POPÜLER NOVEL GÜNCELLEMELERİ
Cilt 1

Beyazın Karanlığı Bölüm 7.4: Hazırlık

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Okunma : 63
Tarih : 30 Temmuz 2018
Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Kama, her ne kadar Boğaç’ın söylediklerinden cesaret bulmak istese bile akıl ve mantığı, duygularını bastırıyordu.

Belki gerçekten de Rene’den hoşlanıyor olabilirdi. Ama bu, Rene’nin de ondan hoşlanacağı anlamına gelmezdi... Hem hisleri karşılık bulsa bile, Kama eninde sonunda ölecekti ve bu olduğunda Rene üzülmekten başka bir şey yapamayacaktı. Onun yeteri kadar acı çektiğini düşünüyor ve onu daha fazla üzmek istemiyordu. “Şimdi düşününce sanırım üstüne biraz fazla gittim.” dedi kendi kendine. Ağzından çıkan kelimeler o kadar sessizdi ki Boğaç fark etmemişti bile.

“Ondan hoşlanmıyor musun?” diye sordu Boğaç.

“Öyle değil ama...”

“Hep bir ama vardır değil mi?”

“Sen hiç birini sevdin mi?” dedi Kama.

“Kama... Ben evliyim.” diye yanıtladı Boğaç. Kama’nın yüzündeki ifadeyi görünce “Yani evet.” diyerek devam etti.

“Evli misin?” diye sordu Kama. Boğaç’ın kendisinden çok ta büyük görünmediğini düşünüyordu. Aniden şeytanlarla ilgili söylediklerini anımsadı. Yalnızca bilinçlerinin oluşması bile birkaç yüzyıl alıyorsa bundan çok daha uzun süre yaşıyor olmalıydılar. Yani Boğaç göründüğünden çok ama çok daha büyüktü.

“Evet. Bu beşinci yılımız. 4 yaşında bir oğlum var.” Yalnızca onlardan bahsederken bile Kama, Boğaç’ın sesindeki özlemi hissetmişti.

“Peki... Adı ne?” Kama bunu, sanki bahsedilmesi yasak olan bir şeyi sorarmış gibi söylemişti.

“Karmen.” diye cevapladı Boğaç anlamlı bir bakış atarak.

“Aynı kişiden bahsetmiyorsun değil mi?” dedi Kama. Boğaç kafasını sallayınca “Hani Rene’nin bahsettiği?” diye sorusunu yineledi. Boğaç tekrar kafasını salladı. “Ama o bir insan sense bir...” sözünü tamamlayamadı.

“Şeytan mı?” Boğaç gülümsedi. “Belki sen böyle düşünüyor olabilirsin ama ne o, ne de ben böyle düşünüyoruz.”

Kama giderek meraklanmaya başlamıştı. “Peki aranızdaki zaman farkını nasıl çözmeyi başarıyorsunuz?”

“Zaman farkı?” diye sorarcasına baktı Boğaç.

“Yani yaşam süreleriniz farklı değil mi? Yanlış anlamadıysam seninki oldukça uzun. Onun, yanında yavaşça yaşlanarak ölmesi seni üzmez mi?”

Boğaç bir anlığına anlamamış gibi görünse de ani bir aydınlanma yaşamışçasına yüz ifadesi değişti. Sonra aniden gülmeye başladı.

 

X                     X                     X                     X                     X                     X

Demek sorun buydu ha? Yani Rene’nin yanında ölmekten ve bunun onu üzmesinden korkuyordu.

Kahkahasını bastırmaya çalışırken gözünde biriken yaşları sildi. “Yani sen diyorsun ki Rene ile aranıza giren tek şey yaşam süreleriniz arasındaki fark öyle mi?” Şimdi bunu ona söylemesinin tam sırasıydı. Rene’nin bunu neden Kama’dan sakladığını bilmiyordu ama Kama’nın bunu bilmeye kesinlikle ihtiyacı vardı. Elini Kama’nın omzuna güven verici bir şekilde koyduktan sonra açıklamaya başladı. “Seninle Rene arasında böyle bir sorun olması imkânsız.”

“Neden?” diye sordu Kama. Merakı giderek artıyor gibi gözüküyordu.

“Sonuçta sen de onun gibisin.”

“Onun gibi derken?”

“Tıpkı Rene gibi sen de bir taşıyıcısın.”

“Taşıyıcı nedir?” diye sordu Kama. Boğaç’ın tahmin ettiği gibi bunu o da bilmiyordu.

“Bir ırk... Tıpkı insanlar, ejderhalar ve şeytanlar gibi.” diye cevapladı Boğaç onu.

X                     X                     X                     X                     X                     X

Kama zoraki bir kahkaha attı. “Bu gerçekten iyiydi.” 

Lakin Boğaç gülmüyordu. “Kama... Ben ciddiyim. Sen Rene’yle aynı ırktan geliyorsun.”

“Bunu da nereden çıkardın?” Kama bir yandan Boğaç’ın dediklerine inanmak istiyor, bir yandan da insan olmadığı gerçeğini reddediyordu.

“Rene söyledi. Sen bayıldığın sırada.” Boğaç’ın yalan söylemediğini biliyordu. Nasıl ki onun bir büyücü olduğunu anladıysa, bunu da anlamıştı.

‘Yardım etmemi ister misin?’ diye sordu zihnindeki adam. Sanki uzun süredir yapmış olduğu -ve yapmaya devam ettiği- bir yardım teklifini tekrarlıyordu.

“Kapa çeneni!” diye hırladı Kama. Şu anda onunla uğraşacak vakti yoktu.

“Gerçeklerle yüzleşemiyor olman onların gerçek olmadıklarını göstermez.” diye karşılık verdi Boğaç. Kama’nın kendisine bağırmış olduğunu sanmıştı.

“Sana söylemedim... Ben... Birisi zihnimi ele geçirmeye çalışıyor.” Ağzından dökülen kelimeler aynı anda zihnindekine yön veriyordu. ‘Bırak sana yardım edeyim. Eğer izin verirsen sana bütün öğrenmek istediklerini sunabilirim.’

“Kafamdan çık!” Kama tereddüt etmeden başını, geminin güvertesine vurdu. Kafasını kaldırdığında nefes nefese kalmış ve hafifçe sersemlemiş olsa da alnından burnuna doğru süzülen kanı hissedebilecek kadar kendindeydi. Nefesini düzeltmeye çalışırken Boğaç’a onaylayan bir bakış attı. “Sanırım artık gitti.”

“Giderken yanında birkaç tahta almış gibi görünüyor.” dedi Boğaç.

“Yapma.” dedi sitemkar bir şekilde Kama. “Daha o kadar delirmedim...” Lakin kendisi de bundan o kadar emin değildi.

“Bana, Rene’yle tanıştığınızdan beri yaşadığınız şeyleri anlatabilir misin? Sanırım senin hakkında bir şeyler biliyor olabilirim.”

“Anlat o zaman!” dedi Kama.

“Ama emin olabilmek için önce senin hikayeni dinlemeliyim.” diye karşılık verdi Boğaç.

Kama, Boğaç’ın bir şeytan olmasından gelen önyargılarının tamamını yenememiş olsa da ona anlatmaya karar verdi. Böylece Rene’yi ormanda bulmasından başlayarak, Alex’i, Algan ile olan karşılaşmalarını, bu adaya nasıl geldiklerini, bu adaya geldiğinden beri zihnini ele geçirmeye çalışan adamı; hatta ve hatta yaşadıkları utandırıcı olayları bile eksiksiz olarak anlatmıştı. Garip bir şekilde bunları birisine anlatmak Kama’yı da belirli ölçüde rahatlatmıştı.

X                     X                     X                     X                     X                     X

“...Sonra da senle karşılaştık. Gerisini de zaten biliyorsun.” diye bitirdi Kama.

Boğaç duyduklarından anlamıştı ki Kama, Rene’yi yalnızca sevmiyor, ayrıca ondan korkuyordu. Gördüğü rüyayı, pekâlâ içindeki güç ona göstermiş olabilirdi. Lakin bunu ona doğru düzgün bir şekilde anlatabilmesi için öncelikle “Zihnini ele geçirmeye çalıştığını” düşündüğü adam mevzusunu kesinleştirmeleri gerekiyordu. “Zihnini ele geçirmeye çalıştığını söylediğin adamla ilgili...” diye başladıktan sonra cümleyi bir süre ucu açık bir şekilde bıraktı. Bunu tam olarak nasıl açıklayabilirdi ki? “Sen konuşurken etrafında böyle bir büyüye dair bir iz varmı diye kontrol ettim.” demeyi başardı en sonunda.

“Eee, ne buldun?” dedi Kama baygın bakışlarıyla. Sanki çoktandır bildiği bir şeyin tekrarlanmasına hazırlanıyor gibiydi. Boğaç “Hiçbir şey.” diye cevapladığında ise şaşkınlıktan neredeyse dilini yutacaktı. “Bu imkânsız!”

Boğaç, Kama’ya sakin olmasını işaret ettikten sonra açıklamaya başladı. “Aslında ben onun gerçek hayatta var olan biri olduğunu düşünmüyorum. Bence o senin içinde yaşıyor. Ayrıca bu, size neden ‘Taşıyıcı’ denildiğini de açıklar. Çünkü içinizde bu gücü taşıyorsunuz.”

“Yani bu, benim de Rene gibi ejderhaya dönüşebileceğimi mi gösterir?” dedi Kama.

“Yanılmıyorsam evet.” dedikten hemen sonra ekledi. “Ama lütfen dönüşme. Eğer devasa bir ejderhaya dönüşecek ve bütün gemiyi parçalayacaksan, karada olmayı, burada olmaya yeğlerim.”

“O zaman sen de bir taşıyıcı oluyorsun.” dedi Kama aniden. Boğaç anlamadığını belirtmek için kaşlarını hafifçe çatınca açıklamaya girişti. “Sonuçta sen de Rene gibi biçim değiştirmiyor musun?”

“O tamamen farklı bir olay. Ben yalnızca büyü gücümü sınırlıyorum. Bu yüzden ırk olarak bana en çok benzeyen, lakin benden daha düşük büyü gücüne sahip olan insan ırkı gibi görünüyorum.”

 “Peki ya içimdeki güç bana yardım etmek isterse... Sence onun yardımını kabul etmeli miyim?” diye sordu. Sesi meraklıdan çok onay ister gibiydi. Belli ki çoktan kararını vermişti; yalnızca Boğaç’ın onu desteklemesini istiyordu. Durum böyleyken Boğaç nasıl ona karşı çıkabilirdi ki?

“Denemekten zarar gelmez sanırım.” diye cevapladı.

“Peki... Onunla nasıl tekrar konuşacağım?” Bu seferki gerçek bir soruydu. Boğaç’ın cevabını bilmediği bir soru.

“Ben nerden bilebilirim ki? Daha önce hiç seninki gibi bir durumla karşılaş...” Lakin daha sözünü bitirmeden aklına, içlerine üstün yaratıklar mühürlenen insanlarla ilgili efsaneler geldi. Kama’nın durumu da onlardan pek farklı görünmüyordu. Ve efsanelerdeki kişiler sürekli içindeki yaratık ile savaşıyor, bazense onunla birleşiyor ve aynı safta savaşıyordu. Bütün hikayelerde ortak olan kısım ise bu insanların içindeki yaratıklarla konuştuğuydu. Bir süre düşündükten sonra “Belki de yalnızca odaklanman yeterlidir.” diye tamamladı cümlesini.

Bunun üzerine Kama, Boğaç’ın yelken açmasına yardım ettikten sonra günün geri kalanını zihnindeki adamla konuşmak için harcadı. Lakin boşa geçen birkaç saatin ardından bütün umudunu kaybetmişti. “Yalnızca odaklanman yeterlidir dedi... Daha neye odaklanacağımı bile bilmiyorum ki!” O anda Boğaç’ın onu izlediğini fark etti. “Özür dilerim. Öyle demek isteme...”

“Sorun değil.” diye sözünü kesti Boğaç. “Zaten bu konuda pek de bilgili değilim. Lakin bilen birini tanıyorum.”

“Dur tahmin edeyim. Karmen?” diye sorarcasına baktı Kama.

“Nerden bildin?” diye sordu Boğaç.

“İçime doğdu. Nedense her şey dönüp dolaşım ona çıkıyor.” Sesinde belirgin bir duygu yoktu. “Sence neden Rene beni peşinde sürüklemek için bu kadar çabalıyor?” diye sordu birden.

“Aklıma yalnızca tek bir neden geliyor.” dedikten sonra bunu manalı bir bakışla destekleyerek Kama’nın da onu anlamasını bekledi. Kama’nın bunu kendi kendine anlayamayacağını fark edince “Muhtemelen çiftleşmek için.” diyerek sözünü bitirdi.

“Ç-çi-çiftleşmek mi!” dedi Kama kekeleyerek.

“Aklıma başka bir neden gelmiyor. Ayrıca sen ve Rene şu ana kadar gördüğüm ilk  taşıyıcılarsınız. Sizin hakkınızda yazılmış efsaneleri bulmak bile oldukça zor. Yani evet... Çiftleşmek için seni yakınında tutması oldukça mantıklı. Sonuçta sayınız oldukça az.”

“Dalga geçiyor olmalısın!” diye tersledi Kama. Muhtemelen bu kadar şeyi bir anda öğrenmeyi kaldıramamıştı.

“Sen bana fikrimi sordun bende söyledim.” diye karşılık verdi Boğaç.

Kama kendini kamaranın zeminine saldı. “Peki şimdi ne yapmam gerekiyor.” Sesi aynı anda hem mutlu hem de hüzünlü çıkıyordu.

“İstediğin her şey bir anda karşına çıkmadı mı?” dedi Boğaç.

Yalnızca gözlerini çevirerek bakışlarını Boğaç’a kitledi. “Ne demek istiyorsun?”

“Rene’yle birlikte olabilme ihtimalini ortadan kaldırdığını söylediğin yaşam süresi olayı ortadan kalktı, aynı zamanda artık Rene’nin de seninle birlikte olmak istediğini biliyorsun... Daha ne istiyorsun ki?”

Aniden doğrulduktan sonra “Ama... Rene’yle böylesine bir sebepten ötürü birlikte olmak istemiyorum.” dedi Kama. Sondaki ‘İstemiyorum’ kısmı her ne kadar kısık sesli olsa bile Boğaç’ın üstün duyma algısının dışında değildi.

“Seni biraz da olsa anlıyorum.” dedi Boğaç. “Karmen ve ben de başta bazı sorunlar yaşamıştık.” O zamanlar mazide kalmış olsa da hatırlamak, Boğaç’ı ürpertmeye yetiyordu.

“Ne gibi sorunlar yaşamış olabilirsiniz ki?” dedi Kama. Ses tonuna küçümseyici bir tını eşlik ediyordu.

“En azından Rene seni öldürmeye çalışmamış.” dedi Boğaç pes bir kahkaha ile.

“Ama deneyecek.” diye karşılık verdi Kama. “Kehaneti biliyorsun. Onu gördüm.”

“Bunu sana içindeki güç de göstermiş olabilir. Belki de seni kontrol etmek istiyor; ve bunu yapabilmesi içinde Rene’den ayrı kalman gerekiyordur.” Sözlerinin, Kama’nınkilere oranla akla daha yatkın olduğunu biliyordu. “Hem Rene’nin seninle yaptığı antlaşmayı hatırlasana.” diye devam etti Boğaç.

“Ne olmuş ona?”

“Bana kalırsa seni, senden koruyabilmek için gücünü kendininkine bağladı. O bunu yapana kadar hareket edebilecek kadar bile enerjin yoktu.” Daha sonra hatırlatırcasına sesini inceltti ve Rene’nin söylediklerinin komik bir taklidini yaptı. “Gece’nin taşıyıcısı olarak Ay ve gökyüzü adına konuşuyor; Hakkım olan canların karşılığında, gündüzün taşıyıcısının gücünü kendiminkine bağlıyorum!”

“Yani sen Rene’nin iyi biri olduğunu mu düşünüyorsun?” diye sordu Kama.

“Muhtemelen.” diye cevapladı Boğaç.

“Yani bunu, beni korumak için yaptı?” dedi sorarcasına.

“Öyle sanıyorum.” dedi Boğaç.

“Ve içimdeki güç beni ele geçirmeye çalışıyor. Yani kötü.”

“Bak. Sana kesin cevaplar veremem, çünkü ben de o cevaplara sahip değilim.” Bir an nefeslenmek için durdu. “Ama Rene’nin gerçekten kötü biri olduğunu düşünmüyorum.”

“Seni öldürmeye çalışmasına rağmen onu savunmanı anlayamıyorum.” diye karşılık verdi Kama.

“Benim ne olduğumu bilerek ilk kez karşıma çıkan hemen hemen herkez böyle bir tepki verdiği için...” diye başladığı cümlenin devamını getirmedi Boğaç. Gözlerinde istemsizce oluşan hüznü silemiyordu.

“Böyle şeylere zamanla alışılmaz.” dedi Kama.

“Yine de söylediğim her şeyin tamamen yanlış olma ihtimalini de göz ardı edemeyiz.” dedi Boğaç. “Yani sen aslında katiller gibi başka ırkların gücünü çalabilen bir insandan fazlası olmayabilirsin. Aynı zamanda bu, Rene’nin seni yanında sürükleme amacını tahmin etmede de tamamen yanılmış olabileceğimiz anlamına gelir.”

“Katil?” diye sordu Kama şaşkınlıkla. “Ben kimseyi öldürmedim ki!”

“Bu yalnızca bir terim. Onlara takılan bir isim” diye açıkladı Boğaç. “Bazı insanlar diğer ırkların kanını içerek onların güçlerinin bir kısmına sahip olabilirler.”

“Ama ben kimsenin kanını da içmedim.” dedi Kama.

“Yine de bu güce sahip olabilirsin. Yani potansiyel bir katil veya taşıyıcısındır.” diye yanıtladı Boğaç. “Eğer bütün bu tahminlerimizde yanıldıysak bile yaşam süreleriniz arasındaki fark bir sorun oluşturmaz.” Bir süre bekledikten sonra tekrar konuştu. “Eğer büyücü olursan.”

Kama “Nasıl yani?” diye sorunca Boğaç devam etti. “Normal insanlar yaşamak için içlerindeki büyü gücünü kullanır. İçlerindeki güç azaldıkça yorulurlar. Yaşlanma denilen şey ise büyü gücü sınırının azalmasının fiziksel bir yansımasından ibarettir . Zaman geçtikte içlerinde biriken gücü yeteri kadar kullanmadıklarından auraları gün be gün durağanlaşır. Sonunda ise ölürler.”

 “Ya büyücüler?” diye sordu Kama. “Onlar da içindeki gücü kullanmıyor mu?”

“Tabi ki onlar da insan. Yani diğer insanlar gibi içlerindeki büyü gücünü kullanıyorlar. Lakin bedenleri bir süre sonra içlerindeki gücün yetmeyeceğini anlayarak çevrelerinden de büyü gücü çekiyor. Sonuçta içlerindeki güç sürekli olarak yenileniyor ve bu sayede çok daha uzun süre yaşıyorlar... Birkaç bin yıl kadar fazla.”

“Sence ben onlardan biri olabilir miyim?”

“Sen bu güne dek gördüğüm en yoğun büyü gücüne sahip insansın. Kısa sürede Dünya’ya nam salacak kadar güçleneceğine bahse girerim.” Bir süre düşünmek için durdu. “Aslına bakarsan senden ne kadar büyü gücü seziyorsam, Rene’den de o kadar yoksunluk seziyorum.”

“Bunun ne anlama geldiğini bilmediğimin farkındasın sanırım.” diyerek bir açıklama bekledi Kama.

“Sanki Rene’nin hiç büyü gücü yokmuş gibi.” diye cevapladı. “Büyücü olup olmaması bir şeyi değiştirmez. Her canlı çevresine bir miktar enerji yayar. Miktarı değişse bile bu değişmez bir kuraldır.” Boğaç da Kama’nın yanına oturdu. “Böyle söyleyince fark ettim de Rene’yle hemen hemen her konuda zıt düşüyorsun.”

“Yalnızca böyle bir konuda ondan farklı olmam bunu kanıtlamaz.” dedi Kama. Farklılıkların onların arasına girebileceği gibi bir fikre kapılmış gibiydi.

“Aranızdaki zıtlıkları saymaya başlasam bu gün bitirebileceğimden emin değilim.” dedi Boğaç. “Rene beni öldürmeye çalıştı, sense kurtarmaya. Çevrene korkutucu derecede güçlü bir aura yayıyorsun, Rene’de ise bunun tam tersi geçerli. Saç renkleriniz bile birbirine zıt.” diye belirtti. Kama’nın yüzünün asıldığını görünce hafifçe omzuna vurduktan sonra konuştu. “Ama biliyor musun? Siyah ve beyaz da zıt renklerdir. Lakin siyahın yanında en güzel gözüken renk de yine beyazdır.” Kama’yla yeni tanışmasına rağmen sanki yıllardır dostuymuş gibi onunla konuşabilmesi garibine gitse de, bir yandan da bundan hoşlanıyordu. “Lakin siyahın yanına hemen hemen her renk gider. Yani elini çabuk tutsan iyi olabilir.” diye bitirdi sözünü yüzünde bir sırıtma ile.

 

Kama boş boş baktı. Sanki ‘ne yapmam gerekiyor yani.’ der gibi bir ifade vardı suratında. Lakin ifadesini ne kadar kontrol altında tutmaya çalışırsa çalışsın Boğaç, Kama’nın gözlerindeki gülümsemeyi görebiliyordu. “Fazla düşünüyorsun. Bütün bunların üstünde bu kadar düşünmek oldukça saçma. Eğer o da senden hoşlanıyorsa sonunda birlikte olmanız zaten kaçınılmaz...  Bunun yerine gel sana gemiyi gezdireyim.” diye teklifte bulundu.

“Zaten gezmedik mi?” diye sordu.

“Gemi sadece güverte ve kamaradan oluşmuyor.” dedi Boğaç.

X                     X                     X                     X                     X                     X

Boğaç kamaranın alt kısmındaki -geminin hareket etmesini sağlayan- büyü taşını ve yatak kısımlarını gösterirken, Kama’nın oldukca sıkıntılı olduğunu fark etti. Bunu dile getirmek istemiyor, fakat ağırlığını verdiği ayağını sürekli değiştirerek etkisinin dışarı yansımasına da engel olamıyordu. Bu durum bir süre devam ettikten sonra Kama’nın midesi olduksa sesli bir şekilde guruldayarak sorunu açıklamış oldu.

“Şeyy... umm.. ıııı.” Kama utana sıkıla bir açıklama yapmaya çalışsa da pek başarılı olamadı.

“Eğer acıktıysan söylemen yeterliydi.” Kama’ya takip etmesini işaret ettikten sonra mutfağın yerini gösterdi.  Boğaç her ihtimale karşı yolculuğa çıkmadan önce yanına bol bol erzak alırdı. Genelde birçoğu israf olsa da bu alışkanlığı şu anda oldukça işe yaramıştı. “İstediğin Kadar yiyebilirsin. Eğer bana ihtiyacın olursa güvertede olacağım.”

 

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.

Yorum Yap

Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.

Yorumlar (0)