Beyazın Karanlığı - Bölüm 2.1: Beşe Karşı Bir

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Beğeni : 0
Okunma : 43
Tarih : 7 May 2018 19:41:10

Kama, sesin geldiği yöne baktığında şaşkınlıktan tek kelime dahi edemedi. Kızı yatağa bağlayan zincir, paramparça bir şekilde yerde duruyordu.

            X                     X                     X                     X                     X

Rene ayağa kalkıp da kendisine şaşkın gözlerle bakan Kama ve askerleri görünce bir anlığına da olsa içinde –çok uzun zamandır ölü olan- bir şeylerin canlandığını hissetti. Sessizliğin hakim olduğu birkaç saniyenin ardından muhafızlar kendisini tanımış olmalıydı ki, bir uyarı bile yapmadan saldırıya geçtiler.

Aslında 5 kişilik bir asker gurubu onun için çocuk oyuncağıydı, ama Kama’nın karşısındaki ilk izleminin iyi olmasını istiyordu. Onu öldürmemeye karar verdiyse de, en azından onu kendi tarafına çekecekti. Zamanın başlangıcında yaşananların tekrar vuku bulması ihtimali bile Rene’yi korkutmaya yetiyordu. Bu yüzden onun kendisine güvenmesini istiyordu. Ve eğer sahneleyeceği bu küçük oyun Kama'nın kendisine güvenmesi karşılığında işini birazcık uzatmak anlamına gelecekse, buna seve seve katlanabilirdi.

Rene, Kendisine saldıran ilk askerin attığı yumruğu, adımını çapraz bir şekilde ileri atarak savuşturduktan sonra, askerin arkasına geçerek ensesine avcunun içi ile sert bir darbe indirdi. Sonraki üç askeri de benzer şekilde bayılttıktan sonra geriye yalnızca muhafızların lideri kalmıştı. O, diğerlerinden farklı bir yol izleyerek kılıcını çekti ve doğruca Kama’ya saldırdı. Lakin Rene bunu da planlamıştı. İstese adamın bileğinden tutarak kılıcı kolaylıkla durdurabilir veya bir sok dalgası ile onu kulübeden dışarıya fırlatabilirdi. Bunu yapabilecek hıza ve güce sahipti. Ama nedense, böyle yaparsa Kama’nın ona kesinlikle güveneceğini düşünmüyordu. Onu korumak için kendisini yaralamaktan vaz geçmeyeceğini göstermeliydi.

Muhafızların lideri kılıcını Kama’ya saplamaya çalışınca Rene kılıcı, elinin iç tarafını hafifçe çizecek ve çıkan kanın dirseğine kadar süzülmesini sağlayacak şekilde yarı yolda kavradı. Adam, kılıcı Rene’nin elinden kurtarmak için kabzasına birkaç kere yüklendiğinde Rene, kılıcı aniden kendine çekip adamın bileğinden yakaladı. Yalnızca bir saniye sonra adam, kulübe kapısının hemen dışında, yerde bilinçsizce yatıyordu. Üstelik kolu, tuhaf bir açıyla bükülmüş olarak. Bir aptal bile kırık olduğunu tek bakışta anlardı.

Çıkardığı işten memnun bir şekilde yüzünü Kama’ya çevirip de övgü dolu sözler beklerken, “Nesin sen?” gibi bir soruyla karşılaşınca karnına sert bir darbe yemiş gibi oldu. Kama’ya daha dikkatli bakınca yüzündeki ifadenin şaşkınlık ya da hayranlık değil, korku olduğunu fark etti. Ondan korkuyordu.

Ortamda bulunan gerginliği dağıtmak için çıkarabildiği en sevecen ses ile “Benim adım Rene.” diye cevapladı.

“Kim olduğunu değil, ne olduğunu sordum.” dedi Kama. Sesi, az öncekine oranla daha sert ve kararlı çıkıyordu. Yaptığı hareketlerin ‘normal insan sınırları içerisinde’ kalmasına özen göstermesine karşın Kama bir şekilde bunun normal olmadığını fark etmişti.

Rene, Kama’nın kendisine güven duymasını istiyordu. Lakin Kama ona bir canavarmış gibi davranacaksa, bu güven işinin gelişmesi “birazcık” dan daha uzun sürebilirdi. Sonuçta canavar olan Rene değildi.

O anda aklına bir fikir geldi. Yaşadıklarının bir kısmını ona doğrudan göstermesi -tabi ki ufak noktaları değiştirerek - işleri hızlandırabilirdi. Fakat ortada küçücük,  miniminnacık bir sorun vardı. Onu kendi zihninin içine çekebilmesi için ona doğrudan temas etmesi gerekiyordu ki Kama’nın bunu öylece yapmasına izin verme ihtimali pek fazla değildi. Üstüne üstlük Kama’nın herhangi zihinsel bir direnç göstermemesi gerekiyordu. Yoksa zihnine istemeden bir duvar örebilirdi. Aklına gelen fikirlerin neden her zaman böyle kusurlu olduğunu sorgularken, bu fikri uygulamaktan başka çaresinin olmadığını da biliyordu.

Bunu ya zor yoldan yapabilirdi ya da zor yoldan. Başka bir seçenek yoktu.

Kama, sanki ne yapacağını anlamışçasına bir adım geriledi. Üzerine atılmak için yere eğildiğinde, Kama’nın yüzünde bulunan kararlılık yerini eskisinden daha büyük bir korkuya bıraktı. Bunu görünce, bir saniyeliğine de olsa ona acımıştı. Fakat bu acıma, yalnızca bir saniye sürmüştü. Karşısındaki kişi bütün Dünya’yı yok edebilecek potansiyele sahipti. Ona acıyamazdı; ona acımayacaktı.

Rene, Kama’nın üzerine atlayarak onu sırt üstü yere düşürdükten sonra üzerine oturdu. Kısa süren bir çırpınmanın artından Rene, Kama’nın ellerini yakalayarak zemine sabitledi. Birkaç saniye odaklandıktan sonra dudaklarını dudaklarına kenetleyerek, onu iç dünyasına çekti.

            X                     X                     X                     X                     X

Gözleri loş ışığa alışırken, mağara benzeri bir yerde olduğunu fark etti. Tavanda bulunan minik çatlaklardan içeriye az da olsa ışık giriyor, ortamdaki ağır havayı bir nebze olsun dağıtıyordu.

Arkasından bir insana ait olamayacak bir sesin, “Hangi cüretle karşımda dikilirsin sefil insan?!?” dediğini duydu. Sesin sahibini bulmak için arkasına döndüğünde, karşısında kapkara bir ejderha ve onun ancak onda biri boyutundaki ağır zırhlı bir şovalye duruyordu. Kama, daha önce hiç o boyutta yaşamadığı duygunun varlığını hissetti... Korku.

            X                     X                     X                     X                     X

Kama o anda yaşadığı dehşeti kelimelerle tarif etmek istese, ağzından tiz bir çığlıktan başka bir şey çıkmazdı. Daha önce hiçbir varlıktan böylesine büyük bir güç yayıldığını görmemişti. Ortamdaki hava giderek ezici bir hal alıyor, onu olduğu yere baskılayarak dizlerinin üzerine çökmesini sağlıyor, hatta hareket etmesini dahi engelliyordu.

Karşısındaki ejderha, efsanelerde geçen kara ejdere benziyordu. Zihninin ücra köşesinde bulunan bir parçası, sanki ondan ayrı bir varlıkmışçasına “Ona benzemiyor, o zaten kara ejder.” diyerek yanlışını düzeltti.

Neler olduğunu tam olarak anlamasa da bunu o da hissediyordu. Karşısında bulunan ejderha gerçekten kara ejderdi. Ama nasıl? Kara ejder yüzlerce yıl önce öldürülmüştü. Bunun tek bir açıklaması vardı.

Ortamdaki baskıya direnerek, zor da olsa “Zamanda geriye gittim.” dedi. Nedense bunu kendisine söylemeye ihtiyacı olduğunu düşünmüştü.

Bir ses “Hayır gitmedin.” dediğinde, üzerinde bulunan baskı aniden yok oldu. Daha o yöne bakmadan, sesin sahibinin Rene olduğunu anlamıştı. Fakat yaşadığı şoktan kurtulup da onu görüş alanına sokabilmesi için neredeyse kendi etrafında bir tur atması gerekti.

Rene, kendisinden birkaç metre uzakta, yüzünde bir gülümseme ile olduğu yerde duruyordu. Kama, buraya gelmeden önce Rene’nin yaptığı şeyi hatırlayınca yüzünün kızarmasına engel olamadı.

Aralarında geçen kısa süreli bir sessizlikten sonra Rene, bunu hiç fark etmiyormuş da havadan sudan bir konuyu konuşuyormuş gibi, gayet sakin bir ses tonu ile devam ederek “Ne olduğumu sormuştun bende sana ne olduğumu göstereceğim. Sana geçmişimden bir parça göstereceğim.” dedi.

“Geçmişinden derken...” Kama yavaş yavaş durumu kavramaya başlıyordu. Şu anda gördüğü her şey Rene’nin oluşturduğu bir illüzyondan ibaretti. Rene’nin geçmişinin illüzyonu. Anlamadığı tek bir şey vardı. “Madem bu senin geçmişin, sen neredesin?”

Rene, elini kaldırıp ejderhayı gösterdi ve sanki çok eski bir hikâyeyi ezberinden okuyormuş gibi garip bir ses tonuyla anlatmaya başladı.

            X                     X                     X                     X                     X

“Bundan binlerce yıl önce saf karanlıktan oluşan bir ejderha yaşarmış.”

Rene bunu söyle söylemez etraflarında bulunan gerçeklik, kırılan bir cam gibi parçalanarak yerini, geniş kırsal bir düzlükle onun ardını süsleyen dağlara bıraktı. O anlattıkça dağlar ve denizler değişerek, sözlerinin geçtiği mekâna ve zamana dönüşüyordu. Rene anlatmaya devam etti.

“Siyah kanatlarıyla diğer bütün ejderhalardan güzel, karanlıkla dolu ateşiyle diğer bütün ejderhalardan güçlüymüş. Ayrıca bilgeymiş de. Zamanla diğer bütün ejderhalar onu ejderhaların lideri olarak kabul etmiş. Ejderhalar, çok geçmeden bulundukları gezegeni keşfe çıkmışlar ve yalnız olmadıklarının farkına varmışlar. Kendilerinden başka yüzlerce ırk olduğunu fark ettiklerinde onları gözlemlemişler. Bu ırkların pek çoğu, tıpkı kendileri gibi doğayla iç içe yaşayarak ondan hem faydalanıyor, hem de ona saygı duyuyorlarmış. Fakat buna bir istisna varmış; insanlar...

Diğer ırklar, geniş düzlükleri ve büyük ormanları alırken, insanlara kala kala çorak dağlar kalmış. Doğa ile neredeyse hiç bağı olmayan bu yerde, insanlar hayatta kalmakta çok güçlük çekiyorlarmış. Elbette dağlarda bile olsa avlanabilecek birkaç hayvan varmış. Lakin insanlar bırak avlanmayı, kendi aralarında konuşmaktan bile acizlermiş. Ejderhalar insanlara acıyarak onlara, kendilerine ait olan kadim dili, avlanmayı ve benzer şeyleri öğretmişler.

Ejderhaların cömert yardımıyla insanlar büyüdükçe büyümüşler, güçlendikçe güçlenmişler ve bir imparatorluk kurmuşlar. Lakin güçle gelen kibre ve nankörlüğe kapılan insanlar, ejderhaların öğretilerine karşı gelmişler. Onlardan öğrendikleri dili değiştirerek onları aşağılamışlar. Ejderhalar ise bu hakaret karşısında onlardan uzaklaşmakla yetinmişler.

Kara ejder bilgili olmasına bilgiliymiş, lakin diğer ejderhaların aksine kara ejderin çok belirgin üç zayıf noktası varmış. Sevilmek, güvenilmek ve öğrenmek istiyormuş.” biraz bekledikten sonra “Aslında bunların açlığını çekiyormuş demek daha doğru olur” diye ekledi.

“Diğer ejderhalar ona saygı duyuyor, ondan korkuyorlarmış. Lakin onu sevmiyorlarmış ve de güvenmiyorlarmış. Kara ejder de bunun pekâlâ farkındaymış.

Bir gün tek başına insanların yanına giderek dostlukları karşılığında ne istediklerini sormuş. İnsanlar büyü yapmayı öğrenmek istediklerini söylemişler. Kara ejder bilge olmasına bilgeymiş ama aynı zamanda safmış da. İnsanlardan ona kötülük gelebileceğini düşünmeden, aralarından üç kişiyi çırak olarak seçmiş ve onlara kendi kanından vermiş. Ejder kanı ile büyü gücü uyanan insanlara, üç bin üç yüz otuz üç gün ve üç bin üç yüz otuz üç gece boyunca büyü yapmayı öğretmiş.

Diğer ejderhalar, bu üç insanın büyü kullanabildiğini öğrenince kara ejderi hain ilan etmişler. Kara ejder onlara ihanet etmediğini söylemek üzere Tast’a gittiğinde, diğerleri onun konuşmasına bile fırsat vermeden saldırmışlar. Kara ejder o gün oradan kurtulabilmek adına, ejderhalardan yüzlercesini katletmiş. Bu, öylesine vahşi bir kıyımmış ki Dünya’da var olan hiçbir şeyin yaptığını katliamı haklı gösteremeyeceğini biliyormuş.

Kalbi acı ve kederle kavrulurken, acısını az da olsa bastırabilmek ve biraz teselli bulabilmek için, dostu sandığı insanların ülkesi olan Çevrim’e doğru yola koyulmuş. Lakin oraya döndüğünde, eğittiği üç insanın bütün bilgilerini imparatorluğa sırf birkaç parça altın ve biraz toprak için sattığını öğrenmiş.

Öğrencileri, bir insanın büyü yapabilmesi için tek yolun, bir ejderhanın kanını içmekten geçtiğini sanıyorlarmış. Bilgilerini sattıkları imparatorluğa da aynen bunu söylemişler. Bunu duyup da büyücü olmak isteyen bütün insanlar toplanarak ejderha avına çıkmışlar.

Çıraklarının kendisine böyle bir ihanette bulunduğunu öğrenen kara ejder ise intikam olarak Çevrim’e yüzyıllarca dehşet saçmış.

Bütün insanlığın korku ile titrediği zamanda insan soylu bir kahraman kara ejderin karşısına çıkarak ona meydan okumuş. Kahramanın büyücü dahi olmadığını gören kara ejder, onun gösterdiği cesarete hayran kalması mı yoksa aptallığı karşısında gülmesi mi gerektiğine karar verememiş. Bu insanın neden böyle bir şekilde karşısına çıktığını merak eden kara ejder, bunu öğrenmek adına daha önce hiçbir insana yapmadığı bir şeyi yapmış. Kahramanın zihniyle kendininkisini bağlamış.

Kara ejder, kahramanın zihninde dolaşırken onun en derin düşüncelerini dahi görmüş ve gördükleri karşısında çok ama çok şaşırmış. Çünkü karşısındaki insan, kendisi hakkında Çevrim imparatorluğunun ona söylediği yalanlardan fazlasını bilmiyormuş. Üstelik karşısına çıkan diğer kahramanlar gibi onu şan ve şöhret için değil, yalnızca daha fazla insanı öldürmesini engellemek için öldürmek istiyormuş.

Kahraman da bu sırada kara ejderin yaşadıklarının bir kısmını görmüş. İmparatorluk kendisine, kara ejderin insanları sebepsizce öldüren bir canavar olduğunu söylemişmiş. Lakin kara ejderin haksız yere yediği hain damgasını ve uğradığı ihaneti öğrenince, asıl canavarların kendileri olduğunu fark ederek tek dizinin üzerine çöküp başını eğmiş ve bütün insanlar adına kara ejderden özür dilemiş.

Kara ejder insan biçimine dönüşerek…”

            X                     X                     X                     X                     X

Kama, “Neeeee?!? Ejderhalar insana dönüşebiliyorlar mı?” diye bağırarak araya girdi.

“Hayır, kara ejder haricindekiler insana dönüşemiyorlardı” diye sakince yanıtladı Rene.

“Dı, dedin. Yani şimdi dönüşebiliyorlar mı?”

“Lafın gelişi öyle dedim. Yani hala dönüşemiyorlar.”

“Peki kara ejderin özelliği ne?”

“Kara ejder… Yalnızca bir ejderha değilmiş.” Biraz bekledikten sonra “ Daha fazla soru sormazsan devam edeceğim.” diye ekledi. Lakin Kama son dediğini duymamış gibi “Peki ya neymiş?” diye ısrar etti.

“Ne neymiş?” diye sordu Rene.

“Yalnızca bir ejderha değilse...”

Rene bıkkın bir ses tonu ile “Çok fazla soru soruyorsun. Böyle sürekli soru sorarsan anlatmaya nasıl devam edebilirim?” dedi.

Kama “Özür dilerim. Başka soru sormayacağım.” dedi. Lakin sesi hiç de ikna edici değildi.

“İyi. Madem başka soru sormayacaksın devam ediyorum.”

            X                     X                     X                     X                     X      

“Kara ejder insan biçimine dönüşerek kahramana yaklaşmış ve “Bu güne kadarki yaşam amacın beni öldürmekti. Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?” diye sormuş.

Kahraman “Başkente giderek halka, imparatorluğun söylediği yalanları açıklayacağım.” demiş Fakat ikisi de oraya giderse konuşmasına izin verilmeden idam edileceğini biliyormuş.

Kara ejder böylesine iyi bir insanın katledilmesine göz yummak istemiyormuş. “Burada kal!” demiş. “Karşılığında sana bildiğim bütün bilgileri öğreteyim.”

Kahraman kara ejderin yaptığı teklifi ne kadar cazip bulursa bulsun, oraya kara ejderi öldürmek için gelmiş. Çünkü kara ejder o zamana kadar, suçluların yanında binlerce masum insanı da öldürmüşmüş. Onunla dövüşemeyeceğini zihinleri bağlandığı anda zaten anlamış. Lakin bir yolunu bulup daha fazla insanı öldürmeden onu durdurmalıymış.

O anda kahramanın aklına bir plan gelmiş. Bu planla kara ejderi, en azından kendisi ölene dek durdurabileceğini düşünüyormuş. Kahraman, kara ejdere ismini sormuş.

Kara ejder “Benim ne gerçek bir ismim var, ne de böyle bir isme ihtiyacım.” diye cevaplamış.

Kahraman “ Eğer seninle beraber burada kalacaksam, seninle konuşabilmem için bir ismin olmalı.” demiş.”

“Aptalca bir yalan.” Diye yorum yaptı Kama aradan. “Kesin başka bir amacı vardı.”

“Kara ejder de, kahramanın yalan söyleyerek gerçek amacını gizlemeye çalıştığını en başında fark etmiş. Kahraman kendisine isim vererek onu bağlamak istiyormuş. Onun neden böyle bir şey yapmaya çalıştığını anlayamıyormuş. Lakin içinde kabaran -ve ona sürekli ihanet eden- güven duygusuna son bir şans vererek kahramana güvenip vereceği ismi sorgusuz sualsiz kabul etmeye karar vermiş.

“Vereceğin ismi kabul edeceğim, insan... Ancak sen de bana kendi ismini söylersen.”

Kahraman “Benim ismim Alex. Senin isminse bundan sonra Rene olacak. Sana verdiğim isim ile seni bundan sonra insanları öldürmemen için bağlıyorum.” demiş. Kara ejderha da bu isimle birlikte o zamandan sonra insanları öldürmemeye yemin etmiş.

Alex ömrü boyunca Rene’nin öğrencisi olarak kalmış.  Bu süre içerisinde Rene Alex’e söz verdiği gibi bildiği bütün bilgileri öğretmiş. Alex öldüğünde ise Rene yine yalnız yaşamaya devam etmiş; Onun ölümüyle ettiği yemin geçerliliğini yitirmesine rağmen onu asla bozmamış.”

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm