POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ

The Novel's Extra Bölüm 9: Gündelik Hayatın İçinde - Kısım 1

Çeviri : Kyuuseishu
Düzenleme : Kyuuseishu
Okunma : 375
Tarih : 11 Şubat 2019
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Bölüm 9 Gündelik Hayatın İçinde, Kısım 1

 

 

Çarşamba gününün ilk dersi “insanlara karşı eğitim” idi.

Bu iki saatlik ders basitçe iki askeri öğrencinin eşleşip birbirine dalaşmasından ibaretti. Bu dalaşmalar eğitim silahlarıyla yapıldığı için daha az acı verici oluyor ve notlandırması da kolaylaşıyordu. Sınıfta, Kim Suho ile Yi Yeonghan, Shin Jonghak ile de Kim Horak eşleşmişti.

 

“Ahhhh.”

 

“934. Sıra, Kim Hajin, ayağa kalk!”

 

“K-kalkamıyorum.”

 

Ben ise bir öğrenci yerine insanlara karşı eğitim öğretmeni ile boğuşuyordum.

Bunun sebebi eğitim için tabanca olmamasıydı. Gerçek bir tabanca, istemeden yaralara sebep olabileceği için ben öğretmen ile dövüşüyordum.

 

“Ne demek kalkamıyorum?!”

 

Bayan öğretmen bana tüm gücümü vermemi emretmişti.

Tam bir dakika sonra, tüm gücünü veren kişi öğretmen olmuştu. Görünüşe göre Lütuf’um onun tahmin ettiğinden daha tehlikeliydi.

 

“Kalk ayağa!”

 

Mermilerim, kadının kolunun ön tarafını çizince kadın sinirlenmiş ve beni yakamdan tutmuştu.

İşler bu duruma gelince, bu dünyaya geldiğim ilk iki hafta aylaklık etmekten pişmanlık duymuştum. Zamanımı idman yaparak geçirmeliydim.

 

“Devam edemem.”

 

“Evet, edebilirsin!”

 

“Bedenim hareket etmiyor.”

 

“Edecek!”

 

Öğretmen beni zorla çekip kaldırdı.

 

“Gardını al ve bir şeyler yap!”

 

Bana bir şeyler yapmamı söylüyordu ama elimdeki tabanca çok ağır hissediyordu. Gönülsüzce tetiği çektim. Öğretmen mermiyi eliyle durdurdu. Ardından beni ittirdi. Direnemeyerek sendeledim ve yere düştüm. Bedenimde bir elektriklenme hissi oluştu.

 

“Pes ediyorum, pes ediyorum.”

 

“Ateş ettikten sonra hareket etmedin. Bir şey yap demedik mi?!”

 

Şlak! Suratımı tokatladı.

 

“KALK AYAĞA!”

 

Şlak! Sinirlerim bozulmaya başlıyordu. Şimdi düşündüm de, bu kadın benden daha genç değil miydi?

 

“KALK AYAĞA DEDİM!”

 

Üçüncü kere tokatlanmayı istemiyordum. Tam tokat atacakken kolunu yakaladım ve...

 

“Seni aşağılık...”

 

Dişlerimle öğretmenin saçını ısırdım.

 

“Ah! Ne yapıyorsun?! 934... Ah! Bırak! Bırak! Bırak!”

 

Gıcırdayan dişlerimle, sanki yarın yokmuşcasına kadının saçını çekiştirdim.

Garip hareketlerim yüzünden etrafa bir sessizlik çökmüştü ancak bunlara dikkat edecek zamanım yoktu.

 

“B-Bu bir uyarıdır! Bırak! BIRAK dedim!”

 

Bu saçı kopartacağım. Yemin ederim ki kopartacağım.

 

“S-Seni...”

 

Öğretmenin yumruğunun yüzüme gelişini görebiliyordum.

Sonrasında ne olduğunu hatırlamıyorum.

Ama bundan dolayı 40 HP kazandığım için çok da kötü bir takasa girmemiştim bence.

 

 

***

 

 

Küp’ün “Kulüp”leri vardı.

Sınıf öğretmenimiz Kim Soohyuk bize gençliğimizin tadını çıkaramayacağımızı söylemişti ancak ben Küp’ü böyle korkutucu bir yer olarak yaratmamıştım. Zaman zaman canavarların kanıyla kaplanıp Cin öldürmek zorunda kalsalar da Küp, askeri öğrencilerini, zihinsel sağlıkları için hobilerinin tadını çıkartmaya teşvik ederdi. İlişki yaşamak teknik olarak yasaktı ancak fakültede herkes bunu göz ardı ediyordu.

 

Küp’ün kulüpleri de okul gruplarından farklı değildi. Kulüp tanıtımları, birinci sınıfların okula gelmesinin ikinci haftası yapılıyordu.

 

Romanımda bu kulüp sayısını yüz yapmıştım ancak tüm okulda 5000 öğrenci olduğu düşünülünce bu çok da gerçekçi değildi. Yine de, neredeyse her konu için bir kulüp vardı. Bowling, bilardo ve VR gibi hobi kulüplerinin yanında, çalışma, dövüş sanatları ve idman gibi akademik kulüpler de vardı.

 

Birden fazla kulübe katılmayı planlıyordum.

Elbette bunun amacı ana karakterlere yakın kalmaktı.

Kimin hangi kulübe gideceğini zaten biliyordum.

Kim Suho ve Yi Yeonghan gezi kulübünde, Chae Nayun gezi ve avlanmada, Yi Yeonghan gezi ve akademiklerde, Shin Jonghak hiçbirinde ve Rachel da okumadaydı.

Elbette bariz seçim geziydi. Ondan sonra da avlanma kulübü, okuma kulübü ve akademi kulüp arasından seçmem gerekiyordu.

Öğrenciler birden fazla kulübe katılabilse de en fazla 4 tanesine katılabilirdim.

Ama bu oldukça zor olurdu. Sonuçta sadece bir tane bedenim vardı.

Bunlar arasında, en kolay şekilde HP kazanabileceğim kulüp akademi kulübü gibi görünüyordu. Akademik kulüpler arasında da, Veritas adlı akademi grubunda hikayenin erken saflarında önemli role sahip bir muhalif karakter vardı.

 

“VR kulübü, Halk Bilimi Köyü... İlginç.”

 

Birden garip bir hisse kapıldım.

Küp’ün Kahraman Parkı’ndaki bir bankta oturuyordum ve etrafa bakındım. Tüm dersler bittiği için park insanlarla dolup taşıyordu.

Çok gizemli hissediyordum. Karaladığım evren gerçeğe dönmüştü ve aradaki tüm boşlukları doldurarak bu dünyaya dönüşmüştü. Bana yeni olan birçok şey vardı. VR kulübü bunlardan biriydi. Ve çalıların arkasında gizli gizli yiyişen çiftler de öyle.

 

“Pof, bu biraz...”

 

İleri gitmeye başladıklarını görünce kaşlarımı çatarak kalktım.

Ardından meşgul bir şekilde, park boyunca kulüp tanıtım formlarını toplaya toplaya gittim. Dört tane form. Onları alırken çok fazla memnuniyetle karşılanmasa da başarmıştım.

 

“Gezi kulübüne kesinlikle katılmalıyım.”

 

Ana karakterlerden dördü gezi kulübündeydi. Bunun sebebi, büyük ve küçük olayları rahatça birbirine bağlamak istememdi.

Ancak her ne kadar hikâyede önemli bir kulüp olsa da öğrenciler arasında çok da popüler değildi. Tüm üç sınıf içinde de sadece 20 üyesi vardı ve üçüncü sınıfların çoğu da loncalarla röportaj yapmak ve staj görevleriyle meşguldü. Yani aslında kulüp 14 kişi kadardı.

Neden olduğunu açıklayamam gerçi. Sadece, daha fazla insanın olmasının sorun olacağını düşünmüştüm.

 

Her durumda, gezi kulübü kesin seçimimdi. Diğerlerini de düşününce sadece iki tane daha kulübe girmeye karar verdim. Okuma kulübünü bir kenara bırakıp avlanma kulübü ve akademik kulübü seçtim.

 

Kulüpler, tüm dersler bittikten sonra başlıyordu ve bu üç kulübün de zamanları çakışmıyordu. Akademi kulübü salı günleri, avlanma perşembe günleri ve gezi kulübü de ya cumartesi ya da pazar günü toplanıyordu.

Rachel’ı geride bırakmıştım ama zaten şu noktada resmen dokunulamaz bir varlıktı.

 

“Pekâlâ.”

 

ŞLAK!

Elimdeki kağıtları fiskeledikten sonra ayağa kalktım. Şimdi sırada, kulüp liderlerinden daha da karışık bakışlar yeme zamanıydı.

 

 

***

 

 

Kore’nin başkenti Seul, dünyanın en üstteki pozisyonları için yarışan loncalarla doluydu. “Zorluğun Özü,” “Harap Ay,” ve “Ayaz Mabet” gibi tanınmış loncalar toplu olarak Seul’un lonca bölgesinde toplanmış ve bu bölgeyi Cin ile canavar avları isteklerinin, teknolojik ilerlemelerin ve iş hayatının merkezi hâline getirmişti.

 

“Lonca ziyareti iki hafta sonra cuma gününe ayarlandı.”

 

Seul’ün lonca bölgesi gökdelenler ile doluydu. Ancak özellikle, içlerinden zarif bir tanesi çok da uzun değildi. Binanın geometrik tasarımı, yakınından geçen herkesin dikkatini çekiyordu. Bu bina, “Yaratıcı’nın Kutsal Özü” klanına ait binaydı.

 

Keskin kenarlı büyü mühendisliği teknolojisi sayesinde, binanın içinin boyutu, dışarıdan görünenden iki kat büyüktü ve mana yoğunluğu her zaman 3. Kademenin üstünde tutulurdu.

 

“Mm, anladım.”

 

Kahramanlar için bile oldukça elverişli olan burada, Yun Seung-Ah, sekreterinden gelen raporları aldı.

Şu anda Yun Seung-Ah’ın dikkati tamamen gelecek vaat eden yetenekleri bulmaktı.

Küp’ün bu seneki birinci sınıflarının oldukça istisnai bir durum olduğu bilinen bir gerçekti. Bazılarının, lonca sıralamalarını oynatacak derecede Lütufları olduğu söyleniyordu. Eğer hasımlarının onları çalmasına izin verirse çokça çalıştığı birincilik pozisyonu tehlike altına girerdi.

Dolayısıyla da Yun Seung-Ah’ın gözlerini, içinde Küp’ün ilk savaş eğitimi kayıtlarının yer aldığı, loncanın kurum içi ağının veritabanından ayırmıyordu.

 

“Kim Suho cidden de inanılmaz.”

 

Şu anda ekranında, savaş eğitimini birinci sırada bitirmiş olan Kim Suho bulunuyordu.

Canavarlara karşı savaşta, kılıç qi’si oldukça keksin bir şekilde öne çıkıyordu. Ancak hayrete düşüren tek şey kılıç qi’si değildi. Kılıcının akıcı hareketleri yüzünden kılıcı sanki su gibi gözüküyordu. Kılıç ustalığı başka hiç kimseninkine benzemiyordu. Neredeyse eşi benzeri görülmemiş bir teknikti. Bu teknik ile, hedefindeki canavarla beraber etrafını da kesip biçiyor gibi görünüyordu.

 

“Evet, şu anda hiçbir loncaya yakınlık göstermiyor. İlk önceliğimiz o.”

 

“Onu ne olursa olsun almak istiyorum... Oh? Birisi tabanca mı kullanıyormuş?”

 

Kim Suho’nun videosu bitti ve Yun Seung-Ah’un gözleri geride kalan listeye bakarken parladı.

 

“Evet. Lonca topluluğunda epey konuşuluyor.”

 

“Öyle mi? Üzgünüm, bu aralar çok meşgulüm.”

 

“Küp topluluğundan yüklenmiş bir video. Yoo Yeonha’nın takımında olduğu için birçok izlenmesi var. İçeridekilerin bilgilerine göre oldukça garip birisi.”

 

“Mm... Garip birisi demek.”

 

Bu eşsiz kişiye karşı merakı çelinen Yun Seung-Ah videoyu oynattı.

 

[Takım 5]

[Jin Hoseung, Hazuk, Yoo Yeonha, Kim Hajin]

 

Her ne kadar şaşkınlıkla dolup taşmasa da on dakikalık bu video kesinlikle ilgisini çekmişti.

 

“Otomatik bir tüfek kullanmadığı hâlde, 2,78 saniye içinde 60 kere mi ateş etmiş?”

 

Fiziksel olarak bu imkansızdı. Tetiği 60 kere çekecek kadar hızlı olsan bile tabanca buna dayanamazdı. Bir başka deyişle, fizikselliğin ötesinde bir güç mevzu bahisti.

 

“Evet. Küp’e girdikten sonra hemen ana silahını kılıçtan tabancaya çevirmiş.”

 

“...Aydınlanma.”

 

“Ben de aynısını düşündüm.”

 

Sadece 17 yaşında Aydınlanma... Arkasına yaslanan Yun Seung-Ah derin düşüncelere daldı.

Aydınlanmadan sonra silah değiştirmek...

Nadir de olsa böyle vakalar vardı.

Lütuflar, öğrencilere kendi benliklerine göre verilirdi fakat aydınlanmadan önce, birisinin Lütuf’unun ne olduğunu tamamıyla bilmek imkansızdı. Aşina olmadığı bir silaha geçmek zorunda kalındığı bu gibi durumlarda, birisinin tekrar ayak uydurabilmek için üç yıl çabalaması gerekirdi.

Bu yüzden de Küp’ün alt akademisi olan, Ajanlık Askeri Akademisi, askeri öğrencileri çeşitli silahlar kullanma konusunda teşvik ediyordu. Birkaç silahı nasıl kullanacağını bilmek, gerektiğinde bir silahtan diğerine geçişi oldukça kolaylaştırıyordu.

 

“Çok erken aydınlanma yaşamış, ancak Lütuf’unun yapabildiği tek şey tabanca kullananabilmesini sağlıyorsa çok da çekici değil.”

 

Haklısın. Eğer Lütuf’u yay ile kullanılabilseydi yayı seçerdi.”

 

Yun Seung-Ah da buna katılıyordu, ancak 17 yaşında aydınlanmak kesinlikle çok nadir bir durumdu.

 

“En azından gözümüzü ondan ayırmayalım. Serbest bir işe alma personeli var mı?”

 

“Hayır, bu sene çok istisnai öğrenciler olduğu için herkes sınırına dayanmış durumda.”

 

Yun Seung-Ah tereddüt etti. Bugünlerde, işe alma personelleri pahalıydı. Yeni bir personel tutsa bile, loncaya bağlılığı olmadığı sürece loncanın bilgilerini alıp başka loncaya kaçabilirdi.

 

“İyi o zaman. Eğer o kadar özelse elbet tekrardan göze batacaktır.”

 

Bu kararla birlikte, sekreter itiraz etmeden kafa salladı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (1)

43 puan
akrepkani3 ay önce
Üye
Teşekkürler.