POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 132: 132. Bölüm

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : Lohengramm
Okunma : 1955
Tarih : 27 Ağustos 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Tek Başıma Seviye Atlıyorum: Bölüm 132

Cup.

Matsumoto Shigeo dizlerinin üzerine çöktü.

Hem bir Cemiyet’in patronu olan hem de Japonya isimli ülkedeki bütün Avcıların görüşlerini ve mevkilerini temsil eden bir adam, başka birinin önünde diz çöküyordu.

“...”

Bu kısa sürede bile, Matsumoto’nun beyninden sayısız düşünce geçti.

Ancak beynini ne kadar zorlarsa zorlasın, bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulamadı.

Şu an gurur veya onur için endişelenme zamanı değildi. Eğer bu bilgi dışarı çıkarsa, o zaman sonrasında yaşanacaklar onun mevkisini kaybetmesiyle sınırlı kalmazdı.

“Başkan Go Gunhee... Lütfen beni affedin.”

Maalesef Go Gunhee’nin gözleri hâlâ buz gibi bakıyordu.

Yaptığı yanlışların kanıtı olmadığında kendini üstün gören bu adam, durum tersine dönünce anında kuyruğunu kıstırmıştı.

Kim bu adama sempati duyardı ki?

“Kalk ayağa.”

Go Gunhee’nin soğuk sesi, Japon mevkidaşına boş özürlerle vakit kaybetmemesini tavsiye etti, ama Matsumoto buna uymayıp başını sürekli ofis zeminine vurdu.

Bam! Bam!

“Ülkemiz Japonya, en iyi Avcılarının yarısını kaybetti ve yakında yardım için uluslararası topluluğa yalvarmak zorunda kalacak.”

Japonya’daki Avcı sistemi ne kadar mükemmel olursa olsun, S Seviye Avcılarının yarısı öldüğünden eninde sonunda savunmalarında açıklar belirecekti.

Kalan savaş kuvvetleri şimdilik A Seviye Geçitlerle ilgilenmeye yetecektir, ama...

Ama Japonya, bölgelerinde S Seviye Geçit çıkarsa diye sürekli tetikte kalmak zorunda olacaktı. Daha da kötüsü, Jeju Adası’nda meydana gelen trajedi, Japonya’da tekrar yaşanabilirdi.

“Eğer o ses dosyası sızarsa, o zaman bütün dünya bizi görmezden gelir. Size yalvarıyorum Başkan Go Gunhee. Lütfen bu seferlik masum Japonya vatandaşlarını düşünün ve bizi bağışlayın!..”

“Bunu senin cezan olarak kabul et.”

Go Gunhee, Matsumoto'nun sözlerini acımasızca kesti.

“Bunu senin ve Avcılarının işlemeye çalıştığı günahın cezası olarak düşün ve memnuniyetle kabul et.”

Her an patlayabilecek bir bomba taşımak ve hesaplaşma saatini beklemek - Go Gunhee’nin ima ettiği ceza buydu.

Ancak Matsumoto’nun kafasını yerden kaldırmaya niyeti yoktu.

“Başkan Go Gunhee... Öfkenizi yatıştırana kadar, bir daha kalkmayacağım. Size yalvarıyorum, lütfen, lütfen! Bir kez daha düşünün!”

“Bana başka seçenek bırakmadın."

Yüzündeki sıkıntılı ifadeyle Go Gunhee, cep telefonunu çıkardı.

“Beş dakikanız var."

Bununla ne demek istemişti?

Merakına engel olamayan Matsumoto başını kaldırdı ve Go Gunhee'ye baktı. Koreli adam yavaşça telefonunu salladı.

“Gelecek beş dakika içerisinde buradan çıkmazsanız, bu telefona kaydedilen her muhabirin numarasına bir mesaj gönderilecek. Japon Cemiyet Başkanı’nın önümde yaptığı rezillikle ilgili olacak.”

Eğer bombanın her an patlayabileceği korkusuyla bana yapışırsanız, o zaman hemen patlatırım - artık tehdit etmiyordu. Hayır, bu bir bildiriydi.

“Ama bu..."

Matsumoto alt dudağını ısırdı.

Go Gunhee’nin kararlılığı, hoşgörü tarafından sarsılacak kadar yumuşak değildi. Matsumoto bu gerçeği geç fark etti. Ve bu aynı zamanda, gururunu bir kenara atıp durumu kurtarma çabasının da başarısız olduğu andı.

Matsumoto güçsüzce ayağa kalktı.

Go Gunhee buz gibi bakışlar atmaya devam etti, telefonunu yavaş yavaş indirdi. Daha sonra kararsız Japon adamla konuştu.

“Bay Sung Jinwoo'ya teşekkür etmelisiniz."

Go Gunhee’nin canavarımsı gözlerinde tehlikeli, saf bir öfke titriyordu.

“Avcılarım mutasyona uğramış karınca tarafından değil de sizin entrikalarınızdan ötürü incinseydi, o zaman bu odadan sağ çıkamazdınız.”

Matsumoto’nun elleri titreyerek eşyalarını topladı ve arkasına bile bakmadan Kore Cemiyeti binasından aceleyle kaçtı. Buraya son geldiğinde sergilediği gurur ve özgüvenden şimdi eser yoktu.

“Fuu...”

Bu arada, Go Gunhee kanepesine yaslandı. Bastırdığı bütün o stresi bir anda uçup gitmiş gibi hissetti. Tabii ki işleri burada bitirmeyi planlamıyordu.

Artık Japon Avcı Cemiyeti’ni elinde tuttuğunu söylemek hiç de abartı olmazdı.

“Eğer suç işlediysen, bunun için cezalandırılırsın.”

Go Gunhee hayatının başından beri dostlarına ve düşmanlarına hak ettikleri şekilde davranırdı.

O esnada masada duran cep telefonu aniden çalmaya başladı.

‘Mm?'

“Yanıtla” tuşuna bastı ve hoparlörden endişeli bir ses geldi. Go Gunhee, olanları sessizce dinledi ve gözleri gittikçe genişledi.

“Ne?! Yolun ortasında bir geçit mi açıldı?”

Bir de üstüne bu, sıradan bir baskın ekibinin hiçbir şey yapamayacağı B Seviye bir Geçit’ti!

“Nerede bulunuyor?"

Bu sorunu çözmenin en etkili yolu, büyük bir Loncayla iletişime geçmek ve yetenekli bir baskın ekibi göndermelerini sağlamaktı. Ama sonra...

“...Durun.”

Olay yerindeki ajandan raporu duyduktan sonra, Go Gunhee’nin ifadesi biraz tuhaflaştı.

“Avcı Sung Jinwoo, Loncası için oralarda bir ofis tutmamış mıydı?”

***

Yol aniden tıkandı.

Jinwoo kendisini hareketsiz bir trafik denizinin ortasında sıkışıp kalmış hâlde bulunca derin derin düşünmeye başladı.

“O kadın kesinlikle bir şey gördü.”

Kadının adı Madam Norma Selner’dı. Sayısız güçlü Avcıyla yüzleşmiş olmalıydı, ama ondan korktuğu için yüzüne bile bakamamıştı.

Onda ne “görmüştü”?

Sisteminin izleri miydi?

Sistem ondan ara sıra saçma şeyler istiyordu, ama kesinlikle korkutucu bir varlık değildi.

“Korkutucu olmak yerine, en büyük müttefikim oluyor.”

Ancak diğer insanlar onu nasıl görürdü?

Direktör Yardımcısı onunla daha sonra temasa geçmenin uygun olup olmadığını sordu. Bununla birlikte azıcık sakinleşmeyi başaran kadın, yeniden korkmuştu ve adam bu soruyu sorar sormaz yeniden titremeye başlamıştı.

Jinwoo kadını tekrar görmek istese bile, kadın kendi iradesiyle ondan kaçınırdı. Tüm vücudu isteksizliğini açıkça belli etmişti. Jinwoo daha sonra farkına vardı.

Belki de kadının güçleri üzerinde işe yaramamıştı. Normal Avcılardan çok farklıydı sonuçta.

“O zaman vaktimi onlarla harcamama gerek yok.”

Zaten Amerikan direktör yardımcısına, onlarla görüşmeye gerek olmadığını söylemiş ve davetlerini reddetmişti. Direktör Yardımcısının donuk ifadesi kesinlikle unutulmazdı.

“Onu boş ver de bu trafik ne böyle?”

Jinwoo önündeki kapalı yola bakarak kaşlarını çattı.

“Metro bu yüzden daha iyi.”

Acaba kaza mı var diye düşünürken...

Vrrrr...

Araba şarjına bağlanmış telefonu gürültülü bir şekilde titredi. Jinwoo arayanın kimliğini kontrol etti.

“...Cemiyet Başkanı mı?”

Daha birkaç saat evvel cenazede görüşmüşlerdi, bu kadar kısa sürede onu aramasını gerektiren ne işi olabilirdi ki? Jinwoo ‘Yanıtla’ simgesine dokundu.

-“Avcı-nim. Ben Go Gunhee.”

Cemiyet Başkanı, Seul’ün ortasında meydana gelen durumu sakin bir sesle açıkladı.

“Affedersiniz? Yolun ortasında bir Geçit mi açıldı?”

Trafiğin bu kadar sıkışmasının normal olmadığını düşünmeye başlamıştı, ama görünüşe göre bunun iyi bir sebebi varmış.

Minibüsü döndürmeyi umarak, Jinwoo aracın etrafını taradı. Maalesef etrafını sarmış bir sürü araba vardı ve hareket etmek mümkün değildi. Çaresizce başını salladı ve bakışlarını yolun önüne döndürdü. O esnada.

Telefonuna trafik sıkışıklığının memnuniyetsizliğini ortadan kaldıracak hoş bir haber geldi.

- “Ajanlarımız Geçit’in B Seviye olduğunu hesapladı. Bizim için halletmek ister misin Avcı-nim?”

“Ne?!”

Jinwoo bu mükemmel haber karşısında gülmemek için kendisini zor tuttu. Aslında bir sürü vatandaşı rahatsız eden bir olaydan memnun olmaması gerekiyordu. Evet.

Jinwoo sesini düzeltmeyi başardı ve temkinli bir şekilde sordu.

“Baskın iznim yok, öylece girebilir miyim efendim?”

- “Hıhı. Avcı-nim, baskın izinlerini kim veriyor?”

“Cemiyet veriyor efendim.”

- “Peki ben kimim?”

Jinwoo, kahkahalarını tekrar bastırdı ve ciddi bir şekilde cevapladı.

“Avcı Cemiyeti’nin Başkanısınız efendim.”

- “Hıhı. Bu yüzden, hiçbir şey için endişelenme ve lütfen onunla ilgilen.”

“O zaman yemek... Yani fırsat için teşekkür ederim.”

Jinwoo yumruğunu sıktı.

Minibüsten indi ve Geçit’ten sızan büyü enerjisi izine doğru yürümeye başladı. Dört bir yanı arabalarla çevrili olduğundan, minibüsü bir yere park etmesine de gerek kalmamıştı.

“...Evet. Arkamda gördüğünüz uçan kara delik, bugün şehirde ortaya çıkan Geçit...”

“...Kaynaklarıma göre bu Geçit B Seviye olarak sınıflandırılmış, büyük bir Loncanın katılımını gerektiren yüksek rütbeli bir Geçit...”

Muhabirler o oraya varana dek çoktan Geçit etrafında bir kordon oluşturmuşlardı ve Cemiyet çalışanlarıyla polis de girişlerini kısıtlıyordu.

'Hımm.”

Jinwoo muhabirlerin arasından sıyrıldı ve Geçit’e yaklaştı, ama bir kadın Cemiyet çalışanı önünü kesti.

“Lütfen durun! Ne yaptığınızı sanıyorsunuz?!”

Göğsünü ittirdi ve yüksek sesle konuştu.

“Buraya öylece giremezsiniz!”

Ufak elleriyle onu ne kadar iterse itsin, Jinwoo yerinden kımıldamıyordu bile. Ancak o zaman karşısındaki kişinin bir Avcı, hem de yüksek rütbeli bir Avcı olduğunu fark etti.

“Siz bir... Avcı mısınız?”

Jinwoo lisansını çıkardı ve ona gösterdi. Kadının gözleri doğal olarak fal taşı gibi açıldı.

“B-Bir S Seviye mi? Sung Jinwoo mu?”

Jeju Adası’ndaki bütün o karınca canavarları öldüren adam mı?..

Jinwoo’nun kimliğini öğrenen kadın Cemiyet çalışanı, başını kaldırdı ve yeniden baktı.

Jinwoo televizyondaki hâlinden çok farklı görünüyordu, bu yüzden Cemiyet çalışanı olsa bile, Jinwoo’yu tanımakta güçlük çekmişti.

Ancak burada bu kadar çok insan varken dikkat çekmemesi de doğaldı.

“...Ha?”

“Bu adam?..”

“Bu Sung Jinwoo!”

“Sung Jinwoo buraya Geçit'i bizzat kapatmaya gelmiş galiba!”

Burada sıkışıp kalmaktan bıkmış insanlar, Jinwoo'yu tanımaya başladılar ve ciltlerine renk geldi. Aralarındaki randevuları olan insanlar sevinçten çığlık attılar.

Ancak kadın çalışan, vatandaşların tepkilerini görmezden geldi ve hiç de geri çekilecekmiş gibi durmuyordu. Ona sormadan önce biraz tereddüt etti.

“Sizi... Sizi buraya hangi rüzgar attı?”

Bu sorudan kastı neydi?

Bir Avcı’nın bir Geçit’in önünde durmasının tek bir sebebi olabilirdi, değil mi?

Jinwoo açıklamaya gerek olmadığını düşündü, bu yüzden kadının omuzlarının üstünden Geçit’i gösterdi. Kadın bir iki saniyeliğine arkasına baktı ve daha sonra azimli bir ifadeye büründü.

Birçok Avcı yerleşik kuralları ve düzenlemeleri göz ardı ederek, yeteneklerine çok fazla güvendikleri için hayatlarını kaybetti.

“S Seviye Avcılar için de aynısı geçerli olmalı, değil mi?”

Cemiyet böyle kazaları önlemek için vardı, bu gerçeği kafasına sayısız kez kazımışlardı. Avcılar ve onların güvenliği, Cemiyet’in önceliğiydi.

Özellikle de söz konusu kişi olağanüstü S Seviye biriyse, o zaman görevi ne olursa olsun herhangi bir aksilik yaşanmasını önlemekti. Düşündüğü şey buydu ve bu yüzden inancını cesur bir tavırla dile getirdi.

“Efendim, S Seviye Avcı olsanız bile, uygun prosedürleri görmezden gelen herhangi bir davranışa tahammül edemem.”

“...”

Jinwoo söyleyecek laf bulamadı ve boş boş kadının suratına baktı. Kadının ona karşı çıkmasını beklemiyordu.

S Seviye Avcı’yı ikna etmeyi başardığını düşündü ve sonraki sorusuyla devam etti.

“Baskın izni aldınız mı?"

Jinwoo başını salladı, bu da onu...

“Hayır, durun. İzni almış olsanız bile, asgari sayıda ekip üyeniz olmadığından içeri giremezsiniz.”

Kadın çalışan etkileyici bir şekilde inatçıydı.

Jinwoo, kadının gözlerindeki bakıştan bunu kötü niyetle yapmadığını anlayabiliyordu. Hayır, yalnızca kurallara sadık biri gibi görünüyordu.

Jinwoo başının arkasını kaşıdı. Öyleyse yapacak bir şey yok.

“Bir saniye bekle."

Jinwoo hemen telefonla birisini aradı. Telefon açıldıktan sonra, telefonu kadına uzattı.

“Buyur.”

Kadın ona şaşkın hâlde bakınca, Jinwoo açık bir sesle konuştu.

“Lütfen al. Telefon aslında sizin için.”

Ona sorarken şaşkın ifadesini sürdürdü.

“K-Kiminle görüşüyorum?”

“’Hoşgöremeyeceğin’ biriyle.”

Dikkatsizlik sonucu telefonu ondan aldı, ama arayn kişinin adını görünce kaşlarını çattı.

“G-Go Gunhee mi?!”

Eğer hattın diğer ucundaki kişi gerçekten...

“A-Alo?..”

Kadın çalışanın gergin sesine karşılık hattın diğer ucunda derin, ağır bir ses vardı.

- “Cemiyet Başkanı konuşuyor.”

Kesinlikle oydu.

Kadın çalışanın gözleri, başını tekrar tekrar sallamaya başlamadan önce belirgin şekilde titredi.

“Evet evet. Hayır, efendim. Evet. Evet. Dediğiniz gibi yapacağım efendim.”

Tık.

Telefonu yüzünde üzgün bir ifadeyle geri verdi. Jinwoo yanından geçerken kısık bir sesle fısıldadı.

“Teşekkürler.”

“Affedersin?”

“Benim için endişelendiğin için.”

“B-Biliyor muydun?!..”

Jinwoo hemen Geçit’te kayboldu.

“Öh!..”

Az önceki soytarılıktan rahatsız olan kadın çalışan, memnuniyetsizliğinden ötürü ürperdi ve küfretti... Daha doğrusu arkasından beddua etti.

“Allahım! Bu herif lütfen Zindan’ın içinde bileğini falan burksun!”

Ancak...

Avcı Sung Jinwoo tamamen S Seviye canavarlardan oluşan Jeju Adası’ndan sağ salim çıkmış bir adamdı.

“Böyle bir adam muhtemelen B Seviye bir zindanda fazla sorun yaşamaz, değil mi?”

Ama tam o esnada. Sağdan soldan çığlıklar koptu.

“Uhhh? Neler oluyor böyle?”

“Rengi neden kırmızıya dönüyor?!”

Jinwoo Geçit'ten içeri girer girmez, kara zemine kan rengi yayıldı. Bu bir Kızıl Geçit'ti! Şu an korkunç bir olay yaşanıyordu.

“Ah...!”

Kadın çalışan Kızıl Geçit’in açıldığını görünce harap oldu.

“Bileğini burkması için beddua okuduğumdan mı oldu?!”

Tabii ki o yüzden değildi. Ancak kafasındaki, bunun onun suçu olduğunu söyleyen seslerden kurtulamıyordu.

Başka bir dünyaya açılan bir Geçit olan Kızıl Geçit’in en tehlikeli yer olduğu öğretilmişti. Ayrıca yüksek seviyeli bir Avcı’nın bile oradan sağ çıkmasının garanti olmadığını duymuştu.

“Olamaz...”

Başı aniden olabilecek en kötü durum senaryolarıyla doldu ve cildi soldu.

“E-Eğer Avcı-nim gerçekten yaralanırsa, o zaman?..”

Bu şekilde kaç dakika geçmişti?

Kendini suçlamaya devam ediyordu, ama yakınlarında bir varlık hissedince kadın çalışan bakışlarını kaldırdı. Ve karşısında Jinwoo’yu gördü.

“A-Anneciğiiim?!”

Gerçekten hayalet görmüş gibi korkmuştu. Jinwoo yalnızca ona sırıttı ve yanından geçti.

“...”

Kadın çalışanın yüzü, az önce Cemiyet Başkanı’yla konuştuğu zamankinden bile daha kızarıktı.

Bu esnada Jinwoo da bir şey arıyordu ve en sonunda patates çuvallarıyla dolu bir kamyon sürücüsünün yanına geldi.

“Affedersiniz ahjussi? Sizden bir çuval alabilir miyim?"

“Pardon? Biraz patates almak mı istiyorsun?”

Jinwoo başını sağa sola salladı.

“Hayır, sadece çuvalı.”

***

Deneme amaçlı “Solo Play” olarak adlandırılmış Lonca’nın Yardımcı Efendisi ve aynı zamanda baş işe alım görevlisi, tek avukatı ve hatta muhasebecisi olan Yoo Jinho, Jinwoo’nun ofise girdiğini görünce gülümsedi.

“Hoş geldin hyungnim’”

“Ben yokken hiçbir şey olmadı, değil mi?"

“Evet, hyungnim." Ancak, kurucu üye olmak isteyen biri var...”

“Tamam. Bana listeyi göster. Ben de bir göz atayım.”

Yoo Jinho’nun onu sabahtan beri bununla darlamasına bakılırsa, çocuk Loncayı en kısa sürede kurmak istiyor olmalıydı.

Neyse ki, Jinwoo da aynı şeyi düşünüyordu.

Tek ihtiyaçları kurucu üye olacak bir kişiydi. Lonca kurmak için en az üç kişi gerekiyordu.

“Kişi sayısını doldurmaya çalışıyor olsak bile, sıkı çalışan ve güvenilir birini seçmek daha iyi olur diye düşünüyorum. Yalnızca bir kez görüşecek değiliz sonuçta.”

Jinwoo başını salladı, kendi düşüncelerinden ikna olmuştu. Ama yakından baktığında, Yoo Jinho’nun ten rengi biraz soluk gibiydi.

“Bir şey mi oldu?”

“Şey... Hyungnim.”

“Evet?”

“Bildiği üzere Lonca kurmak için çok fazla sermaye gerek. Yüksek seviye Geçitler için açık artırma fiyatları astronomik fiyatlardan başlıyor, ayrıca yeni katılan Avcılara anlaşma bedeli ödememiz gerek ve en önemlisi, kurucu üyemiz olmak için başvuran kişi...”

Jinwoo lafını kesti.

“Şimdilik bu kadar sermaye yeter mi?”

Bam!

Jinwoo taşıdığı patates çuvalını ofisin zeminine koydu.

“Bu da ne?”

Yoo Jinho şaşkın bakışlarla çuvala baktı. Ve içinde bir sürü pahalı büyü kristali gördü.

“H-Hyungnim. B-Bunlar da ne?”

Jinwoo düz bir cevap verdi.

“Ofise gelirken bir Geçit açıldı, ben de pit stop yaptım.”

“...”

Daha birkaç saat önce dışarı çıkmıştı, ama bu kısacık sürede yüksek seviyeli bir Geçit bulup orayı tamamen temizleyip bir de bulduğu büyü kristallerini mi getirmişti?

“Senden de bu beklenirdi hyungnim, harikasın!”

Yoo Jinho bu konu üzerine kafa yormayı bıraktı. Hyungnimi üzerine kafa yorması anlamsızdı.

Jinwoo, Yoo Jinho’nun sermayelerini elde etmelerini kutsamasını yüzünde bir gülümsemeyle izledi, ardından gözlerini konferans odasına çevirdi.

“Bu arada, onun burada ne işi var?”

“Pardon? Ahh. Bir dakika önce seninle onun hakkında konuşmak üzereydim... Kurucu üye olmak isteyen biri seni bekliyor hyung-nim!”

Jinwoo'nun gözleri fal taşı gibi açıldı.

“Bir aday mı?”

“Evet, hyungnim."

“Kim?"

“Konferans odasında seni bekleyen kişi hyung-nim."

“Öyle mi dedi?”

“Evet, hyungnim."

Bu çocuk neyden bahsediyordu ki?

Jinwoo, Yoo Jinho lafını bitirir bitirmez konferans odasına geçti ve kapıyı açtı.

Gıcırt.

Ardından bu çoğunlukla boş konferans odasının içinde, yalnız başına kutu kahve yudumlayan bir kadın gördü ve kadın onunla göz göze gelmek için başını çevirdi. İçeride henüz uygun ofis ekipmanları olmadığından, Yoo Jinho kahve almak için dışarı çıkmak zorunda kalmıştı.

“Seni buraya hangi rüzgar attı Avcı-nim?”

Jinwoo misafirine yüzünde şaşkın bir ifadeyle sordu.

Ardından Cha Haein de ağzını açtı, hâlâ oturarak ona bakıyordu.

“Loncana... Katılmaya geldim.”

<Bölüm 132> Son.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (11)

32 puan
Sarang1 ay önce
Üye
Elinize sağlık , çeviri için teşekkürler.

32 puan
mFHaCl1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Bu kızın burada ne işi var şimdi! Avcılar loncası ile aralarında husumet çıkacak. Ayriyetten bu loncada kendini geliştiremez, emekli olmuş gibi olur -_-

22 puan
treys1 ay önce
Üye
Teşekkürler arkadaşlar emeğinize sağlık

57 puan
Xenon1 ay önce
Üye
kız haklı şimdi burnunu tutmak zorunda kalmadan yaşamak istiyor

11 puan
batuhahan221 ay önce
Üye
Haydaaa

615 puan
yCg1 ay önce
Üye
teşekkürler arkadaşlar elinize sağlık

319 puan
Ulaş1 ay önce
Üye
Wowowowowowowwowo Romannnnnnnccccceeeeee :3

3449 puan
Syke1 ay önce
Üye
Teşekkürler

17 puan
pinn1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler

3739 puan
maahhaam1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler

16 puan
NoGameNoLife1 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler.