Reverend Insanity - Bölüm 13: Ayın altındaki bambu ormanı, bir boncuk kar

Çeviri : E.C.T.
Düzenleme : E.C.T.
Beğeni : 0
Okunma : 679
Tarih : 31 Ocak 2018 22:53:06

Bölüm 13: Ayın altındaki bambu ormanı, bir boncuk kar

______


Yaklaşık 300 yıl önce, inanılmaz bir dahi Gu Yue Klanında belirdi. Çok yetenekliydi ve genç bir yaşta beşinci Gu Ustası seviyesine kadar kültivasyon yapmıştı ve hatta daha da ilerleme imkânı vardı. O, Qing Mao Dağı'nda ünüydü, parlak bir geleceğe sahipti ve klanın gözünde umudun ve sorumluluğun doruğuydu.


Gu Yue klanının tarihinde, herkes en çok onunla ilgili konuşurdu - Dördüncü klan lideri.


Ne yazık ki halkını korumak için kendisini feda etti ve aynı seviye güçlü Rank Beş Gu Ustası, şeytani Çiçek Şarabı Keşişiyle savaştı. Çiçek Şarabı Keşişini şiddetli bir savaş sonrasında yenmesine rağmen, şeytanın dizleri üstüne çökmesine ve merhamet için yalvarmasına izin verdi.


Sonunda dikkatsiz davrandı ve Çiçek Şarabı Keşişinin gizli saldırısına uğradı. Dördüncü lider, Çiçek Şarabı Keşişi'ni öfkeyle öldürdü; ancak ağır yaraları nedeniyle zamansız bir şekilde öldü.


Bu trajik olay, bugüne kadar dolaşıma girmiş ve Gu Yue klanında popüler bir öykü haline gelmişti. Bununla birlikte Fang Yuan, bu hikayenin inanması güç olduğunu biliyordu, çünkü çok büyük bir boşluk vardı.


Önceki hayatında, bundan bir ay sonra sevgilisi tarafından reddedilen sarhoş bir Gu Ustası, köyün dışına yürüdü, balık gibi salınıyordu. Sonunda şarapların yayılan kokusu yüzünden bir likör solucanını cezbetmeye başladı.


Gu Ustası, Likör Solucanını kovaladı ve Çiçek Şarabı Keşişinin mirası ile Çiçek Şarabı Keşişinin kalıntılarını gizli bir yer altı mağarasında buldu. Bu Gu ustası hızlı bir şekilde klana geri döndü ve onlara konu hakkında büyük bir heyecan yaşattı.


Bu fırtına kademeli olarak ortadan kalktığında da bundan fayda gördü - İçki solucanını aldı, kültivasyonu arttı, bir zamanlar onu terk eden kız arkadaşı yanına döndü ve bir süre köyün sohbet konusu haline geldi.


Hikayeler nesilden nesile aktarırken, yol boyunca değişmesi normaldir. Ancak Fang Yuan'ın anılarında, Gu Ustası'nın hazineyi keşfetme hikayesi oldukça otantik görünüyordu, ancak hikayenin başka gerçekleri sakladığı hissine kapıldı.


"İlk bakışta farkında değildim, ancak kenardan arayarak ve analiz ederek bir şeylerin yerine oturmadığını hissediyorum." Gece karanlıktı ve Fang Yuan büyüdüğü köyün çevresindeki bambu ormanına girerken, şimdiye kadarki ipuçlarıyla tekrar düşündü.


"Kendimi onların yerine koyarak düşünürsem, Çiçek Şarabı Keşişi'nin hazinesini keşfetseydim, neden hepsini kendim almazdım? Ancak bunun yerine gidip klanı haberdar ederdim? Klan onuru hikaye, herkesin yüreğinde aç gözlülük vardır. Gu Ustası'nın yüreğindeki açgözlülüğe ihanet etmesine, hatta tüm çıkarı ve karından feragat etmeye istekli olmasına ve bu bulguyu klanın en tepesindekilere bildirmesine neden olan şey nedir?"


Gerçek her zaman tarihin sisleri içinde gizlidir. Fang Yuan beynini yordu, ancak sonucu bulamadı. Sahip olduğu ipuçları hepsinden önce çok azdı. Sahip olduğu sadece iki ipucu kolaylıkla doğru veya yanlışa iletibilirdi, bu yüzden tamamen dayanaksızdı.


Fang Yuan şunu düşünmeden edemedi. "Ne olursa olsun, bu yeşil bambu şarabı kavanozunu aldıktan sonra, yalnızca iki tane kadim taşım kaldı. Hazineden bulamazsam o zaman büyük sıkıntı çekerim. Bugünü son kumar olarak kabul edeceğim, ya hep ya da hiç!"


Ancak daha en baştan herhangi bir Gu solucanını rafine etmek için yeterli kadim taşı yoktu. O halde neden bu şaraba yatırım yapmasın ve başarı şansını arttırmasın?


Eğer başkaları söz konusu olsaydı, çoğu muhtemelen işi güvence altına alıp kadim taşları harcamaz ve saklardı. Ama Fang Yuan'ın durumunda, bunu yapmanın verimi çok düşüktü. Onun yerine risk alıp kumar oynamayı tercih eder.


Görüyorsunuz ya, Şeytani gruptan olanlar risk almaktan çok sever.


Şu an, gece karanlığı daha da yoğunlaştı, ilkbahar ayı yay gibi şekil aldı. Bulutlar, gökteki hilal ayı ve ışığını örümcek ağından ince bir tabakayla kaplamış gibi gizledi.


Üç gün üç gece yağmurun bitim süreci olduğu için dağlar arasındaki bulanık enerji en temiz tazeliğini bırakarak temizlenmişti. Bu temiz hava bir parça beyaz kağıt gibi saftı ve şarap aromasını etrafa yaymada daha etkili oldu. Fang Yuan'ın bu gece kendine güvenmesinin ilk sebebi buydu.


Önceki yedi günlük aramadan bir kazanç yoktu. En azından Çiçek Şarabı Keşişi'nin bu yerlerde ölmediğini kanıtladı. Fang Yuan'ın kendine güveninin ikinci nedeni buydu.


Bambu ormanında çimler cansız, beyaz çiçekler sonsuz, yeşil mızrak bambusu düz bir kurşun kalem gibi, orman yeşim çubuklarından oluşan bir yığını andırıyordu.


Fang Yuan kavanoz mührünü açtı ve derhal yoğun bir şarap aroması çıktı. Yeşil bambu şarabı, Gu Yue Köyü'nün bir numaralı şarap olarak söylenebilir. Fang Yuan'ın Bu geceki  kendine güveninin üçüncü nedeni buydu.


"Bu üç büyük sebebin toplamıyla, başarılı olmak istiyorsam, bu gece olmalı!" Fang Yuan yavaş yavaş şarap kavanozunu eğerek küçük bir şarap akıntısı döktü, bir taşın üzerine damlattı. Eğer o avcılar bu manzarayı görselerdi, muhtemelen delicesine afakanları basardı. Sonuçta, bu şarap 2 tane tam kadim taşı değerinde...


Ama Fang Yuan kayıtsızdı.


Kokulu aroma gece içinde hızla yayılır. Esinti nazikti, hafif aroma yüzüyordu ve bambu ormanını ele geçiriyordu. Fang Yuan noktasında bekliyor ve aromasını kokluyordu. Bir süre bekledi, ancak herhangi bir hareketi görmedi.


Duyduğu tek şey, yakın mesafedeyken ağlayan bir bülbül sesiydi, sesi bir çan sesi gibiydi. Bakışı sessizdi. Şaşırmadı ve birkaç yüz metre uzaktaki bir noktaya yürüdü.


Bu yerde de aynı şeyi yaptı, birkaç damla şarap damlatıp yerinde bekledi.


Aynı şeyi tekrar tekrar yaparak şarabı birkaç kez damlatarak birkaç farklı yere götürdü. Tüm bunlardan sonra kavanozdaki yeşil bambu şarabı azıcık kalmıştı.


"Bu sonuncu," dedi Fang Yuan iç çekti. Şarap kavanozunu devirdi, kavonozun altı göğe bakıyordu. Kavanozda kalan şarabın hepsi tükenmişti. Şarap otların üzerine serpildi, yeşil çayların üzerinde sallanmasına izin veriyordu. Vahşi çiçekler şarapla lekelenmiş, kafalarını hafifçe indiriyorlardı.


Fang Yuan, göğsündeki son umut parçasına dayanarak durdu ve etrafına baktı.


O anda gece karanlığı oldukça pek derindi. Ay ışığını kalın bir bulut engelledi. Karanlık gölgeler, bambu koruyu örten bir perde gibiydi. Her yerinde ölümcül sessizlik hakimdi, tek başına duran yeşil mızrak bambu tellerinin her biri, Fang Yuan'ın gözbebeğinde yukarı ve aşağı düz çizgiler bırakıyordu.


Sessizce açık havada nefesini dinleyerek bekledi. Sonra göğsünde taşıdığı az miktardaki umudun yavaş yavaş dağıldığını hissetti ta ki yok olana kadar.


"Sonuçta başarısız oldu." Kalbinden mırıldandı: "Bugün üç büyük avantajım bir aradaydı, yine de başarısız oldum, Likör solucanı’nının gölgesini bile görmedim. Bu durum gelecekte başarı oranının daha düşük olacağı anlamına geliyor. Şu anda sadece iki tane kadim taşım kalmış durumda ve hala Ayışığı Gu'sunu rafine etmeye ihtiyacım var. Artık riske giremem."


Risk almanın nihai sonucu genellikle hayal kırıklığıdır. Ancak sonuç ideal olduğunda, kârı etkileyici olurdu. Fang Yuan risk almayı çok seviyordu, ama kumar bağımlısı değildi. Kendi sınırı vardı, kendi yetenekleri konusunda açıktı.


O an beş yüz yıllık yaşam deneyimi ona şunu söylüyordu; durmanın zamanı geldi.


Bazen hayat böyledir. Sık sık, o kadar mükemmel görünür ki, cazibe dolu tek bir hedef vardır. Şöyle veya böyle çok yakın görünür, ama hedef bir türlü gerçekleşmez. İnsanları huzursuz eder, gece gündüz düşündürür.


"Bu, hayatın çaresizliğidir, fakat aynı zamanda yaşamanın cazibesidir," dedi Fang Yuan acıyla güldü, uzaklaşmak için dönerek.


İşte o andı.


Hafif bir rüzgar esti, centilmen bir kol gibi, gökyüzündeki bulutları hafifçe fırçalandı. Bulutlar gizli ayı ortaya çıkarmak için kayboldu. Gökyüzünde asılan hilal şeklindeki ay, beyaz bir yeşim taşı lambası gibiydi; dökülen ay ışığı, suyun aşağıya doğru dünyaya akması gibiydi. Ay ışığı bambu ormanının üzerine döküldü, dağ kayasına döküldü, dağdaki nehirlere ve akarsulara girdi, Fang Yuan'ın vücüduna dökülüyordu.


Fang Yuan basit giysiler giymişti; ay ışığınun nazik dokunuşu altında genç yüzü daha nurlu bir hale geldi. Karanlık anında solup kaybolmuş ve yerini alarak karlı donmuş çiçekler almıştı. Sanki ay ışığı tarafından enfekte edilmiş gibi, bülbül bir kez daha şarkı söylemeye başladı, ama bu sefer sadece bir kez değil, çok kez. Bambu korusu arasında dağılmış olanların hepsi yanıt olarak cik cikledi.


Aynı zamanda, büyük dağların içinde yaşayan bir tür böcek, ay ışığında aktif olan Ejderhapı cırcır böcekleri, hışırdayan bir hayat şarkısı söylemeye başladılar. Onlar sadece gece ortaya çıkan canlılardı. Vücutları soluk kırmızı ışık yaydı; Bu sırada ormandan fırladılar, her birinin vücudu kırmızı bir akik parlaklığıyla yanıp sönüyordu.


İlk bakışta, Fang Yuan, Ejderhapı cırcır böceklerinin, bambu koruluğundaki ay ışığında çıkarak, yeşil çimlere ve vahşi çiçeklere inip, kıpkırmızı suyun fırladığı jetler gibi olduğunu düşündü.


Bambu ormanı, düşünebilen bir göle benziyordu, ay ışığı altında mızrak bambusunun yeşil yeşim renkleri hafif ve pürüzsüz bir yeşim parlaklığıyla parladı. İlkbaharda yoğun ağaç topluluklarının ve parlak çiçeklerin büyüleyici manzarası olan Ana Doğa, o anda Fang Yuan'a muazzam güzelliğini gösteriyordu.


Fang Yuan bilinçsizce adımlarını durdurdu, cennet gibi bir toprakta olduğunu hissederek. Zaten ayrılmak üzereydi, ama o an bilinçsizce etrafına bakıyordu.


Son şarap serpiştirdiği vahşi çiçek kümelerinin ve çimlerin olduğu yer hafifçe rüzgara karşı titredi ve boş kaldı. Fang Yuan kendine güldü ve bakışını geri çekti.


Ancak.


Beklenmedik bir şekilde etrafında dönerken, bir boncuk beyaz kar gördü.


Bu kar boncuğu, uzakta olmayan bir mızrak bambu direğe yapışmıştı. Ay ışığı altında asılı yuvarlak bir inci gibiydi.


Fang Yuan'ın iki gözbebeği şiddetli bir şekilde daraldı, vücudu biraz titreyerek. Kalbi duraksadı ve her saniyede daha hızlı pompalanmaya başladı.


Bu likör solucanıydı!

_______

Not: çeviri düzeltmesi: monk=keşiş olacak, rahip değil. çiçek şarabı keşişi.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.