POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

Nidome no Yuusha Bölüm 7: Kahraman Hem Bir Avcı Hem De Bir Shinigami - Kısım 1

Çeviri : Sinan Saçoğlu
Düzenleme : -
Okunma : 184
Tarih : 24 Kasım 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

“Hah… Hah… Hah… Hah…”

Adam yarın yokmuş gibi koşuyordu, çevresini bile umursamadan.

Duvarlar arasındaki dar geçitlerden geçerken, kasalar ve dallar vücudunu çiziyordu. Bu nedenle, kolları ve bacakları sıyrıklarla dolmuştu.

Yine de, böyle önemsiz şeyler için durmayı göze alamazdı.

Vücudundaki küçük yaralar önemsizdi. Korkusu uzun zaman önce mantığına baskın gelmişti.
İçgüdüleri, eğer öldürülmek istemiyorsa, koşmaya devam etmesi gerektiğini söylüyordu.

“Kahretsin… Bu kötü, BU KÖTÜ, KAHRETSİN!!”

Nefesi tükenirken, vücudu dinlenmek için yalvarıyor olsa da, beyni onu görmezden gelmesini ve acele etmesini emrediyordu.

Koşmasının nedeni, şu anki kaotik düşünceleri arasındaki öz önce şahit olduğu korkunç hatıralardı.

Adam her zamanki gibi sıradan görevini yapıyordu, sanki iş için normal bir günmüş gibi.

Gün ışığında görülmeyi göze alamayacak gölgeli insanlar bu gecekondulara her gün gelirlerdi.

Kaçak azılı suçlular, ebeveynlerini kaybeden yetimler, ailevi anlaşmazlıkları yüzünden konumlarını kaybeden soylular, ticarette başarısız olan tüccarlar, borçlarını ödeyemeyen maceracılar, sadece fakir olan normal insanlar, bunlar gecekondu mahallelerinde bulunan insanlardan bazılarıydı.

Bu gecekondular, karanlık sırları nedeniyle burada çalışanlar ve diğerlerinden farklı olan insanlar için bir toplanma alanıydı.

Ancak, gecekonduda bir düzen vardı.

Gecekondu olmadan, bu adamların şehre göç edeceği ve kamu düzenini bozacağı biliniyordu.

Bir keresinde, bir şövalye düzeni bir gecekonduyu yok etme kararı aldı ve ona saldırıp, ele geçirdiler. Ancak, ticaretin gecekonduların ortadan kalkmasıyla gelişeceğine olan inançlarının aksine, kamu düzeni kötüleşti, ve tüccarlar artık şehre yaklaşmak istemez oldular. O günden sonra, her şey yokuş aşağı gitti.

Bu yüzden şehirler arasında gecekondu mahallelerine müdahale etmemek gibi konuşulmayan bir kural vardı.
Gecekonduların içinde kaybolmadıkça, normal bir şehirde, gecekondu mahallesi olmayan bir şehrin içinde olacağınızdan daha güvende olabilirsiniz.

Yine de, gecekondulardaki faaliyetler sadece bir dereceye kadar göz ardı edilir. Her ne kadar gecekondu gerekli bir kötülük olarak kabul edilse de, eğer gecekondulardaki insanlar parlak tarafa aşırı derecede müdahale ederlerse, şehir veya ülkenin bu bölgeye müdahale etmekten başka seçeneği kalmaz.

Ayrıca, gecekondu tarafı da bir şehrin ya da krallığın doğrudan müdahalesini istemezler. Bu yüzden zirvede duranlar gecekondulardaki yaşamı yöneterek dizginlerler.

Nüfusu ayarlar ve mahalleler içindeki statükoyu korurlar.

Ayrıca, meydana gelen rahatsızlıkların sınırlarının dışına taşmasını engellemeye çalışırlar.

Sorunlu konularla ilgilenme karşılığında, gecekondu mahallelerinde meydana gelen olayların belli bir seviyenin altında olduğu sürece, görmezden gelineceğine dair adı konmamış bir anlaşma vardır.

Bu yüzden gecekondu demek özerklik demektir.

Bu yüzden, adam, patronunun emrettiği gibi, eski bir casus olarak öğrendiği yeteneklerinden faydalanarak, kraliyet başkentinin gecekondu bölgesinin çevresinde bulunan girişleri gözlüyordu.

Eğer tehlikeli birini görürse, tüm ana özelliklerini kavrar ve patronunu bilgilendirirdi.

Eğer herhangi bir soylu, zengin ya da gecekonduları tehlikeye atabilecek etkili bir figürün oğlunu bulursa, onları korurdu.

Bunu yaparak, gecekonduda uygulanan kuralların çiğnenmesini engeller, ve gecekonduyu olası tasfiyelerden korurdu. Eğer bir noktada gecekondu ortadan kalksaydı, bu yaşadığı yeri de kaybedeceği anlamına gelirdi.

Bu yüzden, ana caddeden gelen kişiyi fark ettiğinde, her zamanki gibi, adamı bir hedef olarak belirlemiş ve gözetlemeye başlamıştı.

Gördüğü kişi sadece 15 yaşındaki bir çocuk gibi görünüyordu. Siyah saçlı, ince bir figürü vardı, ve garip siyah giysiler giyiyordu. Elbiselerinin kalitesi iyi olmasına rağmen, başkenttekiler arasında bu tip kıyafetleri olan kimse yoktu.

En azından nüfuzlu biri gibi görünmüyordu, ama görünüşünden, fakir biri ya da bir suçlu olmadığı da rahatlıkla söylenebilirdi.
Başka bir şehirden gelen bir soylu ya da tüccar olabilirdi, ama nüfusunu ya da gücünü söyleyemiyordu. Ancak, o çocuğun sıradan biri olmadığını biliyordu.

“Şey, birkaç derin yara alması sorun olmamalı …”

Adam kendi kendine mırıldandığında, ana cadde üzerinde, birkaç haydutun ortaya çıktığını ve davetsiz misafirin etrafını çevirdiğini gördü. Plana göre, çocuk saldırıya uğrayacak, yaralanacak ve adam tarafından kurtarılacaktı, her zamanki gibi.

O haydutlar ve adam arasında bir anlaşma vardı. Diğer bir deyişle, bu ikiyüzlü bir numaraydı.

Adam o serserilere periyodik olarak para verirdi, eğer davetsiz misafirin hayatta kalması gerektiğine karar verirse, olaya müdahale ederek serserilerle numaradan dövüşür ve bir noktada onları kaçırırdı, ve böylece davatsiz misafirin kendine bir iyilik borcu olmasını sağlardı.

Bunu yaparak, kurban gecekonduya karşı tam bir düşmanlığa sahip olmadan, davetsiz misafirden gecekonduyu terk etmesini isterdi.

“Sadace 2 veya 3 kemiğini kırdıklarında, gitmek için doğru zaman olmalı.” savaşa girmeye hazırlanırken düşündüğü şey buydu. Çocuğa saldıran haydutlara müdahale etmek için en iyi fırsatı beklerken, aşağıdaki sahne karşısında dili tutulmuş bir şekilde bakakalmıştı.

“Huh? GAAAAAAGH!?”

Bir çığlık yankılandı. Adam, bir anlığına, gözlerinin önünde gerçekleşen sahneyi anlamlandıramadı.

Çocuğa saldırmaya çalışan serseriler başarısız olmuş ve yere yığılmışlardı. Casus bile, tüm hayatı boyunca eğittiği gözleriyle, olayı tamamen kavrayamamıştı.

Çocuk soğukkanlı bir şekilde, bu sahneyi kolaylıkla yaratmıştı; ve bu felaketten sorumlu olan kişi, bu durumla pek de ilgilenmiyormuş gibi görünüyordu. Elinde kim bilir ne kadar zamandır bir fırlatma bıçağı olarak da kullanılabilecek bir bıçak vardı; ve o bıçağı kullanarak, kaçmasını engellemek için serserilerin liderini bacağından yere çivilemişti. Ve sonunda, çocuk onun başını kestiğinde, adam koşmaya başladı.

Bir açıklamaya gerek yoktu.

O çocukla başa çıkamayacağını hissetmişti.

Krallığın şövalyeleri arasında bile eşsiz olarak kabul edilebilecek bir güce sahipti.
İnsanlık dışı olma noktasında, tereddüt bile etmeden hayat alabilecek kadar sert bir ruhsal zihin, hem de gecekondulardan olmayan bir yabancı.

Bu siluet, seçtiği insanların ruhlarını toplayan bir ölüm tanrısı gibi görünüyordu.

Serserilerin çocukla aralarındaki anlaşma hakkında konuşup konuşmadığını bilmiyordu, ama eğer o çocuk gözlerini ona dikerse hayatta kalması için hiçbir lanet yolu olmadığına emindi.
Her durumda, adamın içgüdüsü ona ölümün onun üzerinde olduğunu söylüyordu.

Eski casus, çocukla tek başına yüzleşmenin imkansız olduğuna karar vermişti, ve korkusu tarafından ele geçirilmiş bir halde, mümkün olan en kısa zamanda gecekondulardan sorumlu olan patronunu bilgilendirmek için geri çekiliyordu.

Koşmaya başladığından beri bir süre geçtikten sonra adam gecekondu pazarına ulaştı.

Başkentteki normal mallarla kıyaslanamayacak, sadece kaba malların bulunduğu bir caddeden geçtikten sonra, köşedeki bir binaya girdi.

Gösterişsiz binaya monte edilmiş, güçlendirilmiş bir çelik kapı vardı, ve kapının her iki tarafında da, muhafız olarak bekleyen iki gargoil vardı.

Gargoiller ona neredeyse taş gibi görünen gri derileri kadar soğuk gözlerle baktılar.

“Parola?”

“Haaa, Haaa, Çöplüğün ana anahtarı.

“Geçebilirsin.”

Eş zamanlı olarak konuşan iki gargoilde, parolayı duyduklarında senkronize bir şekilde cevap verdiler. Adam rahatlamış bir nefes aldığı gibi, çelik kapıyı itti.

İçeride, gecekondulara kıyasla sıra dışı derecede temiz bir oda vardı; çoğu mobilya ve malzeme oldukça değerli gözüküyordu, görkemli iç süslemeleriyle, orta dereceli bir soylunun köşküyle bile karşılaştırılabilirdi.

Odanın ortasında, kumar oynayarak zaman öldüren, eski şövalye veya maceracı olan korumalar vardı.

“Nnn? Ne oldu Jack, çok tedirginsin.”

“Hey Hey, onu biraz anlamaya çalış. Belki de kötü bir şey yedi ve ölmek üzeredir?”

“Hey, sen… Bütün bu kargaşa içinde hile yapmaya çalışma!!”

“Tch, çok keskin görüşlüsün.”

Onu gülerek ismiyle çağıran, ve güven verici bir ortam sağlayan meslektaşları tarafından kuşatılmışken, Jack korkusunun biraz azaldığını hissetti. Burada güvende olduğuna karar vererek, tüm gerginliği erimişti.

“Patronla görüşmem gerek, acil.”

Daha güvende hissetmesine rağmen, bulgularını mümkün olduğunca çabuk bildirmek bir hata olmazdı.

Çocuğun amacını bilmiyordu, ama sıradan kayıp bir çocuk olmadığından emindi. Deneyimli bir casus olarak, tek bir kişinin etkisinin her şeyi etkileyemeyeceğini  biliyordu, yine de o çocuğu yalnız bırakamazdı, çünkü o davetsiz misafirin gecekondulara getirebileceği felaketleri bilmiyordu.

“Ne? Ülke bir şövalye birliği mi gönderdi?”

“Sanmıyorum… Sonra konuşuruz.”

Bir casus olarak, durumu kısaca açıklayamayacağına inanarak, yanlış rapor vermeye çalışmanın anlamsız olacağına karar verdi, bu yüzden de düşüncelerini çok hızlı bir şekilde konuşmamaya karar verdi.

Salonun sonundaki gıcırdayan tahta merdivenleri tırmandıktan sonra, durdu ve kapıyı çaldı.

Kim o?

“Patron, ben Jack. Sana acil bir şey hakkında bilgi vermem lazım.”

Kapı kilitli değil, gelebilirsin.

“O zaman, lütfen izninizle.”

Kapıyı kibarca itip açtığında, karşısında hepsi geriye doğru yatık stilde taranmış saçları ve tek gözlüğüyle akıllı bir adam izlenimi veren, ve uzun kısık gözleriyle bazı belgeleri okuyan 30 yaşında bir erkek gördü.

“Seni bu belgeleri kontrol ederken dinlesem sorun olur mu?”

“Sorun değil, Patron.”

Adam ona anlatacağı bilgilerinin çok az önem taşıdığına inandığı için bu cevabı vermemişti, bu cevabı verdi çünkü patronunun o kağıtları okurken bir yandan da onu dinleyip akıllıca bir karar verebilecek kadar yetenekli olduğuna inanıyordu.

“Hımm, biraz zaman alacak gibi görünüyor. O kanepeye oturup biraz nefeslenirsen sorun olmaz.”

Durumun önemini sadece adamın sesinden anlayıp anlamadığı bilinmiyordu, ancak patronun sesi ciddi bir tonla destekleniyordu.

“Peki, o zaman izninizle…”

Adam kanepeye sırtını yaslarken, aklındakileri nasıl söyleyeceğini düşünüyordu. Olayların akışı adamın kafasının içinde yeniden canlanmaya başladı, ve ağzını açmak üzereydi.

Ancak, aklındakilere kelimelere dönüştüremeden önce, patronu konuşmaya başladı.

“Mmm, Jack, bir hata yapmışsın gibi görünüyor.”

Patronu tarfaından söylenen “Bir hata yapmışsın.” sözleriyle şaşkına dönen adam, daha olayı anlatamadan dona kaldı.

“Ne, ne demek istiyorsun…”

“Merhaba, bu gecekondunun patronu sen olabilir misin?”

Tam da bunu sormak üzereyken, kapı gürültülü bir sesle adamın önüne uçtu; küt diye bir ses ile, adamın sözü yarıda kesildi.

Kapı gittiğinde, öldürme niyetini vücuduna geri çeken bir adam içeri girdi.

Birinin evinde oynamaya davet edilen bir arkadaş gibi neşeyle hareket eden bir adamdı. Sağ elinde, vücudu olmayan bir gargoil vardı, diğer elinde ise, casusun arkadaşlarından biri ve tüm uzuvları hiper-uzamş, eski bir maceracıyı sürüklüyordu,…

“Bana yol gösterdiğin için teşekkürler. Sadece bunun için, daha önceki konuyu unutacağım.”

Karşılarında bir Shinigami'nin gülümsemesine sahip bir çocuk vardı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

1 puan
Eren2 hafta önce
Üye
Teşekkürler. Diğer bölümler pre mi olacak?

757 puan
Devilman2 hafta önce
Üye
@Eren, anlaşılan şu anda pre olmuyacak çünkü çevirmen arkadaş kötü bir yorumla karşılaşmamış ve zor durumda bırakılmamış böyle devam ederse ücretsiz olucakmış

757 puan
Devilman2 hafta önce
Üye
Keşke yeni bölümler daha da hızlı gelse bunun için pre ödemek bana koymaz

19 puan
Darklight2 hafta önce
Üye
@Devilman, Bence düzenli olarak haftada 2 bölümde iyi. Boş vakit bulur ve elimdeki çevirisi bitmiş bölüm miktarını arttırabilirsem haftada 3 e çıkartabilirim belki.