şu anda Marvina’nın saklamaktan yemek yiyemediği nesneyse, daha önce sadece kitaplarda okuduğum bir şey olmalı. Bir Olma seviyesindeki vahşi yaratıkların çekirdeklerinden yapılmış Mor Kristal Jetonu, değeri konusunda hiçbir fikrim yok!”

İri gövdeli çocuk son sözü duyduğunda hafifçe titredi. Bir Mor Kristal Jeton’ a bu kadar heyecanlanan ikilinin, yüzüğün içindeki miktarı görmeleri halinde kafayı yiyebileceklerini düşündü.

“Uyarı için çok teşekkür ederim, size bir kez daha borçlandım!”

Mel, yüzük olan elini masanın altından yavaşça Marvina’nın Mor Kristal Jetonu tutan eline uzattı. Bir saniye sonra, dört köşeli mor nesne hiç var olmamış gibi kayboldu.

“Yemeğin soğuyor, lütfen!”

Küçük kriz aşılınca, önlerinde duran derin kâselerin içindeki sulu yemeği iştahla yediler, hatta Mel o kadar beğenmişti ki iki kâse daha yemeden duramadı.

“Mel, senden gelen bir ruh gücü hissedemiyorum. Yoksa bedensel eğitim alan birimisin?”

Sol eliyle kafasını kaşıyan Mel, mahcup bakışlarla etrafı süzmeye başladı. Kısa zamandır birbirlerini tanıyor olsalar da, Edgan bu halin anlamını biliyordu.

“Sanırım bunları da bilmiyorsun ama kusura bakma, bugünlük benden bu kadar!”

Yakışıklı genç dursa da kız kardeşinin böyle bir niyeti yoktu.

“Dövüşçü değilsen, akademinin hangi kısma girmek için geldin buraya?”

Bu sefer verecek bir cevabı vardı Mel’ in.

“Bitki bölüme katılmak istiyorum!”                                                                                            

“Ne güzel, ben de Simyacı olmak için geldim. Abimse dövüşçülerin olduğu yere girecek!”

Heyecanlanan kız sesinin ayarını kaybetti, söylediklerini duyan hanın diğer müşterileri bir anda onlara bakmaya başladılar.

“Sakin ol Marvina, henüz yeterlilik testlerini geçmedim!”

Akademinin yerleşim alanında binlerce insan, üç gün sonra başlayacak katılım testlerini bekliyordu, ortalık yerde böyle cesur söylemleri dile getirmek pek akılcı bir hareket değildi.

“Kusura bakma abi ama son iki buçuk sene öyle harika geçti ki, hatırladıkça kendime hâkim olamıyorum!”

Çevirmen Notu

....

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar