Mirasçı

19 Ağustos 2019
Çeviri: Sanseiu
Düzenleme: Sanseiu
379 Görüntülenme
Bu bölümü 2 Kişi beğendi.

Bölüm

İki buçuk sene lafının geçmesi Mel’i heyecanlandırmış gibiydi, aralarında oluşan samimiyete de güvenerek sorusunu sordu.

“Edgan, iki buçuk sene önce ne oldu?”

Yakışıklı çocuğun yanındaki kız, kabahat işlemiş gibi iki eliyle ağzını kapattı, belli ki bu konuyu konuşmamak için aralarında sözleşmişlerdi.

“Marvina, senin bu çenen başımıza bela olacak gibi duruyor!”

Edgan ilk defa sesini sertleştirerek konuştu, ılımlı bakışları da çatılan kaşlarının etkisiyle uyarır bir hal aldı.

“Sadece laf olsun diye sordum, lütfen! Cevap vermene gerek yok.”

Mel, keyifli ortamın kendisi nedeniyle bozulduğu görünce hızlıca konuşmaya başladı. Onun bu tepkisi Edgan’ın tavrını biraz yumuşaktı, parmaklarını masaya vuran gencin gözleri de onları izliyordu.

“Şu anda bu konu hakkında konuşamam, bunu hiç duymamış gibi davranabilir misin?”

Konuşmadı Mel, kafasını sallayarak onayladı bu isteği.

“Mel, biz kalacak bir yer ayarlamaya çalışacağız, katılmak ister misin?”

Marvina kabahat işlemiş küçük çocuk gibi yaptığı sesiyle, geniş gövdesi içine kapanmış genç çocuğa seslendi. Mel kısa bir süre düşündü, ardından kendinden emin bir şekilde cevap verdi.

“İlk önce, Bitki Bölümünün sınavı için başvurumu yapmayı düşünüyorum. Ondan sonra biraz etrafta dolaşacağım.”

Tüm şirinliğiyle yaptığı teklif reddedilince, Marvina omuzunu silkeleyerek masadan kalktı, abisi Edgan’ da onu izleyecekti.

“Hesaplar sende arkadaşım, böylece ödeşmiş olduk. Umarım bir daha karşılaşırız!”

İki kardeş hanın kapısından çıkıp gidince, Mel koca memeli garsona işaret yaparak masasına çağırdı. Hesap beş gümüş para geldi, genç çocuk Edgan’dan gördüğü gibi elini kıyafetlerinin içine götürüp sanki kesesinden para çıkarıyormuş gibi yaparak, masaya altı tane gümüş bıraktı.

Garsonun yüzü ışıldadı, kılık kıyafeti göstermese de müşteri bonkör çıkmıştı. Yerlere kadar eğilip kapıya kadar uğurladı, hanın içindeki herkes olanları şaşkın bakışlarla izledi.

Bir dakika sonra bonkör müşteri hızla geri girdi, koca memeli garsona bir şeyler sorup aynı hızla dışarı fırladı, bu tuhaf duruma da kimse anlam verememişti.

“Öyle fırladım gittim ama bitki bölümünün nerede olduğunu sormayı unuttum. İyi ki garsona bahşiş vermişim, yoksa arayıp duracaktım.”

Mel kendi kendine söylenerek, tek katlı, fazla geniş olmayan ama uzunluk olarak diğer yapıların en az beş katı büyüklükteki binanın önüne geldi. Kapının üzerinde Bitki Bölümü Kayıt Ofisi yazıyordu, genç çocuk bunu okuyunca gülmeye başladı.

“Ne aptalım, garsona direkt Bitki Bölümü’nün yerini sordum, burasının sadece akademinin yerleşimi olduğunu bile anlayamadım. Kadın akademinin dağların içinde olduğunu söylediğinde, acaba suratım nasıl bir hal almıştı?”

Hayatının neredeyse tamamını ücra bir kara parçasında geçiren Mel, yeni şeyler öğrenirken kendini komik duruma düşürmeden edemiyordu. Bunların çoğuna gülüp geçse de, bazıları onu düşündürmüştü.

“Keşke o soruyu sormasaydım, acaba aramız açıldı mı? Marvina kızmış gibiydi bana, neden onlarla beraber gitmedim ki?”

İçindeki sesler ağzından döküldü, bu sırada ne kadar zamandır binanın önünde olduğunun farkında değildi.

“Kapının önünden çekilecek misin?”

Mel, on dört yaşında bir çocuğa göre iri olan fiziğiyle geçişleri engelliyordu, bunu gören iki kız tam kulağının dibinde bağırmaya başlamışlardı.

“Özür dilerim, lütfen buyurun!”

Panikle yana zıpladı genç çocuk, bir yandan da ona bağıran kızları inceliyordu.

“Köylü işte, ilk defa şehre gelmiş galiba!”

“Kılık kıyafetine baksana, ezik!”

Baştan aşağı bol fırfırlı ve şaşalı kıyafetlere bürünmüş kızlar, iki parmaklarıyla burunlarını kapatarak Mel’ in yanından geçtiler.

Genç çocuk bu hareket üstüne istem dışı kendisini koklasa da pis bir koku alamadı, kızların neden bu şekilde davrandığını anlayamıyordu.

“Girip şu işi halledeyim, ardından ait olduğum yere dönmeliyim!”

Mel yüksek kapıyı ittirerek içeri girdi. Sağlı sollu dizilmiş ve binanın sonuna kadar uzayan masalar gördü. Hepsinin başında bir kişi vardı, kayıt olmak isteyenler onlara doğru gidiyorlardı.

Genç çocuk girişteki kalabalığın arasından sıyrılıp binanın arka taraflarına doğru yürüdü, gözleriyle boş bir masa arıyordu. En sonunda, neredeyse binanın bitimine gelmişken bir tane buldu. Vakit kaybetmeden, kafasını iki kolunun arasına koyarak masaya yaslanmış adamın karşısına oturdu.

“Efendim merhaba, kayıt olmak için geldim!”

Sesi gür ve neşeliydi, kıpır kıpır haliyle oturduğu yerde duramıyordu. Mel’ in aksine, adam yavaşça kafasını masadan kaldırdı, yüzünde cüppesinin kol işlemelerinin izi vardı.

“Ne istiyorsun?”

Mel cevabını zaten verdiği soruyu duyunca şaşırdı.

“Söyledim ya efendim, Bitki Bölümü giriş sınavlarına kayıt olmak istiyorum!”

Mel hariç herkes uyuklayan adamın ne demek istediğini anlamıştı ama genç çocuk ısrarla aynı sözleri tekrarladı.

“Başka masa mı bulamadın?”

“Evet efendim, bir tek burası boştu ve ben de hemen koştum geldim!”

Yanan ateşe benzin döküyordu Mel, yakınlardaki kayıt görevlileri işlerini bırakıp onları izlemeye başladı.

“Yazık, zekâ özürlü galiba!”

“Gidip Aksi Hanry’i bulmak için eşşek şansı olması lazım!”

Kayıt görevlileri fısıltı halinde konuşurken Mel’ in karşısında oturan adam söylenerek masanın gözünden bir kâğıt, ucunda sivri bir kemik olan tüy ve mürekkep kavanozunu çıkardı.

“Adın ne?”

“Malcom ama herkes bana Mel der!”

Malcom dedikten sonra yazmaya başlayan adam, ardından gelen sözlerden sonra kısa bir süre durdu, başını kaldırmadan karşısında oturan genç çocuğa baktı.

Mel, görevlinin bakışlarına karşılığı gülümseyerek verdi, çevredekiler gülmemek için kendilerini zor tutuyorlardı.

“Soyadın ne ?”

“Yok!”

“Dalgamı geçiyorsun ulan sen benle!”

Aksi Hanry elini masaya vurup kükreyince, yakındaki masalardan bir kahkaha yükseldi, uzun süredir kendilerini tutan insanlar sonunda koyuvermişti.

“Ne haddime efendim, gerçekten bir soyadım yok. Doğduğum köyde kimse böyle bir şeye ihtiyaç duymazdı!”

Adam Mel’ in kılık kıyafetini baştan aşağı süzdükten sonra, “Anladık, soyadı olan birini de mi tanımıyorsun? Onu söyle bari” dedi.

Mel’ in gözleri parladı, soyadı olan biri vardı, hem de onu çok iyi tanıyordu.

“Drago, soyadı olarak Drago yazabilirsiniz!”

Bu sözlerden sonra gürültüyü duyup masanın yanına gelen insanlarda kahkahayı kopardılar.

“Aptal çocuk, yaşadığın dağ köyünde böyle bir soyadını nereden duyabilirsin. Kim bilir yerleşkenin içine girince kimin ismini duydun da, geldin burada bana satmaya çalışıyorsun. Başımı belaya mı sokmak istiyorsun!”

“Mel adın, Malcom soyadın bundan sonra, şimdi nereden geldiğini söyle!”

Kayıt memuru haşmetli soyadını çocuğa yakıştıramadığından, kendi kafasına göre bir kayıt ismi oluşturdu, onun gözünde Mel köyden gelmiş cahilin biriydi.

“Köyümün bir ismi de yoktu?”

“Yaban yazdım evet, şimdi madalyonunu çıkar ve kayıt işlemini tamamlayım!”

Mel elini yalandan cüppesinin içine soktu, yüzüğündeki madalyonu çıkarıp kayıt memuruna doğru uzattı. Bunun üzerine Aksi Hanry, şöyle bir göz ucuyla yuvarlak metali inceleyip elindeki mührü kâğıt parçasına bastı.

Çekmeceden küçük bir yeşim taş çıkararak Mel’e uzattı, verdiği nesneyi inceleyen çocuğun hâlâ başında durduğunu görünce de huysuz bir tonla homurdandı.

“Kayıt kabul nesnesi onun adı, surların dışına çıkarsan rahatça geri girmeni sağlar. Umurumda değil ama bu zayıf halinde değil surların dışına çıkmak, şehrin sokaklarında bile gezinme, biri kazayla çarparsa ölmen işten bile değil!”

 

Çevirmen Notu

....

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar