POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Reverend Insanity Bölüm 20: Akademi Yaşlısının Nutku Tutuldu

Çeviri : Kira
Düzenleme : -
Okunma : 131
Tarih : 21 Ekim 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Hissettiği inanılmaz neşe mantığından üstün gelmedi; hemen sakinleşti ve İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği’nin getireceği sonuçları düşünmeye başladı:

‘’Ağustosböceği’nin özelliği yeniden doğmak. Ama şu an en güçsüz evresinde, kullandığım an ölecektir. Ancak hala bir seviye altı Gu’su, bu yüzden kesinlikle aurasını kullanabilirim. Bu vücuduna hiç zarar vermeyecektir.’’

‘’Hee hee hee.’’ Düşünmeyi bitirdikten sonra, düşüncelerini kapattı ve gözlerini açtı. Likör solucanı karşısında süzülüyor, onu çevreleyen duman gibi bakır yeşili özün ortasında titriyordu.

Daha önce hayatta kalmak istediği için, çaresizlik Likör solucanının her şeyi tek bir çırpıda riske etmesine neden oldu. Yine de en sonunda iradesi İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği’nin aurası tarafından yenilmişti. Bundan dolayı büyük bir darbe almıştı, şu anki gücü normalde olduğunun yüzde biri kadar bile değildi.

‘’İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği.’’ Basit bir düşünceyle, Fang Yuan Ağustosböceği’nin aurasının küçük bir izini çıkardı. Bu aura Likör solucanının vücuduna baskı uyguladı; Likör solucanı ölü gibi anında hareketsiz kaldı. Mahvolmuş iradesi Ağustosböceği’nin aurasına yenildi; kediyle karşılaşmış bir fare gibi korkmuştu. Top şeklinde büzüldü ve azıcık bile hareket edemeyecek kadar korkmuştu.

Fang Yuan güldü ve kadim özünü hareketlendirmek için fırsatını kullandı. İlk başta yeşil bakır kadim özünü rafine etmek için kullanmayı denediğinde Likör solucanı’nın iradesi amansızca dayanmıştı, bu yüzden zahmetli bir şekilde yavaş yavaş yayılabilmişti. Ama şimdi Fang Yuan’ın yeşil bakır özü doğrudan nüfuz etti, bir dayanma olmaksızın güçlü bir şekilde içeri aktı. Hiçbir engel yoktu.

Likör solucanının üstündeki yeşil bakır rengi hızlıca genişledi. Göz açıp kapayıncaya kadar bir zamanlar inci beyazı solucan tamamen yeşile boyanmıştı.

Genel vaziyet geçti; Likör solucanının iradesinin son parçaları da nihayeten Fang Yuan’ın iradesi tarafından hiçliğe eritilerek yok oldu.

Bununla, Likör solucanı tamamen rafine edilmiş oldu!

Fang Yuan’ın ilk başta dağları bayırları aşmak ve zorluklara katlanmak zorunda olduğu zamanlara kıyasla, rafine süreci tükürüğü yutmak kadar kolaydı.

Bir çeşit mistik sıcak bir bağ Likör solucanını ve Fang Yuan’ı birbirine bağladı. Rafine edilmiş Likör solucanı Fang Yuan’ın bir parçası gibiydi – Eğer Fang Yuan kıvrılmasını söylese, kıvrılırdı; eğer bir top gibi yuvarlanmasını istese hamur köftesi gibi yuvarlanırdı. Kendi parmağını hareket ettirme hissi gibiydi.

Fang Yuan kadim özünü geri çekti ve Likör solucanı şişman beyaz haline geri döndü. Sonra bir sıçrama ile havaya kalktı ve Fang Yuan’ın açıklığının ortasına doğru daldı. İçerideyken, Likör solucanı havada asılı olan İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği’nin etrafında bir süre uçtu ve yeşil bakır kadim öze girdi. Denizin yüzeyinde Likör solucanı vücudunu gelişigüzel esnetti; arada tıknaz beli etrafında dönüyor, sıcak bir banyo yapıyormuş gibi rahat görünüyordu.

‘’ İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği’nin gelmesi ile planlarım değişmek zorunda.’’ Fang Yuan aklını açıklığından çıkarıp topladı ve Ayışığı Gu’sunu çıkardı. Daha önce yaptığı şeyi tekrarladı: İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği’nin aurasından bir tutam salıp Ayışığı Gu’suna baskıladı.

İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği’nin aurasını hissettiği gibi iradesi hemen teslim oldu, korkusu o kadar güçlüydü ki, iradesinin tek yapabildiği vücudunun bir köşesinde kaplumbağa misali kabuğuna saklanmak oldu.

Fang Yuan’ın kadim özü içeri aktı. Bir çırpıda Ayışığı Gu’su zümrüt yeşiline boyandı. Sonunda sadece basit bir düşünceyle, Ayışığı Gu’sunun iradesi boğuldu.

İşi bittikten sonra kadim özünü geri çekti ve Ayışığı Gu’su orijinal, yarı transparant mavi kristal haline geri döndü. Ayışığı Gu’sunu bir kenara bıraktı; açıklığına girmedi ama onun yerine direkt olarak alnına düştü, kaşlarının ortasında hilal şeklinde soluk mavi bir işaret oluşturdu.

Ayılığı Gu’sunun tamamen rafine edilme süreci beş dakikadan fazla sürmedi. Şimdiki rafine edilmesiyle baştaki zorlu rafine süreci kıyaslanırsa, süreç çok hızlı ve keskin bir karşıtlık vardı.

Sadece çok hızlı olmamış, aynı zamanda kadim özün kullanımı da çok azdı.

Geçen birkaç günde, Fang Yuan Likör solucanını rafine edebilmek için altı parça kadim taş kullanmıştı. Ama bu gece, Fang Yuan açıklığının altındaki kadim özü görürken, tek bir taş bile kullanmadı.

‘’Ha ha, İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği elimdeyken, tanrının yardımı sendeymişçesine kolay! Bu günden sonra tek yapmam gereken aurasını kullanmak, bütün seviye bir Gu’lar kolayca rafine olacaktır. Yalnızca C seviye yeteneğim olsa bile kadim taşlara ihtiyacım olmayacak. Öncesi ve şimdisi arasındaki fark, dünya ve cennet arasındaki fark gibi.’’

Fang Yuan neşeli hissediyordu. Şu an durumu mavi gökyüzünü görmek için bulutları ve sisi itmek gibiydi.

İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği en güçsüz halinde olsa da, hala seviye altı bir Gu idi. Düşmüş bir kaplan ardında hala bir tehlike bırakır; delikleri olan bir gemide hala birkaç kilo çivi vardır (1). Sadece aurasına güvenerek, Fang Yuan’ın kultivasyonu bu günden sonra çok daha hızlı bir hal alacaktı.

Bu anda, pencerenin dışındaki ay parlak ve yıldızlar azdı. Ay ışığı pencerenin içinden aktı, Fang Yuan’ın suratını aydınlattı.

‘’İlk başlarda bir numara olamayacağımı düşünmeye başlamıştım, ama yol beklenmedik bir yere çıktı. Zaman kimseyi beklemez! Şimdi akademiye gidip ödülü almalıyım!’’ Fang Yuan’ın gözleri parıldadı.

Bir düşünceyle İlkbahar Sonbahar Ağustosböceği görüntüden soldu ve bir kez daha kaybolup derin uykusuna geri döndü. Daha sonra Likör solucanını çağırdı ve yatağının köşesinde sakladı. Bu akademinin gereksiz sınavını önlemek içindi.

On beş dakika sonra, klan akademisinde.

Akademi yaşlısı çoktan yatağına gitmişti ama rüyasında hayal meyal birinin kapıyı çaldığını duyabiliyordu. Ses yüzünden uyandı ve gözlerini açtı, oldukça memnuniyetsizdi. ‘’Gecenin bu saatinde oradaki de kim?’’

Anında bir ses saygılı bir tonla cevap verdi, ‘’Kıdemli efendiye rapor vermeye geldim! Bu seneki grubun bir öğrencisi; çoktan Ayışığı Gu’sunu rafine etmeyi başarmış. Maiyetinizdekilere saat kaç olursa olsun ilk gelen ismi söylemenizi emretmiştiniz.’’

‘’Pekala… Öyle olduğu doğrudur.’’ Akademi yaşlısı kaşlarını çattı ve yatağından kalktı. Cübbesini giyerken, ‘’Hangi öğrenci bu senenin birincisi oldu? Gu Yue Fang Zheng mi?’’ dedi.

Dışardaki emir kulu cevap verdi, ‘’Öyle görünüyor. Haberleri duyduğum an buraya size haber vermeye geldim efendim. Fang ailesinden biri gibi görünüyor.’’

‘’Hehe, zamanı hesaba katarsak, muhtemelen o.’’ Akademi yaşlısı hafifçe güldü, kendine emin bir şekilde, ‘’A sınıf dahi yetenekten başka kim olabilir ki?’’ dedi. ‘’Bütün o B derece yetenekli öğrenciler kadim taşların yardımıyla bile daha kötü yapardı. Yoksa kultivasyon derecesi neden bu kadar önemli olsun ki?’’

Bunu dediği gibi kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Kapının dışında, emir kulu saygılı bir biçimde eğildi, iki adım geri çekilerek ‘’Efendim haklı.’’dedi.

Koridoru on tane mum aydınlatıyordu. Fang Yuan2ı getiren adam tüm şüphelerini çoktan temizlemişti. Mum ateşinin parlak ışığı altında yüzü şaşkına dönmüş bir ifade gösterdi. ‘’Ne, ne dedin? Gu Yue Fang Yuan mı, Gu Yue Fang Zheng değil mi?’’

Fang Yuan kafasını salladı. O anda yaşlı girişe doğru yürümüştü. Fang Yuan ve adam ayakta durup karşılamak için dönmüşlerdi.

Akademi yaşlısı Fang Yuan’ı gördüğünde yüzünde gülücükler vardı. Uzun adımlarla yürüdü ve Fang Yuan’ın önünde durdu, omuzuna arkadaşça bir şekilde vurdu. ‘’İyi iş başardın, Gu Yue Fang Zheng, beni hayal kırıklığına uğratmadın. Gerçekten de A sınıfı bir yetenek – bir dâhisin! Bütün o B sınıfı, C sınıfı arkadaşların ne kadar çabalasalar da senle kıyaslanamayacaklar. Ha ha ha.’’

Fang Yuan ve Fang Zheng ikiz kardeşlerdi; dış görünüşleri birbirlerine benziyordu. Akademi yaşlısı bile karıştırmıştı.

Fang Yuan kibirli veya alçakgönüllü değildi. Akademi yaşlısının elinden kurtulmak için geriye doğru küçük bir adım attı. Akademi yaşlısına baktı, elleri arkasında katlanmıştı. Sonra soluk bir gülümsemeyle, ‘’Kıdemli efendi, yanlış anladınız. Ben Gu Yue Fang Yuan’ım, Gu Yue Fang Zheng benim küçük erkek kardeşim.’’

‘’Huh?’’ Akademi yaşlısı hafifçe ağzını açtı, korkmuş bir ifadesi vardı. Şüpheli bir şekilde Fang Yuan’a baktı, kaşları çatmaya başladı. Birkaç nefesten sonra sonunda konuştu. ‘’Sen Gu Yue Fang Yuan mısın?’’

‘’Doğru efendim.’’ Fang Yuan cevap verdi

‘’Ayışığı Gu’sunu rafine mi ettin?’’ Akademi yaşlısı aşırı şaşırmıştı. İki gözü doğrudan Fang Yuan’ın hilal şeklinde alnındaki işarete baktı. Gözleri parlıyordu; kanıt arıyordu.

‘’Aynen öyle, durum bu.’’dedi Fang Yuan.

‘’O zaman grubunun ilkisin?’’ Akademi yaşlısı saçma sorular soruyordu ama suç onda değildi. Sonuçta, kimsenin beklemeyeceği bir durumdu.

Bilinmelidir ki o, on yıllardır akademinin başında ve inanılmaz tecrübeli. Daha önce de C sınıfı yeteneklerin birinci olduğunu görmüştü ama bu kadar erken olmamıştı. Grupta A ve B sınıfı yeteneklerin olduğuna değinmiyorum bile.

‘’Eğer benden daha önce başaran yoksa…’’ Fang Yuan derin düşünceler içindeymiş gibi davrandı, burnunu ovaladı ve devam etti, ‘’O zaman öyle görünüyor.’’

Akademi yaşlısı: ‘’…………………….’’

(1)    Hasar almışken bile iş görür anlamına geliyor.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)