The Novel's Extra

25 Mart 2020
Çeviri: Kyuuseishu
Düzenleme: Kyuuseishu
165 Görüntülenme
Bu bölümü 12 Kişi beğendi.

Yapılması Gereken - Kısım 3

Bölüm 120, Yapılması Gereken - Kısım 3

 

GÜMM!

Kaba bir düşüş ile yere dokundum. Ancak Aether'in beni örtmesi sayesinde yaralanmamıştım.

Çabucak kalkıp etrafa baktım.

Mağara benzeri boş bir alandaydım.

Dikkate değer tek şeyler yerdeki taşlardı.

"...Benim bildiği Kule böyle bir şey değil."

Aslında dikkatle tasarladığım tek bir Kule vardı.

Tarihteki en büyük Kule olan Dilek Kulesi, diğer Kulelere göre bambaşka bir seviyedeydi.

Orası alternatif bir dünya bile sayılabilirdi ve gelecekte gideceğim yer oraydı. Hatta kesinlikle gitmem gerekiyordu.

Ama bu gelecekteydi.

"Şimdi ne yapmam gerekiyor?"

"Uaaaaa!"

Etrafıma bakarken yukarıdan sanki biri düşüyormuş gibi bir çığlık duyuldu.

Tanıdık bir yüz ve tanıdık bir beden.

Chae Nayun.

Bu bir tesadüf müydü? Yoksa aptal insanların tuzağa düşmesi daha mı muhtemeldi? Gerçi bu durumda ben de aptal oluyordum.

"Offf..."

Chae Nayun sırtını ovaladı ve beni gördüğü anda gözlerini genişletti.

"Bak bak bak, Kim-ssi değil mi bu?"

Ardından gözlerini daraltıp tuhaf şeyler söyledi.

"...Kafan acıyor mu?"

Elimi öne uzattım. Chae Nayun bir an için tereddüt ediyor gibiydi, ama kısa süre sonra elimi tutup ayağa kalktı.

Poposundaki ve sırtındaki tozu temizledi, sonra sordu.

"Neredeyiz?"

"Nereden bileyim? Onu geç de, sen nasıl düştün?"

"Bir kundaklı yay bana ok attı. Yok ettiğim anda zemin birden çöktü."

Kundaklı yay... Ah, düşündüm de, o kundaklı yayın rengi beyazdı.

Üç emirden birisi de [Beyaz ile iş birliği yap] idi.

Ama bizi öldürmeye çalışan bir kundaklı yay ile nasıl iş birliği yapabilirdik lan?

"Bir dakika."

Gözlerimi açıp ileri baktım. Bin Millik görüşüm birden genişledi.

Boş mağara kompleksinden yaklaşık bir kilometre sonra bir grup cücenin iş üstünde olduğunu görebiliyordum. Taş bir kapının önünde durup ona bağlı bir ipi özenle çekiştiriyorlardı.

“Yolu buldum. Beni takip et."

Chae Nayun'u işaret ettim ve ileri doğru yürüdüm. Chae Nayun bana biraz huysuzca baktı, sonra beni takip etmeye başladı.

"Nereye gidiyoruz?"

"İleride NPCler var."

"NPCler mi?"

Kule'nin büyü gücü tarafından yaratılan ve yalnızca Kule'nin içlerinde yaşayabilen Kule NPCleri.

Bu büyü gücü varlıkları resmi olarak "Kule Sakini" olarak adlandırılıyordu ancak insanlar onlara oyun jargonuyla, yani NPC demeyi tercih ediyordu.

"Bu Kule'de NPCler bile mi var?"

"Neden olmasın ki?"

Bunun gibi yapay bir Kule bile gizemli bir yerdi.

Her halükarda, ikimiz birlikte koşar adım yürüyorduk.

Beş dakika kadar sonra cüce NPCleri görebiliyorduk.

"Vay be, gözlerin ök... Harika."

"Öküz gibi mi diyecektiysen de."

Kaba olmayan bir dil kullanması pek onluk değildi.

"N-ne demek istiyorsun? Ben hep böyle konuşurum."

Chae Nayun saçlarını çevirirken bakışlarımdan kaçındı.

Onu görmezden gelerek ilerideki NPCleri inceledim. Hepsi aynı yeşil kıyafetleri giriyordu ancak özel tek yanları buydu.

"Ah! Kim var orada?"

Biraz yaklaştıktan sonra NPClerden biri bizi fark etti ve diğerlerinin de bize bakmasını sağladı.

“Bize yardım etmek için burada olmalılar!”

“Ey Muhterem Devler! Lütfen bu kapıyı bizim için açın!"

Cüceler bize koştu ve yalvardı.

"Ne yapabiliriz?"

"Bir dakika."

Üç emirden birisi [İnançlı Ol] idi.

Ne demek olduğunu tam bilmesem de fazla dikkatsiz olamazdım.

"...İsimleriniz ne?"

"Ben Bir!"

"Ben Yedi!"

"Ben On İki!"

"Boş verin o zaman."

Cüceleri saydım.

Bir, iki, üç... yedi.

Onlara güvenmem gerekip gerekmediğinden emin değildim.

"Başka birisi var mı?"

"Başka kardeşlerimiz var!"

"Kaç kişi?"

"100!"

Beyaz.

[1]

Aptalca bir kelime oyunu olmasına rağmen bu onu inandırıcı kılıyordu.

"Tamam, yardım edeceğiz."

Chae Nayun'a bakarak sıranın onda olduğunu işaret ettim.

Chae Nayun'du taşa asılmış ipi yakaladı.

"Bunu çekmem mi gerekiyor?"

"Evet! Ama yalnız başınıza açmanız zor olur!"

"Duydun mu?"

Başka bir seçeneğim olmadığı için ben de ipi tuttum.

Üçe kadar saydıktan sonra ipi çektiğimizde taş kapı kolayca açıldı.

Asıl sorun içerideki şeydi.

Kapı açıldığı anda devasa bir peygamber devesi üstümüze fırladı. Siyah kabuğuna bakınca, oldukça yüksek rütbeli bir böcek türü canavar olduğunu tahmin etti.

Ön bacaklarını sallayan peygamber devesi bize doğru saldırdı.

Ancak Chae Nayun, peygamber devesi bize yaklaşamadan kılıcını çekti.

Işıktan bile hızlı hareket ederek temiz bir hareket ile kılıcı savurdu.

Kılıcından yayılan büyü gücü temiz bir şekilde peygamber devesinin omzunu kesti.

Chae Nayun ardından çığlık atan peygamber devesinin karnına tekme atıp geriye uçarken bir kez daha kesti.

Şlaak—

Hilal şeklinde bir büyü gücü dalgası yerde süründü ve peygamber devesine değdiği onda onu adeta yok etti.

Chae Nayun gözlerini kapayıp kılıcı geri kınına koydu, kısa saçı saldırının sebep olduğu rüzgar ile hafifçe dalgalandı.

Onun güç gösterisini izlerken birkaç kez göz kırptım.

İnanılmaz güçlüydü.

"Teşekkürler, teşekkürler!"

Cüce NPC eğildi ve kapıdan girdi.

Muhtemelen bizim de girmemiz gerekiyordu.

"...Haydi gidelim."

"Önden buyur, Kim-ssi."

"...Hm."

Hızlı bir şekilde taş kapıdan geçtik.

Ancak taş kapının ardında yatan, dışarıdan görünenden tamamen farklıydı.

Göz açıp kapayıncaya kadar cücelerle birlikte kendimizi bir ormanda bulduk. Cüceleri takip ederek kendimizi bir kasabada bulduk.

"Kuleler normalde böyle midir?"

"...Kulelerin zekası vardır, o yüzden yapılarını istedikleri gibi değiştirebileceklerinden eminim."

Hikayeme göre Kulelerin insanlardan bile fazla zekası vardı. Tek sorun zekalarının amacının hayatta kalmak değil, başka bir neden olmasıydı.

"NPCleri takip edelim. Kasabada başka öğrenciler var gibi görünüyor."

"Peki, Kim-ssi."

"...Peh."

NPCleri kasabaya kadar takip ettik.

Kasabada her türlü tesis vardı. hanlar, restoranlar, hatta silah dükkanları. Bahsettiğim gibi, burada cidden başka öğrenciler de vardı.

"Ah, Nayun!"

Öğrencilerden biri Chae Nayun'u görüp bağırdı.

"Nayun~~"

Bu yüksek seviye destekçi olan Yi Jiyoon idi.

"Yi Jiyoon? Burası neresi? Nasıl tırmandın?"

Chae Nayun'un soru yağmurunu duyan Yi Jiyoon, kasabanın topluluk salonunun önündeki panoyu gösterdi.

"Önce ona bir bak."

Duyuruları okumaya başladım.

Chae Nayun da yanımda durarak bana katıldı.

[Etap - Cüce Kasabası]

[Cüceler düşmanları tarafından saldırıya uğruyor ve dışarıdan yardım istiyorlar.]

[Savaşa katılmak istiyorsanız lütfen buraya parmak izinizi bırakın.]

[Durdurduğunuz her düşman dalgası için 25 puan kazanacaksınız.]

[Sonraki aşamaya geçmek için 100 puana ihtiyacınız var.]

[Katkınıza bağlı olarak bonus puan verilecektir.]

Okumayı bitirdikten sonra Yi Jiyoon konuştu.

"Acele edin de kaydolun. Puan almanızın tek yolu bu."

İlan panosuna parmak izlerimizi bıraktık.

Tam o sırada...

"Düşmanlar!"

Gözetleme kulesinde duran bir cüce, var gücüyle bağırdı.

Cücenin işaret ettiği yöne döndüm.

Önde goblin savaşçılar, ortada goblin okçular, arkada goblin sihirbazlar.

300 kişilik bir goblin grubu bize doğru ilerliyordu.

"Hey! Toplanın!"

Hızlı bir şekilde duruma uyum sağlayan Chae Nayun yüksek sesle bağırdı. Kısa sürede kasabadaki tüm öğrenciler onun etrafında toplandı. Toplam 27 kişiydik. 17 savaşçı, 8 destekçi ve ben dahil 2 keskin nişancı.

Herkesi çağırdıktan sonra Chae Nayun ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Omzunu dürttüm.

"Herkes burada, Chae-ssi. Ne yapalım?"

"Iı... Aghh, kimin umurunda? Sadece goblinler sonuçta, savaşın işte."

"..."

Sessizlik indi.

"O zaman ben goblin sihirbazları uzaktan indireceğim."

"Ha? Ah, peki."

Etrafıma baktım.

Keskin nişancılar yüksek konumlardan savaşmak isterdi. Her ne kadar kasabanın bir gözetleme kulesi olsa da ben daha yüksek bir yer istiyordum. Neyse ki yakınlarda 40 metre uzunluğunda bir ağaç vardı.

Parkur'u kullanarak ağaca koştum ve zıplayarak büyük bir dalın üstüne oturdum.

Uzaklardaki goblin sihirbazlara bakarak öğrenci tabancamı çıkarttım.

"Tara."

%40. Fena değildi.

Öğrenci tabancasının gücü, Desert Eagle'ın yanında devede kulak kalırdı ancak goblinlere karşı savaşıyorduk ve özellikle de goblin sihirbazlarının savunmaları zayıf olurdu.

Kafalarından vurarak onları anında öldürebilecek olmalıydım.

—Kiyeeeeek!

Goblinlerden biri asasını kaldırıp bağırdı.

Bu grubun lideri miydi?

Bağıran gobline ateş ettim. Mermi temiz bir yay şeklinde uçup goblinin kafasını deldi. Goblin liderin öldüğünü görünce goblin sihirbazlara ateş etmeye başladım.

Her mermi ile bir sihirbazı öldürüyordum ve kısa sürede savaş alanında hiç kalmamıştı.

"Harika, Kim-ssi! Hadi gidelim çocuklar!"

Chae Nayun'un emri ile birlikte savaşçılar saldırıya geçti.

***

Bu kolay savaş bittiğinde güneş battı ve burayı daha da gerçekçi hâle getirdi.

Chae Nayun ve ben gerçekten bir Kule'de mi olduğumuzu merak edip bir restorana yürüdük.

"Ee, Chae-ssi, ne yiyeceksin?"

"Sadece meyve suyu. BU arada, neden bana Chae-ssi diye sesleniyorsun? Çok sinir bozucu."

"İlk sen başlattın."

"Ama bu senin de öyle seslenebileceğin anlamına gelmiyor."

Ne dediği hakkında hiçbir fikrim yoktu, o yüzden onu görmezden geldim.

Restoranın etrafına bakındım ve sonra Chae Nayun'a döndüm.

Yüzünde neşeli bir gülümseme ile günbatımına bakıyordu.

Ağır bir kalple buruk bir şekilde iç çektim. Ardından Chae Nayun'a seslendim.

"Hey, Chae Nayun."

Chae Nayun dönüp bana baktı.

"Ha? Ne oldu, Kim-ssi?"

"...Ağabeyin nasıl?"

Chae Nayun'un ifadesi birden belirsizleşti.

"Ne, sonunda onun için endişelenmeye mi başladın?"

"Hayır, merak ettim sadece. Muhtemelen herkes de benimle aynıdır."

"Heh, yalancı. Hastaneye ilk gelen kişinin sen olduğunu biliyorum. Yeonha söyledi."

"..."

Chae Nayun'a baktım.

Açıkçası... Sormak istiyordum.

Birisi Chae Jinyoon'u öldürürse nasıl hissedeceğini sormak.

Ama bu insan olan kimsenin sormayacağı bir soruydu.

"Bu arada, Kim-ssi..."

Ona baktığımı gören Chae Nayun parmaklarıyla oynayarak konuyu değiştirdi.

"Şey miydi, ııı, geçen hafta?"

Kekeleyerek yere baktı.

"Şeyle, ııı, Rachel ile, ııı ne yapıyordun? Gece."

Trip attığı için mi bana Kim-ssi diyordu? Eh, Rachel ve Chae Nayun'un rakip olduğu doğruydu.

Kısa bir cevap verdim.

"İdman."

"Ah... Neden o kadar geç vakitte antrenman yapıyordunuz?"

Homurdanarak dudaklarını uzattı.

Ama ben Chae Jinyoon'un durumunu daha çok merak ediyordum.

Aynı zamanda Patron'un kararını da aklımı kurcalıyordu.

Patron bana yardım edecek miydi?

"...Ayrıca, Kim Suho ile sürüşe çıkacağını duydum."

Chae Nayun'un cidden konuşacağı çok konu vardı.

"Ben motosikletleri Kim Suho'dan daha çok seviyorum."

"Hayır, öyle..."

“Bir seyahate çıkalım. Masrafları ben karşılarım."

"Hayır, çıkamam."

"Neden? Neden vaktinin olmadığını söylesene. Boş olduğun zamana göre programımı değiştiririm."

Sinirlendiğini görünce sessizce güldüm.

***

Final sınavının başlamasından bu yana iki gece geçti.

İlk gün goblinleri öldürmekle, ikinci gün trolleri ve yetileri öldürmekle geçmişti.

Bu iki gün boyunca Cüce Kasabası'na üç saldırı gerçekleşmişti.

Hepsini başarıyla savuşturduk ve 75 puan kazandık. Görünüşe göre bonus puanlar dört işgal de engellendiğinde verilecekti.

"...Vay be, sanırım en iyiyi sona sakladılar."

Bugün üçüncü gündü.

Son günden beklendiği üzere, orta seviye bir bölüm sonu canavarı seviyesinde bir yaratık belirdi.

"Uaaaa! Bu Kara Gulyabani!"

Kuledeki cüce çığlık atarak kaçtı.

Kara Gulyabani.

Bu dağ büyüklüğündeki gulyabaninin görünüşünü gören birkaç öğrencinin beti benzi attı.

"...Cidden mi ya?"

"Bu bir şaka olmalı, değil mi?"

Kara Gulyabani'yi dikkatlice izledim.

En zayıf Kara Gulyabaniler bile ortalama seviye kademe 3 canavarlar seviyesinde olurdu. Dikkat edilmesi gereken bir şey, dayanıklılığının özellikle güçlü olduğu idi.

Başka bir deyişle, gücümü test etmek için mükemmel bir hedefti.

Artık 3 çizgi İz'im olduğu için saldırılarıma oldukça güç ekleyebilirdim.

Devasa gulyabaniye bakmakta olan Chae Nayun'a dokundum.

“Her zamanki gibi yapalım. Ben arkadan destek olacağım, siz de gidip öldürün."

"Ama bir Kara Gulyabani'ye karşı bir mermi... Ha? Yay mı kullanıyorsun?"

Chae Nayun elimdeki yayı görüp başını eğdi.

İhtiyacım olursa diye Küp'ten bir tane satın almıştım. Öğrenci tabancası fazla zayıftı. Ayrıca 100. sıralara gelene kadar sıralamamı da yükseltmek istiyordum.

Ayrıca kim bilir, belki o gulyabani buraya Cinler tarafından gönderilmiştir.

"Büyülü ok mu kullanacaksın?"

"Evet, sonsuza dek ateşli silah kullanacak halim yok. Pekala, ben önden gidiyorum."

"Ah, hey, bekle!"

Her zamanki ağaca tırmanarak yukarıdan Kara Gulyabani'ye baktım.

Artık bu kadar yüksekte olduğum için Kara Gulyabani'nin düşündüğüm kadar büyük olmadığını gördüm.

Sakince ona bakarak yayın kirişini gerdim. Ardından yayın üstünde duran bir ok hayal ettim.

Bu normal bir ok olamazdı. Saldırı gücünü artırmak için ucunun pürüzlü olması gerekiyordu ve tüm ok bir mızrak gibi mükemmel dengede olmalıydı. Yalnızca okun kendisini bile silah olarak kullanabilmeliydim.

Ssss—

Etraftaki havayı emen İz'in büyü gücü yay kirişinin etrafında toplandı.

Sıkıştırma ve yoğunlaşma arasında giden büyü gücü bir ok görüntüsü oluşturdu.

Tıpkı hayal ettiğim gibi bir oktu.

Verdiğim özellik "ışık" idi.

Bunun sonucunda da ok parlak bir ışıkla parladı.

Ancak ben iç çektim.

...İz'in üç çizgisiyle yapabildiğim tek şey bir oktu.

Elbette bu, yıkıcı gücünün inanılmaz fazla olduğu anlamına geliyordu.

Toplayabildiğim tüm gücü kullanarak kirişi çektim.

Yaydan yayılan ışık bir kasırga gibi döndü ve ışık daha da parlak hale geldi.

Kısa bir nefes aldıktan sonra kirişi bıraktım.

Ok bir ışık ışını olarak fırladı. Kara Gulyabani bu yoğun ışığı fark etmiş olmalıydı ki bloklamak için elini kaldırdı.

Ancak, ok eline dokunduğu anda sessiz bir patlama meydana geldi.

Alevler ya da gürültülü sarsıntılar olmamıştı, yalnızca kör edici bir ışık Kara Gulyabani'nin etini kavurdu.

—Uoooooo

Kara Gulyabani'Nin kolu bembeyaz yanmıştı. Kan donduran çığlığı yankılandı.

Her ne kadar sadece bir kol kaybetmiş olsa da tek koluyla Chae Nayun'a ve bir düzine savaşçıya karşı savaşamazdı.

Ayrıca Yi Jiyoon'un Chae Nayun üstünde kullandığı güçlendirmeleri saymıyorum bile.

"...Vay be."

Ancak Chae Nayun saldırmak yerine boş boş Kara Gulyabani'ye bakıyordu.

 


 

Çevirmen Notu

1. Korecede "yüz" kelimesi ile "beyaz" kelimesi sesteştir. İkisi de "baek" şeklinde yazılır.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Farazgul (245 puan) Üye
2020-03-26 04:44:01
Çeviri için teşekkürler.
Xenon (135 puan) Üye
2020-03-26 02:26:43
Okçunun hasını gör işte
manyetikkarpuz (1408 puan) Üye
2020-03-26 01:20:15
Bolum icin tesekkurler
maahhaam (4109 puan) Üye
2020-03-26 00:48:42
Çeviri için teşekkürler
Melih (1362 puan) Üye
2020-03-26 00:09:30
Chae Nayun bizimkine cidden abayı yakmış :d