POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 124: 124. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1888
Tarih : 12 Ağustos 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: 124. Bölüm

Tam o anda...

Kraliçe karıncanın odasındaki ışık sanki bozulmak üzere olan bir floresan lambayla aydınlatılıyormuş gibi yanıp söndü.

Jinwoo başını kaldırdı. Choi Jongin’in tavandaki ışık topu şimdi dikkat çekici bir şekilde titriyordu.

“Büyüsü bitmek üzere mi?”

İlk bakışta böyle düşündü.

Ancak Koreli Avcılar bu odanın içine adım attığından beri bir saat bile geçmemişti. Büyü nasıl hemen bozuluyor olabilirdi? Ayrıca bu S Seviye bir Büyücü tarafından yoldaşlarının ölümcül bir baskını sağ salim tamamlamaları için yapılmış bir büyü değil miydi?

Böyle bir şeyin olmasına imkan yoktu. O hâlde...

“...Yoksa?”

Bunun sebebi mutasyona uğramış karıncaya yaptığı Gölge İhracı mıydı? Tam böyle düşünürken...

Pat!

Etrafı aniden karardı.

Eğer azıcık bir ışık olsaydı, Algı durum puanı sayesinde hâlâ etrafını görebilirdi. Ama ortam kapkaranlık olunca bunu bile yapamıyordu.

Aradan bir iki saniye geçti.

Karanlık yalnızca bir anlığına sürdü ve sonrasında gözlerinin önünde mutasyona uğramış karınca duruyordu.

‘......’

Jinwoo korktu ve geri adım attı.

Eğer tam o esnada Sistem’in “Gölge İhracı başarıyla gerçekleşti” mesajı çıkmasaydı, karıncanın hayata döndüğünü falan düşünürdü.

“Vay be... Çok korktum.”

Jinwoo rahat bir nefes aldı.

Geri adım atıp yaratığa sakince tekrar baktığında, hayatta olduğu zamankinden biraz farklı göründüğünü fark etti. Vücudundan sürekli kara dumanlar yükseliyordu.

“Demek bu o karınca canavarın gölgesi...”

Esas durum puanlarının ne kadar değiştiğini bilmiyordu, ama yaydığı uğursuz aura birkaç seviye yükselmişti. Jinwoo, karıncanın gölgesinde durdu. Muazzam bir büyü enerjisi hissedebiliyordu.

Yaratık karşısında böyle durunca ve büyülü enerjisini hissedince, mutasyona uğramış karıncanın askeri olduğunu nihayet idrak etmişti.

'Hımm.”

Sakin kalmak istedi ama dudaklarının köşeleri yukarı doğru kıvrılmaya devam etti.

Küt küt, küt küt, küt küt!

Kalbi sanki çok istediği oyuncağı eline almış bir çocuğunki gibi küt küt atıyordu.

Kısa süre sonra gölgenin bilgisi karşısında belirdi. Jinwoo, gölgenin başındaki bilgiyi okurken gözlerini kıstı.

[?? Sev. 1]

Komutan Sınıfı

 

Jinwoo sınıfını onayladıktan sonra yumruklarını sıkıca sıkmaya. Yeni bir sınıf ortaya çıkmıştı. Yani bu adam diğer askerlerine kıyasla bambaşka bir seviyedeydi.

“Hayattaykenki esas yeteneklerini göz önüne alınca bu gayet doğal...”

Yeni sınıfın adı bile bunun ortalama, sıradan bir asker olmadığını gösteriyordu. Bu gölgeyi elde etmek için sıkı çalışmasının meyvesini yiyordu. O esnada.

Şuvuuuk.

Gölge, Jinwoo’yla göz göze gelince diz çöktü. Diğer gölgelerin “mutlak sadakati” bu adam için de geçerli olmalıydı.

“Güzel.”

Sırada kraliçe karınca vardı.

Jinwoo memnun olmuş bir hâlde güldü ve arkasını döndü. Ama sonra...

“Ey kralım...”

Jinwoo, arkasından bir ses geldiğini duyduktan sonra aniden durdu. Bu kadar kolay korkacağı aklına gelmezdi, ama şu an sanki kalbi midesine çökmüş gibiydi.

...İşitsel halüsinasyon olabilir miydi?

Jinwoo arkasına baktı. Bunu yaparken bile gelişmiş duyuları sayesinde orada karıncanın gölgesinden başka bir şey olmadığını anlayabiliyordu. Gölge hâlâ diz çöküyordu, başını eğdi.

“...”

Jinwoo yavaşça dönerken gölgeyi inceledi.

“O sen miydin?"

Gölge sanki bu anı bekliyormuş gibi ağzını açtı.

“Lütfen bana bir isim verin..."

Her ne kadar biraz anlamsız gelse de, karıncanın gölgesi kesinlikle onunla konuşuyordu.

***

Avcıların bindiği helikopter doğruca Seul şehrine döndü.

Tatatatata~

Cemiyet Başkanı Go Gunhee endişeyle gelmelerini bekliyordu, bu yüzden helikopter Avcılar Birliği’ndeki piste inince, bizzat yanlarına gitti ve aracın kapısını açtı.

“Avcı Cha Haein-nim’in durumu nasıl?”

Bütün Avcılar gözlerini Cha Haein’e çevirdi. Bilinci henüz yerine gelmemişti ve helikopterin zeminine serilmiş bir battaniyenin üstüne yatıyordu.

“Çabuk olun! Bu taraftan!”

Pistin hemen dışında bekleyen iki A Seviye Avcı, Go Gunhee onlara emir verir vermez ileri atıldılar. Fakat durumunu kontrol etmeye başladıklarında,

“...??”

“...??”

Birbirlerine şaşkın bakışlar attılar.

“Neler oluyor?”

Go Gunhee bu soruyu sorunca, neredeyse aynı anda yanıt verdiler, ilk konuşanın kim olduğunu anlamak zordu.

“Hiçbir yarası yok.”

“Tamamen normal.”

“Avcı Cha’yı tedavi etmeye gerek yok mu yani?”

Şifacılar başlarını salladılar. Aynı zamanda biraz daha açıklama yaptılar.

“Kimin yaptığını bilmiyorum, ama inanılmaz bir şifa büyüsü yapılmış. Bu yüzden bizim bir şey yapmamıza gerek yok efendim.”

Go Gunhee’nin şu an gerçekten kafası karışmıştı.

Canlı yayın aracılığıyla Cha Haein’in durumunu en son doğruladığında, yaraları oldukça ağır görünüyordu. Ayrıca aldığı bir rapordan durumunun, bilincinin yerinde olmadığı kadar kötü olduğunu duymuştu.

Bu yüzden acilen arayıp birkaç A Seviye Şifacı bulup onları burada bekletmişti. Ama şimdiyse...

“Onu iyileştirmeye gerek yok mu?”

Go Gunhee, hareketsiz Cha Haein’e baktı. Ten rengi o kadar da kötü görünmüyordu. Neredeyse uyuyormuş gibiydi.

Kamera kapatıldıktan sonra neler olmuştu?

Go Gunhee karışık kafasını eğdi.

“Orada da Şifacıları yoktu...”

Sonuçta tek Şifacıları Min Byunggu vefat etti, değil mi?

Go Gunhee, takım lideri Mah Dong-Wook'a sordu.

“Orada ne oldu, Avcı Mah?”

“Yani..."

Mah Dong-Wook bu durumu nasıl açıklayacağıyla ilgili bir ikileme girerken, Şifacılardan biri hemen bağırdı.

“Uyanıyor!"

Herkesin dikkati anında ona odaklandı. Go Gunhee dikkatlice başının yanına oturdu ve sordu.

Avcı Cha-nim, beni duyuyor musun?”

Cha Haein yavaşça gözlerini açtı.

“Nerede... ?”

“Helikopterin içindesin. Şu anda Avcı Cemiyeti’ne iniş yaptık ve seni en kısa sürede hastaneye götürmeyi planlıyoruz.”

“Hastane mi...”

Cha Haein derin bir nefes almadan önce etrafına kısaca baktı. Avcı Sung Jinwoo’nun kokusu tüm vücuduna yayılmıştı. Odaklanmamış gözlerle Go Gunhee'ye baktı.

“...Avcı Sung Jinwoo-nim orada ortaya çıktı mı?”

Bunca zamandır bilinçsiz olması gerekiyordu, bu yüzden Sung Jinwoo'nun adını andığında, diğer Avcılar içten içe şaşırdı. Sözlü bir cevap yerine, Go Gunhee yavaşça başını salladı.

Cha Haein'in yüzünde ince bir gülümseme oluştu.

“Rüya olmadığını... Biliyordum.”

Cha Haein kısa bir süreliğine uyandı, ama daha sonra derin bir uykuya daldı. Solunumunun stabil olduğunu onayladıktan sonra, Go Gunhee, astlarına, onu hastaneye götürmelerini emretti, böylece biraz dinlenebilirdi.

Ancak o zaman Avcı Sung Jinwoo'nun helikopterde olmadığını fark etti. Bakışlarını Mah Dong-Wook'a geri çevirdi.

“Bu arada Avcı Sung Jinwoo-nim nerede?”

Bu soruyu duyduktan sonra, Baek Yoonho çabucak cevap verdi.

“Avcı Sung Jinwoo, o... geride kalmayı seçti.”

“Ne demek geride kalmayı seçti?”

Go Gunhee’nin yüzünde anlamamış bir ifade vardı. Bildiği kadarıyla büyü enerjili motora sahip helikopter, Jeju Adası’ndan buraya gelmek için durmadan uçmuştu.

Yolculuğun ortasında hiç durmamıştı, öyleyse bu adam nerede kalmayı seçmişti? Git Gunhee tekrar sordu.

“Nerede kalmayı seçti?”

“Bana hala Jeju Adası'nda ilgilenmesi gereken bir işi olduğunu söyledi.”

“...Helikoptere bile binmedi mi yani?”

Go Gunhee sorarken sesi kafası karışmış gibi geliyordu, Baek Yoonho da sinsice gülümsedi ve başını salladı.

“Evet."

***

“Nasıl konuşabiliyorsun?”

“Konuşabiliyorum işte.”

Karıncanın gölgesi, Jinwoo'nun sorularını cevaplamaya devam etti, ama ne yazık ki, hiçbiri pek yardımcı olmadı.

Yoksa karınca canavar yaşarken konuşmayı bildiği için öldüğünde de konuşabiliyor olabilir miydi?

‘...Hayır, dur.”

Jinwoo başını sağa sola salladı.

Artık güvenilir şövalyesi “Demir”e dönüşmeden önce Avcı Kim Cheol de nasıl konuşacağını biliyordu, ama o en başından beri insandı. Fakat Demir’le sohbet etmek yine de mümkün değildi.

Aynısı Min Byunggu için de geçerliydi. Hiçliğe dönmeden önce tek bir kelime bile edememişti. Ve Fildişi de hayattayken ağzı laf yapan bir canavar olduğu hâlde, Gölge Asker olduktan sonra çenesini kapatmıştı.

O zaman neden...

Neden sadece bu adam konuşabiliyordu?

Bu adamla konuşamayanlar arasında bariz bir fark vardı.

“Sınıflar...”

“Elit Şövalye” veya “Şövalye” olan diğer askerlerinin aksine bu adamın “Komutan” isminde yeni bir sınıfı vardı.

Belirli bir sınıfa ulaştıktan sonra konuşmaları mümkündü. Henüz sağlam bir kanıtı olmadığı için, aklına gelebilecek en makul açıklama buydu.

“Yani adamlarım yeterince seviye atladıktan sonra konuşmaya başlayacaklar...”

“Askerlerin seviyelerinin neden daha yükseğe çıkarılması gerekiyor” listesine bir başka neden daha eklenmişti. Jinwoo bir süre düşündü, ardından askerlerine daha önce sormak istediği o soruyu sordu.

“Ben seni öldüren adamım.”

“...”

“Ama yine de bana hizmet etmek mi istiyorsun?”

“Ben...”

Karıncanın gölgesinden tamamen beklenmedik bir cevap geldi.

“Ölmedim, ama... Hükümdârımın gücüyle... Yeniden doğdum.”

Gölge daha sonra başını kaldırdı. Ve Jinwoo’yla göz göze gelerek devam etti.

“İçimden... Sevinç... Taşıyor. Hükümdârımı... Ebediyete dek... Takip edeceğim.”

Küt küt!

Neden böyle oldu? Gölgenin gerçek duygularını hissettiği için miydi?

Jinwoo’nun kalbi, karıncanın gölgesi ebedi sadakat yemini ettiği anda kuvvetlice attı. Ardından deliler gibi atan kalbini yatıştırmak için elini göğsüne götürdü. Hızlı bir şekilde olağan sakinliğini yeniden kazandı.

O zaman, karıncanın gölgesi başını tekrar indirdi ve bir kez daha Jinwoo’ya yalvardı.

“Ey kralım... Lütfen bana... Bir isim verin...”

Konuşma başa dönmüştü.

Kişinin isteklerini Sistem yerine bizzat kendisinden duymak, Jinwoo için yeni bir deneyimdi.

İsim, isim...

Askerlerinin isimlerine başından beri o kadar dikkat etmiyordu, ama...

“Şu karınca veya bu karınca demek de biraz saçma, değil mi?”

Artık Jinwoo’nun ordusunda onun gibi yüzlerce karınca vardı, bu yüzden bir Şövalye Komutanı’na “Karınca” adını takıp onu üzmek istemezdi, değil mi?

Demek bu yüzden...

Jinwoo bir süre düşündü, ardından yüzünde bir tebessüm belirdi.

“...Beru.”

‘Karıncalar' adlı romanı ile ünlenen bir yazarın adını hatırladı.

Çok kısa bir süre için düşündükten sonra kolayca kararını verdi.

“Senin adın artık Beru.”

Jinwoo ona yeni bir isim verdikten sonra Beru, gerçekten duygulanmış gibi başını daha da eğdi.

“Minnettarım... Hükümdârım.”

Beru’nun başının üstünde süzülen bilgi o esnada değişti.

Beru Sev. 1

Komutan Sınıfı

 

‘Bitti.'

Seçtiği isimden gerçekten memnun kalan Jinwoo, kraliçenin cesedine döndü. Şimdi Gölge İhracı sırası kraliçedeydi.

Beru’yu Gölge Askeri yaptığı için özgüveni artmış olacaktı ki, kraliçenin Gölge İhracı sıkıntısızca gerçekleşti.

“Ayaklan.”

Kiiaaahhhhk-!

Ölüm sancısına benzer bir çığlık atan, karınca kraliçeye benzer Canavar Asker gölgeden çıktı.

“Güzel!”

Jinwoo birbiri ardına gerçekleşen başarılı ihraçlardan ötürü mutluydu, ama tuhaf bir şey keşfettikten sonra başını eğmeye başladı.

“Bu da ne?”

Aslında karınca canavar olan Gölge Askerleriyle bağlantısı, kraliçe karıncanın gelişiyle aniden azalmıştı. Sanki onları bağlayan ipliklerin üzerinde bir pus vardı.

“...Beru.”

Daha ona seslenmeyi bitirmeden, Beru çoktan yanına gelmişti bile.

Basar!

Eğer Algı durum puanı 200’ü geçmiş olmasaydı, Jinwoo çıplak gözleriyle bu hareketi takip edemezdi. Böyle bir yaratık artık onun sadık askeriydi. Jinwoo bunu fark edince özgüveni daha da arttı.

“Burada neler olduğunu biliyor musun?”

Jinwoo çenesiyle kraliçenin gölgesini çenesiyle işaret ederek sordu. Olay karınca ordusunun iç işleri olunca Beru her şeyi biliyordu, bu yüzden ona sormak mantıklıydı.

Kibarca cevabını verdi.

“Karınca ordusuna hükmetmek... Kraliçenin doğuştan gelen yeteneği.”

“Aha.”

Yani karınca gölgeler ordusunun kontrolü otomatik olarak kraliçeye mi geçiyor?

“Ama bu biraz...”

Kraliçe ona boyun eğmiş olsa bile, bütün karınca askerlerin kontrolünü ona vermenin iyi olmadığını düşündü. Çünkü o zaman kraliçeye sürekli emir vermek zorunda kalacaktı.

Jinwoo, Beru'ya tekrar sormadan önce çenesini biraz kaşıdı.

“Tamam, peki kraliçenin sihirli enerjisindeki azalmanın nedeni ne?”

“Kraliçenin sihir enerjisinin çoğu... üreme içindir. Bir vücut olmadan üreme imkânsız... Bu yüzden...”

Jinwoo lafını kesti.

“Bu yüzden mi esas büyü gücünün yalnızca yarısına sahip?”

“Bu doğru hükümdârım.”

Beru’nun dediklerine bakılırsa, kraliçe Jinwoo’nun işine pek yaramayacaktı. Kısa bir süre düşündükten sonra, çağrıyı komple iptal etmeye karar verdi. Yalnızca sınırlı kaynaklarını tüketmeye devam edecek bir asta ihtiyacı yoktu, değil mi?

Kiiieeehhhk-!

Kraliçenin gölgesi anında dumanlaştı ve havada dağıldı.

[Depolanan gölge sayısı: 570/570]

 

Gölgesi artık askerleriyle ağzına kadar doluydu, bu yüzden...

“...Geriye bir tek büyülü kristaller kaldı.”

Jinwoo etrafına bir göz attı. Yalnızca S Seviye Geçitlerde görülen birinci sınıf büyülü kristaller, çakıl taşları gibi zeminde yuvarlanıyordu.

Kimse izlemediğinden ve çoğunu kendi öldürdüğünden, eğer isterse hepsini alabilirdi. Ancak, Jinwoo bu fikirden vazgeçti.

Bu kristallerin kurbanlara tazminat ödemek ve Jeju Adası’nı eski ihtişamlı hâline döndürmek için kullanılacağını duymuştu. Jinwoo zaten para için avlanmıyordu, bu yüzden milletin hakkına girmeyecekti.

“Ama bunu almamın kimseye bir sakıncası olmayacağından eminim.”

Jinwoo, sihirli kristali Beru’nun orijinal vücudundan çıkardı. Bu değerli bir taşa benzeyen, kapkara bir büyü kristaliydi. Büyü kristalini cepledikten sonra Jinwoo, Kaisel’i çağırdı.

Kiiaaahjk!

Kaisel kanatlarını çırptı ve anında uçmaya hazır oldu. Jinwoo kraliçenin odasına son bir kez baktı ve sırtına atladı.

Bir ara karmakarışık olan bu mekân artık ürkütücü bir şekilde sessizdi.

‘......’

Jeju Adası seferi bitmişti.

Jinwoo bakışlarını odanın içinden çıkışa doğru çevirdi.

“Eve gidiyoruz.”

Ve sonra, Kaisel havada güçlü bir şekilde uçtu.

<Bölüm 124> Son.

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (11)

31 puan
Sarang2 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler

18 puan
mFHaCl4 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler

13 puan
white4 hafta önce
Üye
Teşekkürler bölüm için

32 puan
Aissech1 ay önce
Üye
Beru komutan olduğuna göre büyük ihtimal orduyu ona verip zindanları temizletebilir baya kullanışlı ayrıca Jin-Woo görünce korktuğuna göre baya güzel görünüyordur mangada gelsede görebilsek acaba nasıl çizecekler.. Çeviri için teşekkürler.

157 puan
Ulaş1 ay önce
Üye
Jinwoo ve babasının karşılaşması şuan en merak ettiğim şey :3

22 puan
treys1 ay önce
Üye
Emeğinize saglık

2436 puan
maahhaam1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Jeju adası arkı bitti gelsin japonya ve abd arkları

7 puan
Keser1 ay önce
Üye
Hukimdar butun dunyayi sallayacak artik ceviri icin tesekkurler

16 puan
wolfturk1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler artık S seviye zindan sorunu kalmadı.

28 puan
Murion1 ay önce
Üye
Jeju Adası Arc'ı da sonunda bitti. Ellerinize sağlık.

2230 puan
Syke1 ay önce
Üye
Teşekkürler