POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
En Güçlü Sistem Oku
En Güçlü Sistem
Bir Grup Çöp Gelin Vurun Bana

The Novel's Extra Bölüm 13: Değişim - Kısım 3

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : Kyuuseishu
Okunma : 1016
Tarih : 14 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bölüm 13 Değişim - Kısım 3

 

 

[Bugün öğlen 1 sıralarında Seul’de bir grup canavar ortaya çıktı. Olayda 500 yaralı varken 7 kişi de hayatını kaybetti.]

 

Bir haber sunucusu bugünkü olayı anlatıyordu. Derin bir iç çeken Chae Shinhyuk, yatakta yatan hastayı okşadı. Kızın solgun yüzü babasının kalbine bir bıçak saplıyordu adeta. Her ne kadar yakında Kahraman olacak bir yetişkin olsa da Chae Nayun onun için hâlâ küçük bir kızdı.

 

[Yapılan araştırmalar, canavar grubunun başındaki canavarı ortalama sınıf, kademe 1 olan bir “hayvan kışkırtıcı” olarak belirledi.  Porsuğa benzeyen bu insan boyutundaki canavar daha önce Kore’de hiç görülmemişti. Cemiyet bu canavarın üçüncü bir parti tarafından getirildiğine inanarak soruşturma başlattı.]

 

“…Mmm.”

 

O sırada Chae Nayun gözlerini açtı. Chae Shinhyuk anında fırladı ve bir doktor çağırdı.

 

“Uyanmışsın. Nasıl hissediyorsun?”

 

“...İyiyim.”

 

Chae Nayun güçsüz bedenini kaldırdı. Bir doktor nabzını kontrol etmek için geldi ancak Chae Nayun onu bir gülümseme ile ittirdi.

 

“İyiyim, baba.”

 

“Cidden mi?”

 

“Elbette. Yaralı değilim. Doktor sana söylemedi mi?”

 

“S-söyledim.”

 

Doktor farkında olmadan konuştu. Chae Shinhyuk bu ülkenin ekonomisini avuçlarında tutan güçlü bir figürdü. Doktor, bu adamla ters düşmenin hayatını mahvedeceğini biliyordu.

 

“Bir sorunu yok gibi duruyor, o yüzden gidebilirsin.”

 

“Peki efendim.”

 

Doktor aceleyle odadan çıktı. Kapanan kapıya bakan Chae Nayun sessizce konuştu.

 

“...Baba.”

 

“Hm?”

 

Chae Shinhyuk kibarca cevap verdi.

 

“Oppa[1] hakkında...”

 

Düşük enerjili sesi unutmak istediği kara geçmişi hatırlatmıştı. Oğlunu hatırlamak kalbine her zaman bir acı girmesine sebep oluyordu. Nazik bir şekilde gülümseyen Chae Shinhyuk kızının elini tuttu.

 

“...Sorun ne?”

 

“Taburcu olduktan sonra onu görmeye gidebilir miyim? Hastalık iznim var zaten di’ mi?”

 

“Elbette gidebilirsin.”

 

Chae Shinhyuk hemen onaylamıştı.

Chae Nayun kafasını babasının omzuna yaslandı ve bugün olanları düşündü.

Müzedeki Cin’in kara kolu onu boğmuştu ve bir ses ağabeyinden bahsetmişti... O anda Chae Nayun’un öfkesi canlandı.

 

“Baba, bu arada...”

 

Chae Nayun’un ses tonu oldukça koyuydu. Sesinde çok yüklü bir duygu vardı. Chae Shinhyuk endişeli bir şekilde sordu:

 

“Ne oldu?”

 

“...Yok bir şey.”

 

Birden, kalbinin derinliklerinden birine karşı tiksinti hissetmişti. Ancak babasına nasıl hissettiğini söyleyemezdi.

Cin’in büyüsünün zehri yüzünden midesinin nasıl resmen kaynağını hatırladı. Acı içinde kıvransa da adamın sesini çok net hatırlayabiliyordu.

 

— Ağabeyi gelip onunla ilgilenir.

 

O adam ağabeyinden bahsetmişti. Dört yıl önce, göğün düştüğü günde dünyadaki herkes öğrenmişti. O yüzden üzülecek zamanı yoktu. O günden sonra ağabeyinin ismi kalbinin derinliklerine kazınmış ve onun için ulaşılamaz biri olmuştu.

Kahramanlık Akademisi’ndeki bir askeri öğrenci olarak, o herifin, ağabeyinin durumunu biliyor olması gerekiyordu. Buna rağmen ağabeyinden bahsetmişti.

Chae Nayun kalbinden körüklenen öfkeyi bastırdı ve o adamın ismini kafasına yazdı.

Kim Hajin, Kim Hajin.

Bugünden sonra Chae Nayun asla bu ismi unutmayacaktı.

 

 

***

 

 

Seul’ün gökyüzü turuncu tonlara boyanmıştı. Güneşin hareketi her zamanki gibiydi ancak batan güneşin batışının yansıttığı manzara sadece karmaşa olarak adlandırılabilirdi.

Asfalt parçaları yola saçılmıştı ve ikiye bölünmüş telefon kulübesinin altında bir çocuk ağlıyordu. Ambulanslar dur durak bilmeden gidip geliyor ve yaralılar ile cesetleri taşıyordu.

Her ne kadar olay yerine sevk edilmiş Kahramanlar durumu halletmiş olsa da olayın sonrasındaki kaos hâlâ devam ediyordu.

 

“Kim Suho, Kim Hajin. Olayı duyduk.”

 

Kim Soohyuk, Seul ile Küp’ü bağlayan Portal’da onları bekliyordu.

 

“Detayları sonra soracağız, o yüzden şimdilik gidip konuşun. Ajanlar gerisini halledecek.”

 

Ajanlar, kahramanlardan daha farklıydı. Ajanlar, Ajanlık Askeri Akademisi’nden mezun olup Küp’e girememiş kişilerdi. Bir başka deyişle, savaşmıyorlardı. Çoğunun gündelik hayatta kullanılmak için elverişli yetenekleri vardı. Mesela, eliyle bozulmuş asfaltı düzelten bir adam görmüştüm.

 

“Şey, öğretmenim. Chae Nayun...”

 

Kim Suho’nun soracağı soruya Kim Soohyuk cevap verdi.

 

“Hasta izni alacak. Şu anda ailesiyle beraber.”

 

“Tamam, anladım.”

 

Kim Suho daha fazla soru sormadı.

 

“Gidin şimdi.”

 

Diğer askeri öğrenciler de bu beklenmedik acil duruma yardım etmiş gibi görünüyordu. Yoo Yeonha bile yorgun gözüküyordu.

Birer birer Portal’dan geçtik. Bedenimi kaplayan bu garip his artık o kadar garip hissettirmiyordu. Kısa bir iç çektikten sonra kendimi tekrar Küp’te buldum.

Kimse bir söylemeden, grupça yurtlara yürüdük.

 

“…Hey.”

 

1 numaralı yurda doğru giderken, kızlar önden yürüdüğü sırada Kim Suho beni durdurdu.

 

“Ne oldu?”

 

“Neden öyle dedin?”

 

“Neyi neden dedim?”

 

“Chae Nayun’a.”

 

Birden niye bundan bahsetmişti? Ne olduğunu anlayamayıp kaşlarımı çattığımda Kim Suho daha da düşmancıl davranmaya başladı.

 

“Neden ağabeyinin konusunu açtın? Hem de öyle hor görürmüş gibi.”

 

“Ne demek istiyorsun? Yanlış bir şey demek is...”

 

Tam o anda sözlerimi yuttum.

Bu dünyanın yardımcı bir yazarı vardı. Bu dünya benim dünyamla aynı değildi.

Bir şeyler değişmiş olmalıydı.

 

“...Ağabeyine ne olmuş ki?”

 

Sorum karşısında Kim Suho adımlarını durdurdu. Dişlerini gıcırdatarak bana baktı.

 

“Bu her öğrencinin bildiği bir şey, şimdi cidden bilmiyormuş gibi mi yapacaksın?”

 

“Ne? Hayır, cidden bilmi—”

 

“Neyse ne. Sonra konuşuruz. Şimdilik...”

 

Kim Suho çabucak yanımdan yürüdü ve asansöre bindi. Bana bakan gözlerinin altında kalın, siyah çemberler oluşmuştu. “O” yeteneği kullandığı için yatması gerekiyordu.

Benim odam birinci katta olduğu için asansörü kullanmama gerek yoktu.

 

 

***

 

 

Kanepeme oturduğum anda akıllı saatimi açtım. Bir internet penceresi açıldı. Bu dünyadaki popüler arama motoru Neighbor[2] idi. Arayüzü benim alışık olduğumdan çok farklı değildi o yüzden benim için çok problem teşkil etmedi.

İlk olarak Chae Nayun’u arattım.

Kim Suho’nun bahsettiği şeyler ve Chae Nayun’un tepkisi cidden de garipti.

 

---

[Chae Nayun] (Kahramanlık öğrencisi)

Aile - Baba: Chae Shinhyuk, Ağabey: Chae Jinyoon

Eğitim

—Ajanlık Askeri Akademisi 4. Sıra

—Şu anda Kahramanlık Askeri Akademisi’nde eğitim görüyor (Küp)

 

---

 

“Ee, sorun ne?”

 

Chae Jinyoon. Ölü ya da kayıp falan değildi, neden bu kadar öfkelenmişlerdi ki?

Kafamı eğip Chae Jinyoon’u arattım.

Aynı anda ağzım sonuna kadar açıldı.

 

“...Ne?”

 

[Chae Shinhyuk’un oğlu, Chae Jinyoon. Cin saldırısının ardından kritik durumda.]

[Cin bastırma operasyonu “Alevtanesi” başarıyla gerçekleşse de çaylak Kahraman Chae Jinyoon komaya girdi.]

 

Bu haber manşetleri anlayamıyorum.

 

“Ne?”

 

Cin bastırma operasyonu, Alevtanesi. Bunun ne olduğunu biliyordum. Bu, Chae Jinyoon’un ününü ilk artıran olaydı.

Operasyonu başarılı bir şekilde yönetip bu sırada üç yoldaşını da kurtarmasıyla ortalama seviye bir Kahraman’a terfi ettiriliyordu. O sırada 13 yaşında olan Chae Nayun da her zaman ağabeyinin birden yükselen ünüyle övünürdü.

Hayır, bunlar olması gereken şeylerdi.

 

“Ne sikim oluyor lan burada?”

 

Daha fazla katlanamayarak bilgisayarımı açtım. Eğer bir ipucu varsa, bilgisayarımda olmalıydı.

 

[Yüksek şans değerin sayesinde ışık kurşunları Lucius’un Köpeği’ne kritik hasar vurdu.]

[Büyük bir şansla, ışık özelliğini kavramanız arttı!]

[Muazzam bir şans ile, merminin yaydığı büyü gücünün bir kısmını absorbe ettiniz! Büyü gücün 0,03 puan artıyor.]

[Sizden güçlü bir düşmana kritik hasar vurdunuz. “Zıtlığın Nişancısı” adlı yetenek, Lütuf'unuz olan Usta Keskin Nişancı’ya eklendi. ]

[131 HP kazandınız.]

 

Daha birçok hoş bildirim olsa da hepsini kapattım.

Romanımın dünyasını not aldığım kitaba bakmaya yeltendim. Hayır, bakmama gerek yoktu. Bu dünya benim yarattığım bir dünyaydı. Ama bugünkü olaylar benim dünyamın bir parçası olmadığı için dünya kitabıma bakmama gerek yoktu, çünkü baksam da bir işe yaramayacaktı.

Ancak bilgisayarımdan bir mesaj almıştım.

 

[Chae Jinyoon - Orijinal hikayede Chae Nayun’un güvenilir ağabeyi ve Kim Suho’nun güvendiği yardımcısı. Ancak ana karaktere yardım eden çok fazla kişi olduğundan bu değiştiirldi.]

 

[Düzenlenmiş bilgi - Chae Jinyoon, dört sene önceki, ilk Kahramanlık görevinde Şeytan’ın Damgası’nı almış ve komaya düşmüştür. Şu anda kendisi bir Şeytan’ın Tohumu’dur.]

 

[Not: Düzenlenmiş bilgiler, “Kim Hajin” bunun farkında olduğu zaman mesaj yoluyla bildirilecektir.]

 

Ağzımın beş karış açık olduğunu bile fark etmeden şaşkınlıkla ekrana bakakaldım.

Salyam bilgisayara damlayınca nihayet bir ses çıkarabildim.

 

“Siktiğimin...”

 

Diyebileceğim tek şey buydu.

Eğer bu mesaj doğruysa ortada çok ciddi bir problem vardı.

Şeytan’ın Tohumu sadece romanımın ikinci kısmında gözükecek bir şeydi. Eğer filizlenirse şu anki Kim Suho’nun onu durduracak gücü yoktu. Usta seviye bir Kahraman durdurabilirdi, ama çoğu Usta seviye kahraman göçüp gitmişti.

Yüksek seviyeli Kahramanlar tahsis edilse bile birkaç tanesi kesinlikle ölürdü.

Bu olamazdı. Onların gücü romanın ilerleyen kısımlarında gerekiyordu.

Bir başka deyişle, Şeytan’ın Tohumu filizlenirse her şey sarpa saracaktı. Elbette işler çoktan sarpa sarmıştı, ancak hâlâ kontrol edilebilir bir derecedeydi.

O zaman ne yapmam gerekiyor?

Sadece tek bir çözüm vardı, o yüzden çok falza düşünmeme gerek olmamıştı.

 

“...Ölmesi gerekiyor.”

 

Neyse ki Şeytan’ın Tohumu’nun kuluçka dönemi vardı. Hatırladığım kadarıyla bu da 5-6 sene sürüyordu.

Çoktan 4 yıl geçmişti bile.

Chae Jinyoon’un içindeki Şeytan uyanmadan önce Chae Jinyoon’un öldürülmesi gerekiyordu.

Asıl soru onu “kim” idi.

Onu kim öldürecekti?

Bir suikastçı tutamazdım. Milyarlarca won teklif etsem bile hiçbir paralı asker bir chaebol’u öldürmeyi kabul edecek kadar deli değildi.

Ayrıca Şeytan’ın Tohumu’nu tespit etmek imkânsız olduğu için onlara gerçeği anlatsam da kimse inanmazdı. Hatta kesinlikle deli diye nitelendirilirdim.

 

Ölmesi gerekiyordu.

Bunu başarmanın da tek bir yolu vardı.

 

“Onu öldürmeliyim.”

 

Derin bir nefes alarak gözlerimi kapadım.

Chae Jinyoon, Kim Suho’nun güvenilir bir arkadaşı ve yardımcısı olsa da iş kardeşine gelince aptalın tekiydi. Ancak bu dünyada, öldürülmesi gereken bir karakter olmuştu. Bu ani değişim şok edici olsa da şaşıracak kadar huzurlu değildim.

Ayağa kalktım. Bedenim ağır hissettiriyordu. Yarattığım bu dünyaya karşı hissettiğim aşinalık hissi büyük bir endişeye dönmüştü.

Ama belki de yüksek Tahammül özelliğim yüzünden bacaklarım beni yatağa götürmek yerine fiziksel eğitim odasına götürmüştü.

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm
Çevirmen Notu

1- Oppa: Koreli kızların kendilerinden büyük erkeklere söylediği hitap şekli.

2- Neighbour: Türkçesi “Komşu” olan kelime. Kore’deki yaygın arama motoru “Naver”ın ismi değiştirilip kelime oyunu yapılmış.


Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (3)

80 puan
akrepkani9 ay önce
Üye
Teşekkürler.

3861 puan
maahhaam9 ay önce
Üye
ellerine sağlık

1049 puan
Ulaş9 ay önce
Üye
Ulan iyileştirmek için bişi düşnseydi keşke hemen öldürmeye döndü HP biriktirip iyileştirme iksiri falan yapar umarım