Mirasçı

08 Eylül 2019
Çeviri: Sanseiu
Düzenleme: Sanseiu
308 Görüntülenme
Bu bölümü 1 Kişi beğendi.

Bölüm

Son gücüyle kafasını sallayarak evet dedi Sivo, yerde çırılçıplak yatarken bedeni şiddetle titriyordu. Korku gibi durmuyordu bu tepki. Daha çok, kavanozun içine hapsedilmiş sineğin uzun zaman sonra dışarı uçma şansını yakaladığında yaşadığı tedirginlikti.

Mel yüzüğünden çıkardığı eşyaları sakince yere dizerken, yatalak çocuk dikkatle onu izledi. Çömlekler, cam kavanozlar ve derin kaplar vardı odanın zemininde.

“Biraz hazırlık yapmam lazım, bu sırada sen şu ilaç lapasını çiğnemeye çalış!”

Elindeki yumruk kadar cıvık ilaç topağını yatalak çocuğun ağzına tıktı. O zar zor çiğnemeye çalışırken de, birkaç çömleği açarak derin kaba bazı bitkiler yerleştirdi.

“Şimdi birkaç tane iyileştirici bitki tarifi hazırlayacağım, o zamana kadar yediğin ilacın etkileri kendisini göstermeye başlar. İçinden dışarı doğru bir ateş dalgası vuracaktır, sakın korkma!”

İri yarı çocuk, rengi yavaştan kızarmaya başlayan arkadaşına bazı açıklamalar yapıyordu, elleri de boş değildi. Pençe haline gelmiş ellerinin yardımıyla bitkileri un ufak etmekteydi.

“Daha önce bir kez ben de kullanmak zorunda kalmıştım, şüphen olmasın içsel yaralanmalarının çoğunu düzeltecektir!”

Kabın içindeki bitkilerin parçalanma seslerini duyan Sivo kendini çok tutamadı.

“Sen Bedensel Dönüşüm yapan birisin değil mi?”

Heyecanla çıkışırken sesinde tereddüdün hafif tınıları vardı

“Senin anlattığın şekilde bir teknik çalışmıyorum ama ellerimin bazı özellikleri olduğu doğru!”

Mel, çok detaya girmeden gerektiği kadar açıklama yaptı, yatalak çocuk da bu konuyu daha fazla üstelemedi.

Bir süre sonra Mel’ in söylediği tepkimeler gerçekleşmeye başladı, kor ateş gibi alaca bir renk aldı Sivo’nun derisi. Beş dakika daha geçtikten sonra önce kulaklarından, daha sonra burnu ve ağzından koyu siyah sıvılar akmaya başladı.

“Çok güzel, içindeki cerahat çıkmaya başladı!”

Son gelişmeler yatalak genci paniğe sevk etmeden Mel gerekeni söyledi, neredeyse tüm kapları da yüzüğünün içine geri almıştı.

“Şimdi seni sarma vakti geldi!”

Bir anda odanın ortasında uzun bir kumaş öbeği peyda oldu, Mel memnun bir vaziyette yerde kıvranan gence bakıyordu.

Ardından geniş ve derin kabın içindeki karışıma su dökmeye başladı, su öyle parlak öyle canlıydı ki odanın içindeki azıcık ışık bile parlamaya başlamıştı.

“Mel bu nedir?”

İşaret parmağını ağzına doğru götürüp sessiz olmasını istedi Mel, açıklama yapma kısmını geride bıraktığı belli oluyordu.

Yerdeki ince uzun bezleri kabın içinde oluşan cıvık karışıma sokup buladı. Burada elde ettiği malzemenin bir sonraki durağı yatalak çocuğun bedeniydi.

Mel yavaş ve dikkatli bir şekilde bandaj yapıyor, bir kumaş bittiğinde diğerini hazır ederek tüm bedeni kaplıyordu.

İtinalı bir çalışma sonrası iki saat geçmeden adeta mumyaya döndü Sivo, ağzı, burnu ve gözleri hariç her yeri bandajlanmıştı.

“Benden bu kadar, geriye kalan her şey sana bağlı ama bu hırsla eminim istedikleri başaracaksın!”

Seslendiği kişinin bayıldığı gören Mel kendi kendine gülmeye başladı, zavallı Sivo bu kadarını kaldıramamıştı.

“Dede, her geçen gün seni hiç tanımadığımı anlıyorum. Ejder pençeleri, bitkisel karışımlar, ilaç topakları ve en önemlisi içimdeki Enerji Sarayı. Sen kimdin ve ben neye dönüşeceğim!”

Düşüncelere dalan Mel, temizlediği yatağa yerleştirdiği çocuğu izlemeye başladı, kıvrıldığı köşede neler düşündüğüyse meçhuldü.

Gece sabaha dönmeye mahkûmdu ve yeni bir nöbet günü için kalkan muhafızın ilk durağı oğlu Sivo’nun odası olacaktı. Kapıyı ittirdiğinde kolayca açıldı, gözleri geceyi onlarla geçirmek isteyen misafiri aradı ama bulamadı.

“Baba sen misin?”

Yataktan gelen sesle dönen Can, oğlunun halini görünce avına hamle yapan kaplan gibi atıldı, eliyle örtüyü çektiğinde Sivo’nun bütün bedeni gözlerinin önündeydi.

“Ne oldu sana?”

Panikle sargılara hücum eden muhafızın önüne bir el çıktı, onu durduracak kadar havaya kalkmasa da yataktan bir karış bile yükselmesi yetmişti.

“Sivo sen hareket ediyorsun?”

O an ipleri kesilmiş kukla gibi yere yığıldı iri bıyıklı muhafız, gözleriyse oğlunun elinin üzerindeydi.

“Pek öyle denmez ama bir seneden sonra elimi biraz oynatabilmek beni de çok mutlu etti!”

Yatalak çocuk sakindi, babası yerdeyken yaşanan gürültü üzerine annesi de oda giriyordu. Manzarayı anlamdıramayan kadın kapının eşiğinde çakılıp kaldı.

“Sivo oğlum, burada neler oluyor?

Muhafız biraz toparlanınca sorulacak en mantıklı soruyu sordu.

“En baştan anlatacağım ama siz de bir yere oturun!”

Anne ve babasını karşısına alan genç çocuk, dün gece Mel odasına girdikten sonra tüm olanı onlara anlattı, kimseye söylemeyeceksin sözünü de ailesine sıkı sıkı tembihledi.

“Ne zaman ayrıldı Mel?”

Muhafız onlar uyurken çıkan çocuğun peşine düşüp teşekkür etmek ister gibiydi ama bu isteğine oğlu karşı çıktı.

“Baba, onun bazı sırları olmalı, ne ruh gelişimcisine ne de bedensel gelişimciye benziyordu ama artık onun çok güçlü olduğuna eminim!”

Oğlunun sözleri bitince ayağa kalkmak için yanındaki küçük masaya elini koyan Muhafız, büyükçe bir keseye dokunduğunda önce önemsemedi fakat beş saniye geçmeden heyecanla ona sarılacaktı.

Hızla içini açtı ve gözleri ışıldamaya başladı, ters çevirip masaya devirdiğinde içinden on iki vahşi yaratık çekirdeği, bir kâğıt parçası ve değersiz gibi görünen bir yüzük düştü.

Ailenin bütün dikkati yaratık çekirdeklerindeydi, renk renk kristaller eski ahşap masanın üstünde adeta dans ediyorlardı. Geçen sene Sivo’nun elde etmek için uğraştığı, uğruna neredeyse canından olacağı ganimetler onlara bakıyordu.

“Mel olmalı, bir de not bırakmış. Baba ne bekliyorsun hemen oku!”

Yatalak çocuğun sesinde minnettarlığın izleri vardı, Mel derken kendisinden üstün bir varlığa sesleniyor gibiydi.

“Sivo, elimden geleni yaptım, bir ay içinde sakatlanmadan önceki haline döneceksin. Bundan sonrası tamamen senin Bedensel Gelişimci olmayı ne kadar istediğinle alakalı.

Muhafız abi, bana evini açtığın için çok teşekkür ederim. Teyzeciğim yaptığın yemek iki buçuk senedir yediğim en lezzetli şeydi, ellerine sağlık.

Sizler iyi insanlarsınız, bana yardım ederken bir karşılık beklemediğinizi biliyorum ama yine de yüzüğün içindekileri kabul etmenizi istiyorum”

Üç satırlık yazı bittiğinde herkesin gözleri yaşlıydı, muhafız yavaşça yüzüğü parmağına takıp içini araştırmaya başladı.

“Olamaz, bu gerçek olamaz!”

Ardı ardına gördüklerinden sonra hissizleşmiş adam heyecanla bağırdı, sesi kibrit kutusu kadar ufak olan evin içindeki tüm eşyaların titremesini sağladı.

“Can, korkutma beni!”

Yerde oturan karısı panikle ayağa fırladığında, muhafız onu kollarından tutup oynamaya başladı. Belinden kavradığı eşini sevinçle havaya kaldırıp kendi etrafında döndürüyordu.

“Yüzüğün içindekileri sizin de görmeniz lazım!”

Sakinleşene kadar birkaç dakika geçmesi gerekti ama Can’ın yüzüne yerleşen gülümseme bir milim dahi küçülmemişti.

“Önce sen Sophia, artık bu evde yaşamak zorunda değiliz. Bugünden tezi yok eski evimize geri dönüyoruz!”

Karısının kendisine inanamamazlık dolu gözlerle baktığını gören muhafız, yokluktan elinde beliren keseyi ona uzattı. Orta yaşlı kadın sakince almak istedi ama kese beklediğinden ağırdı. Elinden kayıp yere düştüğünde, içindeki sarı şeyler etrafa saçıldı.

 

Çevirmen Notu

...

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar