POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

Solo Leveling Bölüm 7: Ceza

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : -
Okunma : 274
Tarih : 05 Ocak 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yalnız Başıma Seviye Atlıyorum: 7. Bölüm:

 

Ön.  Arka.  Sol.  Sağ.

 

Dört esas yeri kapatmak için, en az dört kişi gerekliydi.

 

Jinwoo, Juhee, Song ve Kim.

 

İçlerinden bir kişi daha giderse, aralarında boşluk oluşacak.

 

Sung, neler oluyor? Açıkla lütfen.

 

Kim, alnındaki teri silerken sordu.

 

Yalnızca böyle beklememiz gerek! Ta ki bütün mavi alevler kaybolana kadar!

 

Jinwoo bulduğu her şeyi açıkladı.  Kim dikkatle dinledi ve onayladı.  Açıklamasını bitiren Jinwoo ekledi:

 

Hepimiz buradan sağ çıkabiliriz.

 

Bu odanın kuralları, kurallara uyanlara her zaman bir yol açmak üzerine kurulu.  Son kural da farklı olmamalı.  Birbirlerine inandıkları sürece herkes buradan incinmeden çıkabilirdi.  Jinwoo bu sonuca varmıştı.

 

...

 

Kimin düşünceleri farklıydı.  Sorduktan sonra endişeye kapıldı.

 

Sung... Bu konuda haklı olabilirsin, ama kapının süre dolunca kapanması gibi bir ihtimal olabilir mi?

 

...

 

Jinwoo ona yanıt veremedi.  Teorisi şu ana kadar karşılaştığı birden fazla sınava ve kanıta göre yapılmış olsa da, yüzde yüz emin değildi.

 

Ve Kimin güvenceye ihtiyacı vardı.  Onun için kendisinin hayatını garantiye alması, bütün grubun hayatta kalmasından daha önemliydi.

 

Özür dilerim... Bunu yapabileceğimi sanmıyorum.

 

Ahjussi!

 

Özür dilerim.

 

Ve Kim böylece sunaktan indi.  Jinwoonun sesini görmezden gelerek kapıya doğru koştu.  Geride bıraktığı insanlara son bir kez daha baktıktan sonra Kim kapıdan geçti ve bir daha geri dönmedi.

 

Jinwoo yumruğunu sıktı ve dişlerini gıcırdattı.

 

Siktir!

 

Hayatlarını kurtarmıştı.  Yaptıkları için ona nezaket ve minnet göstereceklerine, ihanet ediyorlardı.

 

Beklendiği gibi heykellerin durduğu yerlerde bir açık oluşmuştu.

 

Gııırç~

 

Gaarç~

 

Heykeller gitgide gruba doğru yaklaşıyorlardı.

 

Çevrelerine baktıktan sonra Song, Jinwoo ve Juhee ile konuştu.

 

Siz gitmelisiniz.

 

Sesi vazgeçmiş gibi geliyordu.

 

Jinwoo kafasını çevirdi ve adama baktı.

 

Ahjussi?..

 

Kim haklıydı.  Sizleri buraya getiren kimdi? Geride kalmam gayet doğal.

 

Ama!

Eğer herhangi biri yaşayacaksa, bu ömrü daha uzun olan siz gençler olmalısınız.

 

Song gülümsedi.  Bunlar onu geride bırakacak ikiliyi rahatlatmak için söylenen sözlerdi.

 

...

 

Jinwoo pes edermişçesine kafa salladı.  Kalbi ağırlaşmıştı, ama kimin kalıp kimin gideceğine dair tartışabilecekleri bir durumda değillerdi.

 

Juhee, Jinwooyu götürür müsün lütfen?

 

Peki...

 

Ama iki adama yaklaşan Juhee aniden yere yığıldı.

 

Ah...

 

Kalkmakta zorlanırken gözleri yaşardı.

 

B... Bacaklarımı oynatamıyorum...

 

Jinwoo ve Songun ifadeleri karardı.  Durumu hiç iyi değildi.  Dudakları mavileşmişti ve bütün bedeni hafif spazmlar geçiriyordu.  Manasını neredeyse bitene kadar kullanmasının yan etkileriydi bunlar, zaten yorgun olan durumunu daha da kötüleştirmişlerdi.

 

Bacağımı iyileştirmeye çalıştığı için bu hâlde...

 

Jinwoo kalbine baskı yapan suçluluk duygusundan ötürü konuşmakta zorlandı.  Ancak şu an zamanı boşa harcamak gibi bir lüksleri yoktu.

 

Gııırç~

 

Gaarç~

 

Heykeller odanın merkezine doğru ilerlemeye devam ediyordu.

 

Jinwoo, Songun kollarından uzaklaştı ve sunağın üstüne düştü.

 

Songun gözleri fal taşı gibi açıldı.

 

Sen...

 

Jinwoo onunla yüzünde azimli bir ifadeyle konuştu.

 

Ahjussi, lütfen Juheeyi buradan al ve çık.

 

Sana kalacağımı söylemiştim.

O zaman Juheeyi kim götürecek?

 

Jinwoo kendi başına yürüyemiyordu.  Onun Juheeyi alması ve kapıya götürmesi imkânsızdı.

 

Tabii ki...

 

Onu geride bırakmak gibi bir seçenek vardı.

 

Ama o, hayatını daha önce sayısız kez kurtarmıştı.  Ve şu anki hâliyle bile bütün manasını onu kurtarmak için kullanmıştı.  Öyle birini geride bırakmanın suçluluğunu hayatı boyunca taşımak istemiyordu.

 

Vaktimiz yok.  Lütfen gidin.

 

...

 

Song, Juheeyi yüzünde ağır bir ifadeyle aldı.  Juhee ağladı ve refleks olarak başını salladı.

 

Hayır... Gidemeyiz... Jinwoo, sen gidebilirsin. Ben geride kalacağım.

 

Sana yemek ısmarlayacağıma dair söz vermiştim, değil mi?

 

Jinwoo cebinden E Seviye büyü çekirdeğini çıkardı ve Juheenin eline koydu.

 

Önce git ve bununla bir şeyler ye.  Daha sonra gelip paranın üstünü alırım.

 

Juhee güldüğü için sinirlendi.

 

Böyle bir anda nasıl şaka yapabilirsin?!

 

Jinwoo, Juheenin boynuna vurup onu bayıltan Songa kafa salladı.  Song, onu sağ omzunda taşıdı.

 

...Özür dilerim.

 

Bu benim seçimimdi sonuçta.

 

Song, Jinwoonun karşısında başını eğdi ve Juheeyle birlikte sunaktan indi.

Heykeller hızlıca sunağa yaklaşıyordu.

 

Oturan Jinwoo derin bir nefes aldı.

 

Kimin geride bıraktığı kılıcı fark etti, uzandı ve aldı.

 

Madem böyle olacak.  O zaman en azından sizden birini de yanımda götüreceğim.

 

Arkasında dönen Song ve Juhee, güvenle açık kapıdan geçtiler.

 

Şükürler olsun... Artık bir tek ben öleceğim.

 

Bu bir asil bir fedakarlık yaptığı için söylediği bir şey değildi.  Yalnızca basit bir hesaplamaydı.  Eğer bir şekilde çıksaydı bile, hayatının sonuna dek sakat olarak yaşaması gerekecekti.  Avcı olmayı geç, normal bir hayat bile süremezdi.  Herhangi bir özel yeteneği veya öğrenimi olmadan, mutlu bir hayat yaşayamazdı.

 

Bir de annesinin hastane masraflarıyla Jinahın eğitim masrafları vardı...

 

Onlara bu hâlde destek olmasının hiçbir yolu olmadığından, en azından ölümüyle biraz destek olabilirdi.

 

Bir bakalım... Baskında ölünce ödenen tazminat... Üç yüz milyon won muydu? Yoksa dört yüz milyon muydu?

 

E Seviye birinin değersiz hayatına kıyasla bu, oldukça cömert bir tazminattı.

 

Gııırç~

 

Gaarç~

 

*Durur*

 

Gelmişlerdi.

 

İlk heykel, sunağa doğru adım attı.

 

Jinwoo ona baktı ve kılıcını kaldırdı.

 

Gel.

 

Ama ilk saldırı arkadan geldi.

 

*Saplar*

 

Sırtını delen mızrak, şimdi de göğsünden çıkmıştı.

 

Öhö~

 

Jinwoo çok fazla kan kustu.  Acıdan feleği şaştı.

 

Eğer biraz daha yukarıdan bıçaklansaydın, kalbin delinirdi!

 

Juheenin daha önce söyledikleri zihninde yankılandı.

 

Ah-aaaaaahh!

 

Heykel mızrağını ve mızrağın saplandığı Jinwooyu kaldırdı.  Silaha şişlenmiş hâldeki Jinwoo, kendini havada buldu.  Bacağını acıyla sallarken, heykel onu yere çarptı.

 

Dan!

 

Çatırt çatırt çatırt

 

Bütün bedenindeki kemiklerin kırıldığını duydu.  Acı hissetmediği tek bir yer bile yoktu.

 

Teker teker bütün heykeller kıvranan Jinwoonun çevresinde toplanıyordu.

 

Olamaz... Böyle ölmek istemiyorum...

 

Ölüm gitgide yaklaştıkça, gözleri yaşardı.

 

Ailesi aklına geldi.  Onun için son ana dek endişelenen Juhee de aklına geldi.

 

Ölmek istemiyorum...

 

Henüz yirmi dört yaşında hayatı bitecekti.

 

Basar-

 

Kılıç tutan bir heykel, ifadesiz bir yüzle ona doğru yaklaştı.

 

Bütün bedeni titrerken bile Jinwoo ondan başka yere bakmadı.

 

Nihayet heykel kılıcını kaldırdı ve üstüne indirdi.

 

Bir kez daha yapabilseydim, keşke bir şansım daha olsaydı!

 

Jinwoonun gözleri, düşen kılıç karşısında fal taşı gibi açıldı.

 

İşte o andı.

 

Tiktiktik tik tik   tik     tik     tik               tik...

 

Sanki biri bir videonun durdurma tuşuna basmışçasına, düşen kılıç gözlerinin önünde durmuştu.

 

Hayır, durmamıştı.

 

O kadar yavaşlamıştı ki durmuş gibi görünüyordu.

 

Kılıç milim milim de olsa kesinlikle ona doğru geliyordu.

 

N-Ne?

 

Şaşkınlığını gizleyemedi.

 

Ardından hayatı boyunca hiç duymadığı bir kadın sesi zihninde yankılandı.

 

[Gizli Görev: Zayıfın Cesareti görevinin tüm şartlarını yerine getirdin.]

 

Gizli görev mi? Tüm şartları yerine getirmek mi?

 

Neler dendiğine dair hiçbir fikri yoktu.

 

Hayır, onu boş ver, bu ses nereden geldi?

 

Düşüncelerini görmezden gelerek ses konuşmaya devam etti.

 

[Oyuncu olma hakkını kazandın.  Kabul ediyor musun?]

 

Hak kazanmak mı? Kabul etmek mi?

 

Sanki bana bir şey veriyor gibi...

 

Fakirlik içinde büyümüş biri olarak, hayatta beleş diye bir şey olmadığını biliyordu.

 

Ama sanırım bu yaşarken geçerliydi.  Ölümde bunun ne önemi vardı ki?

 

...

 

Endişeyle beklerken zihnindeki ses bir daha sordu

 

[Fazla vaktin kalmadı.  Eğer hakkı reddedersen, kalbin 0.02 saniye içerisinde duracak.  Kabul ediyor musun?]

 

Bu bir halüsinasyon olsa da olmasa da emin olduğu tek bir şey vardı: Ölümünün garanti olduğu.

 

Kafasına doğru yavaş yavaş gelen kılıcın üstüne, diğer heykellerin kılıçları da ona doğru geliyordu.

 

Jinwoo pes etti.

 

Tabii, neden olmasın?

 

Bu sözleri sesli bir şekilde söylemedi.  Yalnızca düşündü.

 

Ancak ses düşüncelerine yanıt verdi.

 

[Oyuncu olmaya hoş geldin.]

 

Parlar!

 

Bedenini kör edici bir ışık kapladı ve Jinwoo bilincini kaybetti.

 


 

-6. Ceza-

 

Gözlerini açtı.

 

Bembeyaz bir tavan.  Dezenfektan kokusu.  Sırtında sert bir yatak.

 

Jinwoo nerede olduğunu hemen anladı.

 

Hastane mi?

 

B seviye Şifacı Büyücü Juheeyle tanıştığından beri buraya daha az gelmiş olsa da, Jinwoo burayı ikinci evi gibi görüyordu.  Hatta sırf ona özel bir oda bile ayırttıklarına dair dedikodular vardı.

 

Jinwoo dimdik oturdu.  Ellerini göğsüne götürdüğünde, kalbinin normal biçimde attığını hissetti.

 

Yaşıyor muyum?

 

Yalnızca yaşamıyordu, tüm bedeni normalden daha hafifti.  Normalde burada gözlerini açtığı zamanki ağırlığa kıyasla, bir farklılık vardı.  Sanki kendi evinde güzel bir uyku çekmişti de öyle uyanmıştı.

 

Ne?

 

Bayıldığı sahneyi düşününce, bu imkânsızdı.

 

Düşen kılıç.  Çevresindeki heykeller.

 

Bir şekilde kılıçtan kaçınmış olsa bile, o odadaki düşmanları yenmek için A Seviye, hayır, S Seviye Avcılardan oluşan bir parti gerekliydi.

 

Ve ben oradan sağ mı çıktım?

 

Rüya mıydı?

 

Neyse ki bunun anlamanın kolay bir yolu vardı.  Jinwoo onu örten battaniyenin altına baktı.  Eğer hepsi gerçekse, o zaman bir bacağı eksik olmalıydı.

 

Ardından derin bir ses onu böldü.

 

Bilinciniz yerine geldi mi?

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

1 puan
furkanzmirli1 hafta önce
Üye
elinize saglik tufen her gun gelsin cok guzel seri

4 puan
karayip021 hafta önce
Üye
elinize sağlık. konuşma metinlerini siyah italik yaparmısınız ç okuması daha kolay olur diye düşünüyorum