POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

The Novel's Extra Bölüm 12: Değişim - Kısım 2

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : Kyuuseishu
Okunma : 149
Tarih : 14 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bölüm 12 Değişim - Kısım 2

 

 

Yedi-Dallı Kılıç’ın çevresinde mavi bir kılıç qi’si belirdi. Mavi mananın saflığı kılıcın yalımını parlatıyordu. Kim Suho’nun Yedi-Dallı Kılıç’ına göz atan Chae Nayun sordu.

 

“Hazır mısın?”

 

“Evet.”

 

O sırada ben de yavaşça geri çekildim. Şu anda yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kim Suho gizli gücünü ortaya çıkaracak ve o Cin’in hakkından kolayca gelecekti. Kim Suho’nun gücü tarafından ezilen Chae Nayun da Kim Suho’yu bir rakip olarak görmekten vazgeçecek ve onu takdir etmeye başlayacaktı.

 

“Arkamı kolla.”

 

Kılıcın kabzasındaki ellerini sabitleyen Kim Suho konuşmuştu.

 

“Arkanı mı kollayayım? Hadi ama, onu öldürecek kişi ben olacağım.”

 

Onu reddeden Chae Nayun bir büyülü ok daha yarattı.

 

“Guoooo—!”

 

Oku ateşleyemeden önce Cin, büyü gücünü ateşledi. Simsiyah bir şeytani qi onlara doğru cehennem ateşi gibi fırladı. Ancak tek bir ışık darbesi bunu yok etti. Bir Kılıç Azizi ateşi, rüzgarı ve elbette büyü gücünü bile kesebilirdi.

 

Ardından Chae Nayun’un oku büyü gücü ile fırladı. Sıkıştırılmış mana içeren ok Cin’in omzunu deldi.

 

Kim Suho da bu şansı kaçırmadı. Fırladı ve Yedi-Dallı Kılıç’ı yukarıdan çapraz bir şekilde savurdum.

Bu saldırı Cin’in etini yarıp onu hareketsiz bırakmalıydı.

Ama etinin kesilmesine rağmen Cin gülümsedi. Kim Suho bir şeylerin ters olduğunu fark etmişti.

Hemen ardından vahşi bir büyü gücü, adamın yarasından fırladı.

Kim Suho, bir sel tarafından vurulmuşcasına büyü gücü tarafından savruldu. Bağırmaya bile zaman bulamamıştı. Müze boyunca uçtu ve müze duvarına saplanıp kaldı.

 

“…”

 

“…”

 

Chae Nayun’un da benim de dilim tutulmuştu.

Bu garipti.

Ortada kesinlikle bir gariplik vardı. Böyle bir şeyin olmaması gerekiyordu. Biraz püskürtülse de Kim Suho gizli gücünü ortaya çıkarıp rakibine ezici üstünlük sağlaması gerekiyordu...

 

“Offf...”

 

Neyse ki Kim Suho ayağa kalktı. Ancak durumu iyi gibi durmuyordu.

 

“Hey, iyi misin?”

 

“İyiyim... Öhö...”

 

Kim Suho’nun yaralarını iyileştirmek için zamana ihtiyacı vardı. Şimdi Cin, Chae Nayun’a doğru yürümeye başlamıştı. Yüzü kaskatı kesilmişti.

 

Fiyuv—

Fiyuv—

 

Chae Nayun iki ok ateşledi. Fakat ikisi de etkisizdi. Cin kirpi gibi görünene kadar ok yağdırsa da Cin durmuyordu.

 

“Bu iyileşme falan değil.”

 

Chae Nayun şaşkınlıkla mırıldandı. Dediği gibi, bu Cin’in yüksek iyileşme gücü yoktu. Sadece vücudu sağlamdı. Zaten onu Chae Nayun’un yenebileceği bir rakip olarak tasarlamamıştım.

 

Chae Nayun, korkmaya başlamış ve beti benzi atmıştı.

 

“Sadece arkamı kolla yeter!”

 

O sırada Kim Suho Chae Nayun'un önüne atlayarak Cin ile arasına girdi. Ancak Cin gözlerini Chae Nayun’a dikmişti. Kolunda topladığı kara mana ile devasa bir yaratık oluşturdu. Kurda benzeyen bu yaratık dişlerini çıkartarak Kim Suho’ya atıldı.

 

“Uuuh!”

 

Cin bir yandan Kim Suho ile dövüşürken diğer eliyle de Chae Nayun’un yüzünü tutuyordu.

 

“Siki tutuyoruz...” Diye mırıldandım.

 

Serginin en arkasına kadar kaçmıştım bile. Ancak bulunduğum yer çoktan bir baba ile çocuk tarafından işgal edilmişti bile.

 

“Şu tarafa doğru gidin.”

 

“N-nereye?”

 

“Şuraya, geriye doğru. Burası tehlikeli.”

 

Sesimin titrediğini hissedebiliyordum ve açık konuşmam gerekirse, ölümüne korkuyordum.

 

“A-ama..”

 

“Cin savaşmakla meşgulken gidin hadi!”

 

Onları teşvik etmemle beraber ikisi de hızlıca kaçtı.

Postacı çantamdan dizüstü bilgisayarımı çıkarttım.

Benim yarattığım evrendeki Cinler bu kadar güçlü olmamalıydı. O kol da neydi lan öyle? Kısa bir bakış atınca, Cin’in kurda benzeyen kolunun Kim Suho ile eşit düzeyde savaştığını gördüm. Böyle bir şey yaptığımı hatırlamıyordum.

 

Bir şeyler... Bir şeyler yapmalıydım. Böyle giderse Kim Suho da Chae Nayun da ölecekti.

Şarjörümden çıkarttığım bir mermiyi bilgisayara koydum. Kahrolası ellerim titriyordu.

Bilgisayardan merminin özelliklerine baktım.

 

---

[Mana Kurşunu]

Belirsiz Özellik Saldırı Gücü (3/10)

—Sıkıştırılmış manalı bir kurşun. Barut mermisinden çok daha güçlü.

---

 

Bu kadarı yetmezdi. Saldırı gücü 3 iken Cin’e çizik bile atamazdım. Ama sadece saldırı gücünü artırmam yeter miydi ki? Bu bambaşka bir soruydu.

Neyse ki evrenimde bir ipucu vardı.

Bu dünyanın bu kadar çeşitli kahramana ihtiyaç duymasının nedeni “özellikler” idi.

Birinin özelliklerine bağlı olarak bir saldırının değişik etkileri olabilirdi. Ateş ve su gibi zıt özellikler birisine, rakibiyle arasındaki güç farkını belli bir seviyeye kadar azaltmasını sağlardı.

 

Şu anda da Cin’in açık bir şekilde “karanlık” özelliği vardı. Karanlığa karşı en iyi şey de elbette “ışık” idi, ve ben de bunu kesinlikle yapabilirdi.

Sadece merminin özelliklerini değiştirmem gerekiyordu.

 

---

[Mana Kurşunu]

Işık Özelliği Saldırı Gücü (5/10)

—Sıkıştırıl ışık özü barındıran bir kurşun. Hedefe vurduktan sonra ikinci bir patlama tetikler.

---

 

[Bu düzenleme 104 HP gerektiriyor. Bu değiştirilmiş sonucu kaydetmek ister misiniz?]

 

Bu çok pahalıydı. 104 HP, geçen hafta topladığım puanın %80’i demekti. Ama bunun yeterli olup olabileceğini bilmiyordum da. Eh, cana gelmesindense mala gelmesi daha iyiydi.

Saldırı gücünü 6 yapmaya çalıştım.

 

[Yetersiz HP. Değer tekrardan hesaplanıyor.]

Saldırı Gücü (5,6/10)

[Bu değiştirilmiş sonucu kaydetmek ister misiniz?]

 

Kaydet tuşuna bastım. Basmamla birlikte bilgisayardan beyaz bir ışık parladı ve büyülü kurşunun içine girdi.

Kurşunun demir kovanından gümüş beyazı bir ışık parlıyordu.

Düzenleme tamamlanmıştı.

Sadece bu mermiyi şarjöre koyarak derin bir nefes aldım. Ardından duvarın ötesine göz attım.

Chae Nayun hâlâ Cin’in kavrayışından kaçmaya çalışırken Kim Suho ise Cin’in sağ koluyla savaşıyordu. Hayır, Kim Suho, Cin’e üstünlük sağlamıştı. Şu an avantaj bizdeydi. Yakında sağ kolunu yenecekti.

Asıl sorun Chae Nayun idi. Nefes alamadığından ya da Cin’in büyü gücü onu zehirlediğinden dolayı boynunun çevresi morarmıştı.

Dişlerimi gıcırdatarak öne atladım.

 

“Hey!”

 

Ardından gürültülü bir şekilde bağırdım.

 

“Çekil!”

 

Etrafına bile bakma ihtiyacı duymayan Kim Suho yana doğru yuvarlandı. Cin'in sağ kolu da onun peşinden gitti, ancak bu sadece benim hedef alanımı genişletmişti.

Nispeten sakin bir zihinle tetiği çektim. Tabancanın namlusundan sanki bir sersemletme bombası patlamış gibi parlak bir ışık çıktı.

Işıktan kurşun bir basınç uyguladı ve parlaklığına yaraşır bir ısı ortaya çıktı. Merminin gücüne dayanamayan tabancam elimde patladı. Tabancanın parçalanmış kısımları yere düşerken ben ise dayanılmaz acıdan dolayı kıvranıyordum.

Neyse ki kurşunun rotası değişmemişti. İstediğim yönde gitti ve Cin’in sol omzunu vurdu.

 

Tam isabet.

 

Cin’in kolundan bir ışık demeti çıktı. Merminin ikinci patlaması infilak etmişti. Işık kaybolarak Cin’in kolunu arattı. Bu yüzden Cin kolunu kaybetmişti.

 

Ölümün eşiğinde olan Chae Nayun yere düştü.

Kim Suho da bu şansı kaçırmadı. Kılıcından metal özellikli bir büyü gücü yükseldi. Kılıç Azizi’nin her şeyi kesen kılıç tekniği sonunda aktive olmuştu. Şu anda bir günde sadece bir ya da iki kere kullanabiliyor olsa da bu yeterliydi.

Artık kenarda durup izleyebilirdim.

 

“...Hm?”

 

Tam o sırada bir çocuk bana doğru yaklaştı. Bu az önce babasıyla beraber karşılaştığım çocuktu. Çocuğun tatlı bir suratı vardı ancak kısa saçı yüzünden cinsiyetinin ne olduğu anlaşılmıyordu. Çocuk birden elimi kaptı.

Anında elim tamamen iyileşmişti.

Anlıyorum... Bu, Kahramanlık Cemiyeti’nin zar zor bulduğu çocuk olmalı. İyileştirme yeteneği olan bir çocuk.

 

“Teşekkürler.”

 

Tebessüm ederek çocuğun saçlarını okşadım.

 

Hrrrrr—!

 

Tam o sırada derin bir hırlama sesi geldi. Hızlıca sesin geldiği yöne doğru döndüm. Bir kolunu kaybetmiş olan Cin, Kim Suho’nun önünde diz çökmüş, nefes almaya çalışıyordu.

 

Görünüşe göre Kim Suho kazanmayı başarmıştı.

 

“Huu...”

 

Kastığım bedenim rahatlayınca bedenim istemeden nefes verdi.

Kendimi yere atarak oturdum.

 

 

***

 

 

“Öğğğğğ!”

 

Bilincini henüz yeni kazanmış olan Chae Nayun, suratını yere eğmiş, midesini boşaltıyordu. Küçük ağzından kusmuklar akıyordu. Henüz sindiremediği yiyecekler yeri pisletmiş, etrafında beyaz ve sarımtırak bir sıvı birikmişti.

Chae Nayun sanki kan kusuyormuş gibi kusmaya devam etti. Bu korkunç manzaraya bakınca onun acısını hissedebiliyordum.

 

Chae Nayun’un yay seçme nedeni de benimkine benziyordu. Her ne kadar dışarıdan erkeksi davranmaya çalışsa da içten içte hanım hanımcıktı. Bu narin doğasının üstesinden gelmesi çok uzun sürmeyecekti.

 

“…”

 

Kim Suho ona yaklaştı ve sırtına pat pat vurdu. Ama Chae Nayun vahşi bir şekilde onun eline vurdu. Kim Suho da gönülsüzce geri çekildi.

 

“Bırak öyle kalsın. Ağabeyi gelip onunla ilgilenir.”

 

Çok düşünmeden böyle demiştim. Gerçekte, aynen böyle olacaktı. İlk olarak ağabeyi gelecek, sonra da babası gelip her şeyi temizleyecekti.

Ama Chae Nayun bu aldırışsızlığımı bir hakaret olarak algılamış gibi görünüyordu.

 

“Seni... Seni... Öğğğ!”

 

Kan çanağına dönmüş gözlerini bana dikti. Suçlayacak birini ya da bir şeyi mi arıyordu? Bu anlaşılabilir bir şeydi. Yoo Yeonha’nın aksine, Chae Nayun gerçek bir hanımefendi idi. En kaliteli yemekler hariç her şey midesini kaldırır ve bir hamamböceği ya da fare görmek tüm gününü mahvederdi.

 

“...Sen.”

 

“İlk ben dışarı çıkacağım.”

 

Kim Suho bir şeyler söylemeye çalıştı. Bir sebepten ötürü Kim Suho’nun suratı kaskatıydı. Ama bunu görmezden gelip arkamı döndüm. Benim de düşünüp taşınmak için zamana ihtiyacım vardı.

Cin’in gücü, benim yazdığımdan çok daha fazlaydı.

Neden olduğunu anlayamıyordum.

 

 

***

 

 

Tek bir savuruş ile ince kılıç havayı yardı. Ancak kılıcın ucundan, tarif edilemez beyaz bir büyü gücü dalgalandı ve her yöne sıçrayarak canavarları yok etti.

Tertemiz bir infaz.

Yun Seung-Ah kılıcını geri aldı ve arkasını döndü. Saçı hafif rüzgârda uçuşuyordu. Saldırısını izleyen düzinelerce insanın dili tutulmuştu. Gözlerindeki saygı ve hayranlık görülebiliyordu. Dünyanın en popüler Kahramanının saldırısını görmek ileride uzun süre anlatacakları bir bar hikayesine dönüşecekti.

 

“İçiniz rahat olsun.”

 

“Yardımcı Lider!”

 

Kalın bir ses Yun Seung-Ah’ın cümlesini bölmüştü. Yun Seung-Ah az da olsa şaşırmışa benziyordu.

Yaklaşan adam hemen bir kötü haber verdi.

 

“Ulusal Silahlar Müzesi’nde bir Cin görüldü!”

 

“...Ne?”

 

“Hemen oraya gitm... Ne? Ne?”

 

Ancak kısa süre sonra kafasını eğerek kulağındaki vericiyi dinlemeye odaklandı.

 

“...Ah, evet.”

 

“Sorun ne?”

 

“Şey... Görünüşe göre Cin’in icabına bakılmış. Küp’te okuyan üç tane askeri öğrenci olay sırasında müzedeymiş...”

 

“Oh? Harika. Kimmiş onlar?”

 

“Kim Suho, Chae Nayun ve... Ah!”

 

Ancak sözlerini tamamlayamadan önünde bir rüzgâr belirdi ve adamı kısa süreliğine kör etti. Gözlerini açtığında az önce düzinelerce yaratığı öldürmüş olan Kahraman yok olmuştu bile.

 

Işık hızında koşan Yun Seung-Ah müzeye vardı. Aynı anda sıradan görünümlü bir adam müzeden dışarıya adım attı. Yun Seung-Ah’ı gören adam bir anlığına çekindi ve sonra hızlıca önünde eğildi.

 

“Merhaba.”

 

Beni tanıyor mu? Eh, tanımayan çok kişi yok zaten.

Bir şeylerin yolunda olmadığını hisseden Yun Seung-Ah çok düşünmeden adamı selamladı.

 

“Ah, içeride bir şey mi oldu?”

 

“Evet. Bir Cin ortaya çıktı. Öldü gerçi.”

 

“Anladım... Peki sen...?”

 

Yun Seung-Ah’ın sorusunu duyan adam tebessüm ederek cevap verdi.

 

“Ben bir askeri öğrenciyim”

 

Bunu duyan Yun Seung-Ah geri adım attı. İçindeki garip hissin ne olduğunu sonunda anlamıştı. Her ne kadar mütevazı davransa da Yun Seung-Ah Kore’deki en popüler kahramanlardan biriydi. Bu yüzden de çoğu askeri öğrenci onu görünce donup kalır ya da endişeye bürünürdü.

 

“...Ah, anladım.”

 

“Ben gidiyorum o zaman. Aradığınız kişiler içeride olmalı.”

 

Ancak kendini Kim Hajin olarak tanıtan bu adam hiç endişeli görünmeyerek, suratında tebessümle gitmişti. Yun Seung-Ah yürürken bir anlığına onu izledi.

 

“O çocuk kim öyle?”

 

Genç bir askeri öğrenciye göre oldukça cüretkâr. Ama Kim Hajin...? Bu isme aşina değilim. Kim için geldiğimi nereden biliyor?

Bunları düşünen Yun Seung-Ah müzeye doğru yürüdü.

 

Müzenin içi tamamen curcunaydı. Yerdeki fayanslardan bir savaş döndüğü anlaşılıyordu ve havadaki uğursuz büyü gücü de bir Cin’in varlığını kanıtlıyordu.

 

“Nayun!”

 

O sırada girişten şiddetli bir ses geldi. Yun Seung-Ah arkasını döndü. Baktığı yerde orta yaşlı bir adamın kıpkırmızı gözlerle müzeye baktığını gördü. Bu bildiği biriydi.

Chae Nayun’un babası Chae Shinhyuk.

 

“Chae Shinhyuk-ssi?”

 

“Yardımcı Lider Yun Seung-Ah?”

 

“Ah... Son zamanlarda meşgul olmalısınız. Uzun zaman oldu. Beraber girelim mi?”

 

Müzenin derinliklerini işaret eden Yun Seung-Ah gülümsedi.

 

 

***

 

 

Yamulmuş bir telefon kulübesi ve camdan sarkan bir arabanın olduğu bu olay yerinde kendime oturacak bir yer bulabildim. Kahramanlar ortalığı temizlemekle meşguldü fakat benim panikleme sebebim başkaydı.

 

Hikâye değişmişti. Eğer bu dünya benim romanımdaki dünyaysa, o zaman bu olmamalıydı. Elbette “Kim Hajin,” olarak bilinen bu gariplik çoktan araya girmişti, ancak rolü minimum seviyedeydi. Şu ana kadar her şey iyi gitmişti.

Bir şeyleri etkilemeyecek şeyler yapmadığımdan emindim...

Birden zihnimde bir şey çaktı.

 

“...Ah, doğru.”

 

Aklımdan uçup gitmişti.

Bu hikâyenin tek yazarı ben değildim.

Daha kesin konuşmak gerekirse, bu dünya benim romanımdaki dünya değildi.

Daha da kesin konuşmak gerekirse, bu dünya benim romanımdaki dünyanın yeniden yapılmış hâliydi.

 

“Yardımcı bir yazar var...”

 

Bunları düşününce aşina olmadığım bir boşluk hissi vücudumu kapladı. Şu ana kadar neden bu kadar rahattım? Konforlu bir hayat yaşamam için mi? Hayır, bu başından beri imkansızdı. Eğer birisi sabit özelliklerimi düzenlememi engelliyorsa o “birisi” rahat yaşamamı da engellerdi.

 

Biing—

O sırada bilgisayarım bir telefon gibi titremeye başladı.

Açtığımda bir mesaj gördüm.

 

[Kusur. Ana karakter ve diğerlerine karşı görünür bir tehdit yok. Eğer hikâye böyle devam ederse okuyucular sıkılıp “Nasıl olsa ana karakter hep kazanacak,” diye düşünecektir.]

 

“...Seni deli orospu çocuğu...”

 

Tehdit yok muydu? Elbette tehdit yoktu. Okuyucular aşırı tehdidi sevmezdi ki! Bu kafasız amatör...

 

Ancak yazının altında bir satır daha vardı.

 

[Geçici Çözüm. İşler sarpa sarsa bile, hikayedeki kötülerin gücünü arttır.]

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (3)

40 puan
akrepkani1 ay önce
Üye
Teşekkürler.

101 puan
Ulaş1 ay önce
Üye
Heyecan arıyo manyaq

2029 puan
maahhaam1 ay önce
Üye
çeviri için teşekkürler