Beyazın Karanlığı - Bölüm 2.2: Beşe Karşı Bir

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Beğeni : 0
Okunma : 24
Tarih : 14 May 2018 01:07:42

Rene hikâyesini bitirdiğinde, Kama’nın ağzından sessiz bir “Üzgünüm” ifadesi çıktı. Neden böyle dediğini bilmiyordu lakin bunları anlatmak sanki Rene’ye acı veriyordu. Belki de bunları anlatmasını kendisi istediğinden kendi vicdanını biraz olsun rahatlatmak için böyle söylemişti. Belki de Rene’nin yaşadıkları yüzünden ona acımıştı.

Rene, ikinci ihtimali düşünmüş olacak ki “Üzülme. Sana bunları bana acıman için anlatmıyorum.” diyerek tersledi. Söylediklerini kavraması için kısa bir süre bekledikten sonra “Artık kim olduğumu –ve tabi ne olduğumu da- biliyorsun. Askerlerin beni neden kovaladığını da. Eğer seni burada bırakırsam imparatorluk, yalanlarını bir kez daha örtmek adına seni ortadan kaldırır.” dedi duygusuz bir ses tonuyla. Hemen ardından gülümsedi ve sesine biraz neşe kattı. “Şanslısın ki ben şu ana kadar duyduğun hikâyelerde anlatılanlar kadar kalpsiz biri değilimdir. Beni ormanda yaralı halde bularak evine getirdin ve tedavi etmeye çalıştın. Bu iyiliğinin karşılığını ödemek isterim. Alex’e yaptığım önerinin aynısını sana da yapıyorum. Benimle gelirsen bildiğim her şeyi sana öğreteceğim.”

“Peki ya sen nereye gidiyorsun?”

“Canım nereye isterse.”

Kama ani kararlar almayı sevse de bu sefer bütün seçeneklerini değerlendirmek istiyordu. Bu yüzden “Ya hayır dersem?” diye sordu.

Rene sanki bu soruyu bekliyormuş gibi kendinden emin bir tavırla “Hayır dersen; Seni burada bırakır, kendi yoluma giderim. Sende imparatorluk askerleri tarafından yakalanır; Haftalarca işkence gördükten sonra, hiç kimsenin haberi bile olmadan kuytu bir köşede idam edilirsin.” dedikten sonra eğilerek kulağına, “Peki şimdi hayır demek istiyor musun?” diye fısıldadı.

“Ya babam ve kız kardeşim ne olacak?”

“Onlara bir şey olmayacak. Geçmişteki varlığını bu Dünya’dan sileceğim... Benim haricimde kimse seni hatırlamayacak.”

Kama, Rene’yi kolundan tutarak öfkeyle kendine çekti ve aralarında bulunan birkaç santimlik mesafeyi kapattı. Öyle ki, olayı uzaktan gören biri yeni evlenmiş bir çiftin romantik bir akşam geçirdiğini düşünebilirdi. Lakin olay hiç de oraya gidiyormuş gibi değildi. Hırlarcasına konuşarak ” İnsanların anılarıyla kafana göre oynayamazsın böyle bir hakkın yok!” dedi. Söylediklerini pekiştirmek için koluna uyguladığı baskıyı arttırdı.

 Kama, diğer insanlardan daha güçlü olduğunu zaten biliyordu. Rene’ye uyguladığı kuvvetin yarısını, yetişkin bir erkeğe karşı uygulasa kolunda bulunan kemikler çoktan kırılırmış olurdu. Rene ise bütün sakinliğini koruyarak kolunu hafifçe oynattı ve Kamanın elinden kurtardı.

“Madem öyle diyorsun; Yollarımız burada ayrılıyor. Askerlere benden selam söylersin.” Sesi sakin olmasına rağmen bunu yaparken eğlendiğini biliyordu.

Kama’nın seçenekleri sınırlıydı. Eğer Rene ile beraber giderse, bu Hayatta sevdiği herkes onu unutacaktı. Öte yandan onunla gitmezse, muhtemelen Rene’nin dediği gibi bir gelecek onu bekliyordu. Tabiki yaşamak istiyordu. İçerisinde ‘ölüm’ sözcüğünü içeren bir seçeneği, seçenek olarak kabul edemezdi. Lakin diğer seçeneğe de pek yaşamak denilemezdi.

Düşüncelerini sakinleştirip, seçeneklerini tekrar gözden geçirmeye çalıştı. Rene ile gitmezse, muhtemelen bir-iki gün daha mutlu bir şekilde hayatına devam edecek, sonrasında da uzun bir işkence sonrası ölecekti. Eğer Rene’yle giderse, Rene’nin bildiği bütün bilgileri öğrenecek, ama sevdiği herkes onu unutacaktı.

Bir anda aklına bir plan geldi. Eğer Rene varlığını silmeyi biliyorsa, pekâlâ onu geri getirmeyi de biliyordu Ve eğer Rene’nin bildiği her şeyi öğrenirse bu bilgiyi de öğrenebilirdi. Yeterince güçlenir ve büyü yapmayı öğrenir ise, ailesinin anılarını geri getirebilirdi.

Rene tam gitmek üzere arkasını döndüğünde, Kama ileri atılarak Rene’nin koluna hafifçe asıldı. Bunu yapmasıyla beraber Rene aniden arkasına döndü. Yüz ifandesinde, az önceki ses tonunda bulunan sakinlikten eser yoktu; vermek istediği mesaj açıktı. ‘O eli daha sonra kullanmayı düşünüyorsan kolumu bırakmak isteyebilirsin!’. Kama, mesajı anlayarak Rene’nin kolunu bıraktı. Bir yaz yağmurunun aniden bastırıp, aynı hızla kesilmesi gibi ortamda bulunan gerginlik de aniden yok oldu.

Rene tekrardan yüzüne sevecen bir gülümseme yerleştirdikten sonra konuşmaya başladı.

“Eee, kararın nedir?”

“Karar mı?” Kama, Rene’nin kullandığı bu saçma ifade yüzünden istemsizce güldü. “Bana seçme şansı bırakmadın ki.”

Rene’nin yüzündeki gülümseme artarken “ O zaman yarın güneş batarken gelirim. Sevdiklerinle vedalaşmak isteyebilirsin; Bu yolculuk, biraz uzun sürecek.” dedikten sonra, siyah bir ip, en azından Kama öyle düşünüyordu, kullanarak baygın durumdaki muhafızları ayaklarından bağladı ve muhafızları yerde sürükleyerek kulübeden dışarı çıktı.

            X                     X                     X                     X                     X      

Ertesi gün Rene, Kama’nın kendisini kulübenin önünde kararlı bir ifade ile beklediğini görünce az da olsa şaşırdı. Dün yaşadıkları tatsız olaylar silsilesi bir yana, ailesinden ayrılırken çok fazla acı çekeceğini düşünmüştü. Ama belli ki yanılmıştı. Bir yandan Kama’ya acımasına karşın bunu yapmak zorundaydı. En azından bunu yaparsa Kama, ilerde dönebileceği bir evi olmayacağı için kendisine ihanet edemezdi. Aslında yalnızca askerlerin hafızalarında ufak bir oynama yapması, ki bunu çoktan yapmıştı, yeterliydi. Ama Kama’ya şu anda güvenemezdi. İnsanlar –bazı istisnalar hariç- bu güne kadar ona hep ihanet etmişlerdi. Kama da yıllardır insanlarla yaşıyordu. Pekâlâ o da aynısını yapabilirdi. Lakin Kama’nın yapacağı bu ihanet bütün Dünya’nın sonunu getirebilirdi ki, böyle bir risk almak istemiyordu.

Kama’ya yaklaşırken zihnindeki düşüncelerden kurtuldu ve yüzüne ‘Hey bakın; Ben masum, tatlı ve güzel bir kızım!’ ifadesini takınarak konuşmaya başladı.

“Gitmeye hazır mısın?”

“Evet. Ama...”

“Ama?”

“Ailemle son bir kez daha yemek yemek istiyorum. Buna izin verirsen minnettar olurum.” Sesi sert, aşırı derecede resmi ve kendinden emin çıkmasına rağmen, gözleri yalvarır gibiydi. Cevap vermek için ağzını açtığında Kama aceleyle “Şu anda içerdeler. İstersen sen de bize katılabilirsin.” diye ekledi.

“Tamam, ama yemek yemek dışında bir şeyle oyalanma. Yemekten sonra hemen yola çıkıyoruz.” Aslında o da aynı teklifi yapacaktı. Lakin kendini o kadar hızlı satmayacaktı. Kama, tam kulübenin kapısını açarken “Nasıl olsa ileride bir şekilde karşılığını senden alırım.” dedi Kama’nın da duyabileceği bir ses tonu ile. Kama’nın ailesiyle tanışırsa hem onun tavırlarını, hem de ileride yapabileceği hareketleri öngörebilirdi. Onun önerisini kabul ederek Kama’nın ona borçlu kalacağını düşünüyordu. ‘Bir taşla iki kuş’

            X                     X                     X                     X                     X      

İçeri girdiklerinde sanki her şey önceden planlanmış gibiydi. Rene, bunun biraz garip olduğunu düşündü. Kama’ya keskin bir bakış attığında Kama, gözlerini kaçırmakla yetindi. Kesin bir şeyler planlıyordu... Ya da sadece üzüntüsünü gizlemek istiyordu.

Rene, Kama’nın ailesi ile kısa bir selamlaşmadan sonra, sofraya oturdu. Yemekte; geyik yahnisinin yanında soğan, salatalık, yeşilbiber ve domatesin karışımından oluşan bir salata vardı. İçerik bakımından pek zengin bir sofra olmasa da, yahni daha önce pek çok sarayda yediğinden daha lezzetliydi. Sadece etrafa bakarak topladığı bilgilerle bile, Kama’nın ailesinin fakir- yani gerçekten fakir- olduğunu bilen Rene, bu yemeği nasıl yaptıklarını merak etse de böyle kaba bir soru sormadı.

Yemek boyunca ortama hakim olan sessizlik, Kama’nın yemeğini bitirerek konuşmaya başlamasıyla bozuldu.

“Baba... Benim buradan ayrılmam gerek.”

İsmail hüzünlü bir ifade ile “Bu günün er ya da geç geleceğini biliyordum. Gel, seninle biraz yalnız konuşalım.” dedi ve Kama’yla birlikte kulübenin, nispeten uzak bir noktasına geçtiler.

İsmail, “Biliyor musun? Ben de zamanında kendi babamla böyle bir konuşma yapmıştım.” dedi aynı hüzünlü ifadeyle. Kama, ‘Nasıl yani? Sen de mi efsanevi bir ejderha tarafından varlığının silinmesi için zorlandın’ diye düşünürken İsmail gülerek devam etti. “Ben de anneni kaçırmadan önce babamla, tam da böyle bir konuşma yapmıştım!”

            X                     X                     X                     X                     X      

Kama babasının söylediğine bu kadar şaşırmış olmasa, ağzından “Ha?” dan daha zekice bir cevap çıkabilirdi. Tamam, Rene onun şu ana kadar gördüğü en güzel kızdı. Üstelik zihninde, uzun zaman önce oluşturduğu mükemmelliğin bütün özelliklerini taşıyan bir kız. Lakin o, sonsuza kadar yaşayacak bir ejderhaydı; Kama’nın ömrüyse ona ancak bir göz kırpma gibi gelirdi. Kama’ya çok acı vermesine rağmen, aralarında böyle bir ilişki olması imkânsızdı.

İsmail, kendisinin tek kelime dahi etmesine izin vermeden konuşmaya devam etti.

“Ama gerçekten güzel kızmış.” dedi gülerek. “Gerçi benim oğluma da daha azı yakışmazdı.”

Babasına yanlış anladığını söylemek için ağzını her açtığında “Peki ne zaman tanıştırmayı düşünüyordun?” ya da “Ailesinin haberi var mı?”  gibi ardı arkası kesilmeyen sorularla onu bastırıyordu.

En sonunda dayanamayarak “Baba o benim sevgilim falan değil!” diye bağırdı. İsmail, şaşkınlıkla birkaç kez göz kırptı. Daha ağzını açtırmadan babasının ne söyleyeceğini bilerek “ Hayır; Yavuklum, ilk aşkım, karım ya da benzeri bir anlama gelebilecek herhangi bir şeyim de değil.” diye devam etti. “Aramızda öyle bir ilişki yok!”

İsmail, kendisine ‘Neden böyle bir kızı kaçırıyorsun’ bakışı atmayı sürdürürken Rene, yüzünde masum sayılabilecek bir ifade ile yanlarına yaklaştı. İsmail’e dönerek “Sizinle tanışmayı uzun zamandır bekliyordum... Babacım.” dedi.

Kama daha neler olduğunu anlayamadan, İsmail kolunu Kama’nın boynuna dolayarak “Ben sana babaya yalan söylenmez demedim mi?” dedi. Yüzünde öfkeli bir ifade olmasına karşın sesinden gülmemek için kendini zor tuttuğu anlaşılıyordu.

Börte Kama’nın yanına geldikten sonra Rene’yi işaret ederek “Abi, bu abla da kim?” diye sordu.

Kama neler olduğunu yeni yeni çakmaya başlıyordu. Rene kendisiyle dalga geçiyordu. Ama ona o kadar kolay lokma olmadığını gösterecekti. Madem ki kara ejder bu oyunu oynamak istiyordu; Kama da aynı oyunu, farklı kurallarla oynardı.

Ani bir hareketle babasını üzerinde attıktan sonra kardeşine dönerek “Bu abla benim sevgilim, tatlı kardeşim.” dedi. Bu sözü ile Rene’yi hazırlıksız yakaladığını düşünse de gardını o kadar çabuk indirmeyecekti.

Börte, en tatlı hali ile “Sevgili ne demek abi?” diye sordu. Kama da zaten, Börte’nin böyle bir soru sormasını istiyordu.

“Sevgili demek; İki kişinin birbirlerini sevdikten sonra bir araya gelerek her şeyi birlikte yapmaları demektir benim canım kardeşim.” dedikten sonra yüzüne zalim bir gülümseme yerleştirerek Rene’ye döndü ve “Her şeyi” diye vurguladı. Aralarında birkaç metre olmasına rağmen, bu mesafeden bile Rene’nin ürperdiğini görebiliyordu. Bu, ona karşı aldığı küçük bir zafer olmasına rağmen moralini az da olsa yerine getirmişti. Belki de her şey düşündüğü kadar kötü gitmezdi.

                        X                     X                     X                     X                     X        

Rene, Kama’nın zihnine ‘Seni dışarıda bekliyorum.’ diye fısıldadığında Kama aniden irkildi. Dediğini anladığından emin olunca kulübeden dışarı çıkarak taş basamaklara oturdu.

Aklında o kadar çok şey vardı ki birbirine karışmalarını engelleyemiyor, doğru düzgün düşünemiyordu. Kama ona dokunduğunda büyü gücü uyanmış olmalıydı, yani artık onu yalnız başına bırakamazdı. Ama onu bu şekilde yanında sürüklemenin aralarındaki bağa hiçbir faydası yoktu. Eğer aralarındaki bağ güçlenmezse Kama’nın zihnini okuyamazdı. Eğer Rene, Kama’nın zihnin okuyamazsa işler sarpa sarardı.

Hem daha Kama hangi ırktan olduğunu bile bilmiyordu, bunu da ona en kısa sürede açıklaması gerekiyordu. Bütün bunların üstüne bir de onu koruması gerekiyordu. Eğer herhangi bir şekilde yaralanırsa içgüdüsel olarak gücünü iyileşmek için kullanacak ve bunu her yaptığında içindeki gücü bir parça daha kabul edecekti. Tabi ki bunları yalnızca birkaç yıllığına yapması yeterliydi. Birleşme tamamen bittiğinde Kama’nın da bütün anıları yok olacaktı. Ama o zamana kadar onu yanında tutmalı; Ve belki bir parça olsun sevgisini ve güvenini kazanmalıydı.

Bu da onu diğer bir konu olan ayrılığa getiriyordu. İsmail ve Börte, Kama’nın gerçek ailesi olmasa bile Kama bunu bilmiyor ve onları seviyordu. Rene’yse onu ailesinden ayırıyordu. Tabi ki birinin varlığını silebilme gibi bir gücü yoktu. Bunu, Kama’nın kendisi ile gelmesi ve ilerde olası bir sorunun çıkmaması için o anda uydurmuştu. Lakin bu yaptığı muhtemelen Rene’yi sevmesi yerine ondan nefret etmesini sağlayacak ve belki de bütün Dünya’yı tekrardan kaosa sürükleyecek bir savaşın başlangıcı olacaktı. Fakat bu yalanı sürdürmeye devam etmezse de Kama kendisiyle gelmekten vazgeçerdi.

Bir an ‘Ya geçmezse?’ diye düşünmekten kendini alamadı. Ya aralarında bulunan büyülü bağ onu bırakmasını engelleyecek kadar güçlenmişse? Bunu anlamanın yalnızca bir yolu vardı. Biraz oyunculuk, biraz büyü ve bolca risk içeren bir yol.

Bütün bu düşüncelere kafa yorarken kulübenin kapısının gıcırtısı dikkatini dağıttı. Kama kapıyı kapadıktan sonra karşısına geçti. Yüzünde sert bir ifadeyle “Gitmiyor muyuz?” diye sorduğunda acısını gizlemeye çalıştığı belliydi.

Rene dikkatli bakınca Kama’nın aurasının güçlendiğini fark etti. Saçlarından yayılan hafif parlak ışığın daha da belirginleşmesinin yanı sıra gözlerinin rengi, koyu kahverengiden kehribara dönüşmüştü. Bununla birlikte aralarındaki bağ da güçlenmiş olmalıydı.

Kararını verdi. Oynayacağı rol ne kadar utandırıcı olsa da bunu yapacaktı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm