POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

Beyazın Karanlığı Bölüm 7.1: Hazırlık

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Okunma : 63
Tarih : 02 Temmuz 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Yarım saatlik kısa bir yürüyüşün ardından kıyıya ulaştıklarında, Kama’nın şaşkınlıktan dili tutulmuştu. Adaya gelen tek kişi Boğaç olduğundan, doğal olarak minik bir kayık görmeyi beklemişti. Fakat karşısında minik bir kayık yerine karaya oturmuş devasa bir gemi duruyordu. “Bu koca şeyi karadan nasıl ayırmayı düşünüyorsun?” diye sordu Boğaç’a.

 

Boğaç ağır adımlarla gemiye doğru ilerledi. Elini geminin gövdesine koyduktan sonra etraftaki hava, tıpkı Rene’yle savaştığı sırada olduğu gibi hızla ağırlaşmaya başladı. Göz ucuyla Rene’ye baktığında kendisinden oldukça uzakta durduğunu fark etti. Anlık bir beyin fırtınasının ardından neler olacağını anlayan Kama, gemiden olabildiğince uzağa koşmaya çalışmasına rağmen başarılı olamadı. Kum yığını üzerine akın ederken yapabildiği tek şey gözlerini kapamak oldu.

Gemi denizin üstünde ritmik bir şekilde sallanırken, Boğaç’ın sesinin “Böyle.” diyerek soruyu yanıtladığını duydu.

Giysilerinin içi tamamen kum dolan Kama “En azından bir uyarı verebilirdin!” diye bağırdı Boğaç’a. Etraftaki toz bulutu dağıldığında, Boğaç’ın da beline kadar kuma batmış olduğunu fark etti.

“Üzgünüm.” dedi Boğaç. Lakin ses tonu hiç de üzgünmüş gibi çıkmıyordu. Aksine, bundan büyük bir keyif almış gibiydi. Rene’nin de gülmeye başlamasıyla birlikte ortamdaki bütün gerginlik aniden dağıldı.

Kama, Rene’ye “Sen neye gülüyorsun?” diye sordu üstündeki kumları silkelerken. Sesinin sinirli çıkmasını istese de o da gülmekten kendini alamamıştı.

“Ben...” Rene kahkahasını bastırmak için boşu boşuna çabalarken birden yüz ifadesi değişti. “Burnun!”

Kama elini burnuna götürdüğünde yoğun bir sıvının bulaştığını hissetti. Bunun kan olduğunu fark etmesi çok sürmedi. Canı yanmıyordu fakat başı dönmeye başlamıştı. Etrafı hızla kararırken bacaklarının onu taşımadığını hissetti. Rene “Kama!” diye haykırdığında çoktan zemine çarpmıştı.

Rene, “Merak etme. Her şey düzelecek.” dedi. Lakin bunu söylerkenki ses tonu oldukça telaşlı ve hiç de ikna edici değildi.

                        X                     X                     X                     X                     X        

“Her şey düzelecek.” Rene’nin ağzından bu cümleler dökülürken çoktan planını kurmuştu.

Uzun süre durağan bir güce sahip olan Kama, mağarada bilinçsizce yaptığı büyülerden sonra emdiği büyü gücünü muazzam miktarda arttırmıştı. Muhtemelen bunu da bilinçli olarak yapmıyordu. Fakat gücü sınırına geldiği sırada daha fazla emmeye çalışması beyhude bir çabaydı. Bunun sonucunda bedeni, kendisine fazla gelen gücü dışarı atmanın yollarını arıyordu. Bunun en belirgin örneği kan yoluylaydı.

Eğer sorun buysa fazlalık büyü gücünü ondan emmesi yeterli olacaktı. Bunu yapmak için Tan katilini kullanabilirdi. Lakin tek seferlik geçici bir çözüm yerine sorunu kökten halletmeye karar verdi. Kama’yla arasında ikinci bir bağ kuracaktı.

“Beni duyabiliyor musun?” diye sordu Kama’ya. Cevap çok geçmeden zihnine geldi.

‘Evet.’

“Güzel, bana ödemen gereken karşılıkları hatırlıyor musun?”

‘Evet.’

Rene, Kama cevap vermeden çok önce işaret parmağını ısırarak az miktarda kanın parmağının ucunda birikmesini sağlamıştı. Kama’nın sol kolunun içine gerekli rünik sembolleri çizerken bir yandan da bilincini açık tutmak için Kama’yla konuşuyordu. “O onları şimdi ödemeni istiyorum.”

‘Ne!’ Rene’nin zihnine gelen bu düşünce panik doluydu. Kama, iki tane canın alınmasına engel olduğu için, karşılığının da bir o kadar ağır olacağını düşünüyor olmalıydı. Fakat iki tarafın da güveni olmazsa anlaşma hiçbir işe yaramazdı.

Rene, Kama’nın aklına gelen düşüncelerin ne olduğunu bilmese de az çok tahmin edebiliyordu. “Sakin ol. Sana zarar verebilecek bir şey yapmayacağım.” dedi. Zihnine, içinde Kama’nın ailesinin olduğu bir görüntü geldiğinde “Ve tabi ki ailene de.” diye ekledi. Bir süre sözlerinin tesirini göstermesini beklemesine karşın bir değişiklik fark edemedi. “Bana güvenmiyor musun?” diye sordu.

‘Sana güveniyorum.’ diye yanıt verdi Kama.

“Umarım güveniyorsundur.” Rene derin bir nefes aldıktan sonra zihnine dolan bütün düşünceyi ruhu ile söylemeye başladı. Kelimeler anlamını yitirdi… “Ben, Rene! Gece’nin taşıyıcısı olarak Ay ve gökyüzü adına konuşuyor, hakkım olan canların karşılığında, gündüzün taşıyıcısının gücünü kendiminkine bağlıyorum!” rünler beyaz bir ışıkla parlıyordu, fakat onun haricinde hiçbir şey olmuyordu. Rene, o anda sorunun ne olduğunu anlamıştı. Antlaşma yapabileceği kişinin üzerinde yeteri kadar gücü var ise karşısındaki istese de, istemese de bunu gerçekleştirebilirdi. Lakin belli ki Kama’nın üzerindeki gücü bunu yapmaya yetmiyordu. Yani eğer bu bağ oluşacaksa, bu kısımda Kama’nın antlaşmayı kabul ettiğini sözlü olarak bildirmesi gerekiyordu. Ama Kama’nın bırak bütün bir cümleyi söyleyebilecek, nefes alacak hali bile yoktu. Antlaşmanın bu şekilde tamamlanamayacağını anlayınca, Kama’nın bedeninde bulunan fazla gücü zorla dışarı çıkarmak için kılıcı kullanmaya karar verdi. Tam kılıcı alabilmek üzere Kama’nın üstüne eğilmişti ki Kama konuşmaya başladı.

“Gündüzün taşıyıcısı olarak antlaşmayı kabul ediyorum.”

Bir yığın ışık yağmuruyla birlikte Kama’nın göğsünde ikinci bir zincir oluşarak ilkinin etrafında kıvrılırken Rene şaşkınlıktan dona kalmıştı. Bu şaşkınlığının nedeni Kama’nın kılını kıpırdatabilecek hali bile yokken konuşması ve antlaşmayı kabul etmesi değil, bunu yaparken kadim dili kullanmış olmasıydı. Olay Rene’yi öylesine şaşırtmıştı ki, oluşan yeni zincir göğsüne saplandığı sırada, hissettiği bütün acıya rağmen tepki veremedi.

Nefesinin kesilmesiyle birlikte dizlerinin üstüne çökerken, bunun yalnızca tek bir anlama gelebileceğini fark etti. Asıl taşıyıcı ona yardım etmişti.

Kama’nın büyü gücünün kendi bedenine akacağı bağ tamamlanır tamamlanmaz Rene’nin yaşadığı muazzam acı birden kesildi. İçinde, güç için yanıp tutuşan parçasını zapt ederek yavaşça Kama’dan enerji çekmeye başladı. Birkaç saniye sonra Kama’nın kaskatı kesilmiş bedeninin gevşediğini görünce yeteri kadar aldığını düşünerek akışın hızını azalttı. Bu arada Kama bayılmıştı.

“Siz ikiniz... İyi misiniz?” Rene, kafasını kaldırdığında Boğaç temkinli sayılabilecek bir uzaklıkta duruyordu. Sanki yaklaşmak istiyor ama bundan korkuyor gibiydi. Yaptıkları ‘minik’ irade savaşının bu kadar etkili olmasını beklemiyordu.

            “İyiyiz.” dedi Rene yüzünde boncuk boncuk biriken terler boynuna doğru kayarken. Ayağa kalktığında dizleri kendi ağırlığını ancak kaldırabiliyordu. Bu durumda Kama’yı taşıyamazdı. Tabiki hızlı bir şekilde toparlanmak için basit bir büyü kullanabilirdi, ama daha yeni kavuştuğu gücü böylesine manasız bir şekilde çarçur etmek istemiyordu. “Kama’yı gemiye taşıyabilir misin?”

Boğaç kafasını ‘Evet’ anlamında sallamasına rağmen yerinden hareket etmiyordu. Onun neden bu kadar korktuğuna bir anlam veremiyordu. Sonunçta Kama’ya, Boğaç’a zarar vermeyeceğine dair bir söz vermişti. Boğaç da bunu duymuştu; Veya belkide duymamıştı? O anda Rene, Kama’yla yaptığı konuşmaların çoğunu zihin yolu ile olduğunu hatırladı. Sesini olabildiğince ikna edici kılmaya çalışarak “Sana zarar verebilecekmiş gibi mi görünüyorum?” dedi.

X                     X                     X                     X                     X                     X

“Sana zarar verebilecekmiş gibi mi görünüyorum?” Rene’nin ağzından bu sözler dökülürken adeta can çekişiyordu. Az önce hayat dolu olan kızın yerini sanki bir hayalet almış gibiydi. Ten rengi önceden de açık olmasına rağmen şu anda kelimenin tam anlamıyla kar beyazıydı. Bu haldeyken değil herhangi birine zarar vermek, adım atabilecekmiş gibi dahi gözükmese de Boğaç’ın bütün içgüdüleri tehlike sinyali veriyordu. Bir süre daha Rene’nin, Kama’dan uzaklaşmasını beklese de, ne Rene hareket ediyordu ne de kendisi. “Sen bile mi bana güvenmiyorsun?” dedi Rene. Sesinde alaycı bir ton vardı.

Boğaç, Rene’nin olduğu yerden hareket etmeyeceğini anlayınca, sahip olduğu bütün akıl ve mantığı bastırarak cesaretini topladı ve ilerlemeye başladı. Birkaç saniye sonra sırtında Kama’yla birlikte geminin güvertesinde belirmişti. Tam da onu yere bırakıp Rene’yi almak için geri dönmeyi düşündüğü sırada, kızın gemiye ayak bastığını fark etti. Bunu fark etmesi için onu görmesine ya da güverteye indiği sırada çıkardığı sesi duymaya ihtiyacı yoktu; ezici varlığı bütün gemiyi kaplıyordu. ‘Acaba bu da Gece’nin taşıyıcısı olmanın getirdiği bir şey mi?’ diye düşündü elinde olmadan. Az önce neler olduğunu tam olarak anlayamasa da, Rene’nin kendine bu şekilde hitap ettiğinden emindi. Karmen’i daha önce taşıyıcılar hakkında bir araştırma yaparken izlemesine rağmen onların hakkında öğrenebildiği şeyler oldukça sınırlı ve basit bilgilerdi. Bir, sayıları oldukça azdı; iki, dehşet verici derecede güçlülerdi.

“Teşekkür ederim.” dedi Rene, farklı bir dil kullanarak. Boğaç, Kama’yla Rene’nin kullandığı dili daha önce hiç duymamasına rağmen ne söylediklerini nasıl anlayabildiğini hala çözememişti.

Yaptığının önemli bir şey olmadığını söylemek için ağzını açtığında, tek bir ses dahi çıkaramadı. Zihni, yeni duyduğu bu dili kullanmak için can atıyor, fakat garip bir şekilde anlasa da konuşamıyordu. Tıpkı Karmen’in bahsettiği kadim dil gibi. Bunu yazılı olarak birkaç yerde görmüş olsa da gerçeğini hayatı boyunca hiç duymamıştı. ‘Herkes kadim dili anlayabilir, ama yalnızca kullanmak istediği söze ve isme hükmedenler onu kullanabilir.’ demişti Karmen. Ve yanlış hatırlamıyorsa sadece bir kelime öğrenmenin bile oldukça zor bir şey olduğundan da bahsetmişti. Rene ise bir kaç kelime kullanmakla kalmıyor, bu dili kullanarak konuşabiliyordu. Boğaç daha fazla bunun üzerinde düşünmenin bir şey kazandırmayacağını anlayınca zihnini ortak dili konuşmaya zorladı. “Önemli değil.”

Yaşadığı şaşkınlığı Rene’de yaşamış olacak ki, konuştukları dil değişince cevap vermeden önce tereddüt etti. “Önemli, bana yapılan bir iyiliği karşılıksız bırakmak istemiyorum.”

Boğaç böyle bir şeye gerek olmadığını ne kadar söylerse, Rene’de o kadar üsteliyordu. Rene en sonunda “Buldum.” dedi. “Karşılık olarak bana herhangi bir şey sormana izin veriyorum.”

“Herhangi bir şey derken?” diye sordu Boğaç. Lakin sözcükler daha dilinden dökülürken Rene’nin bunu bir soru olarak kabul edebileceğini fark etmişti. Rene’yse bunu hiç fark etmemiş gibi devam etti. “Herhangi bir şey. Dünya’daki birçok kişinin öğrenmek için ölümü bile göze alacağı şeyler biliyorum. Bunların içinde elbette senin de öğrenmek istediğin bir şey vardır. Ama yalnızca bir soru sorabilirsin.” Boğaç tam sorusunu soracakken Rene konuşmasını böldü. “Ve hayır; az öncekini soru olarak kabul etmiyorum.”

Boğaç Rene’nin bunu nasıl tahmin ettiğini anlayamamıştı, Kama’nın “Bağ” olarak nitelendirdiği güçle zihnini mi okuyordu yoksa? Fakat Rene, Boğaç’ın her hangi bir şey söylemesine fırsat bırakmadan tekrar konuşmaya başladı. “Zihnini falan okumuyorum.”

Boğaç hiç düşünmeden “Öyleyse nasıl?” diye sordu. Şu anda Rene’nin bunu soru olarak kabul edip etmemesi önemli değildi, bunu öğrenmek istiyordu.

“Senin gibi çocukların aklından geçenleri tahmin etmek benim için çok kolay da ondan.

Çocuk mu? Boğaç 500 yılı aşkın süredir yaşayan bir şeytandı. Belki Dünya’daki en yaşlı kişi olmayabilirdi ama yaşı, kendi türündeki çoğu kişiye göre oldukça büyüktü. Rene bunu söyleyerek aptallık ettiğini belli ki bilmiyordu. Tam itiraz edeceği sırada Rene sözünü kesti... Tekrar.

“Ben senin sandığından çok daha uzun zamandır yaşıyorum... Veya bu anlama gelebilecek herhangi bir şey mi söyleyecektin?” dedi sorarcasına. Rene yine aklından geçenleri okuyordu. “Şeytan ırkı ortaya çıkalı kaç yıl oldu ki? 600... belki 700. Ben zamanın başlangıcından beri buradayım. Yani eğer bir veya iki milyar yaşında değilsen çeneni kapa ve sorunu sor!”

“Tamam.”  Boğaç tam anlamıyla yenilmişti. Rene’nin, soracağı soruyu hakaret olarak algılayabileceğinden korkarak yutkundu. “Siz... Tam olarak Nesiniz?”. Fakat Rene öfkelenmek yerine bıkkınlıkla iç geçirdi.

“Gözlerinde öğrenmek için yanıp tutuşan bir pırıltı görüyorum ama hareketlerin bunun tam aksini iddia ediyor. Sana Dünya’da benden başka kimsenin bilemeyeceği şeyleri öğrenebilme fırsatı veriyorum; Kimsenin hatırlamadığı hazinelerin yerini, kimsenin kullanmayı bilmediği büyülerin irfanını. Sense biraz araştırma ile rahatlıkla öğrenebileceğin bir şeyi soruyorsun. Sadece sen değil, kime bu fırsatı versem aynı şeyi soruyor. Sıkıldım artık!” Rene bir süre şakaklarını ovuşturduktan sonra devam etti. “Gerçekten bilmek istediğin şey bu mu?” Boğaç kafasını salladı. “Madem bunu öğrenmeyi istiyorsun, sana söyleyeceğim. Tarih boyunca bize birçok farklı isim takıldı. Siyah ve beyaz, Kara ejder ve Ak ejder, gece ve gündüz, Ölüm melekleri.” Bir anlık güldükten sonra “Bizleri tanrı olarak çağıran aptallar bile oldu.” diye ekledi. “Fakat senin asıl duymak istediğin şey bu değil, yanlış mıyım?” Boğaç tekrardan kafasını sallayınca devam etti. “Bizler taşıyıcıyız...  Tatmin oldun mu?”

Bu kadarını Boğaç da tahmin etmişti. Onun istediği daha derinlere inmekti... Bir taşıyıcının ne olduğunu öğrenmek. Boğaç “Peki tam olarak neyi taşıyorsunuz?” diye sorduğunda Rene parmağını olmaz anlamında sağa sola salladı. “Yalnızca bir soru demiştim.”

Boğaç “Tamam.” dedi pes etmiş bir şekilde. Şu anda son istediği şey onu kızdırmaktı. Ayrıca böyle davrandığına göre Rene ona ileride başka bir soru hakkı verebilirdi. Eğer bu olursa Boğaç soracağı şeyi şimdiden seçmişti. Ve bu sefer hata yapmayacaktı. Hak kazanmak içinse yapması gereken şey basitti. Rene’nin ona borçlu kalmasını sağlayacaktı.

Kama’yla sırtında bir süre daha ayakta bekledikten sonra “Kama’yı içeriye taşıyabilir miyim?” diye sordu Boğaç. Nedense onun iznini istemek o an için doğru gözükmüştü.

Rene “Tabi. Sana güveniyorum...” dedi oldukça neşeli bir ses tonu ile. Cümlenin devamını söylemesine gerek yoktu. İkisi de bu sözün ardından gelecekleri biliyordu.

Boğaç tam kamaranın eşiğinden geçtiği sırada Kama’nın hareket ettiğini hissetti. Sırtındaki ağırlığın geriye doğru kaydığını hissettiğinden bacaklarını bırakarak belinden yakaladı. Kama, düşmeyeceğini anlatmak ister gibi elini omzuna koyduğunda da tamamen bıraktı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)