Beyazın Karanlığı - Bölüm 7.2: Hazırlık

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Beğeni : 0
Okunma : 118
Tarih : 9 Temmuz 2018 20:24:41

Gözlerini açtığı andan itibaren bembeyaz bir boşluğa bakıyordu. Altı ve üstü tamamen beyazın tonlarından oluşuyor ve sonsuzluğa doğru ilerliyordu. Üstelik buraya nasıl geldiği hakkında en ufak bir fikri yoktu. Antlaşmayı kabul ettikten sonra yere düşmesi, buraya gelmeden önce hatırladığı son şeydi. Etrafta, tıptı Rene’nin zihnine girdiği zamanki gibi garip bir hava vardı.

“Hey! Daha ne kadar orada dikilmeyi düşünüyorsun?” dedi bir ses. Garip bir şekilde sesin sahibi oldukça tanıdık geliyordu. Kafasını sesin geldiği yere doğru çevirdiğinde konuşanın, tıpkı kendisine benzeyen biri olduğunu fark etti. Tek farkı, karşısındaki adamın sırtından çıkan bir çift güvercin kanadına sahip olmasıydı... Beyaz ve devasa kanatlara.

“Sen?”

Adam şaşırmış gibi soruya soruyla cevap verdi. “Ben mi?”

Kama “Sen kimsin?” diye tekrar etti. Adam aniden kahkaha atmaya başlayınca “Komik olan ne!” diye sordu. Sesi istemsizce detone olmuştu.

“Bunu cidden soruyor olamazsın, değil mi?”

“Tıpkı benim gibi görünüyorsun... Kanatların hariç.” dedi Kama. “Ama sen ben olamazsın.”

“Neden?” diye sordu adam sahte bir merakla.

“Çünkü sen ben olsaydın şu anda kendimle konuşuyor olurdum ki daha o kadar delirmedim.” dedi Kama. Bir süre bekledikten sonra “Sanırım.” diye ekledi.

Adam tekrardan gülerek cevap verdi. “Mantığın doğru olsa da Evreni yalnızca mantık yönetmez. Dediğinin aksine ben senim... Veya bir zamanlar sendim demek daha doğru olur. Şu anda ise senin aracılığınla dış dünyadan bilgi toplayan bir anı birikiminden fazlası değilim; tabi ki bunun karşılığında da sana ara sıra yardım ediyorum.”

“Sen kafamdaki adamsın.” dedi Kama.

Karşısındaki adam bu dediğine bozulmuş gibi duruyordu. “Bu yeni tanıştığın birini çağırmak için pek te iyi bir yol değil.” dedi kanatlarını kabartarak.

Kama “Affedersin. Daha adını sormayı unuttum.” diyerek özür dileyince adam tekrardan kahkaha atmaya başladı. “Tekrardan soruyorum. Komik bir şey mi var ?”

Adam bir eliyle gözündeki yaşları silerken “Şaka yapıyorum, şaka.” dedi. “İnsan benim kadar uzun süre yalnız kalınca öyle ya da böyle biraz eğlenmek istiyor. Bu yüzden kabalığımı mazur görürsen sevinirim.”

Kama adama ne kadar bakarsa baksın kafasında canlandırdığı ‘kötü adam’ gibi gözükmüyordu. Aksine oldukça neşeli ve her ne kadar karşısındaki için sinir bozucu olsa da eğlenmeyi seven biri gibi duruyordu. “Peki, adını söyleyecek misin?”

Adam aniden ciddileşerek “Demek adımı öğrenmek istiyorsun?” diye sordu. Sesi kelimenin tam manası ile ölümü çağırıyordu… Kama, içinde hızla büyüyen korkuyu zapt edemiyordu. Bacakları istemsiz bir şekilde titremeye başlamıştı. Bu, dışarıdan fark edilebilecek kadar büyük bir titreme olmasa bile, kendi korkusunun üstesinden gelemediğinin açık bir kanıtıydı. O sırada korkudan öleceğini düşünüyordu; ta ki adam tekrardan gülmeye başlayana kadar. Adamın gülüşü ile Kama’nın içindeki bütün korku bir anda yok olarak yerini öfke ve sinire bıraktı.

“Cidden çok safsın.” Bir süre kahkahasını bastırmak için uğraştıktan sonra devam etti. “Üzgünüm, nerde kalmıştık? Ha, hatırladım; Adımı sormuştun değil mi?”

Kama bu aşırı hiperaktif ve neşeli adam karşısında sinirlerine hakim olmakta zorlansa da ondan bir şeyler öğrenebileceğini düşünüyordu. Bu yüzden sinirlenmemek için olağanüstü bir çaba sarf ederek konuşmayı sürdürmeye çalıştı. “Evet.”

Adam oldukça kırılmış gibi görünerek “Tamam ya, neden bu kadar kızıyorsun ki? Alt tarafı bir iki minik şaka.” dedi.

“Konudan uzaklaşıyoruz.” diye uyardı Kama dişlerini gıcırdatarak.

Adam boğazını temizledikten sonra ciddi bir şekilde cevapladı. “Benim belirli bir adım yok.”

Kama hiç düşünmeden “Herkesin bir adı vardır.” dedi. Fakat bu cümle daha ağzından çıkarken yanlış olduğunu fark etmişti. Rene’nin de ilk başta bir adı yoktu; Alex ona bir isim verene kadar.

Adam Kama’nın daha fazla düşünmesine fırsat vermeden “Tıpkı Rene gibi.” diye ekledi. Sanki aklından geçenleri okuyordu. “Okumuyorum, onlar senin olduğu kadar benim de düşüncelerim.”

“Ne demek istiyorsun?” dedi Kama sakinliğini koruyarak. Fakat dışarıdan ne kadar sakin görünürse görünsün, bu sırada kafasında binlerce farklı teori oluşturmuş ve bir o kadarını da çürütmüştü.

Adam hızla etrafını süzdükten sonra “Sanırım süremiz doldu.” dedi. “Beni eğlendirdiğin için teşekkürler. Bunun karşılığında sana verdiğim konuşabilme yeteneğini geri almayacağım... Zaten burada pek bir işime de yaramaz.”

Kama ileriye atılıp adamın kolunu yakalamaya çalışınca etrafı hızla kararmaya başladı. “Bekle! Daha…”

Adam “Rene’ye sorabilirsin. Eminin benim söyleyebileceğim birçok şeyi o da söyleyebilir.” Diye Kama’nın sözünü kesti. “Bu arada ona geri dönmek istemediğimi de söylersen sevinirim.” Etrafı tamamen kararmadan önce Kama’nın duyabildiği son şey bu olmuştu.

X                     X                     X                     X                     X                     X

Rene, Kama’nın uyandığını fark ettiği gibi yanına gitti. “İyi misin?”

“Geri dönmek istemiyormuş.” dedi Kama hafif bir kıkırdamayla. Birkaç saniye içerisinde bu kıkırdama bir kahkahaya dönüştü. Fakat hiç te mutlu gibi değildi; daha çok öfkeliymiş gibi görünüyordu. “Dalga geçme benle!” Elini yumruk atacakmış gibi havaya kaldırdıktan sonra bir süre bekledi, sonra titreyerek geri indirdi.

Uyurken onunla konuşmuş olabilir miydi ki? Kama’nın şu anki ‘sebepsiz yere öfkelenmiş’ halini göz önüne alınca bu ihtimalin oldukça fazla olduğunu fark etti.

“Evet, onunla konuştum.” dedi Kama. Rene, düşüncelerini Kama’ya kapamayı unuttuğu için içinden sessizce küfretti. “Yarım yamalak bir açıklamanın ardından öylece beni bir kenara itti!”

“Kama, ben...”

Kama sözünü kesti. “Sana bir mesajı varmış.”

“Mesaj mı?”

“Geri dönmek istemediğini söyledi. Dedi Kama aniden ciddileşerek. “Söylesene Rene, onu tanıyor musun?”

Rene yutkunarak cevapladı. “Evet.” Kama’nın, gerçeğin ne kadarını öğrendiğini bilmiyordu. Bu yüzden temkinli olacak ve olabildiğince az şey söyleyecekti. “Evet tanıyorum.”

İkisi de konuşmadan bir süre beklediler, fakat ortamın gerginliği yavaşça azalmak yerine hızla artıyordu. Rene, Boğaç’a hızlı bir bakış attığında, onun dahi kılını kıpırdatmadan beklediğini fark etti. Birkaç dakikanın ardından sessizliği bozan yine Kama olmuştu. “Bir şey söylemeyecek misin?”

“Ne gibi?” diye sordu Rene. Fakat iradesinin gitgide kırıldığını hissediyordu. Duyguları ona her şeyi anlatmak isterken mantığı buna engel oluyordu. Ve şu anda duyguları hızla üstünlük kurmaya başlamıştı.

“Bana bir açıklama borçlu olduğunu düşünmüyor musun?”

Rene kararlılığını ne kadar korumaya çalışırsa çalışsın, buna daha fazla devam edemeyeceğini anlıyordu; Öyle ki artık Kama’yla göz göze dahi gelmek canını yakıyordu. “Sana düşünmeden söyleyeceğim şeyler yalnızca nefret duymanı sağlayacak.”

“Daha neden nefret duyabilirim?” diye bağırdı Kama.

“Her şeyden, kendinden...” Rene artık sesinin titremesine hakim olamıyordu. “Benden.”

“Anlıyorum.” dedi Kama hem hüzünlü, hem de pes bir kahkaha ile. “Güven önemli tabi.”

“Neden anlamak istemiyorsun? Bunun güvenle alakası yok.” dedi Rene.

“O zaman neyle alakası var. Bana güvenmemi söylüyor, aynısını kendin yapmıyorsun. Eğer gerçekten bana güvensen, istediğim cevapları vermekte tereddüt etmezdin.” dedi Hırlarcasına. “Oysaki ben seni o kadar...” diye başladığı cümlenin devamını getirmedi.

“Sen beni o kadar?” diye sordu Rene. Aslında devamında ne geleceğini tahmin edebiliyordu ama bundan emin değildi.

“Yok bir şey.” dedikten sonra Kama arkasın dönerek güvertenin öteki ucuna, Rene’den olabildiğince uzağa doğru yürümeye başladı.

Rene ileri atılarak Kama’nın onu fark edebileceği kadar yakına geldi. “Yarın.”

“Efendim?” dedi Kama.

“Yarın sana istediğin cevapları vereceğim. Ama bugün izin ver. Biraz düşünmek istiyorum.” evet, yalnızca üzerinde birazcık düşünebileceği zamana ihtiyacı vardı. Eğer biraz zamanı olursa hem Kama’yı kırmadan, Dünya’nın sonunun gelmesine sebep olmadan bir şeyleri açıklayabilirdi.

Kama cevap verme gereği duymadan yürümeye devam ettiğinde, Rene onun heyecanını bastırmak için oldukça çabaladığını biliyordu. Kama her ne kadar düşüncelerinin, kendininkilere sızmasını engellemeye çalışsa da yaşadığı duygu patlamasının büyüklüğü bunu imkânsız kılıyordu.

“Ne zaman hareket ediyoruz?”

Boğaç düşünürcesine “Bu nereye gitmek istediğinize bağlı. Karar verdiğiniz anda yola çıkabiliriz.” dedi.

“Sen nereye gidiyorsan yolunu değiştirme.” dedi Rene.

Boğaç manalı bir şekilde “Aslında Karmen’in yanına dönecektim.” dediğinde Rene içinde parlayan minik öfke ateşine hakim oldu. İstiyorsa hala Karmen yaşıyormuş gibi davranabilirdi. Onun yaşamadığını Kama’ya kanıtladığı anda Boğaç’ı öldürmek için eline yeterli neden geçmiş olacaktı. Bu yüzden yalnızca kafasını sallamakla yetindi. Şu anda biraz yalnız kalıp düşünmek istiyordu. “İyi, o zaman hemen yola çıkın.”

“Sanki sen gelmiyormuşsun gibi konuşuyorsun.” dedi Boğaç. Ses tonu bunun bir soru olduğunu gösteriyordu.

“Biraz... Yalnız kalmak istiyorum.” dedikten sonra araya girmesine izin vermeden devam etti. “Siz devam edin, ben size yetişirim.” Kama’yla aralarında bulunan bağ devam ettiği sürece onları rahatlıkla bulabilirdi. Ayrıca bu açıklamayı mümkünse deniz gibi yakınlarda insan bulunmayan bir yerde yapmak istiyordu. Olası bir felaketi önleyebilmek için...

Dönüşümünü gerçekleştirirken her zaman olduğu gibi etrafını siyah bir duman sarmaya başladı. Ellerinin yerini pençeler alırken sırtında oluşan kanatlara tekrardan alışmaya çalıştı. Birkaç saniye sonra Kama’yla Boğaç’a tepeden bakar vaziyette duruyordu. Boğaç, bunu ilk kez gösterdiği herkes gibi şaşkınlıktan kalakalmıştı. Kama ise ifadesiz bir suratla kendisine bakıyordu. Sanki “Hadi git.” der gibi bir hali vardı.  Rene de, o bunu dile getirmeden geminin güvertesinden ayrılarak mavi çöle, Dünya’nın en ıssız parçasına doğru uzandı.

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.