Tate no Yuusha no Nariagari - Bölüm 22: Duymak İstediklerim

Çeviri : SunFlower
Düzenleme : Lohengramm
Beğeni : 0
Okunma : 113
Tarih : 2 Eylül 2018 16:09:55

  Duymak İstediklerim

 

   “’Kazandım derken neyi kast ettin seni korkak!”

  Teke tek düellomuz bölünmüştü, öyle değil mi!?

 

   “Neden bahsediyorsun? Gücüme karşı gelemediğin için sen kaybettin.”

 

  …Seni ahmak, bu söylediklerinde ciddi misin?

  Peki ya kahramanlarla ilgili o saçmalık! Onların köle edinemeyeceği hakkındaki boş laflar!

  Kendini tatmin etmek için bu savaş sırasında hile yapan sensin pislik.

 

   “Kavganın ortasında yoldaşın gelip olaya müdahale etti! Sendelememin sebebi bu!”

   “Ha! Beceriksizin uydurduğu yalan bu mu?”

   “Bu yalan değil seni aşağılık herif!”

 

  Korkak Motoyasu, zafer kazanmış edasıyla benim şikayetlerimi önemsemedi ve beni küçümsedi.

  Savaş alanına izinsiz girme olsa bile… o aptal!

 

   “Demek öyle.”

 

  İzleyicilerin gözleri Motoyasu’daydı.

  Onlar ne olduğunu görmedi mi…? Herkes tamamen sessizdi.

 

   “Suçlu bir Kahramanın sözlerine güvenmemiz için hiçbir sebep yok. Mızrak Kahramanı! Zafer senindir!”

 

  Şerefsiz!

  Kral küstahça sonucu duyurdu.

  Duyurudan sonra bile kalabalığın bir kısmı sonuçtan emin değildi. Sanki konuşmak, bir şeyler söylemek ister gibi etrafa bakındılar.

  Yine de kimse kralın bildirisine karşı gelip meydan okuyamazdı.

  Çünkü kral bütün muhalifleri susturdu.

  Bu krallık tamamen diktatörlük altındaydı!

 

   “Tam da Motoyasu’dan beklendiği gibi!”

 

  Bu olayın azmettiricisi olan sürtük hızla Motoyasu’nun yanına koştu.

  Dahası, kalenin büyücüleri sadece Motoyasu’nun yaralarını iyileştiriyordu.

  Bana yardım etmek gibi bir istekleri yok gibi görünüyordu.

 

   “Kızım Malty’nin seçtiği Kahramandan bekleneceği gibi.”

  Kral, kolunu Mine’nin omzuna koyarken böyle dedi.

 

   “N-ne…!?”

 

  Mine, kralın kızı mı!?

 

   “Ah… Mine’nin prenses olduğunu duyduğumda ben de çok şaşırmıştım. Aramıza katılmak için sahte isim kullanmış.”

   “Evet… Dünya barışına katkıda bulunmak istedim.”

 

  …Anladım. Yani durum buydu.

  Sadece bir mağdurun şahitliğiyle bu kadar kolay suçlu ilan edilmem garip gelmişti zaten.

  Aslında sebep onun prenses oluşuymuş… Kral, aptal kızının bencilliğini görmezden geldi ve sahte kanıtlarla beni yanlış bir suça itti. Kızının seçtiği Kahramana, onun hatrına acıdı ve paramı geri verdi çünkü Kahramanlar arasında en güçsüz olan bendim.

  Ve Motoyasu, prensesi benden kurtardığı için prenses, Motoyasu’ya etrafındaki diğer kızlardan daha yakın oldu.

  Bu ayrıca en başta benim neden daha fazla para aldığımı da açıklıyor.

  Bir başka deyişle prenses hem kendinin hem de desteklediği kahramanın  iyi aletler elde etmesini sağlayabiliyor.

  Eğer Motoyasu en başta diğer Kahramanlardan daha iyi aletlerle başlasaydı diğerleri bile onu şüpheli görür ve ona karşı tedbirli olurdu.

  Böyle titiz bir planla, bu durumda suçlu olanlar söylemese gerçeği öğrenmemiz mümkün değildi. Sonuç önemsizdi, sabıkalı Kalkan Kahramanı ve muhteşem bir şekilde prensesi kurtaran Mızrak Kahramanı.

 

  Parça parça birleştirince her şey yerine oturuyordu.

  Bana gelen ve sadece sendelememe sebep olan hava topu dışında başka bir kanıtım yoktu. Prensesin hile yaptığını ispatlayacak net bir kanıt yoktu.

  Bu hileli karşılaşmaya dair en ufak bir itiraz muhtemelen gizlice susturulurdu.

  Bu yüzden düellonun arasında girdi ve en sevdiği Kahraman, Motoyasu’yu kurtardı.

 

  Şöyle bir bakınca her şey bizim düellomuzun başlamasıyla planlanmış olmalı.

  …Ah, bu çok basit. Onun tek yapması gereken, Motoyasu’ya şunu fısıldamaktı:

 

   “Bu kız, Kalkan Kahramanı tarafından köleliğe zorlandı. Lütfen kurtar onu.”

 

  Kendini iyimser biri gibi göstermek ve potansiyel kocasını test etmek için bir şanstı. Eğer söz konusu prensesse kesinlikle bu şansın elinden kaymasına izin vermezdi.

  Sonunda ikisi evlenirse bu durum ikisinin bir köleyi nasıl kurtardığını anlatan kahramanca bir hikaye olacaktı.

  Ve sonraki zamanlarda onun adı şeytan Kahramanı yenen erdemli Kahramanın karısı olarak anılacaktı.

  Kahretsin! Bu pislik kral ve sürtük prenses!

 

  Hayır, durun… prenses, sürtük…?

 

  Bu söz, bunu daha önce nerede duydum?

  Nerede? Bunu nerede duydum?

  …Şimdi hatırlıyorum. ‘Dört Kutsal Silahın El Kitabı’nda okudum.

  O kitapta, prenses, her kahramana hayat kadınlığı yapan bir sürtüktü.

  Eğer kütüphanede okuduğum kitap bu dünyayla bağlantılıysa o zaman prensesin sürtük olması anlamlı geliyor.

  Aynısı diğer kahrolası Kahramanlar için de geçerli.

 

  Vücudumun derinliklerinden gelen bir öfke beni sarstı.

 

     Lanet Serileri

     Bu kalkanı açmak için gereken şartlar karşılandı.

 

   Kalbimden taşan zifiri siyah bir duyguyla kalkanım geri alınırken, görüşüm bozulmuştu.

 

   “Öyleyse Motoyasu, Kalkan Kahramanının köleleştirdiği kız bekliyor.”

 

  Büyücüler, Raphtalia’yı köle lanetinden arındırmaya başlarken kalabalık dağılıyordu.

  Büyücüler içinde bir sıvının olduğu kase getirdiler ve onu, Raphtalia’nın göğsündeki kölelik işaretine doğru attılar.

  Leke, gözümü açıp kapayana kadar gitmişti.

  Şu an Raphtalia resmen köleliğimden azat edilmişti.

  Kalbim kapkara bir hisle kaplanırken midem karışıyor gibi hissetmeye başlamıştım.

  Sanki bu dünya çabalarıma kahkaha atarak benimle alay ediyor ve beni küçümsüyordu.

  Tek görebildiğim… etrafımdaki gölgelerin pis pis sırıtışlarıydı.

 

   “Raphtalia!”

 

  Motoyasu, hızla onun yanına koştu.

  Öğürmesi yeni kesilen ve gözlerinden yaşlar akan Raphtalia—

 

  --Motoyasu’ya tokat attı.

 

   “Seni… korkak!”

   “…Hı?”

 

  Motoyasu tokatı yedikten sonra yüzünde şaşkınlığa uğramış bir ifade belirdi.

 

   “Senden hiçbir zaman korkakça taktiklerinle beni kölelikten ayırmanı istemedim!”

   “A-ama R-Raphtalia, o seni kullanıyordu, öyle değil mi?”

   “Naofumi beni asla hiçbir şeye zorlamadı! Sadece savaşmaktan çok korktuğumda bir kere laneti kullandı!”

 

  Bilincim gelip giderken söylenilenleri duyamıyordum.

  Hayır, aslında duyuyordum.

  Ama kimseyi dinlemek istemiyordum.

  Sadece buradan hızla uzaklaşmak istiyordum.

  Kendi dünyama dönmek istiyordum.

 

   “Bunu yapmamalıydı!”

   “Naofumi, tek başına canavarları yenemez. Bu yüzden onları yenmek için birine ihtiyacı var!”

   “Bunu yapmak zorunda değilsin! Sadece seninle işi bitene kadar seni kullanacak!”

   “Naofumi, hiçbir canavarın beni yaralamasına asla izin vermedi! Ve eğer yorulursam dinlenmeme izin verdi!”

   “O-Olamaz… o, bu kadar düşünceli biri değil…”

   “…Hastalıklı pis bir köleye elini uzatır mıydın?”

   “Hı?”

   “Naofumi benim için birçok şey yaptı. Ne istersem yememe izin verdi. Hasta olduğumda bana faydalı ilaçlar verdi. Sen bunları yapabilir miydin?”

   “Y-yapardım!”

   “O zaman kendine başka köle edinmelisin!”

   “!?”

 

  Her nedense… Raphtalia bana doğru koştu.

 

   “U-uzak dur!”

 

  Bu… cehennem.

  Kötü niyetle kurulmuş bir dünya.

  Kadınlar -yok hayır- bu dünyadaki herkes bana işkence ederek beni küçümsüyordu.

  Eğer bana dokunursa kötü anıları tekrar yaşayacaktım.

  Raphtalia durumuma tanıklık ediyordu ve tekrar Motoyasu’ya bir bakış attı.

 

   “Söylentileri duydum… Naofumi’nin yoldaşını istismar ettiği ile ilgili olanı, o korkunç bir Kahraman.”

   “A-ah. O ırkçı! Kadın bir köle olarak bunu anlamış olmalısın, değil mi?”

   “Neden öyle olsun ki!? Naofumi bir kere bile bana el kaldırmadı!”

 

  Sonra Raphtalia elimi tuttu.

 

   “B-bırak!”

   “Naofumi… Güvenini nasıl kazanabilirim?”

   “Bırak elimi!”

 

  Bu dünyadaki herkes işlemediğim bir suç için beni suçlu görüyordu.

 

   “Ben öyle bir şey yapmadım!”

 

  Hof…

 

  Öfkeli yanım bir şey tarafından kaplanmıştı.

   “Ne olursa olsun, her zaman Naofumi’ye güveneceğim.”

   “Kapa çeneni! Siz sadece üstüme daha da suç yığmak istiyorsunuz!”

   “…Ben bu söylentilere inanmıyorum. Sen asla böyle bir şey yapmayacak birisin.”

 

  Bu dünyaya geldiğimden beri duymak istediğim kelimeleri duyuyordum.

  Görüşümü kapayan gölgeler yok oldu.

   Başka bir insanın sıcaklığını hissettim.

 

   “Tüm dünya Naofumi’yi suçlasa da, ben farklıyım… Ne kadar gerekirse gereksin her seferinde onların bu suçlamalarını çürüteceğim.”

 

  Başımı kaldırdığımda önümde duran küçük bir çocuk değil 17 yaşlarında genç bir kızdı.

  Özellikleri Raphtalia’ya benzese de, o inanılmaz sevimli bir kızdı.

  Kuru, çatlak olması gereken yerler şimdi sağlıklı cilt olmuştu ve rengi biraz sıkıcı olan muhteşem saçları vardı.

  Sadece derisi ve kemikleri gözüken vücudu şimdi kıvrımlı ve dinç bir görünümdeydi.

  En belirgin değişim ise umutsuzlukla bakan gözleri şimdi güçlü bir istekle ışıl ışıl parlıyordu.

  Onun gibi bir kızı fark edememiştim.

 

   “Naofumi, hadi gidelim ve lanet sihrini bana tekrar yaptır.”

   “S-sen kimsin?”

   “Ne? Ne diyorsun? Benim, Raphtalia.”

   “Yo-yo-yo, Raphtalia küçük bir kız değil miydi?”

 

  Kendisinin Raphtalia olduğunu iddia ediyordu. Sıkıntılı. Beni ikna etmeye çalışırken başını eğiyordu.

 

   “Ah tanrım, Naofumi bana hep bir çocukmuşum gibi davranır.”

 

  Bu ses… hatırladığım kadarıyla Raphtalia’nın sesiydi.

  Ama nasılsa bedeni tamamen değişikti.

  Yo-yo-yo o Raphtalia olsa bile bu garip.

 

   “Naofumi, durumlar gereği bunu söyleyeceğim.”

   “Neyi?”

   “Yarı insanlar belirli bir seviyeye ulaştıktan sonra bedenleri hızla büyür ki seviyelerine denk duruma gelsin.”

   “Hı?”

   “Yarı insanlar, insanlar gibi değildir. Canavarlarla aynıdır.”

 

  Raphtalia olduğunu iddia eden kız utanarak anlatmaya devam ediyordu.

 

   “Aklım… aklım hâlâ bir çocuk gibi olsa da vücudum bir yetişkininkine benzer hale geldi.”

 

  Bunları bana söylerken Raphtalia başımı bir kez daha şehvetli göğsüne yasladı.

 

   “Lütfen güven bana. Naofumi’nin hiçbir suç işlemediğine inanıyorum. Sen, benim hayatımı kurtaran, bana yararlı ilaçlar veren, hayatta kalmayı ve nasıl savaşmam gerektiğini öğreten muhteşem Kalkan Kahramanısın.”

 

  Bunlar… duymak istediğim cümlelerdi.

  Raphtalia benim yanımda savaşmaya başladığından beri duymak istediğim…

 

   “Eğer bana inanmıyorsan, beni kölen yap ya da benden ne istiyorsan. Her zaman seninle olacağım.”

   “Vu…u…uu…”

 

  Buraya geldiğimden beri ilk kez bu kadar kibar cümleler duyduğum için farkında olmadan ağlamaya başladım.

  Ne olursa olsun ağlamamam gerektiğini bilsem de yaşların akmasına engel olamıyordum.

 

   “Ihıı…..ıııhıııhııhıı….”

 

   “Şu anki düello… Motoyasu diskalifiye edildi.”

   “Haa!?”

 

   Ren ve Itsuki kalabalıkta belirdi ve bu duyuruyu yaptı.

 

   “Yukardan çok net şekilde gördük ki senin yoldaşın rüzgar sihriyle Naofumi’yi hedef aldı.”

   “Hayır, ama… Bu olamaz.”

   “Kral sessizleşti. Bu kadarını anlıyorsun değil mi?”

   “…Gerçekten olan bu mu?”

 

  Motoyasu çevredeki insanlara bakmaya başladı.

 

   “Ama o bana canavarlarla saldırdı.”

   “Onlar zarar vermedi. Kendin kontrol edebilirsin.”

 

  Erdemli davranan Ren, Motoyasu’yu azarlıyordu.

 

   “Ama… O! Yüzümü ve kalçamı hedef aldı!”

   “Kazanmasına imkan olmayan bir savaşa zorlandıktan sonra kirli taktikler uygulamak. Böyle bir şeyi hoşgörmeliyiz.”

 

  Itsuki’nin söylediklerinden sonra Motoyasu sinirli bir tavırla tartışmayı bıraktı.

 

   “Bu savaş senin için bir hataymış gibi görünüyor yani bırak gitsin.”

   “Höf… ne saçma sonuç. Raphtalia’nın beyninin yıkandığına dair hâlâ şüphelerim var.”

   “Onları bu şekilde gördükten sonra nasıl böyle konuşmaya devam edebilirsin?”

   “Bu doğru.”

 

  Garipleşen atmosferle kalabalık, kaleye dönerken kahramanlar da ayrılmaya başladı.

 

   “…Höf! Ne sıkıcı.”

   “Evet… bu oldukça hayal kırıklığı yaratan bir sonuç.”

 

  Düellonun sonucundan memnun olmayan o ikisi sinirle oradan ayrıldı. Alanda sadece ben ve Raphtalia kaldık.

 

   “Senin için zor olmalı. Şimdiye kadar fark edememiştim. Şu andan itibaren zorluklarına ortak olmak istiyorum.”

 

  Onun narin sesini duyunca bilincim uçtu gitti.

 

  Daha sonra Raphtalia bana sarılırken 1 saat kadar uyumuşum.

  Şok olmuştum. Raphtalia’nın bu kadar büyüdüğünü fark etmemiştim.

  Neden fark etmedim?

 

  …Muhtemelen çok stresliydim.

 

  O karmaşada Raphtalia’nın büyümesini fark edecek lüksüm yoktu. Tek görebildiğim durum ekranında onun seviyesinin yükselmesiydi.

  Ziyafet uzun sürdü. Aslında hizmetçiler için hazırlanan kullanılmayan tozlu bir odada derin bir uykuya daldım.

 

  Birileri bana güveniyordu. Bu, yüreğimden büyük bir yük kalkmış gibi hissettiriyordu.

 

  Ertesi gün kahvaltıda bu konu iyice açıklığa kavuştu.

  Mine bana ihanet ettiğinden beri ilk kez tat almaya başlamıştım.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.