POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

The Novel's Extra Bölüm 11: Değişim - Kısım 1

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : Kyuuseishu
Okunma : 459
Tarih : 13 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bölüm 11 Değişim - Kısım 1

 

 

Cuma gününün geri kalanını idman ve eğitimle geçirdikten sonra farkına bile varamadan cumartesine girdik.

 

[Gezi Kulübü Duyurusu]

—Yeni katılanlara oryantasyon olması amacıyla Pazar günü kısa bir gezi düzenlenecek.

 

Gezi Kulübü’nün oryantasyonu bugündü. Buluşma yeri, Seul’u Küp’e bağlayan yer olan Küp Portal İstasyonu idi.

Tabancamı postacı çantama sokuşturduktan sonra buluşma noktasına doğu yürüdüm. Kim Suho, Yi Yeonghan, Chae Nayun ve Yoo Yeonha gibi birçok ana karakter çoktan varmışlardı.

 

Varlığımdan tamamen bihaber gözüküyorlardı, ancak onların yanında olmak yine de beni endişelendiriyordu. Bugün Seul’da beklenmedik bir olay yaşanacaktı. Bu, hikayemin ilk büyük olayıydı.

Eli kulağında olan olayı düşünürken kulübün başkanı vardı.

 

“Selamlar, ben kulüp başkanı Oh Hanhyun. Bu kadar kişinin başvurduğunu duyunca inanmamıştım ama... Gerçekmiş. Böyle harika askeri öğrencilerin benim kulübüme katılacağını kim düşünebilirdi ki?”

 

Ortalama boyu ve nazik ilk izlenimiyle Oh Hanhyun boynunu kaşırken kulüp üyelerine baktı.

 

“İlk önce gezi kulübü hakkında kısa bir tanıtım yapacağım.”

 

Çekingen bir gülümsemeyle cebinden bir kâğıt parçası çıkardı. Bir konuşma hazırlamışa benziyordu. Oh Hanhyun’u ürkek biri olarak tasarlamıştım, o yüzden hareketleri bana çok şaşırtıcı gelmiyordu.

 

“Öhöm. Ayda bir ya da iki kez, gezi için Küp’ten ayrılacağız. Gezinin amacı rahatlamak. O yüzden gezi sırasında eğitim yapmak katı bir şekilde yasaklanacak. Bu yüzden de kulübümüz “İyileşme Yağmuru” olarak biliniyor.

 

Öhöm. Boğazını bir kez daha temizledikten sonra kâğıdı geri cebine koydu. Bu kadar mıydı yani?

 

“Bugün, oryantasyonun parçası olarak Seul’a kısa bir gezi yapacağız.”

 

Bundan sonrası benim yazdığım yerdi. Kulüp üyeleri Seul’e ikişerli gruplar hâlinde gidecekti.

 

“Her gezi için bir temamız olacak. Bugün de oryantasyon olduğu için çok karışık bir şey olmadan, serbestçe gezeceğiz. Ancak yalnız başına gezmek yerine ikili gruplara ayrılacağız.”

 

Kim Suho ve Chae Nayun eşleşecek ve bir müze ararlarken başları belaya girecekti. Belanın ne olduğuna gelirsek, eh, birazdan ben de tecrübeleyecektim.

 

“O zaman ilk olarak kura çekmekle başlayacağız.”

 

Kura çekmek tamamen şansa dayansa da ben kaderimi değiştirebilecek durumdaydım. Lütuf’um Gözlem ve Okuma sayesinde kuralarda ne olduğunu çok net bir biçimde görebiliyordum. Elimi çeneme götürerek düşüncelere daldım. Kim Suho’yu mu seçmeliydim? Yoksa Chae Nayun'u mu?

 

“İlk ben kura çekeceğim.”

 

O sırada Yoo Yeonha öne atıldı. Çok fazla düşünmeden bir kâğıt çekti. O anda çok önemli bir bilgiyi gözden kaçırdığımı fark ettim. O bilgi de Kim Hajin denen tuhaf kişiydi.

Yoo Yeonha’nın seçtiği kurada yazan isim...

 

“Kim Hajin.”

 

Kalbim güm güm atmaya başladı. Ancak Yoo Yeonha’nın yüzünde bir değişiklik yoktu.

Her zamanki gibi yüzüne sakin bir maske oturtmuş hâliyle bana baktı.

 

 

***

 

 

Neyse ki diğer her şey değişmeden kalmıştı. Kim Suho, Chae Nayun ile eş olmuştu ve Yi Yeonghan da kulüp başkanı ile eşleşmişti.

Kura çekimi bittikten sonra üyeler eşler hâlinde toplandı ve Portal’ın önünde durdu.

 

Portal, en çağdaş büyü bilimini ve mühendisliğini kullanıyordu. 15 metrelik boyu ve 30 metrelik genişliği ile bu devasa kapı Kore’nin yüzden fazla yerine inşa edilmişti. Bununla, Seul’den Busan’a gitmek üç saniyeden kısa sürüyordu.

 

“Askeri öğrenci Kim Hajin. Onaylandı.”

 

Portal operatörü bize bir mühür verdi. Bu mühür Portal ile etkileşecek ve bizi Seul’a götürecekti.

 

“Haydi gidelim.”

 

İlk giren kişi Kulüp başkanı oldu. Ardından etkileyici mavi Portal’a Kim Suho, Yi Yeonghan, Chae Nayun... Ve en sonunda da ben girdim.

 

Garip bir his bedenimi kapladı, ancak bu çok kısa bir sürdü.

 

Göz açıp kapayıncaya kadar çevrem, tanımadık bir yerle değişmişti bile. Gri ve mavinin çağ ötesi bir karışımı... Burası Seul Portal İstasyonu olmalıydı. Sadece iki adım atarak Doğu Denizi'ni geçmiştim.

 

“Saat şu an öğlen 12. Saat 6’da geri burada bulaşacağız.”

 

Şu anda bulunduğumuz portal Küp’e gittiği için yakınlarda kimse yoktu. Ancak Seul’u Busan’a bağlayan Portallar oldukça kalabalık olmalıydı. Sonuçta ikisi de küresel şehirlerdi.

 

“Şimdilik beni takip edin.”

 

Kulüp başkanını takip ettik ve Portal İstasyonu’ndan ayrılmadan önce bir görevliden bir mühür daha aldık.

Dışarı çıktığımızda “Yongsan İstasyonu” yazısını çok net görebiliyordum.

 

“Toplu taşımayı kullanarak, çiftler hâlinde istediğiniz yere gidebilirsiniz. Bugünlük rapor yazmanızı istemeyeceğiz. Ama saat 6’da dönmeye özen gösterin. Eğer geç kalırsanız ceza alırsınız.”

 

Kulüp başkanının uyarısından sonra öğrenciler eşler hâlinde ayrıldılar.

Yoo Yeonha bir şey söylememesine rağmen arkasından giderek onu takip ettim.

Yongsan İstasyonu’nun bildiğim hâlinden nasıl farklı olduğuna bakakalmışken Yoo Yeonha birden durdu. Hızlı bir şekilde arkasını dönerek keskin bir şekilde konuştu.

 

“Hadi ayrılalım.”

 

“...Hm? Ah, peki, olur.”

 

Yoo Yeonha, babasının idare ettiği loncayı ziyaret etmeyi planlıyor olmalıydı. Bununla bir problemim yoktu. Yoo Yeonha ne yaparsa yapsın Kim Suho’ya katılmayı düşünüyordum zaten.

 

“Bay bay.”

 

Ama onu yine kızdırmış olmalıydım ki elini kalçasına koyarak bana baktı.

 

“Benimle böyle laubali bir şekilde konuşma.”

 

“Ha?”

 

“Bu ikinci uyarın. Üçüncüsü olmayacak.”

 

Blöf yapmadığını biliyordum. Eğer üçüncü kere yaparsam kesinlikle aklıma bile gelmeyen bir şekilde bana patlayabilirdi.

 

“Tamam, anladım. Özür dilerim.”

 

“...Hıh.”

 

Ardından genç hanım Yoo Yeonha, veda bile etmeden gitti. Benden ne kadar hoşlanmadığı gün gibi ortadaydı.

Bu yüzden de Yoo Yeonha ile, Seul’e geldikten 5 dakika sonra ayrılmıştık.

 

***

 

“Oh be, kayboldum sandım.”

 

Üç kere otobüs değiştirdikten sonra sonunda Ulusal Silahlar Müzesi’ne varmıştım.  Kore tarafından kazılmış silahların replikaları bu müzede sergileniyordu.

Bugün burada bir olay yaşanacaktı. Ruhum tir tir titrer bir hâlde içeri girdim.

 

—Baba, bu ne?

—Ah, o Dört Kaplan Kılıcı...

 

Büyük ihtimalle hafta sonu olduğundan, müze, kahraman olmak isteyen çocuklar ve onların ebeveynleri ile kaynıyordu.

Ancak kalabalık ne kadar fazla olursa olsun, aradan göze çarpan kişiler elbette vardı. Chae Nayun ve Kim Suho böyle kişilerdi, ama şu an sadece Chae Nayun’u görebiliyordum.

 

“Ben de istiyorum...”

 

Dudaklarını şapırdatarak sergilenmekte olan bir yaya bakıyordu.

Ancak bugünkü hedefim Chae Nayun değildi. Etrafa bakınarak başka birini aradım. Bulmam çok uzun sürmedi. Ana karakterin uzun boyu ve yakışıklı yüzü kolayca insanların arasından sıyrılıyordu.

Yanına sinsice yaklaştım ve Kim Suho’nun bakmakta olduğu kılıcı inceledim. Neyse ki kılıcı biliyordum.

 

“Bu meşhur Yedi-Dallı Kılıç değil mi?”

 

Kore Yarımadası birleşmeden önce en güçlü krallık olan Bekje’nin kralı bu demir kılıcı Japon imparatoruna hediye etmişti. Bu, Wiryeseong Zindanı’nın son odasında bulunduğu söylenen tarihi bir silahtı.

 

“Hm? Ah...”

 

Kim Suho’nun bakışları Yedi-Dallı Kılıç’tan bana döndü. Ama ne diyeceğini bilmediği bir hâli vardı. Neden olduğunu az çok biliyordum.

 

“Kim Hajin.”

 

“Ah, doğru. Üzgünüm, burada seninle karşılaşmayı beklemiyordum. Unutmuşum.”

 

Nazik bir gülümseme ile müzenin başka bir bölümünü gösterdi.

 

“Görünüşe göre Napolyon'un kullandığı tüfek de buradaymış. Gördün mü?”

 

“Napolyon'un tüfeği mi?”

 

“Evet. Görünüşe göre Fransa’daki bir Zindan’ın verdiği ödülmüş.”

 

Evrenimin kurgusuna göre, tarihi kişilerin kullandığı her silah bir eser olabilirdi. Durum böyle olunca, her ne kadar romanımda bahsetmemiş olsam da Napolyon'un tüfeğinin olması garip değildi.

Gerçi ben nadir silahlarla ilgilendiğim için replikalar ilgimi çekmiyordu.

 

“Hayır, zamanım olmadı.”

 

İstemeden, hevessiz bir şekilde cevap vermiştim.

Kendi yazdığım ana karakterle konuşmak çok garip hissettiriyordu. Bu duyguyu nasıl tarif edeceğimden emin değilim, ama kesinlikle hoş bir duygu değildi.

Kim Suho yakışıklı, dövüş sanatlarında istisnai bir yeteneği ve şahane bir kişiliği olan birisiydi. O kadar mükemmeldi ki sanki insan değil gibiydi. Bu yüzden bazı okuyucularım Shin Jonghak’ı destekliyordu.

Her neyse, vakit gelmiş olmalıydı.

Ayakkabılarımın ucuyla yere pat pat vurdum.

 

“Pekala...”

 

Tam Kim Suho bir şey söyleyecekti ki...

 

—BOOM!

 

Muazzam kuvvetli bir gümbürtü müzenin içinde yankılandı. Anında herkes sessizliğe büründü.

Güm. Güm. Güm. Bu ölüm sessizliğinin arasında bir gümleme tekrarladı.

Kısa süre sonra, ayak seslerinin sahip olduğu devasa yaratık sebebiyle bir şeyin kırılma sesi geldi. Müzenin atmosferi bir anda değişmişti.

 

“Ciyaaaaaaak!”

 

“O da ne öyle?!”

 

Bu bilinmezlik endişeye ve endişe de kısa sürede paniğe yol açtı. Sıradan ziyaretçiler çığlık çığlığa kaçmaya başladı. Ancak dışarıda onları bekleyen tek şey ölümdü. En güvenli yer müzenin içiydi.

 

“Burada kalın! Bir yere ayrılmayın!”

 

Dışarının tehlikeli olduğunu bilen Kim Suho bağırdı.

Şu anda müzenin dışı, ortalama seviyedeki bir canavar ve o canavarın astları tarafından saldırısına uğruyordu.

Sadece bir tane ortalama seviyedeki canavar çok tehdit oluşturmazdı. Bir dakika bile sürmeden bir Kahraman olay yerine gelir ve 20 dakikada tüm olay çözülmüş olurdu.

Ancak tek sorun bu değildi.

Cinler.

Burada bir Cin vardı. Kısacası bu iki kısımlı bir saldırıydı. Olay yerine geldikten sonra kahramanlar en tehlikeli bölgeye giderdi. Müzede güvenlik görevlileri olduğundan nispeten daha az tehlikeliydi ve önceliği düşüktü. Bunu kendi yararlarına kullanan Cin Birliği, Kahramanlık Cemiyeti tarafından özel bir Lütuf’a sahip diye nitelendirdiği çocuğu öldürmesi için bir suikastçı görevlendirmişti.

 

Çat—

 

Keskin bir ses yankılandı. Bu cam kırılma sesiydi. Ve de sesin kaynağı çok uzakta değildi. Sesin olduğu yere dönen Kim Suho bağırdı.

 

“Chae Nayun!”

 

Chae Nayun bir vitrini kırmış ve içindeki yayı almıştı.

 

“Aklını mı kaybettin sen?!”

 

“Aksine aklım oldukça yerinde.”

 

Sadece bir replika olsa da sonuçta sergilenen bir eserdi. Müzenin savunma mekanizması devreye girdi ve alarmlar ötmeye başladı. Sadece üç saniye içinde tüm çıkışlar kapanmıştı. İnsanlar daha da paniklemeye başlamıştı, ancak şanslılardı ki ortalama seviyedeki bir canavar çıkışları engelleyen bariyerleri aşamazdı.

 

“Bu insanları tek tek uyarmaktan daha iyi.”

 

Bununla birlikte Chae Nayun boğazını temizledi ve paniklemiş vatandaşlara seslendi.

 

“Millet! Olduğunuz yerde kalın! Burası daha güvenli! Bizler de kahramanız!”

 

“Hey, sen...”

 

“Kes sesini. Öyle kös kös durma da sen de bir silah kap.”

 

“Ne? Neden öyle bir şey yapayım ki?!”

 

“Çünkü dışarısı tehlikeli.”

 

Bize bakan... Hayır, Kim Suho’ya bakan Chae Nayun yayında büyülü bir ok oluşturdu.

 

“Şuraya bak.”

 

Gözleriyle bir yeri işaret etti. Gösterdiği yerde siyah bir palto giyen bir adam vardı. Kim Suho bir şey diyemeden Chae Nayun hiç tereddüt etmeden yayını ateşledi.

 

“Hey, yapm—”

 

Büyülü oku adamın boğazını deldi. Kim Suho anında donup kaldı. Chae Nayun’un ani cinayeti karşısında afallamıştı.

 

Fırlattığı ok sıradan her insanı öldürebilirdi. Ancak adam, boynuna saplanmış oku tuttu ve çıkarttı. Ardından elinden kara büyü gücü yükseldi ve oku yakarak kül etti.

Pat, pat.

Adam arkasını döndü ve okun döndüğü tarafa baktı. Gözleri, vahşi bir düşmanlık ile kıpkırmızı yanıyordu.

 

“…”

 

Hiç şüphesiz, o bir Cin idi.

Kim Suho’nun beti benzi attı. Tıpkı Chae Nayun gibi o da bir vitrini kırdı.

Yedi-Dallı Kılıç’ı eline aldı. Her ne kadar replika olsa da özenle üretimi yüzünden yüksek kademeli bir silaha eş değerdi. Bir Cin’i yok edebilecek seviyede olmalıydı.

 

“Oh, iyi bir silahmış. Yedi tane dala ayrıldığını duymuştum.”

 

Chae Nayun sırıtarak Kim Suho’nun yanına yaklaştı ve yanında durdu.

Ben de tabancamı çıkarttım. Ben de onların yanında durmayı düşündüm, ancak biraz düşününce iki adım geride kaldım.

Hâlâ çok zayıftım. Eğer çok fazla dikkat çekip Cin tarafından hedef alınırsam bu benim sonum olurdu.

 

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

102 puan
Ulaş3 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Tam da fight başlamıştı