Mirasçı

19 Ağustos 2019
Çeviri: Sanseiu
Düzenleme: Sanseiu
330 Görüntülenme
Bu bölümü 2 Kişi beğendi.

Bölüm

“Böyle bir şeyi ilk defa görüyorum!”

Mel, elinde tuttuğu kocaman çiçeğe bakarken şaşkınlıkla söylendi. Taç yapraklarının içinde, sivri dişlerin çevrelediği yuvarlak bir ağız vardı ve bu ağız biraz önce Mel’i bütün olarak yutmaya çalışmıştı.

“Bitki şeklinde bir vahşi yaratık veya ikisinin karışımı bir tür, buraya gelenlerin çoğunun neden öldüğü belli oluyor!”

Yılanı öldürdükten sonra bir ağacın tepesine çıkarak geceyi geçirmek isteyen Mel, ansızın saldırıya uğradı. Dedesinin hazırladığı ormanda gecelerce sabahlamasa, kesinlikle bu saldırı sonrası ölmüş olurdu.

“Bakalım bunun çekirdeği var mı?”

Eliyle dev çiçeğin gövdesini yarınca inceden bir titreme bedenine girdi, burada da durmayan titreşim önce ağaca, oradan da toprağa karıştı.

Birkaç nefes sonra civardaki ağaçlar delicesine sallanmaya başladı, uzun dalları birbirlerine vuruyordu.

“Demek benim yerimi vahşi yaratıklara gösteriyorsunuz, şimdi işlerin nasıl yürüdüğünü tam olarak anladım!”

Mel, vahşi yaratıklarla ormanın içindeki ağaçların kader birliği yaptığını çözünce, daldan yere atlayarak hemen oradan uzaklaşmaya başladı. Ağaçlar insanlar onları kesmesin diye vahşi yaratıklara, vahşi yaratıklar da açık alanda avlanmamak için ağaçlara muhtaçtı.

“İşinizi bozmayacağım ama ölüm çemberine girmek isteyenlerin çekirdeklerini almam lazım!”

Ormana girmeye karar verdiğinde kendi sınırlarını görme amacını belirledi Mel, karşılaştığı durumlar onu bu yoldan geri döndüremezdi.

Genç çocuk kararlıydı ama rakibi koca bir ormana hükmediyordu. Nereye gitse, ağaçlar vahşi yaratıklara onu bulmaları için yardım ediyordu. Böylece, küçük bir açıklığa vardığında etrafının yılanlarla sarıldığını gördü.

Ondan fazla yaratık sürekli hareket ederek tüm kaçış yollarını kapatmak isterken, arkadan beliren bir gölge sürünerek boşluğa, Mel’ in yanına geldi.

Genç çocuğun bedeninden kalın uzunca gövdesinin üzerinde toplanarak sallanmaya başladı, halkalar şeklinde küçülttüğü bedeninin uzunluğu Mel’ in iki katı kadardı.

“Patron sensin demek! Son kez uyarıyorum, çekip giderseniz sizi takip etmeyeceğim ama kalıp savaşırsanız sonunuz ölüm olacak!”

İnce bir tıslamayla karşılık verdi büyük yılan, onun bu hareketinden sonra civardaki diğer yaratıklarda aynı sesi çıkarmaya başladılar.

“O zaman başlayalım!”

Mel, dönülmez yola girileceğini görünce kollarını kaldırarak savaş duruşu aldı, aynı anda çalılıkların içinden iki gölge kollarına doğru atıldı.

Dev yılanın daha küçük versiyonu gibiydi bu yılanlar, hızlıca Mel’ in kollarına dolanıp bilekten omuza kadar olan kısma sıkıca yapıştılar.

Küstahça tısladı patronları, tavrında daha bunlarla baş edemiyorsun der gibi bir hava vardı.

Bunu Mel’ de anladı, kollarındaki yılanlar kaslarını sıkarak kollarını koparmak isterken, o sadece gülümsüyordu.

Öncesinden ders almış gibiydi yılanlar, pençelere hedef olup parçalanmamak için kendilerini kollara sarıp, düşmanın hareket kabiliyetini sıfıra indirmişlerdi.

Yılanlar acımasızca kasılarak kollarını işe yaramaz hale getirmeye uğraşırken, genç çocukta bir kükreme salıp kollarındaki kasları kasmaya başladı.

İki gücün savaşı yaşanıyordu; biri dıştan içe doğru sıkarken, diğeri içten dışa doğru kendisini kasıyordu. Mel’ in bedeni yaşıtlarının sınırlarını çoktan aşmıştı ama özellikle kolları başka bir hikâyeydi.

Mağarada bulunan ağacın yardımıyla özümsediği vahşi yaratık bedenlerinin tüm enerjisi, kollarındaki ejder dönüşümünü sağlamak için harcanıyordu. Öyle görünmeseler de, yılanların sıkarak yok etmeye çalıştığı kollar neredeyse bir ejderin uzuvları gibiydiler.

Ardı ardına çıkan patlama sesleri de bunun kanıtıydı, uzun bedenleri parçalara ayrılan iki yılandan kalanlar yere düşüyordu.

“Daha çekirdek oluşturamamış astlarını ölüme yollamayı bırak, gücün yetiyorsa gel savaşalım!”

Mel, sadece insanların önünde ve ölüm çemberine girmemiş canlıların karşısında yumuşak başlıydı. Çizgiyi aşanlarsa onun diğer yüzüyle tanışıyordu, kararlı ve vahşi yanı dışarı çıkıyordu.

Patron yılan da diğerlerinin onunla baş edemeyeceğini anladı, çekirdek oluşturmayı başarmış bir astını öldüren insanı, sayısal üstünlükle bastırma planı işe yaramayacak gibiydi.

Yine de elindeki tüm kozları kullanmadan öne çıkmadı, dilinin ufak bir titreşimi sonrası gölgelerde saklanan tüm yaratıklar hücuma kalktı.

“Madem ölmek istiyorsunuz, öyle olsun!”

Ejder pençesi halini almış iki elini bedeninin yanına çeken genç çocuk, onları hızla savurmaya başladı. Düşman henüz ona ulaşmamıştı ama onun ellerinden çıkan yeşil enerjiden oluşan pençeler çoktan hedeflerini buluyordu.

Küçük açıklığın içi yılan cesetleriyle doldu, tek parça olan bir tane bile yaratık yoktu. Mel, ejder pençesinin ikinci aşamasına geçmişti artık pençelerinde biriken enerjiyi bedeninden ayırıp düşmanına yollayabiliyordu.

Civardaki ağaçlarda Mel’ in saldırılarından nasibini aldı, kırılan dalları ve yaralanan gövdeleri nedeniyle isyan eder gibi hışırtılar çıkardılar.

“Sakın bana kızmayın, yaratıklarla bir olup benim yerimi gösterirken düşünecektiniz bunları!”

Yaşananlar bundan ibaretti, yılanlar ona ulaşamadan pençe şeklindeki enerji saldırıları nedeniyle parçalara ayrılmıştılar. Destekçileri olan ağaçlar da ağır hasarlar almıştı, Ölüm Çemberine girenlere karşı acıması yoktu Mel’ in.

“Senin o kalın derini Enerji Pençeleri ile kesebilir miyim bilmiyorum ama denemek için sabırsızlanıyorum!”

Donup kalan dev yılana bakan genç çocuk, ellerini ona doğru göstererek meydan okudu. Normal bir canlı olsa astlarının yaşadıklarını görünce döner kaçardı ama patron kademe yılan bu durum karşısında daha da sinirlendi. Yay gibi duran bedenini bir anda serbest bırakarak saldıra geçti, Mel’ de iki elinden çıkan Enerji Pençelerini üzerine yolladı.

Büyük bir gürültü koptu, patron yılan aldığı darbelere aldırmadan hızını koruyup Mel’e çarptı. Başını öne uzatıp, gövdesini mızrak gibi kullanarak genç çocuğa adeta saplanmıştı.

Darbeyi alan Mel geriye doğru savruldu, durması için ancak onlarca ağacı yıkması gerekti. En sonunda hızı iyice azalınca, geniş gövdeli bir ağacın üzerine yapıştı.

Dev yılan meydan okurcasına yüksek sesle tısladı, rakibine gününü göstermiş bir savaşçının gururu vardı üzerinde. Diğer taraftan Mel’ de olduğu yerden onu izliyordu, yılanın gövde gösterisi bitince kımıldanarak gömüldüğü yerden çıktı.

“Üzerinde iz bıraktım ama derini aşıp etini kesecek kadar fazla enerjiyi serbest bırakamıyorum henüz. Gel, bir de direkt pençelerim sana temas edince neler olacağını görelim!”

Bir kez daha birbirlerine hamle yaptı iki düşman, bu sefer mızrak gibi gövdesine inen başın yanından sıyrılarak, uzun bedene pençesini taktı Mel.

Yeşil enerjiyle sarılmış eli, sert pullarla kaplı deriyi yarıp ete dokunduğunda hazin bir tıslamayı serbest bıraktı patron yılan. Ters yöne doğru olan hareketinin ivmesini durdurmayınca da, bedeni boydan boya yarılacaktı.

“Ejderhanın önünde küstahlık yapmaya cesaret eden bir yılana göre, çok da sert değilmişsin!”

Dövüşürken kendine güveni tavan yapsa da, asla kibirli değildi Mel. Düşmanın zayıf duruma düştüğünü görür görmez yeniden saldırdı. Hedefi, bir el kadar geniş olan açık yarayı kullanarak daha fazla zarar vermekti.

İstediğini yapıyordu da genç çocuk, hareket kabiliyeti zayıflayan düşmanın kör noktalarından sinsice yaklaşıp, adeta kanayan yarasına parmak basıyordu.

Vur kaç taktikleri dev yılanı deliye döndürse de yapacak bir şeyi yoktu, düşmanın şu anki hareket hızı ve çevikliği onu çoktan aşmıştı.

Öfkeyle tısladı patron yılan ama bu seferki diğerler bağırışlarından farklıydı. Tınısı yardım ister gibiydi ve birkaç nefes sonra beklediği şey olacaktı.

Çevirmen Notu

.....

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar