POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

The New Gate Bölüm 1.02: Bir Son ve Bir Başlangıç - 2

Çeviri : Lohengramm
Düzenleme : -
Okunma : 61
Tarih : 02 Aralık 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

THE NEW GATE

Cilt 1 Bölüm 1 Kısım 2

――Bekçi [Kapı Koruyan]Originyenildi. Bölüm sonu canavarını yendiğiniz için bonuslar kazanacaksınız.

――【Sınır Aşıcı,Görevi BaşarmışveKurtarıcı】『 Hediyelerini kazandınız.

――【Meiou no Hadou [Kara Kralın Dalgası],Shuusoku Hadou [Çakışma Dalgası], veKakusan Hadou [Difüzyon Dalgası]】『yeteneklerini kazandınız.

――『Bu eşyaları kazandınız:Muhafızın Kalıntıları,Muhafızın Ruhu,Muhafızın Kalbi】』

(Ç/N: TNG'de unvanlara "Hediye" deniyor. Kanjileri "unvan", furiganası ise "hediye" şeklinde okunuyor.)

Duyuruyu dinlerken Shin öylece durdu.

Mekan ışıl ışıldı.

Origin'in ışık hüzmeleri şeklinde dağılan bedeni odayı dolduruyordu. Hüzmeler odada dans ettikten sonra yavaş yavaş söndüler. Ve en sonunda geriye bir tek paramparça oda, üstünde tek bir çizik dahi olmayan bir kapı ve Shin kalmıştı.

Işık kaybolduğunda bir duyuru daha yapıldı.

Öteki Dünya Kapısı'nın en derinindeki Bekçi [Kapıyı Koruyan]Originyok edildi. Zindan temizlendi.

Bu Shin'in galip çıktığını dostlarına bildirmek içindi.

Bütün oyuncular artık çıkış yapabilir.

THE NEW GATE'te savaşmış bütün oyuncular artık oyundan azat edildiklerini biliyordu.

"Nihayet bitti..."

Gerçekten bitmişti.

Onları bir yıl boyunca hapis tutan ölüm oyunu nihayet bitmişti.

Shin oyun içi menüyü açtı. En altta gerçekten bir "Çıkış Yap" butonu vardı.

Ardından Arkadaş Listesi'ni açtı. Her ismin yanında bulunan işaretler "Çevrimiçi"den teker teker "Çevrimdışı"ya dönüyordu.

Görünüşe göre herkes güvenle çıkış yapıyordu.

"Sözümü tuttum! Değil mi Marino?"

Başardığını hissetti.

Bu dünyayı terk eden kız onu över miydi?

Shin bunları merak etti.

"Önce diğer oyuncular çıkana kadar bekleyelim mi?"

"Artık daha fazla kasvetli düşünce yok." diye düşündü Shin otururken.

Herkes güvenle çıkana kadar bekleyip onları izlemeye karar verdi.

Shin eşya kutusundan Hayatta Kalanlar Listesi'ni çıkardı. Kuzu derisinden bir parşömen gibi katlanmıştı, bu yüzden açtı. Bu eşya oyundaki tüm oyuncuların adını gerçek zamanlı olarak gösteriyordu.

Tıpkı onun gibi herkesin çıktığını görmek isteyen simyacı dostubu eşyayı yapmak için yedi gün yedi gece uğraşmıştı. Bir oyuncu ölürse veya çıkış yaparsa adının bu listeden kaybolacağını söylediler. İçten içe simyacı dostuna teşekkür ederken listenin gitgide kısalmasını izlemeye devam etti.

Yaklaşık üç dakika sonra listedeki tek isim Shindi.

"Sona ben kaldım demek."

Bilinçsizce bu kelimeleri dillendirdi.

Savaşırken tek yaptığı yalnızca önüne bakmaktı. Ama artık her şey sona erince, duygulandı.

Çıkış yaptıktan sonra muhtemelen buraya bir daha geri dönmeyecekti. Bir ölüm oyununa dönen bu oyunun çalışmaya devam etmesinin yolu yoktu. Ne olursa olsun bu imkânsızdı.

(Ölüm kısmını çıkarınca aslında baya eğlenceliydi.)

Shin hayatının üçte biri boyunca THE NEW GATE'i oynuyordu. İyi ya da kötü bu oyuna çok zaman harcamıştı. (Ç.N: Sanırım oyun SAO'daki gibi en baştan ölüm oyununa dönmemiş.)

"Görüşürüz THE NEW GATE!"

Shin elveda diye mırıldanıp çıkış yap tuşuna doğru uzanırken önündeki kapıdan bir inilti duydu.

"Nn?"

Şu an açılan kapıdan ötürü çıkış yap butonuna basmak üzere olan parmağı havada donuverdi.

Göz kamaştırıcı süslemeleri düşmek üzere olan devasa kapı açıldı. Diğer taraftan parlak bir ışık genişleyen çatlaktan süzüldü, Shin'in diğer tarafta ne olduğunu görmesi imkânsızdı.

"Ne? Oyunun tamamen bittiğini sanmıştım..."

Shin şaşkına dönmüştü.

Kapı, Shin'e aldırmadan açılmaya devam etti ve ışık odayı bembeyaz olana dek doldurdu.

"Burada bir terslik var!"

Kötü bir şeyler olacağını hisseden Shin, çıkış yap butonuna hemen basmaya çalıştı, ama tam basmak üzereyken ışık bütün odayı doldurdu. Sanki ışık tarafından yutulmuş gibi bilincini anında kaybetti.

Hissettiği ilk şey rüzgârdı.

Bilinci yavaş yavaş geri gelirken teninde ılık bir rüzgâr hissetti.

Ardından hissettiği şeyse sırtını yasladığı sert zemin ve burnunu gıdıklayan tatlı bir kokuydu.

Oh, tabii ya, gözlerimi açmadığım için etraf karanlık.

"Nn..."

Oturur oturmaz gözlerini açtı.

Karşısındaki dünya gözün görebildiği kadar uzuyordu.

Beyaz ve pembe çiçekler Shin'in uyuduğu yerde açıyordu. Shin merkezlerindeydi ve çevresinde yaklaşık üç metrelik bir çiçek çemberi vardı.

Görünüşe göre az evvel Shin'in burnuna çarpan koku bu çiçeklerdi.

"Burası..."

Zihni neden böyle bir yerde olduğu sorusunu cevaplamak için çalışmaya başladı.

(Bugün Öteki Dünya Kapısı'nın en derinindeki bölüm sonu canavarı Origin'le savaştım ve kazandım. THE NEW GATE'i temizledim. Ardından çıkış yapabilmek mümkündü ve herkes çıkana kadar bekledim..."

Zihni yavaş yavaş kendine geldi.

En sonda gördüğü ışık...

"Kapının... Açılışı mıydı?"

Bölüm sonu canavarı Origini yendikten sonra çıkış yapabilmek mümkündü ve o da tam çıkış yapmak üzereyken kapalı olan kapı aniden açıldı ve bilincini yitirdi.

"O da neydi? Ve burası..."

Etrafına baktığında çimenden ve ağaçlardan başka bir şey yoktu.

"Yoksa hâlâ oyunun içinde miyim?"

Shin parmağının Çıkış Yap butonuna gidip gitmediğinden emin değildi. En sonda bir şey yaşanıp çıkış yapamadığından emin değildi, bu yüzden oyun içi menüyü açmaya çalıştı.

"Hey, hey."

Gözlerinin önünde şeffaf bir arayüz ve yanına sıralanmış menü eşyaları vardı. Bu hiç şüphesiz THE NEW GATE'in oyun içi arayüzüydü.

"Bu da ne? Hâlâ oyunun içinde miyim?"

"Ahh, çok korktum." diye düşündü Shin, menüyü aşağı doğru kaydırırken. İşte, aşağıda Çıkış Yap butonu...

"Yok!"

Orada değildi.

Çıkış Yap butonunun "Altınlar" ve "Yardım"ın arasında olması gerekiyordu ama yoktu. Origin'i yendikten sonra butonun döndüğünü doğrulamıştı, ama şimdi yine gitmişti!

"Hey, hey, hey, dalga geçiyorsun, değil mi?!"

Arayüzdeki bütün menüleri kontrol etti ama çıkış yap butonu hiçbir yerde yoktu.

Tıpkı ölüm oyununun içindeki gibiydi.

"Peh! Millet nerede peki?"

Ondan başka biri var mıydı? Bu ihtimali kontrol etmek için eşya kutusundan Hayatta Kalanlar Listesi'ni çıkardı. Eğer geriye kalan başka bir oyuncu varsa, ismi bu listede çıkmalıydı.

"Bu da ne?"

Listede yalnızca kendi adı vardı. Ancak adının altında boşlukta süzülen bir mesaj vardı ve mesajda:

――Ağ ile bağ kurulamadığı için gösterilemiyor.yazıyordu.

Simyacı dostu ona Hayatta Kalanlar Listesi'nin THE NEW GATE'in ağına bağlanarak çalıştığını ve var olan avatarları doğruladığını söylemişti.

Eğer bu doğruysa Shin'in avatarı şu an THE NEW GATE sisteminde değildi.

"Eğer ağa bağlı değilsem avatarımı nasıl oynatıyorum?"

Çıkış yapmadığı hâlde sistemle bağı kesilmişti. Böyle bir şey mümkün müydü? Böyle bir durumda Shin avatarını oynatamıyor olmalıydı. Shin VR teknolojisinde uzman falan değildi, ama en azından THE NEW GATE'in böyle çalışmadığını biliyordu. Normal şartlar altında ağa bağlı olmayıp hâla avatarını oynatabiliyor oluşu bir çelişkiydi.

"Anlamıyorum! Neler oluyor?"

Önceki rahatlama bir anda kayboldu. Shin kendini yere attı.

Geri kalkmadan kafasına olabildiğince sıkı vurdu ama ne kadar düşünürse düşünsün bir cevap bulamıyordu.

(Böyle devam edemem. Böyle zamanlarda önce zihnimi boşaltmam gerek.)

Zihni karman çormanken Shin genelde böyle sakinleşirdi. Daha fazla fikir üretemediğinde, bütün düşüncelerinden kurtulurdu ve her şeyi en baştan inşa ederdi.

Öncelikle ağa bağlanamıyorum.

Ama avatarımı kesinlikle hareket ettirebiliyorum.

Ve son olarak da bu iki şey tamamen istisnaydı.

İlk olay Hayatta Kalanlar Listesi'nde gösterilen mesajla tekrar kontrol edilebilirdi.

İkinci olaydaysa kişinin avatarını kontrol edebilmesi için ağa bağlı olması gerektiği doğruydu. Hatta hatalar veya başka sebeplerden ötürü ağdan kopan oyuncular avatarlarını oynatamıyordu, bu yüzden bu da doğru olmalıydı.

Üçüncü olayı doğrulamaya gerek bile yoktu.

Bu yüzden Shin bu iki olayın aynı anda nasıl yaşandığını düşünüyordu.

Aslında ağa bağlı olduğunu ve Hayatta Kalanlar Listesi'nin hatalı olduğu ihtimalini göz önünde bulundurdu. Bunun doğru olması hiç tuhaf olmazdı.

İkinci ihtimalse ağa bağlı olmadan avatarını kontrol edebiliyor oluşuydu ama Shin avatarını hareket ettirebildiği için bu teorisini test edebilmesinin bir yolu yoktu.

"Son ihtimalse bunun artık bir fantezi olmuş olması."

Ciddi ciddi düşünmeye çalışırken aklından geçen bu düşünceye alaycı şekilde güldü.

Shin tam bir oyuncuydu. Oyunlara o kadar düşkündü ki arkadaşları ona oyun bağımlısı diyordu. Ayrıca zamanının çoğunu anime, manga, light novel ve web novellara harcıyordu.

"Bu ölüm oyunundan çıkış yok" türündeki romanlardan bir sürü okudu. Novellardaki aynı şeyi kendisi yaşayınca çok şaşırmıştı. Bu yüzden "oh, demek oyun dünyasındaki gibi bir dünyaya geldim!" tarzı hikâyelerden de okumuştu. Çeşit çeşit sebebi vardı, ama ana karakterin oyunlardaki gibi bir dünyaya girdiği bir sürü hikâye vardı.

Shin'in aklına giren fikirse tam buydu. Aklından bunun gerçek THE NEW GATE olabileceğini geçirdi.

Bu, ağa bağlı olmadığı hâlde avatarını nasıl oynatabildiğini açıklardı.

"Olamaz" diye düşündü Shin, bir anlığına düşünmeyi bırakıp gökyüzüne doğru bakarken. Mavi gökyüzü karşısında açıldı ve beyaz bulutlar süzüldü.

Gözlerinin köşesinde çayır ve makilerin sonu vardı. Oraya odaklandığında bütün yaprakları tek tek görebiliyordu.

“...................”

Onları görebiliyordu. Hem de çok detaylı biçimde. Bütün yaprakları.

FAZLA iyi görüyordu.

Şu an oyundakinden bile daha iyi görebiliyordu, sanki gerçek gibiydi.

VR teknolojisi gerçeğe çok yakın bir dünya inşa edecek seviyeye çoktan ulaşmıştı. Hisler yalnızca görüntü ve sesten ibaret değildi. Aynı zamanda dokunuşu, kokuyu ve tadı da yeniden üretmek mümkündü.

Ancak bunun bir sınırı vardı. Yeniden üretim ne kadar net olursa olsun, yalnızca "gerçeğe yakın" olarak kalıyordu. Çözünürlük gerçeğini görmüş herkesin gerçekle sahteyi ayırabileceği seviyedeydi. Sonuç olarak yalnızca piksel ve voksellerden oluşuyordu. Ancak Shin'in gördüğü bulutların hareketinden yaprakların parıltısına kadar olan her şey, gerçek gibiydi.

“...................”

Shin elini yavaşça yüzüne getirdi.

Oyunda göremediği kırışıklıklar ve parmak izi oradaydı.

"Bu... cidden gerçek mi?"

Bunu fark edince her şeyi anlamaya başladı. Gözlerinin önündeki manzara, yaprakların hışırtısı, tenindeki rüzgâr hissi, burnunu gıdıklayan koku. Her şey oyunda hissettiğinden çok farklıydı.

"Ölüm oyunundan sonra bir de paralel evrene geldim demek..."

Shin VRMMOlarla alakalı en büyük iki efsaneyi de deneyimlemişti.

Kişiye bağlı olarak bu çok istenilen bir durum olabilir, ama Shin'in düşündüğü tek şey keşke bu iki olayın arasında biraz zaman olmasıydı. Bu tuhaf düşüncenin dıştaki tek işaretiyse Shin'in sakin ifadesiydi.

"Ah... Niye böyle oluyor yaa~"

Yerde yuvarlanırken sesini yükseltti.

Origin'le savaşırkenki cesur görüntüsünden hiçbir iz yoktu.

Ayrıca Origin'le savaşmanın yorgunluğu ve tam da dinlenebileceğini düşünürken hemen ardından paralel evrene dönderilmesinden ötürü tek isteği biraz dinlenmekti.

Bunu tek kelimeyle özetlemek gerekirse, şu an içinde bir isteksizlik vardı.

Bu sendromun yok olması biraz zaman alacaktı, ama şimdilik Shin'in içinden yalnızca tembellik etmek geliyordu.

"Ahhhh~~~ ... Haaaaaa~~~ ... "

Shin bir süreliğine sanki bebekliğe geri dönmüş ve o hâlde kalmış gibi yuvarlanıp durdu. Düşünmeyi bırakıp kısa bir süreliğine tembellik etmek dinlenmesi için yeterli gibi görünüyordu. Birkaç dakika sonra biraz daha iyi hisseden Shin, yeniden düşünmeye başladı.

Şu anki durumda çok fazla bilinmez var. Yakınlarda kimse olmadığından hiç bilgi toplayamadı. Bedeni hâlâ biraz ağırdı, ama şimdi ne yapması gerektiğini düşünerek hareket etmeye başladı.

(Her halükârda elimde çok az bilgi var. Şimdilik menü arayüzünü tekrar açalım ve durumumla eşyalarımı doğrulayayım. Ardından insanların bulunduğu bir yer bulayım.)

Menü arayüzünü çağırdı ve karakter ekranına baktı. Ekranın yarısı, Shin'in avatarının üç boyutlu bir modeliydi. Sağ tarafta da Nitelik Puanları,Ekipman,HediyelerveYetenekler

gibi arayüzleri vardı. (Ç.N: Bu oyunda "Unvanlara" "Hediyeler" deniyor.)

Avatarının üç boyutlu modeli kara saçlı, kara gözlü ve tek karakteristik özelliği gözlerindeki keskin bakış olan sıradan biriydi. Shin'in gerçek yüzünün ve bedeninin bir yansıması olan bu avatar ayrıca 180cm uzunluğundaydı ve biraz uzun bacaklı ve ince görünüyordu. Atletizm kulüplerinde olan gerçek hayattaki arkadaşları ona sık sık bedenini biraz daha eğitmesini söylerdi.

Ekipmanekranını kontrol ettiğinde Origin'le yaptığı savaştan sonra ufak değişiklikler yaşandığını gördü. Artık atkısı, el kundağı ve baldır zırhları yoktu. Üstünde kırmızı çizgiler olan siyah, uzun bir kaban giyiyordu, Kara Kralın Uzun Kabanı, pantolon ve aksesuarlar da setin bir parçasıydı.

Silah sütunlarının arasında Shingetsu [Gerçek Ay]'yu buldu. En sevdiği katanası güvende gibi görünüyordu.

Ekipman deposundaki her şeye buraya gelmeden önce sahipti ve ayrıca savaştan sonra artık giymediği şeyler de yanındaydı. Eşyalarının hiçbirinde ve parasında herhangi bir değişiklik olmadığından hiçbir sorun yoktu.

Sırada Nitelik Puanlarıvardı. Oyunda ŞANS dışında bütün puanları maksimum seviyedeydi. Seviyesinin düşürülmemesi için dua ederek pencereyi açtı.

İsim:           Shin

Cinsiyet:     Erkek

Irk:              Yüksek İnsan

İş:                Samuray

Seviye:            255              (MAKS: 255)

HP:                22832            (MAKS: 9999)

MP:               21349            (MAKS: 9999)

GÜÇ:              2225              (MAKS: 999)

DAY:               2017             (MAKS: 999)

BEC:             2170                (MAKS: 999)

ÇEV:              2236              (MAKS: 999)

ZEKA:              2032              (MAKS: 999)

ŞANS:             36                  (MAKS: 99)

 

"...Olamaz, olamaz, olamaz."

Shin gözlerini ekrandan çekti, başka bir yere baktı, ardından tekrar ekrana baktı.

Ancak bunun ekrandaki rakamları değiştirmesine imkân yoktu.

"Dur bi' saniye!"

Yeniden ekrandan başka bir yere baktı. Gözlerini ovuşturdu. Görüşünün bulanık olmadığını doğruladıktan sonra ekrana yeniden baktı.

"Yanlış görüyorum, değil mi?"

Shin'in yanlış görmediğini doğrulamak için ekrana üç kez bakması gerekmişti.

Sebebi basitti. ŞANS dışındaki bütün puanları onun hatırladığından çok farklıydı.

VRMMORPG THE NEW GATEdiğer VRMMORPG'lerden farklıydı. Eğer yeterince vakit harcarsan ŞANS hariç bütün puanlarını maksimum seviyeye getirebiliyordun.

Kapalı betadan beri Shin, oyuna çok fazla vakit harcamıştı ve seviye kasmanın en etkili yollarını hesaplamıştı. Ayrıca bütün puanları maksimum seviyeye getirmek için karakterini birçok kez reenkarne etmişti. Ona yakın hiçbir oyuncu olmamasına rağmen, karakterini tamamen son seviyeye çıkaran tek oyuncu oydu.

Bunun sonucunda da HP ve MP'sini 9999'da, GÜÇ, DAY, BEC, ÇEV ve ZEKA'sını da 999'la son seviyeye getirmişti. ŞANSı ise yalnızca 36'ydı çünkü miktar karakter yaratma ekranında belirleniyordu ve daha sonra düşürülüp artırılamıyordu. Ancak Shin'in diğer bütün puanları maksimum seviyenin iki katından daha fazlaydı.

"Bu oyunun dengesi... Tamamen alt üst olmuş..."

Buna şaşmamak elde değildi.

Şu anki puanları o kadar yüksekti ki tam gücünün ne kadar güçlü olacağına dair hiçbir fikri yoktu.

"Artık şaşırmaktan bile yoruldum..."

Bunca zamandır sürekli şaşırdığı için o kadar gülünç görünüyordu ki neredeyse kendine vuracaktı.

Durum penceresine bakmaya çalışması hiç üretken olmazdı, bu yüzden diğer arayüzlere bakmaya devam etmeye karar verdi.

(Burada daha önce hiç görmediğim bir şey var.)

Daha önce görmediği hediyeler ve yetenekler vardı.

Yeni hediyeleri Sınır Aşıcı,Görevi BaşarmışveKurtarıcı'ydı. Yeni yetenekleri deMeiou no Hadou [Kara Kralın Dalgası],Shuusoku Hadou [Çakışma Dalgası], veKakusan Hadou [Difüzyon Dalgası]'ydı.

Shin, Origin'i yendikten sonra duyuruyu duymuştu, ama tamamen aklından çıkmıştı.

Etkilerini merak eden Shin, yeni üç eklentiyi Hediyeler listesine ekledi.

Sınır Aşıcı

Gücün sınırları aşabilir.

Puanların üst sınırı kaldırıldı. Puanların artışı, sınır kaldırılmasından önce boşa giden puan sayısına göre olacak.

Görevi Başarmış

Samsara'yı özgür bırakan kişiye kutsamalar bahşedilecek.

Bu Hediye verildiği an bütün nitelik puanları iki katına çıkacak.

Görevi Başarmış

Sen bütün mahkumların umudusun.

Bütün bağlama ve kısıtlama etkilerine karşı bağışıklısın. Yasaklı büyüler, tuzaklar, eşyalar vb. işe yaramaz.

"...bu da ne?"

Aldığı bu yeni Hediyeler'in her biri gülünçtü. Neredeyse bütün Hediyeler'i biliyordu, ama daha önce hiç böyle Hediyeler'i duymamıştı.

Nihayet puanlarının neden bu kadar arttığının sırrını çözmesi iyi hoştu, ama bu Hediyeler resmen hilekârlıktı. Nadir eşyalar kuşanmak veya oyunun başından itibaren yüksek seviye olmaktan bambaşka bir seviyedeydi. Ama yalnızca ŞANS'ın değişmemesi (oyunun ayarları yüzünden). Bir çeşit taciz falan mıydı?

"MMO'dan paralel dünyaya gönderilen karakterlerin çoğu, hilekâr olacak kadar güçlüydüler, ama bu biraz aşırıya kaçmak olmuyor muydu?"

Shin orijinal puanlarıyla bile bir hilekâr gibiydi. On iki tane son seviyedeki oyuncuyu (puanları değil seviyeleri sonra ve hiç reenkarne olmamışlar) tek başına yendiğinde ölürken "Seni siktiğim hilecisi!" diye bağırmışlardı. Shin, onlarca kez reenkarne olup neredeyse bütün puanlarını maksimum seviyeye ulaştırmış oyunculara karşı daha çok zorlanıyordu, ama yine de onlardan dördünü aynı anda yenebilmişti. Başka bir oyuncunun onu ciddi ciddi yenebilmesi çok ama çok nadirdi.

Şimdi bu puanlar daha da yükseldiğine göre, burada anında öldürülmediği sürece kimseye kaybetmesine imkân yoktu.

Shin bu Hediyeler'in yayılmaması için dua etti.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (2)

20 puan
Ulaş16 saat önce
Üye
Teşekkürler

612 puan
UGURINAL1 hafta önce
Üye
Çeviri için teşekkürler.