Mirasçı

20 Temmuz 2019
Çeviri: Sanseiu
Düzenleme: Sanseiu
445 Görüntülenme
Bu bölümü 2 Kişi beğendi.

Bölüm

Elini kitabede yazdığı şekilde üç parmaklı hale getirdiğinde görüntüsü karşısında epey utandı küçük çocuk, bununla etraftaki kuklalara zarar vereceğini düşünemiyordu bile ama içinde biriken enerji ona bunu denemesini söyledi.

Yavaşça talimatları uygulamaya başladı Mel, nefes alışverişini düzenlediği zaman bedeninin her tarafına eşit olarak dağılmış enerjinin usul usul sağ eline doğru ilerlediğini hissetti.

Bu öyle doğaldı ki, sanki doğduğundan beri bu enerji onun damarlarında dolaşıyormuşçasına sakince vücudunda devir daim etti.

Elindeki enerji miktarı onu zorlamaya başladığında adeta pençesini savuran bir vahşi hayvan gibi saldırdı, en zayıf gördüğü tahta kukla hedefiydi. Öyle heyecanlandı ki sımsıkı kapattığı gözleri nedeniyle zor bela buldurdu hedefini.

“Başardım!”

Tahta kuklanın kopan kolu duvara vurduğunda, hayatında ilk defa bir şeylere saldıran Mel heyecanla bağırdı. Böylece savaşçılık yoluna ilk adımını atan cılız çocuk, kendine güveni gelene kadar buradan çıkmayı düşünmedi. İki gün boyunca kuklalara saldırdı.

“Gitgide daha iyi oluyorum ancak bu kuklalar sadece yerlerinde sabit durarak benim vurmamı bekliyor. Eğer hep burada kalırsam, dışarıdaki yaratıklara karşı kendimi nasıl koruyabilirim!”

Aklında dolaşan soruyla beraber yeniden mağaranın ortasından akan suyun içine girdi Mel. Harcadığı enerjiyi kazanamayacak olsa da, bedeninde biriken stresi burada kolaya atabildi.

Bu sırada bitkilerden enerji çekmeyi denedi küçük çocuk ama bu sefer çok temkinli davrandı. Bitkilerin ona kendi istekleri ile boyun eğmediklerini gördüğü an, ısrar etmeyip sadece doğru zamanı beklemeye karar verdi.

“Sanırım onlarında ilk önce yeteri kadar enerji depolamaları gerekiyor, aksi halde canlılıklarına zarar vermiş olacağım!”

Aklını işgal eden düşünceler ve bedenini kaplayan rahatlama hissi ile kendinden geçti Mel. Zayıf bedeni akan suyun üstünde yüzen bir yaprağı andırıyordu, eğer ince kollarıyla toprağı kavramasa şüphesiz akıntıya kapılarak savrulurdu küçük çocuk.

Gözlerini açtığında, yoğun antrenmanla geçen iki günün tüm yorgunluğu silinip gitmişti üzerinden, kafası sakin, düşünceleri hiç olmadığı kadar berraktı.

“Dedem bıraktığı mektupta içimde bulunan enerji sarayından bahsetti, nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyorum, bunun için ayin sunağına gitmem gerekecek.

Aldığı miras ilk önce Mel’ in bilinç düzeyini etkiledi. Birkaç gün önce şaşkın ördek yavrusu gibi bir oraya bir buraya savrulan küçük çocuğun aurası, büyük değişim gösterdi.

Kurulanıp elbiselerini giydiğinde üzerinde yeşil bir bornoz vardı, bel kısmında sıkı bir kemerle tutturulan bu kıyafet içindeyken, Mel sanki kraliyet ailesinin prenslerinden biri gibi görünüyordu.

Sakince ayin sunağına oturan cılız çocuk, aklından gelip geçen düşünceleri bir süre izlemek zorunda kaldı. Kendisini sakinleştirip derin bir trans haline girmesi uzun zaman aldı.

Neyse ki o artık eski Mel değildi. Dedesinin gücünün tümünü alamasa da, ayinle elde ettiği enerji bu konuda bir yetişkin kadar becerikli olmasını sağladı.

Bir süre sonra derin transa geçtiğinde, kendini bazı harabelerin ortasında buldu. Yıkılmış duvarlar, yerle bir olmuş kemerlerin görüntüsü onu şaşkına çevirdi.

“Bu ne böyle?”

Anlaşılan içindeki Enerji Sarayı’nı hiç böyle hayal etmemişti, özellikle içinde geçen saray kelimesi sonrası beklentileri epey yüksekti Mel’ in.

“Ne bekliyordum ki, henüz dedemin mirasının yarısını bile elde edememişken nasıl olurda içimde görkemli bir saray yükselebilir?

Arkasını dönüp sarayı çevreleyen dış duvarların bazı kısımlarını sağlam ve dimdik ayakta görünce, düşündüklerinin doğru olduğunu anladı cılız çocuk. Burası gerçekten onun Enerji Sarayı idi ve şu anki haliyle sadece sarayın dışındaki birkaç metre duvarı ayakta tutabildi.

“Yıkıntıların kapladığı alana bakılırsa tamamlandığında çok görkemli bir hal alacak Enerji Sarayım, elimde bütün malzemeler mevcut, yapmam gereken daha çok güçlenip tüm sarayı yeniden ayağa kaldırmak!”

Trans durumundan çıktığında beklentilerinin tersiyle karşılaşmış olsa da çok neşeliydi Mel, içinde devasa bir yapı mevcuttu ve ona düşeni yapabilirse olasılıklar sınırsız gibi görünüyordu.

“Bir gün tamamladığımda Enerji Sarayım nasıl görünecek acaba?”

Yeni bir oyuncağa kavuşmuş çocuk gibi Mel’ in de içi içine sığmadı, hemen kendisini kuklaların olduğu antrenman salonuna attı.

Bu sefer sadece bedeninde miras kalan gücü kullandı, metal veya ahşap ayrımı yapmadan tüm kuklalar küçük çocuğun hedefiydi.

“Tüm gücümü harcarsam enerji sarayım yıkılır mı?”

Bir soru vardı aklında ve bunu çözmeden rahat hissedemeyeceğini düşündü Mel, gücü tükendiği gibi kendisini yeniden Ayin Sunağın da buldu.

Tekrardan harabelerin içinde gözlerini açtığında derin bir oh çekti, sadece kendisine ait enerjiler sayesinde ayakta duran duvarlar hala yerli yerindeydi.

Eğer enerjisini her tükettiğinde sarayının bir bölümü yıkılsaydı bu onun için büyük bir problem olurdu, şimdi sadece tek bir problem kalmıştı o da ardıllarının enerjilerini kendisinin yapacak yöntemi bulmaktı.

“Şimdi kendini ve çevreyi keşfetme zamanıdır, git ve yaşa!”

Bu anlarda aklına dedesinin şu sözleri geldi. Her ne kadar bir temenni gibi dursa da, Mel onun için en doğru yolun bu olduğunu yüreğinde hissetti.

Harap bedenini zorla akan suyun yanına getirdiğinde, bir program yapması gerektiğini düşündü. Günlerini bu mağaranın içinde geçirirse, dış dünya hakkında hiçbir şey öğrenemezdi.

Kendini toparladığında ilk iş mağaranın yakınını keşfetmeye karar verdi. Üzerine köydeyken hep giydiği giysilerini geçirdiğinde, çoktan mağarasın dışarıya açılan ağzına gelmişti. Adımını dışarıya attığında, bunun sadece küçük bir adım değil, sanki başka bir boyuta geçmek olduğu hissetti.

Panikle arkasına döndüğündeyse, mağaranın ağzının olduğu yerde yüksekçe bir tepe gördü, az önce içinden çıktığı yer hakkında hiçbir emare yoktu.

Hızla geri dönmek istedi cılız çocuk, henüz bir adım attığından bu çok kolay oldu. Bir saniye sonra gözünü kapatıp önünde duran kayalardan oluşmuş duvarın üstüne bastığında, kendini yeniden mağaranın girişinde buldu.

“Anlıyorum, dedem buraya yabancıların girmemesi için böyle bir şey yapmış olmalı!”

İçi rahatlayan cılız çocuk yeniden kendisi dışarı attı. Şimdi sadece keşfe odaklanabileceğinden, önündeki küçük açıklıktan sonra başlayan sık ağaçlardan oluşmuş ormanı keyifle izledi.

“Bugün, köyümün dışındaki bir yeri ilk görüşüm olacak. Dedemin tembihlediği gibi yakın çevreden ayrılmamalıyım!”

Kendi kendisine söylenen Mel ormanın içine girdi. Gökyüzünde güneş tüm yakıcılığıyla parlıyordu ancak uzun ağaçların sık dallarının neredeyse tüm ışığı kesmesi sonucu, ormanın içi epey serindi.

Sıcak bedenine değen soğuk hava nedeniyle ürperen küçük çocuğun tüyleri diken dikendi, dedesinin bıraktığı yüzüğü tam olarak incelemediğinden üstüne eski kıyafetlerini giymişti ve bunlar böyle bir ortam için hiç elverişli görünmüyorlardı.

Çevirmen Notu

....

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar