Mirasçı

19 Ağustos 2019
Çeviri: Sanseiu
Düzenleme: Sanseiu
323 Görüntülenme
Bu bölümü 2 Kişi beğendi.

Bölüm

Yer sallanmaya başladı, yaralı dev yılanın acılı tıslamaları yanıt bulmuş gibiydi. Toprağın altından kamçı misali fırlayan kökler Mel’ in bedenine yapışıyordu.

On saniye geçmeden baştan aşağı kökler tarafından zapt edilmişti genç çocuk, sadece kalbinin olduğu yerde bir karış genişliğinde bir açıklık vardı.

“Bu kadar ileri gidebiliyorsunuz demek, siz de ölüm döngüsüne girdiniz!”

Mel sakindi, onun aksine dev yılan heyecandan delicesine titriyordu. Öleceğini düşündüğü an, son çare olarak yaptığı yardım çağrısına ağaçlar destek vermişti.

Genç çocuk üzerine doğru gelen yılanı hissediyordu, eskisi gibi ileri atılamayan patron yılan ancak yavaşça sürünebiliyordu.

“Seçiminizi yaptınız, sadık dostum senin sıran geldi!”

Mırıldanması bittiği an Mel’ in bedeninden taşan yeşil enerji köklere girerek ilerlemeye başladı, çok hızlıydı. Geçtiği yerler kırmızıya dönerken çoktan toprağın altına girmişti.

Kurumuş yaprak misali döküldü kökler, genç çocuğun kaslı bedeni tamamen gözler önüne çıktı. Patron yılan yolu ancak yarılamıştı ki donup kaldı, kafasını çevirip etrafına bakmaya başladı.

Çağrısına cevap veren ağaçlar an ve an çürüyor, bir yığın tahta parçası olarak yere düşüyorlardı. Yeşil enerji kırmızıya dönerek kaynağa, yani Mel’e doğru yola çıktı.

“Size dokunmak istemiyordum ama bu sonu siz seçtiniz. Sabretmediğimi söyleyemezsiniz?”

Enerji sarayının bahçesine arıttığı mağaranın içindeki ağaç delice sallanıyordu, yirmi metre çapındaki alanda bulunan tüm ağaçların enerjilerini emdikten sonra çok mutlu bir haldeydi.

“Sana gelelim patron yılan, hayatın burada sona eriyor!”

Af diler gibi öne eğildi dev yılan, buna nazaran Mel tek adımda aradaki mesafeyi alıp sağ elini kafasından içeri soktu.

“Kusura bakma, bunca olandan sonra mümkün değil!”

Mel’ in sakin ve çekingen tabiatı, ölüm döngüsüne girenlere karşı tamamen değişiyordu. Kesin ve kararlı duruşuyla, sorunları büyümeden halletmeyi ilke ediniyordu genç çocuk.

“Çekirdeğini alıyorum artık varlığına başka bir formda devam edeceksin!”

Patron yılanı öldürüp civardaki tüm ağaçları kurutan Mel, acele etmeden sakince çekirdeğini çıkardı düşmanının, onunla beraber ilk öldürdüğü yılanı da hasat etti.

Korkacak bir şey kalmamıştı, ağaçlar bile soydaşlarına olanı gördükten sonra uğraşmamaları gereken birini bulduklarını anladılar.

“Patron, ast yılan ve bitki şeklindeki yaratıkla beraber üç çekirdek oldu, kaldı dokuz tane!”

Mel bu civardaki avlanma şansının bittiğini anladığında, patron yılanın cesedini yüzüğüne alıp savaş alanında bağdaş kurup dinlenmeye başladı.

Gecenin ilerleyen saatleri olduğundan genç çocuk yarına hazırlık için meditasyon yapıyordu, günlük rutinini bozmaya niyeti yoktu.

İki saat sonra güneşin ilk ışıkları üstüne vurduğunda kapalı gözlerini açtı, iki kolu omuzlarından itibaren koyu kırmızı bir renkle parlıyordu.

“Hepsini özümseyemedim ama bu bile beni tatmin etmeye yetti. Umarım yeniden şansınızı denersiniz!”

Yirmi adım uzaklıktaki ağaçlara bakarak konuşan Mel, mağaradaki dostunun özümsediği enerjinin bir kısmıyla kollarını tavlamıştı.

Şöyle bir baktığında, gün geçtikçe gelişen uzuvlarından epey memnundu, git gide ejderleşmeye devan ediyordu.

“Biraz daha derinlere ilerlemenin vakti geldi, şafak sökerken geri dönmem gerekecek!”

Yarattığı boşluktan ayrıldıktan sonra güneş ışınları ağaçların barikatından kurtulamamaya başladı ancak bitki örtüsünde bir hareketlilik yoktu.

Zor her zaman oyunu bozuyordu, düşmanın kendileri için ölümcül bir tip olduğunu gören ağaçlar, bir süreliğine vahşi yaratıklarla olan anlaşmalarını askıya almış gibiydiler.

Böylece koca bir gün geçti ve akşam olduğunda Mel’ in yüzüğünde toplam on beş tane canavar çekirdeği vardı.

“Kolay oldu sanki neyse ki patron yılanın gücünde bir rakip çıkmadı, hepsi ilk öldürdüğüm yılanın klasmanındaydı!”

Dönüş yolunda değerlendirme yapmaya devam etti Mel, dev kayalardan oluşan surlara varana kadar ormanda geçirdiği zamanı analiz edecekti.

“Muhafız abi, ben geldim!”

Genç çocuk, geri geleceğine söz verdiği adamı görünce sevinçle bağırdı, bu hissi taşıyan sadece kendisi değildi. Muhafız da, ne kadar engellemeye çalışırsa çalışsın fikrini değiştirmeyen çocuğun sağ salim geldiğine en az onun kadar sevinmişti.

“Kesin kıyısında dolaşıp geri geldi, bu gençlerin şöhret tutkularını hiç anlamayacağım!”

Muhafızın yanındaki adam bugün değişmişti ve belli ki Mel’ in sadece gösteriş peşinde koştuğunu düşünüyordu.

“Sen onu boş ver, bildim bileli böyledir!”

Orta yaşlı adam önce gözüyle, daha sonra eliyle Mel’ in hayati noktalarını yokladı ama her hangi bir yaralanma izine rastlamadı. Çok şaşırsa da belli etmemeye çalışıyordu, ya arkadaşı bu sefer doğru söylüyorsa?

“Muhafız abi, ne zaman buradan ayrılacaksın?”

Soruya çok şaşıran adam, tek kaşını kaldırarak konuştu.

“Hayırdır?”

Mel mahcup bir yüz ifadesi takınıp cevap verdi

“Kalacak yerim yok da, bu gecelik siz de kalabilir miyim?”

Arkadaşı kahkahalarla gülerken muhafızında yüzü düştü, elini vermiş kolunu kaptırmıştı. Yine de içi el vermemiş olacak ki burnundan soluyarak cevap verdi.

“Sadece bir gecelik seni misafir edebilirim. İki saat sonra nöbetim bitecek, o zamana kadar sakince bekle!”

İsteği kabul edilen genç çocuk yavaş adımlarla bir köşeye geçip meditasyona başladı, iki saat göz açıp kapatana kadar geçecekti.

“Ufaklık hadi gidelim!”

Nöbetçinin ağız alışkanlığından söylediği laf, yanındaki arkadaşının bir kez daha kahkahalara boğulmasını sağladı. Seslendiği çocuk ayağa kalktığında neredeyse onunla aynı uzunluğa sahip oluyordu, ufaklık diye hitap ettiği kişiyle aynı boya sahip olmak biraz tuhaf kaçmıştı.

Muhafız sokaklardan yürürken etrafını sert bakışlarla gözetlemeye devam etti, onu görenler özellikle yerleşimdeki halk saygılarını belli ediyorlardı.

Nihayet ara sokaklarda ilerleyip yerleşimin köhne alanına ulaştıklarında hava bir anda değişti, muhafız kimsenin umurunda değildi. Adamın havası da tamamen değişmiş, o vakur görünümlü kişi gidip yerine omuzlarını düşük bir tip gelmişti.

“Hey Can, buraya bak!”

Ellili yaşlarından fazla gösteren bir tip muhafıza doğru bağırdığında, Mel yanındaki adamın adını öğrendi. Adam çağrıya koşarak cevap vermişti ama dönüşü çok yavaş olacaktı.

Mel tüm konuşulanı duydu fakat kimse onun bunu yapabileceğini tahmin etmediği için olanları anlamamazlıktan geldi.

“Canım ben geldim!”

Muhafızın hareket ve tavırlarından sonra sesi de tamamen değişti, yolun kenarında merdivenleri yerin altına doğru inen kapıyı vururken bambaşka biri olmuştu.

Kapıyı beyazlaşmış saçlara sahip, temiz yüzlü bir kadın açacaktı. Önce adama, sonra Mel’e bakan kadının suratında bir soru işareti belirecekti.

“İçeri geçelim anlatacağım!”

Orta yaşlı adam yumuşak ses tonuyla konuştu ve kadının omuzlarından kavrayıp evin içine girdi, Mel kapıda bekliyordu.

“Ne bekliyorsun ufaklık, gir içeri!”

Çevirmen Notu

....

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar