POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

The Novel's Extra Bölüm 3: Küp - Kısım 3

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : Kyuuseishu
Okunma : 528
Tarih : 31 Ocak 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bölüm 3 Küp - Kısım 3

 

Ateşli silahlar bu dünyada hâlâ harika silahlardı. Ancak bu sadece manaya sahip olamayan sıradan askerler için geçerliydi.

 

Geleneksel mermilerden çok bu dünyada “büyülü mermiler” kullanılıyordu. İçinde sıkıştırılmış mana bulunan bu mermiler düşük-orta seviyeli, 8. Dereceden düşük canavarları öldürmeye olanak sağlıyordu. Karşılaştırma yapmak gerekirse, 5 milyon won tutarındaki eğitim palası sadece ortalama, düşük seviye canavarları öldürebilirdi. O yüzden ateşli silahlar da kendi çapında oldukça güçlüydü.

 

Ancak büyü gücüne sahip Kahramanlar ve paralı askerler ateşli silahları seçmezdi. Bunun sebebi, “büyü gücü”nün silahlara uygulanamamasıydı, o yüzden silahın kullanıcısı ne kadar güçlü olursa olsun silahın potansiyel limiti belliydi.

 

Ana silah seçmede en önemli şey silahın kökeniydi. Kısacası, silahın kademesi kökeninin büyüklüğüne göre artardı.

 

Örnek olarak, ateşli silahlar üç farklı kademeye ayrılırdı. Seri üretimli, el yapımı ya da sanat eseri. Kılıçlarda ise çeşit çok daha fazlaydı. Artifakt, teçhizat, kıymetli, mitolojik, efsanevi, gibi.

 

Bunun sebebi mitolojilerin ve efsanelerin bu dünyada birçok şeyi belirlemesiydi.

 

Kılıç, çok derin ve uzun bir tarihi olan bir silahtı. Doğal olarak da birçok kılıç mitolojilerden ve efsanelerden gelirdi.

Freyr’in kılıcı, iblis kılıç Muramasa, büyülü kılıç Tyrfing, kutsal kılıç Durendal, kralların kılıcı Ekskalibur gibi... Bu dünyada, efsanelerdeki birçok kılıç “Zindanlar” ya da “Kuleler” içinde keşfedilmeyi bekliyordu.  Her biri paha biçilemez hazinelerdi. Elbette bu hazineler sadece kılıçlarda etkili olanlar tarafından kullanılabilirdi.

 

Dolayısıyla da Kahramanlar antik silahları daha çok seçerdi. Gelişirken bir darboğaza girseler bile, yüksek kademeli bir silah bu sıkıntılarını kırmaya yardım edebilirdi.

 

“Kim Chundong...”

 

Kim Soohyuk, akıllı saatini tekrardan aktive etmeden önce ismimi söyledi. Bir sebepten ötürü, saatindeki bilgi koruma sistemi ile saklanmış bilgiyi görebiliyordum.

Bu bilgi de benimle, askeri öğrenci Kim Chundong ile ilgiliydi.

 

“Sen bir kılıç kullanmıyor muydun?”

 

Bir figürandan beklenildiği üzere, Kim Chundong sıradan bir kılıç kullanıcısıydı.

 

“Silahımı değiştirmeye karar verdim.”

 

“Onca yolu aşıp Küp’e geldikten sonra mı?”

 

“Evet.”

 

Kim Soohyuk seçimimden çok memnun durmuyordu ancak kaşlarını hafifçe çatarak başıyla onayladı.

 

“Sorun yok. Öğrenciler Küp’te kendi tercihlerini yapabilirler. Öğretmenler buna karışamaz. Ancak bu da demektir ki tüm sorumluluk öğrencidedir.”

 

Kim Soohyuk işine devam etti, ancak öğrenciler arasındaki fısıldamalar durmuyordu. Fısıltıların benim duyabilmem için çok sessiz olması gerekirsen bir sebepten ötürü hepsini duyabiliyordum. Görünüşe göre Chundong’un Lütuf’u buydu.  Ne işe yaramaz...

 

“Tabanca mı? Delirmiş mi o çocuk?”

 

“Bir paralı asker olmak istiyorsa neden Küp’e gelmiş ki?”

 

Küp’e girmeden önce askeri öğrenciler tüm silahları denerdi. Bu, Lütuflarına uygun bir silah bulmak içindi. Ancak tabanca kullanmak için Lütuf’a gerek yoktu. Tek yapman gereken parmağını tetiğe götürüp çekmekti.

 

“Bugün seçtiğiniz silahı rahatlıkla değiştirebilirsiniz. Fakat ne seçtiğiniz fark etmeksizin, aynı eğitimlerden ve testlerden geçeceksiniz. Bu da demektir ki bir silahın zayıflığının üstesinden gelmek size kalmış.”

 

Kim Soohyuk bunu açıklarken benim olduğum tarafa doğru bakıyordu.

Anlıyoruz be! Başka seçeneğim yoktu ne yapayım!

Buradaki öğrenciler 7 veya 8 yaşından beri askeri okullara gitmişti. Bir diğer deyişle, kesmek, biçmek, kırmak ve ateş etmek gibi alanlarda 10 yıllık eğitimleri vardı.

 

Ancak ben farklıydım.

 

Chundong’un anılarını almamıştım ve gerçek dünyada da kılıç kullanamadığım kesindi. Siktir, spor bile yapmıyordum ki. Öyle heyecan arayan bir tip de değildim.

En nihayetinde sadece uzun menzilli silahlar seçebilirdim. Yani bir yay ya da ateşli silah. Kore’nin askeri hizmeti sağ olsun en azından silahlara aşinaydım.

 

“Şimdi size odalarınızı tahsis edeceğiz. Eşyalarınız da oraya gönderilecek. Ondan sonra serbestsiniz. Dersler dört gün sonra, Pazartesi günü başlayacak.”

 

Kim Soohyuk acınası bir şekilde bana bakarken konuşmuştu.

Ve böylece, ana silah seçimi sona erdi.

 

***

 

“Lan tabancacı, ciddi misin sen?”

 

“Anlayamıyorum. Şu dikkatleri üzerine toplamaya çalışan tiplerden misin? Küp’ten birinin ilk defa bir tabanca seçtiğini duyuyorum.”

 

Yurtlara giderken bir grup çocuk bir sohbet başlatmıştı. Bu iğnelemeli yorumlarını görmezden geliyordum.

Tüm bu provokasyonlarına rağmen sakin kaldığımı görünce kıs kıs gülerek uzaklaştılar. Ergen oğlanlardan beklendiği gibi, asıl ilgilendikleri şey kızlardı.

Ben bile bakışlarımı onların tarafına çevirmiştim.

Chae Nayun, Rachel ve Yoo Yeonha. Bu üç kızın da güzelliği benim ayarımı aşıyordu.

Yan yan bakarak onları gözlemlediğim sırada yurda vardık.

 

“Birinci sınıfların yurdu burası.”

 

Altı abartılı gökdelen duruyordu karşımda.

Kim Soohyuk’a göre her binanın 100 katı vardı ve her katta da 5 oda vardı.

Odalar notlara göre dağıtılmıştı ancak en kötü notu olana bile bir oda veriliyordu. Ajanlık Askeri Akademisi’nin en iyi üç erkek ve en iyi üç kız öğrencisi teras katındaki penthouseları almıştı. Kim Suho bunu reddeden tek kişiydi. Kullanabilmesi için çok büyük olduğunu söylemişti.

 

“Erkekler sağda, kızlar solda. Odalarınızın anahtarı birazdan size dağıtılacak akıllı saatlerde olacak.”

 

Kim Soohyuk açıklamaya devam ederken diğer birinci sınıflar vardı. Eğer doğru hatırlıyorsam, birinci sınıflar Veritas, İttihaz, İstihbarat, Bilgelik, Kültür, Onur, Fazilet, Dostluk, Güç ve Dünya olmak üzere toplam 10 sınıftan oluşuyordu.

Diğer önemli karakterleri arasam mı ki? Bazıları ana karakterlerin rakibi olacaktı...

 

“Chundong, Kim Chundong!”

 

“Ha, ben mi? Neden?”

 

“Neden mi?”

 

Beni çağıran kişi Kim Soohyuk idi. Bir anlığına dikkatim dağılmıştı ve Kim Soohyuk bir şahin gibi gözlerini kıstı. Vahşi bakışı donup kalmamı sağladı. Tepkimden dolayı hayal kırıklığına uğramış gibi gözüken Kim Soohyuk gözlerini kapadı ve iç geçirdi.

 

“Gel de akıllı saatini al.”

 

“Ah, tamam.”

 

Bacaklarım öylesine titriyordu ki neredeyse düşecektim. Arkamdan diğer öğrencilerin bana güldüğünü duyabiliyordum.

Yaratıcınıza ne cüretle gülüyorsunuz lan?

Bir anlığına sinirlendim ancak cömert bir şekilde onları affetmeyi seçtim.

Onlara bunu ödetecek bir yolum olmadığı için başka bir seçeneğim yoktu.

 

***

 

Bana tahsis edilen oda Chundong’un apartman dairesinden daha büyüktü ve içinde kanepe, yatak, pirinç pişirme makinesi, televizyon, bilgisayar ve hatta büyülü aletler vardı.

 

“Hala buna alışamıyorum.”

 

Konforlu kanepeye yayılırken düşündüm.

Elimdeki tabancanın ağırlığı gerçek gibi hissettirmiyordu.

Şimdi düşündüm de, bir tabanca seçecektim madem, Küp’ten ayrılsam daha iyiydi. Ajanlık Askeri Akademisi’nde bir askeri öğrenci olmak açlık çekmeden yaşamamı sağlardı.

 

Ancak asıl problemim bu kadarla sınırlı değildi.

Asıl sorun, neden bu dünyaya gönderildiğim ve nasıl geri döneceğimdi. Öğrenmek için de ana hikâyeye yakın kalmam gerektiğini hissediyordum.

Gerçi sadece bir tabancayla ne kadar yakın kalabileceksem...

Gücünü görmek için bir ateş mi etsem ki?

 

“Mmm...”

 

Aklıma iyi bir şey gelmişti.

Kanepeden atladım ve duvara hedef alarak sol gözümü kapadım. Tam tetiği çekecektim ki...

 

-Ding Dong

 

Kapı çaldı.

Kapının arkasından elektronik bir ses yükseldi.

 

“934. Sıra, Kim. Chun. Dong. Lütfen. Bagajınızı. Alın.

 

Bu bir robottu. Tabancayı kanepeye atıp kapıyı açtım ve yerde oldukça büyük bir kutunun durduğunu gördüm.

Görünüşe göre Chundong daha önceden eşyalarını göndermişti. Kutuyu aldım ve içeri getirdim.

 

[Ajanlık Askeri Akademisi 1543. Sıra, Kahramanlık Askeri Akademisi, 934. Sıra, Kim Chundong.  Kişisel eşyalar.]

 

Sıralamada 934. müydüm? Bu çok ortalama değil miydi?

Zoraki bir şekilde gülümsedim ve kutunun bantlarını yırttım.

 

“Ne?”

 

Koca kutuda sadece tek bir eşya vardı.

Ancak bunun ne olduğunu biliyordum.

Bu Chundong'un değil, benim eşyamdı.

Benim önceki hayatımdan... Gerçi “önceki” hayat demek biraz garip kaçsa da...

 

Her neyse, karşımda duran şey Dünya’dayken romanımı yazmak için kullandığım dizüstü bilgisayarımdı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (3)

39 puan
MasterKiller546 ay önce
Üye
Bi gelmedi 4 te bekliyoruz ama

3172 puan
Kyuuseishu6 ay önce
Yönetici
@MasterKiller54, Bu akşam toplu atacağım

75 puan
akrepkani6 ay önce
Üye
Teşekkürler.

144 puan
Ulaş6 ay önce
Üye
Çeviri için teşekkürler. Ana karekterde iş yok gibi ilerde değişir umarım