POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

Nidome no Yuusha Bölüm 13: Belirli Bir Yarı İnsan Kızın Kırılma Hikayesi - Kısım 1

Çeviri : Sinan Saçoğlu
Düzenleme : -
Okunma : 700
Tarih : 25 Ocak 2019
Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Bölüm 13: Belirli Bir Yarı İnsan Kızın Kırılma Hikayesi - Kısım 1

“Gerçekten bulunacak hiç bir yiyecek yok, değil mi…?”

“Öyle görünüyor. Tüm bu aramalardan sonra en azından bir şey bulabiliriz diye düşünüyor insan…”

Aurelia Krallığının kuzeyinde, komşu Gligar İmparatorluğu'nun sınırının hemen gerisinde bulunan fakir bir köy vardı. Belirli bir yıl, genç bir kız — sadece 15 yaşında — karla kaplı bir ormanı keşfetmeye gitmişti. Ona, benzer yaşta olan çocukluk arkadaşı Lucia eşlik ediyordu.

Bu bölgede, her mevsim için aşırı sıcaklık farkları vardı. Her ne kadar bu genellikle çok sayıda hasatla sonuçlansa da, her on ya da civari yılda bir köyün kötü bir hasatı olurdu.

Bu gibi durumlarda, kış gelmeden önce, köylüler son nimetleri toplayıp saklamak için yakındaki ormana girerlerdi.

Bu yıl da böyle bir yıldı; bir kez daha kötü bir hasat ile vurulmuşlardı.
Her ne kadar kışa hazırlanırken yiyecek stoklarlarsa da, sıcaklık beklenenden daha erken düşmüştü. Sonuç olarak, orman karla örtülmeden önce yeterli miktarda yiyecek depolayamamışlardı. Daha fazla yiyecek bulabilmek adına,  köydeki birkaç erkek bir av seferi başlatmıştı. Bu sefere yardımcı olabilmek için, bu iki çocuk ormanın yasaklanmış bir parçası olarak kabul edilen kısmına girmişti—yetişkinlerin gevşek gözetimini kaybettikten sonra.

“Minaris-chan, seni de peşimden buraya sürüklediğim için üzgünüm. Sırf Keril'in doğum gününde karnını doyurmak istediğimi söylediğim için.”

“Hayır, sorun değil. Üstelik, ormana girmemizi öneren bendim. Ben de Lucia ile aynı şeyi hissediyorum, ben de Keril'in doğum günü için bunu yapmak istiyorum.”

İki kızın küçüğü, Lucia, özür dilemeye çalışırken dalgalı omuz hizasına gelen sarı saçlarını sallamaya başladı. Diğer kız sanki umursamıyormuş gibi sadece başını salladı.

İki kız, çocukluk arkadaşlarının doğum gününe gitmek yerine buraya gelmeye karar vermişlerdi. Yetişkinlere haber vermeden ormana girerek arkadaşlarının yemesi için lezzetli bir şeyler bulmaya çalışıyorlardı.
Ancak, bu yıl ormanda birikmiş kar miktarı her zamankinden daha fazlaydı. Ağaçların hala yaprakları vardı, yine de hiç meyveleri yoktu. Kar hem kökleri hem de yenilebilir yabani bitkileri gizlediğinden, hedeflerini tamamlamalarının zorluğundan bahsetmiyorum bile.

Ne olursa olsun, kızlar ormanın iç kısmını baştan sona doğru aramaya devam ettiler. Köyde, kış mevsimde sadece belirli bir ağaçta yetişen özel bir meyve hakkında söylentiler duymuşlardı. Son derece lezzetli olduğu söyleniyordu.

İki kız ormanın derinliklerine doğru ilerledikçe, karda zikzak şeklinde bir iz bırakıyorlardı. Çok geçmeden ormanın derinliklerine ayak bastılar, asla girmemeleri gerektiği öğretilen bir bölgeye.

“Hey, Minaris-chan, yakında geri dönmemiz gerekmiyor mu?”

“E-evet. Meyve bulamamış olsak bile, sanırım dönmeliyiz…”

Lucia’nın sesindeki kararsızlığı duyduğunda, kız kendi kaygısı hakkında biraz daha rahatlamaya başladı.
Ormanın değişmeden kalan görünümüne rağmen, çevredeki atmosferde gözle görülür bir fark vardı.

Her ne kadar ortalama bir köylü kızından başka bir şey olmayan Lucia atmosferdeki değişimi algılayamamış olsa da, daha fazlasını hisseden, canavar güçlerini gizleyen kişi, daha hassas bir kızdı. Bu sayede değişimi doğru bir şekilde hissedebilmişti.

Ormanın yeni ve ürpertici atmosferinde kolayca kaybolabileceklerini hissettiler; sanki tamamen farklı bir yerdeymişler gibi. Başlangıçta meyve için ormanı aramalarını öneren kız ve şimdi boş elle köye geri dönmelerini öneren kız aynı kişiydi. Onun için söylemesi acı bir şeydi.

“Peki o zaman…”

“Ah, bekle. Şuna bak Minaris-chan!!”

Lucia durdu, sonra arkasına döndü ve hemen önündeki bir ağaca asılı bir şeye işaret etti.
Çevresi nedeniyle görmek biraz zor olsa da, kesinlikle birkaç sarı meyve vardı ve her biri bir yumruk büyüklüğündeydi.
Meyveleri bulan Lucia mutlu bir şekilde diğer kıza işaret etti, ve…

“Tanrıya şükür, buraya kadar gelmeye değdi! Hızlıca onları alıp gidelim — …Uhh…”

Bir sonraki anda, yüzü soluklaştıkça kız sessiz kaldı.
Arkadaşının bu tepkiyi verdiği şeyi gördüğünde diğer kız da solgunlaştı.

“GUGYURURU……”

Görüş alanları içinde bir goblin vardı.

Küçücük boyu, çirkin yüzü, yeşil cildi ve anormal üreme yetenekleri ile; goblin, herhangi bir yerde bulunabilecek bir tür haşarat olarak kabul edilirdi. Aslında, hasat mevsimi boyunca tarlaları istila edip zarar verirlerdi. Bu nedenle, maceracılar genellikle onları yok etmek için işe alınırdı. Sadece birkaç tane olsaydı, köyün adamları bir araya gelip onları kovabilirlerdi. Tüm bunlara rağmen, bu iki kızdan herhangi biri daha önce uzak mesafeden bile hiç goblin görmemişlerdi. Bu nedenle, ondan kaçtıkları için bir yetişkinden daha az cesur oldukları düşünülmeyecekdir. Eğer sadece sıradan bir goblinden kaçıyor olsaydılar, bu ergen kızlar bile bir şekilde başarabilirdi.

Ancak, asıl sorun derisinin rengiydi. Bir goblinin olağan yeşil teninin aksine, bunun lacivert  — ya da koyu mavi bir cildi vardı.

“Nadir bir tür…”

Sıradan bir goblin genellikle en zayıf canavar türü olarak sınıflandırılır. Bu yüzden ot toplama gibi görevler alacak maceracılar, acemi savaşçılar için önerilen hedeflerden biri oldukları için goblin öldürme görevlerini de üstlenirler.

Yeni başlayan amatörler olsalar bile, goblinleri yenmek nispeten kolay olurdu. Fazla zorluk çekmeden tüm bir sürüyü ortadan kaldırabilirlerdi. Ancak, gücü normallerin gücünden çok daha fazla olan üst düzey bir goblin türü vardı, nadir doğanlar.
Bu varyantların en ünlüsü goblin askerleri ve goblin sihirbazlarıydı. Ancak, bambaşka bir yeteneğe sahip başka bir bireyin ortaya çıktığı zamanlar da olurdu. Bu farklılara “Nadir Türler” denirdi.

Genç kızlardan biri bir zamanlar köyü ziyaret eden bir grup maceracıdan bu goblin türünü duymuştu.

Bu nadir goblin ve normal bir goblin arasında gözle görülür sadece bir fark vardı, derisi koyu mavi renkteydi. Ilık iklimleri seven diğer goblinlerin aksine, bu goblinler sadece soğuk bölgelerde ortaya çıkardı. Güçlü soğuk dirençleri sayesinde, soğuk yerlerde hareketleri hiç yavaşlamazdı. Ek olarak, zayıf büyülerden etkilenmeyecek derecede yeterli büyü direncine sahiptirler. Ayrıca, yetenekleri ve zekaları normal goblinlerden daha yüksektir, ve çok daha vahşi bir doğaya sahiptirler.

“Buz… goblini…”

Diğer kızın aksine, Lucia bu goblinin ne olduğunu bilmiyordu. Buna rağmen, yine de goblinin korkutucu varlığı tarafından boğulmuştu.

Neyse ki, goblin iki kızdan habersiz görünüyordu. Bunun yerine, meyveleri toplamaya dalmış gibiydi.

“Lucia, sakin ol ve yavaşça…”

“Hayır, Hayııııırrr!!”

“Shh! Lucia!!”

[ÇN: Sana sus diyor demi niye inadına bağırıyosun. Devamını okuduğunuzda anlayacaksınız ama aslında bu kızı burada gobline bırakıp ölünceye kadar tecavüz ettirmesi müstehak.]

Sakince kaçmaya çalışan genç kız farkedilmeden gitmesine rağmen, bu korkudan arkadaşını bile duyamayan Lucia için farklı bir hikayeydi. Bunun yerine, sadece inkar çığlıkları atarken dikkatsizce koşmaya başlamıştı.

“Hayır, olamaz. HAYIIIR!!”

“Lucia!!”

Diğer kız Lucia'nın anormal bir panik durumunda olduğunu fark etti. Bunun nedeni  bazen maceracıların köylülerle paylaştığı hikayeler olabilirdi.

Yine de, kız nedenini anlasa bile, Lucia'ya yardım edebilmek için hala yapabileceği bir şey yoktu. Kız arkasını döndü ve arkadaşının peşinden koştu. Omzunun üzerinden arkasına baktığında, goblinin çığlığın kaynağını aradığını gördü. Lucia'yı gördükten sonra, daha iyi bir av bulduğu için gülmeye başlamıştı.

Onlara doğru yöneldiğinde iki kız hızlıca ve umursamaz bir şekilde ormanda koşmaktan başka bir şey yapamadılar. Ancak, goblin belli ki kızlardan çok daha hızlıydı.

Ve elbette, goblin ve kızlar arasındaki mesafe yavaş yavaş kısalıyordu. Lucia yaşam ve ölüm durumunun baskısı altında, sakarlaşmıştı. Ormana girmek için kullandıkları karla kaplı yolun tam başlangıcında takıldı ve düştü.

“Kyaa!!”

“Lucia!!”

“Ugh, uwah.”

Lucia düşerken sadece ayak bileğini burkmamış, aynı zamanda vücudunun yarısı karda sıkışmıştı. Kız, arkadaşına yardım etmek isteseydi bile, yapamazdı. Lucia ayağa kalkabilirdi, ama burkulan bileği, buz goblininden kaçarlarken onu çok yavaşlatırdı.

“Gugyagayagyagya!!”

Bunu görünce, yaklaşan buz goblini Lucia’ya güldü.

Her ne kadar genç kız, arkadaşını kurtarabilecek kapasiteye sahipse olsa da, içindeki gizli yarı insan gücünü kullanamazdı.
Eğer kendini geri tutarsa buz goblinini yenemezdi; sadece tam güçteki bir saldırısı onu yenebilirdi. Ancak…

Anlaşıldı mı, Minaris? Güçlerini halka açık yerlerde kullanman kesinlikle yasak. Eğer onları kullanırsan, o zaman illüzyon büyüsü bozulur. Ve bir tavşan-insan olduğunu kanıtlayan kulakların ve kuyruğun açığa çıkar.

Neden bir yarı insan olduğum öğrenilirse kötü olur, Anne?

… Şey, neden olduğunu merak ediyorum? Görünüşümüz sonuçta sadece biraz farklı…

“Hayır, HAYIRRR… ölmek istemiyorum. Ölmek istemiyorum!!”

(…Özür dilerim, Anne!!)

En iyi arkadaşının çığlık attığını gördükten sonra, kız gobline saldırırken, talimatlarına uymadığı için annesinden içten içe özür diledi.

“UAAAAA!!”

“Guyaa!?”

Kızın uçan tekmesi, goblinin doğrudan midesine vurdu.
Aralarında fiziksel bir fark olması nedeniyle, goblin ormanın derinliklerine doğru uçtu. Goblin saldırıya habersiz yakalanmıştı, ve misilleme yapamadı.

Bu normal bir goblin olsaydı, şu anki saldırıyla kritik bir şekilde yaralanırdı. Ancak, yaralanmak bir yana, zar zor geri itilmişti. Zekası yüksek bir goblin olarak, goblin geri dönüp karşılık vermenin kötü bir karar olacağını anladı.

Buz goblini yerden kalktıktan sonra, kaçarken kızlara nefret dolu bir bakış atarak ormanın derinlerine çekildi.

“Lucia!! Sen iyi misin!? Yaralandın mı?”

“Mi-Minaris-chan… bu…”

Lucia'nın şaşkın durumu, arkadaşını görünce hızla paniğe dönüştü. Bu paniğin nedeni, kızın kafasında bulunan bir çift tavşan kulağıydı.

Yarı insanlar için, kabileler arasında bazı farklılıklar olsa bile, fiziksel yetenekleri genellikle oldukça yüksektir. Bu aynı zamanda onların MP veya büyü gücü için de geçerlidir. Ancak, büyü güçlerinin kalitesi insanlarınkinden farklıdır, çünkü vücutlarından ayrıldıktan sonra dağılmaları kolaydır, ancak düşük verimlilik nedeniyle uzun vadeli saldırılar için uygun değildir. Eğer kendilerini ince bir yanılsama ile kaplarlarsa, böyle bir kusurun hiçmir önemi yoktu.

Bu kızın canavar kabilesi soyuna gelirsek, konu ilüzyon büyüsüne geldiğinde yarı-tavşanlar son derece yetenekliydi. Bunca zamandır herhangi bir sıkıntıdan kaçınmak için bir yanılsama giyiyordu. Ancak, eğer bir yarı insanın gerçek gücünü ortaya çıkarırsa, o zaman yanılsamanın vücudundan yayılan sihirli gücün gücü nedeniyle tamamen ortadan kalkması kaçınılmazdır.

“Ah, um, bu… üzgünüm, Lucia. Bu konuda uzun süre sessiz kaldım, şimdiye kadar… Lütfen bunu bir sır olarak sakla!!”

“Eh!? Ah, el-elbette.”

Kız diğer kızın şaşkın başını sallamasına yanıt olarak rahatlamış bir gülümseme verdi.

Ancak annesine artık bebek olmadığını söyledikten sonra, kız onun gibi yarı insanların kimliklerini neden gizlemek zorunda olduklarını öğrenmişti. O zaman nihayet bu ülkenin halkının neden yarı insanları hor gördüğünü, ve orada yaşayan herhangi birine küçümseyici davranacaklarını anlamıştı.

Şimdiye kadar, annesinin talimatlarını hiç göz ardı etmemişti. Fakat şimdi sırrını açığa vurmaması için en iyi arkadaşına güveniyordu.

“Bununla, bitti.”

Geri gelen illüzyon büyüsü, kulaklarını ve kuyruğunu diğer insanlardan gizlemek için bir kez daha aktif oldu.
Çocukluğunun çoğunu annesiyle geçirmiş olmasına rağmen, son 4-5 yılını kendi başına geçirmişti.

“O zaman, köye dönelim. Yemek bulamamamıza rağmen, eğer burada kalırsak karanlıklaştıkça başka bir canavarla karşılaşacağımız muhtemel.”

“Ah, haklısın. Hadi eve gidelim.”

O gün hava kararmaya başlarken köye geri döndüler.
İki kız, köy şefi tarafından ormana girdikleri için sert bir şekilde azarlandılar. Ancak, cezaları yarına ertelendi, bu yüzden sorun olmadan ailelerine geri döndüler.

Kız, annesi Maris’i, talimatlarını görmezden geldiği konusunda bilgilendirdi. Ve sebebini açıklamasının ardından özür diledi. Annesi - zamanının çoğunu yatakta geçiren hastalıklı kadın - tedirgin bir şekilde güldü ve gülümseyerek şöyle dedi, “Oh, bir arkadaşına yardım ettin”.

Annesi bir nedenden dolayı kıza üzgün bir şekilde gülmüştü, biraz endişe duyuyordu. Ancak, yarı insan güçlerini ilk defa, nadir türlerden biri olan bir canavar üzerinde kullanmış olan, yorgun kız, o gün selâmetle uyudu.

O gece, kız kış için bir sürü meyve bulmayı hayal ederek uykuya dalmıştı. Ertesi gün sabah güneşi yükseldiğinde, aniden uyandırılmış ve köy meydanına götürülmüştü. Bir nedenden dolayı, kızın annesi de onunla birlikte alınmıştı.

“N-ne? Dün tartışılan cezayla mı ilgili? Neden annem de burada…”

İkisi sürüklenirken birçok köylü şaşkın bakışlarla toplanıyordu. Kız neden bu dikenli bakışların onlara yöneldiğini düşünürken, yaşlılardan aniden duyduğu şey yüzünden, aklı tamamen boşaldı.

“Minaris, ve Maris. İkinizin de yarı tavşan kabilesinden olduğu doğru mu?”

Önceki Bölüm Tüm Bölümler
Çevirmen Notu

 


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (3)

2 puan
Eren4 ay önce
Üye
Teşekkürler.

2062 puan
fuatX4 ay önce
Üye
bu evren de ihanet etmeyeni dövüyorlar

103 puan
Ulaş4 ay önce
Üye
@fuatX, sen olayı çözmüşsün :D

1511 puan
lawsut24 ay önce
Üye
Ama bu yaptığı düpedüz şerefsizlik