The Novel's Extra

24 Mart 2020
Çeviri: Kyuuseishu
Düzenleme: Kyuuseishu
252 Görüntülenme
Bu bölümü 14 Kişi beğendi.

Yapılması Gereken - Kısım 2

Bölüm 119, Yapılması Gereken - Kısım 2

 

Geçtiğimiz cuma gecesi Patron'a bir mesaj göndermiştim.

Müzakere etmek istediğimi söylemiştim.

Patron bir hafta sessi kalmış, ancak bugün mesaj atmıştı.

Mesajın içeriğinde, Gyeonggido'nun dışındaki ortalama seviye bir tehlike bölgesinde bulunan koordinatlardı.

Açıkça gelmemi söylüyordu.

"...Ha?"

Vardığımda yoğun bir ormanın ortasında tek başına duran terk edilmiş bir ev gördüm.

Taştan, genellikle korku filmlerinde olan tarzda bir evdi ve solan taş tuğlaları sarmaşıklar ve asmalar ile kaplanmıştı ve içeriden dışarı adeta karanlık fışkırıyordu.

İçeri girdim.

Karanlıkta ayak sesleri yankılandı. Soğuk rüzgar her esişinde tüylerimi diken diken etti.

"Merhaba?"

Konuştuğum anda tavandan büyük bir şey düştü. Karşılık olarak Evandel'in Hayalet Kurt'u göğsümden fırlarken ben de durumu kavramak için gözlerimi açtım.

"...Yarasa mı?"

Uçan Kabus.

Devasa bir yarasa, Fenrir tarafından ezilmişti. Iı, şey, Fenrir bendim.

—Hrrr! Hrrr!

—Huaaa!

Dev yarasa Hayalet Kurt'un altında olabildiğince debelendi, ancak boynu hızla ısırıldı ve ipsiz bir kukla gibi büküldü.

Uçan Kabuslar ortalama seviye 6. kademe canavarlar olmalılardı ancak Hayalet Kurt'a karşı çaresizdi.

"Yakın mesafe dövüşü ona bırakacağım sanırım."

Ben uzaktan ateş ederken kurt da bana yaklaşan şeyleri halledebilirdi. Bu mükemmel bir kombinasyondu.

Hiiiik—

Kısa süre sonra arkamdaki kapı açıldı ve küçük ayak sesleri duyuldu.

Arkamı döndüm.

Beklediğim gibi, bu Patron'du.

Bakışlarını ölü yarasa ve kurt arasında çevirip durdu ve sordu.

"Bu senin evcil hayvanın mı?"

"Ha? Ah, evet, öyle bir şey."

"Tatlıymış. Önce, otur."

Patron, evdeki tek eşya olan masayı işaret etti.

Masanın önüne oturdum ve kurt da yanıma uzandı.

Patron'a sordum.

"Yarasayı bilerek mi burada bıraktınız?"

"Hayır, burada birçok canavar yaşıyor. Kendi kendine gelmiş olmalı. Neyse, müzakere etmek istediğini duydum."

"Evet."

"Duyalım bakalım. Hangi koşulumuzu beğenmedin?"

Patron sözleşmeyi bir kez daha çıkarttı.

Resmi paralı askerlik sözleşmesi. Paralı askerlerin nadiren aldığı derecede bir maaşla iyi bir teklifti.

Ancak istediğim şey bir sözleşmenin üzerine yazılamazdı, ki zaten buna izin de verilemezdi.

"Koşulları beğendim."

"O zaman sorun ne?"

“Yapmak istediğim bir talep var.”

Patron şaşkın bir bakışla başını eğdi.

Gülümseyerek, ona ne yapılması gerektiğini söyledim.

"Birini öldürmemde yardım etmenize ihtiyacım var."

Sessizlik indi. Patron'un nefes aldığını bile duyamıyordum.

Araştırmamı yapmıştım ve sonuç kesindi.

Yalnız başıma Chae Jinyoon'u öldürmem imkansızdı.

Daehyun Hastanesi'nin VIP bölümü hafife alınacak bir şey değildi. Her oda, ortalama üstü seviye Kahramanların tam kapasite saldırılarına dayanabilecek bir kale gibiydi ve Chae Jinyoon'un odasını vardiyalarla koruyan 3 güçlü paralı asker vardı.

İlk hastaneye kaldırıldığı zamanki gibi zor değildi tabi, çünkü o zamanlar onu ortalama üstü seviye bir Kahraman koruyordu. Ne olursa olsun, onların savunmasını geçecek bir yol bulamamıştım.

Bir şekilde bunu başarabilsem bile... Kim olduğum kesinlikle keşfedilecekti.

Chae klanı rahatlıkla Yoo Jinhyuk'tan faydalanabilirdi. Onun Lütuf'undan kaçınmamın hiçbir yolu yoktu.

Ne kadar bencilce olursa olsun, güvenebileceğim birkaç dostumla beraber kalmak istiyordum.

"Birini mi... Öldürmek istiyorsun?"

"Evet."

Sert bir ifade ile Patron'a bir zarf verdim.

Patron bir an zarfa baktı, sonra hafif bir iç çekerek aldı. Küçük eli görüşüme girdi.

Zarfı açtı.

Chae Jinyoon'un resimleri ve onunla ilgili bilgiler masaya düştü.

Birden Patron'un ifadesiz yüzü değişti. İri gözlerle Patron bana baktı ve sordu.

"...Bir sebebi var mı?"

Onaylar anlamda başımı salladım.

"Ne peki?"

"Mm... Dünya barışı adına."

Her ne kadar dediğim şey gerçek olsa da Patron ters bir ifade yaptı.

Ona kişisel bir kinim olmadığı için bu konuda bir şey yapamazdım.

“....”

Patron bir süre sessiz kaldı.

Bunun sebebi şüphesiz Chae Jinyoon onun için bile zor bir hedef olmasıydı. Daha doğrusu, Chae Jinyoon'un klanı.

"Onu öldüren ben olacağım. Sizin sadece fırsatı yaratmanız gerek..."

Onu öldürmesini istemeyi planlamamıştım. Muhtemelen ilk etapta kabul etmezdi.

Bir şey demediğini görünce bir kelime söyledim.

"...Patron."

Sırf bugün için ona Patron demekten kaçınmıştım.

Birden Patron'un kaşları seğirdi.

Tehditkar görüntüsünü korumaya çalışıyordu, ama dudaklarının köşesinin hafifçe kıvrıldığını görebiliyordum.

***

Diğer yandan Kim Hajin haricindeki "geçmişe giden tayfa" bir kahve dükkanında buluşmuştu. Her ne kadar bunun amacı gelecek hafta başlayacak finallere hazırlanmak olsa da çalışan tek kişi Yoo Yeonha idi. Kim Suho bile akıllı saati ile mesaj atmakla meşguldü.

Chae Nayun, şüpheyle Kim Suho'ya baktı.

"Kim Suho, Seung-Ah Unni'ye mesaj atıyorsun değil mi?"

"Ha?"

"Biliyordum. Demek o yüzden bana sürekli seni soruyor."

Kim Suho irkildi.

"Iı... Normal konuşuyoruz."

Yoo Yeonha araya girdi.

"Sence de öylesi daha garip değil mi? Bir öğrenci, bir loncanın yardımcı lideri ile kişisel sohbetler yapıyor. Üstüne üstlük o bir de en popüler Kahraman..."

"Ha? Ah, hayır, öyle değil..."

Şaşkına dönen Kim Suho boş konuşmaya başladı. Şansına, muhabbetin konusu hızlıca değişmişti. Yi Yeonghan, şaşkınlıkla oturan Chae Nayun ile alay etti.

"Neden bu kadar sessizsin? Kim Hajin'i mi düşünüyorsun?"

"Neden Chae Nayun o aptalı düşünsün?"

Ancak ilk tepki veren Shin Jonghak'tı ve Yoo Yeonha da onun bu sert dili karşısında kaşlarını çattı.

"Jonghak, ona aptal deme. Teoride 1 numara."

"Evet, Jonghaki dün ondan yardım isteyen sen değil miydin?"

"Ne? Götünden bir şeyler uydurma, Kim Suho. Sonunda kafayı sıyırdın herhalde."

"Dün Kim Horak'tan senin adına istemesi için emir verdiğini gördüm."

Kim Suho, Shin Jonghak'ın tuhaf bir şekilde Kim Horak'a defterini verdiğini ve Kim Horak'ın da Kim Hajin'in yanına gittiğini görmüştü.

"...O anlamadığı bir yeri soruyordu."

"O nasıl bir saçmalık..."

"Kesin sesinizi!"

"Bağırma. Yakındaki cehennem eğitimim yüzünden yorgun ve sinirliyim zaten."

Chae Nayun hemen Shin Jonghak'un hezeyanını bastırdı.

Diğer yandan Yoo Yeonha acı bir şekilde gülümsedi ve defterini kapattı. Kimsenin ders çalışası yok gibiydi.

"Ee, üçünüz Yoo Sihyuk Kampı'na mı gidiyorsunuz? O zaman döndüğünüzde diğer öğrencilerden ayrı bir seviyede olacaksınız."

"Evet, Mart'ın başlarında geri geleceğiz."

"Hm... O zaman geziye ne zaman çıkalım?"

Öğrenci olmanın en iyi yanı, arkadaşlarla gezilere çıkabilmekti. Yoo Yeonha'nın sözlerini duyan Chae Nayun daha iyi bir ruh hali ile cevap verdi.

"17 Aralık, finallerden bir hafta sonra."

"Ah, o gün bana olmaz. Hajin'e sözüm var."

"Ne?"

Chae Nayun'un gözleri, Kim Suho'nun beklenmedik sözleri karşısında genişledi.

"N-n-ne sözü?"

"Şey, şeye gidiyoruz..."

Kim Suho durdu.

Geçen hafta Kim Hajin bir Zindan bulduğunu söylemiş ve onu davet etmişti.

Kim Suho, bunun başkalarına söylememesi gereken bir şey olduğunu düşünüyordu.

"...birlikte sürüşe çıkacağız."

"Sürüş mü?

"Iı, evet. Motorunu denemek istiyordum."

"Pft, ne kadar uygun bir ikili."

Shin Jonghak kıs kıs gülerken Chae Nayun birden sinirle kafasını oturduğu kanepenin arkasına vurmaya başladı.

“Ha, haha, buna inanamıyorum. Ha, haha.”

Bu ağaçkakana benzer hareketi bir süre tekrarlayan Chae Nayun aniden kalktı.

"Hey, önce ben gidiyorum."

Kim Suho sordu.

"Nereye?"

"Eğitime. Ben eğitime gidiyorum. Beni takip etme Shin Jonghak."

"...Öhöm."

Gizlice ayağa kalkmaya çalışan Shin Jonghak geri yerine oturdu.

Güm güm.

Sonra Chae Nayun belirsiz bir sebepten ötürü ayaklarını yere vura vura gitti.

***

21.00

Patron ile konuştuktan sonra, Küp'e döndüğüm gibi Rachel ile buluştum. Bu bizim standart birebir eğitim saatimizdi.

"Bu arada, neden Bariyer konusunda benim yardımımı istedin? Ben sadece 334. sıradayım."

Eğitimden önce birden meraklanıp sordum.

Rachel bir dakika kadar bana baktı, sonra da utangaç bir gülümseme ile konuştu.

"Ben o kadar da aptal değilim. Bilerek o seviyelerde kaldığını biliyorum Hajin-ssi."

"...Ha? Ah, şey..."

Rachel'ın beni şaşırtıcı şekilde yüksek görmesi karşısında omuz silktim. Biraz düşününce, haksız değildi. Eğer İz'in büyü gücünü iyi kullanırsam rahatlıkla 30. sıraya kadar yükselebilirdim.

İstatistiklerim yüzünden daha yükseklerden şüphe ediyordum.

Aether'den 0.7, Alt Zırhı'ndan 0.3, Hayalet Kurt'tan 0.1 puan. Eşyalarla gelen 1.1 puana rağmen istatistiklerim o kadar da iyi değildi.

"Başlayalım. Bariyer'i etkinleştirmeyi dene."

Rachel kararlılıkla başını salladı. Ayağa kalktı ve Bariyer'i oluşturdu.

Her ne kadar biraz pürüzlü gözükse de gövdesini koruyordu ve savunma özelliklerinin de tek bakışla yüksek olduğu anlaşılıyordu.

"Şimdi, sana saldırmaya çalışacağım."

Öğrenci tabancamı kaldırarak Bariyer'e hedef aldım.

Her ne kadar öğrenci tabancam ile rahatlıkla ortalama altı seviye bir canavarı öldürebilsem de Rachel'ın Bariyer'ini kıramamam gerekiyordu.

"Ondan önce kendini qi desteği ile kapla. Ne olur ne olmaz."

"Tamam!"

Coşkulu bir cevapla birlikte Rachel kendini qi desteği ile kapladı.

Öğrenme konusunda gerçekten tutkuluydu.

"Şimdi, Bariyer'ini kullanarak mermileri durdurmaya çalış."

"?.."

Bu sefer biraz kafası karışmış gibiydi.

Büyük ihtimalle Bariyer'in kendi başına onu koruyacağını düşünüyordu.

"Bariyer'i kullanarak mı?"

"Evet, bir kez deneyince ne demek istediğimi anlayacaksın. Oldukça zor olacak."

“....”

Rachel mı sessizce bedenini Bariyer'inin arkasına sakladı.

Sırıttım ve silahımı ona doğrulttum.

"Ateş ediyorum."

Hemen ateş ettim. Ateşlediğim mermi tuhaf bir şekilde falso aldı ve Rachel'ın Bariyer'inin altından geçerek kolunu vurdu.

"...Aaa!"

Rachel ani darbe ile titredi. Ardından eliyle kolunu ovuşturdu.

Qi desteği olduğu için iğne batması gibi olmalıydı.

Onu biraz kışkırttım.

"Eğer o Bariyer ile mermimi durdurmak istiyorsan daha 3 yıl çalışman lazım."

“....”

Rachel gururu incinmiş gibi gözlerini açtı.

"Bir, bir daha denemek istiyorum."

"Tabi."

Rachel'ın mermimle başa çıkma yolu, Bariyerinin boyutunu büyütmek olmuştu.

Küçük bir gülümsemeyle, Bariyer'inin kapatamadığı yeri, yani ayak parmağını hedefledim.

Bam.

"Aaa! Off!"

Qi desteği, ayağının olduğu bölgede daha zayıf olmalıydı ki ayağını tutarak yere düştü. Ardından yaşlı gözlerle bana mağdur mağdur baktı.

"B-bu çok kabaydı!"

"Ne demek istiyorsun? Bu senin suçundu, Rachel-ssi. Neden bir mermiyi sadece Bariyer ile engellemeye çalışıyorsun?"

"...Ha?"

"Çimlere ya da rüzgara sormayı denesene."

Betimlediğim bir sahneyi hatırladım.

Gelecekteki nefes kesici bir sahneydi. Rachel elementallerden, yüzlerce Bariyer oluşturmasını istemişti. Bu peri masalından fırlamış gücü kullanarak binlerce insanı kurtaracak, aynı zamanda travmasının da üstesinden gelecekti.

“....”

Elbette bu gelecekte olacaktı. Şu anda 17 yaşındaki olan Rachel ne dediğimi anlamayarak çimlere baktı.

Bzzz—

Birden akıllı saatim çaldı.

Bu vızıltı, bana bir değişiklik olduğu zaman haber vermesi için kurduğum bir alarm sistemiydi.

===

[Ginseng Hapı tüketiminden bu yana 24 saat geçti. Tüm istatistikler 0,0012 puan artıyor.]

[Tıbbi etki, 'Fiziksel Beden Takviyesi' %100 ezberlendi.]

4. Fiziksel Beden Takviyesi

Tüm özellikleri 0.001~0.02 puan artırır. (Artış yalnızca şansa bağlıdır. Fiziksel istatistikleriniz hiçbir şekilde etki etmeyecektir.)

Yeniden üretim bekleme süresi: 24 saat.

===

Her gün Yoo Yeonha'nın ginseng haplarından yedikten sonra sonunda bu tıbbi etkiyi elde etmiştim.

Her ne kadar ginseng hapı kalıcı olarak kullanıcının puanını 0.001-0.02 puan artırsa da üst sınır yalnızca çocuklar ya da yaşlılar tarafından elde edilebilirdi. Ben her seferde yalnızca her seferde maksimum 0.0015 puan alıyordum.

Ama artık Fiziksel Beden Takviyesi olduğu için özellik artışım yeni bir boyut kazanacaktı. Günlük yalnızca 0.0018 puan kazandığımı düşünürsek bir yılda 0.657 puan, on yılda da 6.57 puan kazanırdım.

"Mm."

Memnuniyetle başımı salladıktan sonra silahımı bir kez daha kaldırdım.

“Tamam, tekrar başlayal..."

Tam o sırada...

Fışşş.

Arkamdaki yaprakların hışırtısını duyabiliyordum.

Kimdi bu acaba?

Hızlıca arkamı döndüm ancak bizi izleyen kişi kaçmaya başlamış gibiydi.

Ancak Bin Millik Göz'üm rahatlıkla ormanın içindeki kaçan kişiyi görebiliyordu.

"...Ha?"

Kahverengi saçlı tanıdık bir figür.

Chae Nayun.

***

Zaman su gibi uçup gitti ve Küp öğrencileri için cehennem finaller başladı.

Ama her zamanki gibi yazılı sınavlar benim için rahattı.

Çoğu öğrencinin asıl endişesi muharebe sınavlarıydı.

"Dinleyin. Final sınavında herkes eşit bir pozisyondan başlayacak."

Bugün 8 Aralık idi.

Tüm birinci sınıflar, final sınavı için Gyeonggido'da toplanmıştı.

"Final sınavı, Kule Tırmanışı olacak!"

Bugünkü sınav Kule Tırmanışı idi, ama ilk dönemden sonra Küp sınavlarının çoğu hakkında yazmayı atladığım için sınav hakkında çok fazla şey bilmiyordum.

Birden pişman oldum.

"Bu, loncalar tarafından Kule fetihleri öncesinde sıklıkla kullanılan bir eğitim programı. Tek seferde 1500 kişiye kadar kişi girebilir."

Önümüzdeki bina bir Kule demek için fazla kareydi.

Bu binaya şaşkınlıkla baktım.

Her ne kadar 10 katlı bir bina gibi görünse de içeriden daha büyük olmalıydı.

"Bu Kule'nin girişi, Portal'a benzeyen, büyü mühendisliği ile yapılmış bir cihaz. İçeri girdiğinizde önceden belirlenmiş rastgele bir yere gönderileceksiniz, o yüzden telaşa kapılmayın!"

Eğitmenin açıklamasından sonra, öğrenciler kuleye birer birer girmeye başladı.

Sıra bana gelince gözlerimi kapayarak girdim.

Portal'ın verdiği hisse benzer bir his bedenimi kuşattı ve sonraki anda başka bir yere ışınlandığımı hissedebiliyordum.

Gözlerimi açtığımda tek gördüğüm şey karanlık oldu.

Bin Millik Göz'ümü kullanarak etrafa baktım.

Her ne kadar etrafım karanlık ile çevrili olsa da olağanüstü gözlerim her şeyi gün gibi görebiliyordu.

"Hmm."

Küçük, beyaz bir odadaydım ve tek yol sağımdaydı.

Bu odadan çıkış yolumu bulmak ilk hedefim gibi görünüyordu.

Görüşümü odakladım ve duvarların arkasını görmeye çalıştım.

Ama bir Kule'den beklendiği üzere, Lütuf'umu engelliyor gibiydi ki pek fazla göremiyordum.

"Ahhh, gözlerim acıdı."

İz'in büyü gücünü eklesem duvarların arkasını görebileceğimi hissettim ancak ileride neler olabileceğini bilmeden sonraya saklamaya karar verdim.

Kısa süre sonra sınavın başladığını belirten bir şekilde ışıklar yandı. Aynı anda beyaz duvarlarda parlayan yazılar ortaya çıktı.

[3 Emir]

[Tırmanmak için Beyaz ile iş birliği yap.]

[Tuzaklara karşı dikkatli ol.]

[İnançlı ol.]

"...Lancaster ve başka Cinler ortaya çıkmazsa şaşırırım."

İşlerin nasıl başladığını çok iyi biliyordum.

Her ne kadar Cinler, Küp'ün gözlemi altındayken açıkça harekete geçmeye cesaret edemese de Küp'ün %30'u çoktan Cinler tarafından ele geçirilmişti bile.

İlk olarak dikkatlice etrafa baktım. Ama daha önce de farkına vardığım gibi, odanın içinde özel hiçbir şey yoktu.

"Yani şu köprüyü geçmem gerekiyor."

Sağda, bir köprüye giden bir yol vardı. Köprünün sağ ve sol tarafları tamamen boştu ve bir tuzağa çok benziyordu.

Ama başka seçeneğim yoktu.

Tek patikadan yürüdüm ve köprüye vardım.

Köprüden geçerken her seferinde dikkatli bir adım attım...

Şlaaak!

Şiddetli bir şok dalgasıyla bir ok uçtu.

Hayır, sadece bir ok yoktu.

Birisi önden, iki tane soldan ve sağdan.

Ancak üç ok da kafama yaklaştığında hız kaybetti.

Rachel'ın meçine kıyasla bu oklar kaplumbağa kadar yavaştı.

Artık çok aşina olduğum Kurşun Zamanı'nı kullanarak yanlardan uçan iki oku tuttum ve önümdekinden de hafifçe kafamı eğerek kaçtım.

Ardından okları fırlatarak onları ateşleyen kundaklı yayları yok ettim.

"Ahahaha!"

İlk tuzağı kolaylıkla temizledikten sonra heybetli bir şekilde güldüm.

Ancak.

Vinnn—

Bir kapı açılma sesi duyuldu.

"...N-Ne?!"

Ve üstünde durduğum köprü aniden düştü.

 

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Labaroka (1509 puan) Üye
2020-03-25 20:42:08
Bölümler bir iki saat erken gelse çok güzel olur. Mümkün değilse de sorun değil. Emekleriniz için teşekkürler
Milamber (1325 puan) Üye
2020-03-25 10:19:45
Bölümler için teşekkürler
Melih (1362 puan) Üye
2020-03-25 05:53:34
Elinize sağlık . Seride ki karakterler arkadaşlarım oldular resmen . Yazar karakterleri sevdirmeyi iyi başarıyor :)
maahhaam (4109 puan) Üye
2020-03-25 05:46:47
Çeviri için teşekkürler
Farazgul (246 puan) Üye
2020-03-25 03:21:25
Seri çok güzel gidiyor. Yazarın hayal gücü ve kurgu yeteneği epey sağlam. Unutmadan çeviri için ise sayın çevirmene herzaman ki gibi teşekkürler.
Ulaş (1234 puan) Üye
2020-03-25 01:41:10
Ellerinize sağlık
YE Qui (66 puan) Üye
2020-03-25 00:23:32
Çeviri için teşekkürler elinize sağlık.
Shinnatsume61 (100 puan) Üye
2020-03-24 23:36:31
Fazla özgüven insanı yolda bırakır 😜 Bölüm için teşekkürler 😊
Shin (18 puan) Üye
2020-03-24 22:00:24
elinize sağlık
Labaroka (1509 puan) Üye
2020-03-24 21:24:38
Bölüm için teşekkürler.
manyetikkarpuz (1408 puan) Üye
2020-03-24 20:25:25
Bolum icin tesekkurler