New World: RPG! - Bölüm 3: Bronz Tenli Dev

Çeviri : Kahin
Düzenleme : Kahin
Beğeni : 0
Okunma : 104
Tarih : 23 Ağustos 2018 17:46:19

 

 

Bölüm 3 : Bronz Tenli Dev

 

Bölümü yazarken dinlediğim şarkıları yazmayı düşünüyorum artık. Bu bölümün şarkısı : Lauv - The Other (Official Lyric Video)

Mağaranın derinliklerinden gelen tiz çığlık hepsinin kalbinin titremesine sebep oldu.

"Siktir!" çekti gruptan bazı insanlar.Ne zaman dinlenmeye vakitleri olacaktı? Ne zaman güvende hissedeceklerdi? 

Onlar bu cehennemi yaşamak için ne hata yapmışlardı? Sürekli kendilerine bu soruları soruyorlardı.

Yasaların ve hakların getirdiği korunaklı yaşamdan alınıp sadece güçlünün hayatta kalabildiği bir diyara atılmışlardı.

Bu duygulara çok uzak olanlar artık kaldıramıyordu.Belkide yolun başlangıcı diyebiliriz ama hangimiz yanımızda onlarca kişi katledilirken sıradakinin biz olup olmadığını bilmediğimiz bir durumla karşı karşıya kalmıştık ki?

Aynı zamanda ;

Mağaranın karanlık ve derin kısmından yankılanan ses gitgide yaklaşıyordu.Herkes pozisyon almıştı.Geri çekilme şansları yoktu; geri çekilseler bile nereye gideceklerdi, goblinlerin kucaklarına mı? Yoksa kurtların dişlerine mi?

17 kişilik grup birbirine sıkıca yaklaştı ve savunma hattı oluşturdular.En önde Tora , Kaira , Suta , Kahverengi Saçlı Çocuk ve kare suratlı bir adam vardı.

Grup 9 erkek ve 8 kadından oluşuyordu.Tüm grup gözlerini sesin geldiği noktaya kilitledi ve nefeslerini tuttular.Ortamı ölüm sessizliği kaplamıştı, kimse nefes dahi almıyordu.

Gözlerini kilitledikleri noktadan 2.5 - 3 metre uzunluğunda iki başlı, her kafasında bir göz olan insan-dev karışımı canavar çıktı.

Teni bronz rengindeydi ve gözleri kan kırmızısıydı.Üzerinde cinsel bölgesini tutan bir parça bezden başka bir şey yoktu.Vücudu kaslı denebilecek kadar iriydi.Güçsüz gözükmüyordu;

Aksine, bakanların kalbini titretecek bir görüntüye sahipti.Kimisinin bayılmasına bile sebep olabilirdi.Ama ortada farklı ve biraz komik olan bir durum vardı ;

Normalde böyle bir görünümden çıkması gereken güçlü bir kükremeyse bu insan-dev canavardan tiz çığlıklar çıkıyordu.Açıkcası herkes korkudan titrerken en önde duran Tora kendini tutamadı ve ufak bir kahkaha attı.Tora'nın arkasındakiler Tora'nın gülüşünden cesaret ve güç bulmuştu ki böyle bir durumda bile gülebiliyordu.Çok belliydi ki

Tora bu grubun en güçlü bedenine ve  iradesine sahip olan kişiydi.Çelikten bir iradesi vardı.Olayların başından beri iki defa kendi hayatını hiçe sayıp Mina'ya yardım etmişti.

Gülüşlerin artmasının ardından bronz tenli dev sinirlendi ve çığlık attı.

"Hiğğğğğhhh..."

Grup bir an duraksadı ve geri çekildi.Sessizlik tekrar ortamı ele geçirdi derken ;

"HAHAHAHAHA kuyruğuna basılmış fare gibi ciyaklıyor."

"Oyuncak ördeklere benziyor HAHA!"

Grup çıkan çığlık sesiyle dalga geçmiş ve gülmüştü. Herkes kahkaha atıyordu.

Bunu gören dev öfkeden kudurmuştu.Herkes gülerken dev ileriye doğru iki adım attı ve ;

"Arğghhhhh!" diye bağırırken ağzından yere kan döküldü.Kahverengi Saçlı Çocuk devden doğrudan hasar almıştı ve karnı neredeyse parçalanmıştı.

Devin tekmesini doğrudan karnına almıştı.Ayağa kalkamıyordu.Tekmenin etkisiyle 5-6 metre kadar sağ tarafa uçmuştu.Büyük bir ihtimalle çarpışmadan sonra omurgası kırılmıştı.

Hayatta olsa bile ya felç kalacaktı ya da uzun süre yatalak kalacaktı... ve böylesine bir durum bu diyarda ölmekten farklı anlama gelmiyordu.

Tüm grup birden ciddileşmişti.Olayı gören birkaç kişi  korkudan gözyaşlarını tutamamış salya sümük çaresizlik ile ağlamıştı.

Tek tekmesi ile bir insanı 5-6 metre uçarabilen bir canavara karşı sıradan insanlar olarak ne yapabilirlerdi?

Hepsinin kalbine korku ve çaresizlik salan bronz tenli dev yüzlerindeki ifadeden tatmin olmuş gibiydi.

İlk saldırısından hemen sonra sıradaki saldırısı için gruba doğru yavaşça hareket etti.

Devin attığı her adımda grup biraz daha geri çekiliyor ve tir tir titriyordu.Sanki attığı her adımda kalpleri yerlerinden çıkacakmış gibi korku hissediyorlardı.

Durumu tersine çevirmek isteyen öndeki kare suratlı asker adam yerdeki ufak bir taşı aldı ve devin zayıf gözüken büyük gözlerinden birine doğru fırlattı.

Ancak devin refleksleri beklentinin üstündeydi.Ona doğru gelen taşı tek eliyle yakaladı ve tuttuğu yerde un ufak etti.Elini havaya kaldırdı ve ellerinin arasında parçalanan taşın tozlarını yavaşça yere döktü.İfadesi "Gücümün farkına varın ahmaklar!" der gibiydi. 

Kare suratlı adam buna aldırmadı. Yerden birkaç tane daha taş aldı ve serice devin gözüne fırlattı.Bunlar sadece basit birer taş gibi gözükebilir ancak taşın gidiş rotası ve keskinliği muazzamdı.Sıradan bir insana vursaydı büyük bir ihtimalle bir beyin kanamasına sebep olabilirdi.

Bronz tenli dev bunlardan birkaç tanesini eliyle un ufak ederken bazılarını  da birkaç ayak oyunuyla sağ-sola çekilerek atlattı.

"Kaçalım,lütfen kaçalım!" diye ağlıyordu grubun arka kısmında bulunan kızlardan biri.

"Onu yenemeyiz. Öldürüleceğiz!" Gruptaki herkes aynı şekilde düşünüyordu.Kalpleri patlayacak gibi atıyor, korkudan gözyaşlarına boğuluyorlardı.

Bu esnada Suta ;

"Arkamızda bir ordu goblin var! Şimdi buradan kaçmayı başarsak bile dev sahip olduğu hızla en azından birkaç kişiyi daha öldürecek.Ve buradan kurtulduktan sonra ne olacak? İyi goblinler bize evlerini açıp, misafirperver davranışları ile bir ömür birlikte yaşamamıza izin mi verecekler? Aptal olmayın! Geriye adım atma şansımız yok! Şu an tek şansımız ileri adım atmak!" Soğuk bir sesle bağırdı Suta.

"Haklı, yaşamak istiyorsak şimdi risk almalıyız!" Tora destek oldu.

Suta , Tora , Kaira ve kare suratlı adam devin etrafını çevrelediler.

Daha önce hiçbiri birbirini tanımıyordu ancak doğal bir içgüdü gibi takım oyunu yapmaya başlamışlardı.

Goblin saldırısı esnasında olduklarından daha fazla odaklanmışlardı.Bronz tenli devin sahip olduğu kuvvet ile içlerinden herhangi birini kolayca öldürmesi muhtemeldi.

Artık saldırılar başlamıştı.Kare suratlı adam ön taraftan taş atarak dikkatini dağıtırken, Kaira bronz tenli devin diz kapağının arka kısmına tekme atıp diz çöktürmeyi denedi.

Ancak devin derisi oldukça sertti; bu saldırısı boşa çıkmıştı.Kaira'nın saldırısını alan dev hemen arkasını dönüp Kaira'ya doğru tekmesini salladı.Devin bu tekmesi havayı delen bir ses çıkarmıştı.

Gruptan birkaç kişi Kaira'nın bu tekmenin ardından öleceğini düşünmüştü.Ancak tekme Kaira'ya tam vurmak üzereyken bedeni bir jimnastikçi gibi arkaya doğru katlandı.

Kaira eğilmesinin hemen ardından geriye doğru takla atıp devin saldırı alanından çıktı.Bunu gören insanlar fazlasıyla etkilendi.Devin tekmesi yavaş değildi ancak Kaira'nınhareket kabiliyeti ve refleksleri devin tekmesini atlatmasını sağlamıştı.Bu tekmenin ardından Kaira'nın soğuk ve ifadesiz yüzü ciddi bir hal aldı, adeta soğuk terler döküyordu.Daha rahat hareket etmek için üzerindeki atkıyı ve ceketi çıkardı.İki başlı bronz tenli dev, Kaira'nın bu saldırıyı atlatmasına şaşırmıştı.İki kafa da dönüp birbirine baktı ve yüzlerinde şaşkın bir ifade vardı.Sıradan bir insan onların tekmesini nasıl ön görebilirdi?

Dev egosuna yenik düşmüşken ;

"S*ktiğimin beyinsiz devi bok gibi gözüküyorsun!!"

"Bu tipinle nasıl bu zamana kadar hayatta kaldın? Çok çirkinsin keşke ölsen!!" (Dn:Yazarımız da böyle bir mizahşördür :D)

"O iki çirkin kafanla aynı kıçıma benziyorsun!!"

Bronz tenli dev onların ne dediğini anlamasa da, suratlarındaki aşağılayıcı ifadenin farkındaydı.Bu onun sinirini bozmuştu ve agresif bir hal almasını sağlamıştı.

Kısacası fiziksel olarak destek veremeyen grup, akıl saldırıları ile yardımcı olmaya çalışıyordu.

O sırada Tora aniden bronz tenli deve doğru hareke geçti.Üstüne doğru sağlam bir şekilde koşuyordu.

Bunu fark eden bronz tenli dev dönerek Tora'nın kaburgalarına doğru bir tekme salladı.

Tora bu saldırının geleceğine adı gibi emindi.Yüzünde Suta'ya doğru bir gülümseme oluştu.Sanırım planları buydu.Ancak ;

Tora gelen tekmeyi atlatamıyacağını biliyordu.Tek seçeneği onu durdurmaktı.Beklenen darbe yerine ulaştı ve Tora'nın kaburgalarına isabet etti ancak tekmenin ağırlığı ve dengesi muhteşemdi.

Tora kaburgalarına vuran tekmeyi iki koluyla sıkıca kavradı, devin tek ayağını tutmaya çalıştı ve kükredi ;

"Siktir!! SİKTİR!! SİKTİR!!!"

Tekme Toranın bedeniyle birlikte 1 metre geriye sürüklendi.Tekmeyi durdurmaya çalışan Tora dişlerini öyle sıkmıştı ki sanki çenesi kırılacaktı.Dişlerinin aralıkları arasından akan kanlar tüm çenesinin kanla kaplanmasına neden oldu.Tek bir tekme ile Tora'nın 2 den fazla kaburgasını kıran ve yarı ölü hale getiren dev yinede şaşkındı.Sonuçta şimdiye kadar bir insan onun tekmesini savururken bir insanda tekmesinden hasar almasına rağmen yere düşmemişti.Devin bacağını tutan Tora son kalan gücüyle ;

"ŞİMDİ !!" diye bağırdı.

O sırada devin tam arkasında duran Suta bir gölge gibi devin kafasına doğru uzun bir sıçrayış yaptı.Her şey çok ani olmuştu devin saldırmaya zamanı kalmamıştı.

Ona saldıran insanın hedefinde gözleri olduğunu biliyordu bu yüzden iki eliylede gözlerini kapatmak için harekete geçti.Bir gözünü başarıyla kapatırken diğer gözünü kapattığında

büyük bir acı hissetti.Gözünün üstüne koyduğu elinin altından kanlar akıyordu.Gözün devine ne olmuştu? Neden kanlar akıyordu? 

Grubun görebildiği tek şey o tarafa doğru saldırıya geçen Suta'nın sırtı olmuştu.Grup dikkatlice baktı ve devin gözünün içine girmiş bir şey olduğunu gördü.

Bu oydu Mina'ya saldırmaya gelen goblinin elinde ki bilenmiş bıçak şeklinde ki taş.Tora'nın ilk öldürdüğü goblinin elindeki bilenmiş taşı Suta yanına almıştı.Şimdi de onu kullanarak

Bronz tenli devin açıkta kalan gözüne saplamıştı ve orada saplı bir şekilde duruyordu.Acıyla tiz bir çığlık atan dev ayağını kurtarmak için kan akan gözündeki elini çekti ve Tora'ya yumruk atmaya çalıştı.

Bu yumruğun hemen ardından Suta tekrar zıpladı ve ;

"Geber!" diye bağırdı.

Suta saplanan bilenmiş taşı olduğu kısma çok sert bir tekme atmıştı saplanan bilenmiş taş daha da derine indi ve bronz tenli deve çok büyük bir hasar verdi.

Aldığı acıdan dolayı gücünün azalmasıyla yere basan tek bacağındaki denge bozulmuştu.Tora son bir kükremeyle var olan tüm gücünü devi düşürmek için kullandı.

İleriye doğru 1,2,3 adım... ve dev düşmüştü.Dev ile birlikte gücü biten Tora da yere yığıldı.Yerdeki dev beynine kadar saplanan bilenmiş taş nedeniyle çığlıklar atmaya devam ediyordu.

Devin iki kafası birbirinden bağımsız gibi gözükse de bir kafanın çektiği acıyı diğeri de çekiyor gibiydi.Suta yerdeki deve öfkeyle atladı.Bu onların son şansıydı.Bir tane daha Tora'ya sahip değillerdi.

Yerde yatan devin kafa kısmına geldi ve taşın saplanmış olduğu kısma tekmeler atmaya başladı.Suta'nın her vuruşunda kanlar fışkırıyordu.

Tekmeleri atarken fışkıran kanlarla Suta'nın yüzünde soğuk bir gülümseme oluştu. Tabii dev acı çekse de Suta'nın bu saldırıları uzun süre yapmasına izin vermedi.

İki elini birden Suta'ya doğru salladı.Ancak reaksiyon ve tepki hızı düşmüştü.Kollar gelene kadar Suta devin üstünden kaçtı.

Grup daha fazla saldırıya geçemiyordu çünkü saldırabilecekleri ekipmanlara sahip değillerdi.Devin sahip olduğu güçlü kaslar ve kemikler yüzünden çıplak elle ona zarar vermek çok zordu.

Zayıf olan tek yeri büyük gözleriydi ancak son saldırının ardından gözlerini çok iyi koruyordu.Yine de dev saldırmak yerine geri çekilmeyi seçti.Şu an büyük ve kalıcı bir hasar almıştı.

Bir gözü tamamen parçalanmıştı ve bu bir kafasının işlevsiz kalması anlamına geliyordu. Dev, mağaranın karanlık ve derin kısmına doğru yöneldi ve yavaşça geri çekildi.Ancak giderken yüzünde bunun son olmadığına ve intikamını alacağına dair bir öfkeli ifade vardı.Devin gidişinin hemen ardından Mina koşarak yerde yatan Tora'nın yanına geldi.

"İyi misin Tora??? Hey, iyi misin? Cevap ver lütfen!" gözyaşı dolu bir suratla çaresizce Tora'nın yüzüne bakıyordu Mina.

Asker adam Tora'nın yanına geldi.Kaburgalarına ve bacaklarına hafif dokunuşlar yaptı.Ne yaptığını biliyor gibiydi.Biraz daha inceleme yaptıktan sonra;

"2 kaburgası kırılmış uzun süre böyle kalamaz." diye yorumladı.

Suta, ellerini çenesine koydu ve ovuşturmaya başladı. En iyi senaryoyu düşünüyordu. Buradan çıkıp ilerleseler bile bu dünyada hiç insan var mıydı? Buraya geldiklerinden beri herhangi bir insan yada yapıyla karşılaşmamışlardı.Gördükleri tek şey sadece  goblinler,dev,orman,dağlık alan ve bu mağaraydı.

O zaman "İlerlemeye devam etmeliyiz!" demişti Suta.Ama ileride ne olduğunu kim bilebilirdi? Sanırım artık keşif zamanı gelmişti.Şu an yaralıları vardı ve acilen destek almaları gerekiyordu.

Eğer bir destek alamayacaklarsada, alabilecekleri alan yaratmaları gerekiyordu. Kaira'nın yanına gitti ve aralarında ufak bir konuşma gerçekleşti. Ardından Suta gruba döndü ;

"Şu anlık ileride ne olduğunu bilmiyoruz ancak yerimizde kalamayız.Grup halinde hareket edersek avlanmaya müsait ve yavaş olacağız.Besin ve su kaynağımız yok; burada en fazla bir gün daha geçirebiliriz ve sonra canavarların bize saldırmasına gerek kalmayacak.Açlıktan yada susuzluktan öleceğiz. Bir karar aldık Kaira ve ben  ufak bir ön keşif takımı oluşturacağız.Bize katılmak isteyen bir kişi daha var mı?"

Olayların başından beri sakin kalan 25'li yaşlarında kırmızı saçlı bir adam ayağa kalktı.

"Ehhh, hareket vakti geldi sanırım.Beni de sayabilirsiniz." dedi.

"Pekala, o zaman yola koyulalım. Kaybedebileceğimiz pek vaktimiz yok." dedi Suta.

İlerlemek için mağaranın derin ve karanlık bölgesine doğru ilerlemeleri gerekiyordu.Tabii ki o karanlık taraf yaralı devin kaçtığı taraftı.

Suta ve Kaira fiziği sağlam insanlardı.Hatta son savaşta görüldüğü üzere ikisinin de refleksleri çok gelişmişti.Aynı zamanda keşif takımına katılan kırmızı saçlı adamın da fiziği yerinde gözüküyordu.

Yaklaşık 1.85 - 1.90 boylarında gözüken adam; kırmızı saçlara, geniş omuzlara ve yakışıklı bir yüze sahipti.

Mağaranın derinliklerine doğru yola koyulmuşken ;

"Adın nedir?" diye sordu Suta.

"Akage,ya sizlerin?"

"Suta." "Kaira." diye geri dönüş aldı.

"Tanıştığımıza memnun oldum yoldaşlarım." güler yüzle karşılık verdi Akage. 

Üçlü devin gözden kaybolduğu karanlık kısma geldiğinde bir an duraksamayı düşünseler de, devam ettiler. Kalplerini tir tir titreten ölüm korkusuyla geleceğe doğru ilerliyorlardı.

 

 

 

 

Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.