POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

Nidome no Yuusha Bölüm 2: Kahraman İkinci Şansın Dünyasında

Çeviri : Sinan Saçoğlu
Düzenleme : -
Okunma : 210
Tarih : 21 Ekim 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bölüm 2: Kahraman İkinci Şansın Dünyasında

“Hoşgeldin, geldiğin için teşekkürler, Kahraman-sa… ga~fu!”

Gözlerimi açtığımda, haklı nefretimin kaynağı karşımdaydı, bu yüzden her şeyden önce ona tüm gücümle vurdum.

Yumruğum refleks olarak hareket etti ve karın boşluğuna tüm gücümle vurdu. Prenses Alesia Aurelia’nın gümüş saçları sallandı ve çömelmiş bir şekilde ve karnını tutarak, birkaç adım geri sendelemesine neden oldu.

Aslında yüzene nişan almak istemiştim, ama yerde yatıyor olduğum için, yumruğum oraya ulaşamadı, ve darbenin etkisi tam olarak tesir edemedi.

“MAJESTELERİ!!”     “PRENSES!!”

Mevcut durumu anlayamayan şövalyeler bir anlığına şaşkına döndü ve panik içinde prensesin yardımına koştular. Bazıları hemen düşük seviyeli şifa büyüleri yaptılar ve prensesin etrafını hafif bir ışık sardı.

Bu manzarayı gördüğüme hiç de memnun değildim.

Herhangi bir silah kullanmasam bile, herhangi bir güç, takviye büyü ya da eşya içermeyen kısmi bir vuruş olsa bile, herhangi bir ekipmanı olmadan doğrudan darbemi aldıktan sonra nasıl bu kadar hafif yaralandığını anlayamadım.

Bir soru ortaya çıktığında, mevcut durum hakkında daha fazla soru anında onu takip ediyor.

“Uhh… oh? Neredeyim ben? Bu bir rüya mı? Bir anı?”

Ölmüş olmam gerekse de, aşağı baktığımda vücudumda yanlış bir şey görmüyordum.

Ne bir iz ne de göğsümde saplı olması gerekenTanrı Katilikılıcı vardı, giydiğim kıyafetler bile farklıydı.

Üstümdekiler 4 yıldan uzun bir süre önce, bu dünyaya ilk kez çağrıldığımda sahip olduğum siyah okul kıyafetleriydi.

Benim, Ukei Kaito’nun gittiği lisenin üniformasıydı.

“Seni piç, ne halt ediyorsun sen!!”

“Kahraman olsan bile, prensese zarar veremezsin!!”

Şövalyeler hızlı bir şekilde kılıçlarını bana doğru doğrutsalar da, yaydıkları hava herhangi bir öldürme niyeti içermiyordu. Dövüşte hala deneyimsiz olduğumu düşünmüş olmalılar, bu yüzden yaydıkları baskı hafif bir esinti gibiydi.

Onları görmezden geldim ve şimdiki durumu anlamaya çalıştım.

Çevremdeki alana bakarak Kraliyet başkentindeki kalenin içindeki çağırma alanında olmalıyım.

Bir süre önce, keşfedilmemiş bölgenin derinliklerinde Ryuudouden'ın en derin kısmı olan, Ejder Mezarı’ndaydım.

Aradaki mesafe 10,000 kilometreden daha fazla olmalı. Işınlanma büyüsünün kullanıldığını varsayarsak bile, uzun mesafe ışınlanma büyüsünü 10 kereden fazla kullanmak gerekir ki, bu durum saçma miktardaki büyü gücüyle gurur duyan Şeytan Kralı için bile imkansız.

O zaman karşımdaki ölümden sonra yaşadığım eski bir anı olmalı.… Hayır, kişinin hayatının bir anını yeniden yaşaması olarak düşünülen yanılsamalar kesinlikle imkansız.

Bu bir rüya olsa bile, yavaş yavaş ortaya çıkan düşmanlığı hissetmeye başlıyorum.

Eğer bu bir rüya ya da ölüm sonrası bir anının yeniden canlandırılması değilse, maalesef hala mevcut durum için bir açıklama bulamadım.

“Oi, dinliyor musun!?”

“Pek sayılmaz.”

“Ne!? Seni piç!!”

Yüzüne atılmış bir tokat gibi, can sıkıcı şövalyenin ucuz gururu yarı gönüllü bir cevapla aşağılandı. Düşmanlığı gerçek bir kana susamışlığa dönüştü ve kılıcını bana yöneltti.

Aksine, bana yönelen ciddi kana susamışlık bana yumuşak bir sıcaklık gibi hissettiriyordu.

Onu kızdıran o yarı gönüllü cevabım yüzünden gerçekten o kadar güçlü olmadığımı mı düşünüyor, vücudum bu harekete tepki verdi ve ona doğru koştu.

“Eh? Ne-!?”

Ayağına bastım ve tüm ağırlığımı dirseğime vererek boğazına vurdum. Hiçbir hareketimde kendimi tutmadım.

Üç yıl boyunca kahraman olarak çağrılmıştım.

Şeytan Kralı yendikten sonra, savaş sonrası toparlanmanın kurbanı olarak dünya tarafından bir yıl boyunca kovalandım.

Eğer bu durumdaki biri ölümcül darbeler vurmaya alışık değilse ve tereddüt ederse, o kadar uzun bir süre hayatta kalamazdı.

Ayrıca, şövalyeler bu beklenmedik sahne karşısında hareket etmeyi bırakmıştı. Bana doğru gelen adam duvara çarptı, nefes borusu kısmen ezilmişti, ve şimdi ağzı köpürüyordu. Vücudu gevşemişti ve tökezliyordu.

“Ah? Boynu kopmadı. Errr~… Boynu ruh güçlendirmeyle mi korunuyordu? Hayır, bu tarz bir büyü hissetmedim… Yine de, bedenim ağır hissediyor? Hmmmm?”

Ölü bir sessizlik odayı doldurmuştu ve sadece benim sesim duyuluyordu.

Güçlü veya uzman gibi görünse bile, ne kadar yetenekli veya güçlü olduğunun bir önemi yok. Her ne kadar silah kullanmasam da, saldırımın etkisiz olduğunu düşünmek zor.

Normalde, boynu bükülmüş ve -kruryuk- diye bir sesle yerinden kopmuş olmalıydı. Ama gerçekte, bu olmadı.

“L-Lauren!!”

Birkaç saniye içinde, şövalyeler taşlaşmış hallerinden çıktılar ve düşmüş şövalyenin yanında toplandılar. Aceleyle bir iyileştirme büyüsü yaptılar ve yerdeki şövalyenin boğazında bir iyileştirme iksiri kullandılar.

“S-senin için tatmin edici olmayan bir şey mi var, Kahraman-sa… ma-”

Prenses, soluk mavi bir yüzle kusmamaya çalışırken bu sözleri zar zor söyleyebildi. İstemdışı olarak yaydığım ve odayı dolduran kana susamışlıktan korkmuştu.

Solgun bir yüz ve biraz iyileşme ile, prenses zar zor ancak bu kadar konuşabilmişti. Onu duyduğum için istemdışı olarak yaymaya başladığım kana susamışlığım onu hisseden odadaki herkesi korkutuyordu.

“Gerçekten böyle bir şeyi soruyor musun, Alesia? Ne ahmak bir prensessin sen. Seninle ilgili hiçbir şeyden hoşlanmıyorum, bu ses, bu gözler, bu figür, bu tutum, hiçbirinden hoşlanmıyorum. Sadece ağzından bu sözleri duymak bile midemi bulandırıyor.”

Bir şövalye ezici bir tehlike duygusu hissetti ve titreyen vücudunu harekete geçirdi. Onu korumak için prensesle yerlerini değiştirmeye çalıştı, ama az da olsa bunun bir işe yaramayacağını biliyor muydu acaba.

Çünkü, insanlık dışı bir hızla hareket edebilen ben, artık eski yerimde değildim.

“Kyaarghhh! Uggu~… Kku~…”

Şövalyelerin arasından hızla geçtim ve birinin önünde durdum, sonra bir elimle boynunu tuttum ve onu duvara çarptım.

“Ben sadece bencilce çağırılan ve bir kahramanın rolüne zorlanan masum bir adamım. Eğer Şeytan Kralı tekrar yenersem, beni bekleyen tek şey, yapmadığım suçlardan dolayı suçlanmak ve ihanete uğramak ve gülülmek olacak.”

“Ne… ne demek istiyorsun… kuh… huff…”

Benim için çok açık, bunu asla unutmayacağım.

Şeytan Kralı yenildikten sonra, dünya bana karşı döndü.

Azizler beni dünyanın düşmanı olarak ilan etti, ve Krallık bunu doğruladı. Ve sahnelerin arkasında onların işledikleri tüm suçlar benim üzerime atıldı.

Benimle birlikte savaşmış olan yoldaşlarım, yakın bir bağ paylaştığımı düşündüğüm arkadaşlarım, istisnasız hepsi bana ihanet etti.

Hiç şüphe duymadan, yardım için sadece tek bir bağırışlarıyla kurtardığım aynı insanlar bana ihanet etti, taş attı, ve hakaret edip tükürdü.

Bu prenses de o insanlardan biriydi.

Şeytan Kralı yendikten sonra, dünya benim düşmanım olacak, ve tüm müttefiklerim yok olacak.

Onlar arasında, prenses bir müttefik gibi davranacak. Bana yaklaşarak “Sana yardım edeceğim” ve “Sana barınak vereceğim” diyecek.

Bir kaçak olarak hayat yorucu olabilir. Bu dramatik değişiklikler o kadar yorucu olabilir ki, bu yardım sözlerine kolayca inandım. Ve gülerken, bana ihanet etti.

Güvenli bir yer olduğunu söyleyerek, içeri girebilmek için ışınlanma sihri kullanabileceğim ama dışarı çıkmak için kullanamayacağım bir yere götürüldüm. Bir zindanın içindeki bir tuzak odasıydı.

Ve hayatımı kurtarmak için zar zor kaçarken, iyileşmesi önemli bir zaman alan ciddi yaralar aldım.

“Ah, müttefiklerinle bana tuzak kurduğun zaman bana şöyle söylemiştin; ‘Sana ihanet etmiyorum, çünkü başından beri hiç dostun olmadım. İlk etapta, farklı bir dünyadan biri bir insan bile değildir.’ bana söylediğin şey buydu değil mi?”

“Gerçekten, neden bahsettiğini bilmiyorum……”

Bana aptal gibi davrandılar. Ve gerçek şu ki bir aptaldım.

Onu düzgün bir şekilde değerlendirmiş olsaydım fark ederdim, bana olan düşmanlığını gizliyordu. Eğer ‘inanmak’ kelimesini terk etmiş olsaydım, o zaman bu asla olmazdı.

Her nasılsa, artık prensesin kalbinin içinde gizli olan kötülüğü açıkça hissedebiliyorum. Acı çekiyor ve kafası karışık gibi gözükse de açıkça belli.

Hafif jestler, göz teması, nefes alma düzeni, ifadelerdeki değişim.

Bunlar, rakiplerimin savaştaki düşüncelerini ve hareketlerini tahmin etmek için kullandığım yollar. Benden kötü niyetini asla gizleyemezsin.

İç çekiş-, gerçekten cildinin altında kalın bir maske var. Peki, her ne kadar durumu anlamasamda, bu bir rüya ya da ölüm sonrası bir vizyon gibi görünmüyor, ama her koşulda iyi. Zor şeyleri daha sonraya bırakacağım.”

Ah, istemeden konuştum.

“Bu bonus zamanın daha ne kadar süreceğini bilmiyorum… Yemin ederim…”

Sesim zevkle taşmaya başladı, ifadem çok hızlı bir şekilde coşku içine girdi, sonra kalbim daha hızlı atmaya başladı ve kolumun heyecanla sertleşmesine neden oldu.

“Aa…… Ugguhk……”

Sonra, prensesten gelen düşmanlık hızla soldu.

Kalbimi serbest bıraktım ve boynunda tuttuğum elimi gevşettim. Korku dolu gözlerle bana bakarken yere düştü. Gözlerinden yansıyan figürümdeki ifadem kesinlikle çarpık ve rahatsız ediciydi.

Ama, bu iyi. Hepsi iyi.

Sonsuza kadar bu güzel dünyada yaşamak istemiştim. Çünkü burası beni bir kahraman haline getiren dünyaydı.

Ama, bu dünyada yaşamanın sonucu ihanete uğramak ve bir suçlu olarak damgalanmak oldu. Bir maskara oldum.

Elbette saftım, ama artık değilim. Uzun zaman önce kırıldım.

Yemin ederim, intikamımı alacağım.

Diğerlerine göstermem gereken yüz, delilikle dolu olmalı, onur fikrine karşı olmalı.

“L-lütfen… Y-yardım……”

“Tiksindirici. Mümkün olduğunca acı çek, Alesia!”

“GYAU!!”

Sol, sağ, sol, sağ… Bilinci solup yüzü uyuşuncaya kadar yüzüne vurdum. Çekebileceği kadar çok acı çekmesi için ona vurdum.

“Seni piç!, Gya!?”

“Gguuhkk!!”

“Hora! Hora! Hora! Hora!! Önemli prensesiniz bir hamur gibi dövülüyor, bu konuda bir şey yapmayacak mıısınız? Huh!?”

Prensesin acımasızca dayak yediğine tanık olan şövalyeler en sonunda kendilerine geldiler ve harekete geçtiler, 5 hayır 6 şövalye tarafından çevrelenmiştim, gerçi bu kadarı benim için önemli değildi.

Dirseğimle ağırlık merkezini yok etmek için bir şövalyenin bacağındaki ekleme vurdum. Daha sonra mümkün olduğunca fazla acı vermek için baskı uyguladım, ayak kemiği daha fazla bükülüp kırıldı. Sonra gözlerini oymaya, kulağını ezmeye ve burnunu parçalara ayırmaya başladım.

“Ahaha… AHAHAHAHA!!”

Her zamanki gibi, vücudum ağır ve halsiz hissediyor, ama Ruh Kılıcını kullanmaya gerek yok.

Talihsiz bir şey ama Ruh Kılıcım tarafından öldürülmeye layık değiller. Ayrıca, öldürmek istemiyorum.

İntikam almak istiyorum.

Acı çekmelerini istiyorum.

Çekebildikleri kadar acı çekmelerini istiyorum.

Eğer yapamazsam, kalbim asla huzur bulmayacak.

“AHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHAHA!!!”

Acı ve korku çığlıkları kulağıma müzik gibi geliyordu, bu his durdurulamaz… çok iyi hissettiriyor.

Ses durmuyor, ölüm noktasına kadar onlara işkence etmek istiyorum. Eğer bayılırlarsa, sadece tekrar uyanana kadar daha fazla acı çektiririm.

Kesinlikle şövalyeler için bir cehennem.
Kesinlikle prenses için bir cehennem.

Benim içinse, bu tüm dileklerimin yerine geldiği bir cennet.

Kahkaha asla bitmez. Asla bitmeyecek.

Çığlık asla durmaz. Asla durmayacak.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)