Beyazın Karanlığı - Bölüm 7.3: Hazırlık

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Beğeni : 0
Okunma : 110
Tarih : 17 Temmuz 2018 13:35:26

Kama, Rene’nin ufukta kaybolmasını bekledikten sonra kendini geminin ahşap güvertesine saldı. Garip bir şekilde her tarafı ağrıyor, kelimenin tam manası ile yorgunluktan ölüyordu.

Boğaç “Bu da neydi?” diye sorduğunda şaşkınlığı sesinde hissediliyordu. Hala Rene’nin bir ejderha olduğunu bilmiyor olmalıydı. İlk gördüğünde o da aynı tepkiyi verdiğinden, durum Kama’ya biraz komik gelse de şu anda gülmek değil, yalnızca uyumak istiyordu.

“Kendini iyi hissediyor musun?”

Kama kendini hiç de iyi hissetmiyordu, ayrıca dışardan da “iyi hissediyormuş” gibi görünmediğini düşünüyordu. “Neden sordun?”

“Şey... Rene seni kendisine bağladığını söylemişti. Sen de şu an biraz solgun görünüyorsun. Bir sorun olup olmadığını merak ettim.”

Kama hafifçe doğrulduktan sonra “Kendisine mi bağladı?” diye sordu.

“Evet, sen de bunu kabul etmiştin.” diye cevapladı Boğaç. “Yoksa hatırlamıyor musun?"

Kama bölük pörçük bir şeyler hatırlıyor; lakin ne zaman onlara odaklanmaya çalışsa anıları daha da bulanıklaşıyordu. Sanki birisi araya bir tür duvar örerek onları görmesini engelliyordu. Birkaç dakika boyunca uğraştıktan sonra bu duvarın aniden yok olduğunu hissetti.

‘Gerçekten bu kadar öğrenmek istiyorsan seni durdurmayacağım.’ Kama, beynini dolduran bu düşüncenin sahibini en başından fark etmişti; zihnindeki adam onunla tekrar konuşuyordu.

“O zaman yoluma taş koymaktan vaz geç!” diye bağırdıktan sonra hızla ayağa kalktı. Bir anda bütün uykusu kaçmıştı.

‘Eğer istersen bunlardan çok daha fazlasını öğrenmene yardım edebilirim.’ dedi adamın sesi.

“Bana engel olma, başka bir şey istemiyorum.”

Zihnindeki ses mücadeleyi bırakmış bir şekilde ‘Madem öyle istiyorsun.’ dedi ve kayboldu.

Boğaç, az önce yaşadığı zihinsel mücadeleyi fark etmemiş olacak ki “Sakin ol” ve “Derin nefes al.” gibi şeyler söyleyerek onu rahatlatmaya çalışıyordu.

“Ben sakinim!” dedi Kama tekrardan bağırarak.

“Pek de sakin gibi gözükmüyorsun.” Diye karşılık verdi Boğaç.

Kama birkaç kez derince nefes aldıktan sonra yineledi “Ben sakinim.”. Artık Boğaç’ın neden bahsettiğini de biliyordu. Sol kolunu yukarı kaldırarak üstündeki garip siyah işaretlere baktı. Onları oraya, niçin olduğunu bilmese de, Rene’nin çizdiğini biliyordu. “Bunları yazarken ne kullandı?” diye sordu Kama. O sırada hala hissedebiliyor ve duyabiliyor olsa bile gözleri kör bir insanınkinden farksızdı ve bunu hatırlamıyordu.

“Tam olarak emin değilim.” diye başladı Boğaç cümleye. Birkaç saniye düşündükten sonra “Ama sanırım kanını kulandı.” diye bitirdi.

“Kimin kanını kullandı?” diye sordu Kama. Bunu bilmenin ne işine yarayacağını bilmiyordu ama garip bir şekilde ağzından çıkmıştı. O anda rüyasında gördüğü adamın söylediklerini hatırladı. “Şu anda ise senin aracılığınla dış dünyadan bilgi topluyorum.” demişti. Ve de ara sıra yardım ettiğini de söylemişti. Belki bunu da sormasını o istemiş olabilirdi. Bu, aynı zamanda Rene ile konuşurken neden kendisine “Gündüzün taşıyıcısı” dediğini de açıklıyordu. O an yaptığı şey doğru gelmişti, şimdiyse bunu yapmasını zihnini ele geçirmeye çalışan kişinin söylemiş olabileceği ihtimali oldukça yüksek gözüküyordu. Zihninde, şu an içinde bulunduğu durumu tam anlamıyla kavrayabilmek için kopan hayali bir fırtına vardı.

Boğaç ise tabiki bu hayali fırtınayı göremiyordu. “Kendi kanını.”

Bunun üzerinde daha fazla düşünmenin bir fayda getirmeyeceğini anlayınca zihnini meşgul edebilecek başka bir şey aradı. “Boğaç...”

“Efendim?”

“Şey...” Kama soracağı şeyi olabildiğince normal bir şekilde sormak istiyordu, fakat bunun normal bir yolu yoktu ki. “Senin şeytanların kralı olduğun doğru mu?”

Boğaç kısa bir süre düşündükten sonra konuştu. “Eğer söylemeye çalıştığın şey şeytan kral olup olmadığım ise…” dedikten sonra onay beklercesine Kama’ya baktı. Kama kafasını hızlıca aşağı yukarı sallayınca devam etti. “Evet... Bir zamanlar şeytan kraldım.” Kama sormak için başka bir soru hazırlamıştı ki Boğaç buna fırsat vermeden konuşmasını sürdürdü. “Ama bu, insanların bildiği krallardan biraz daha farklı; yalnızca savaş için yönetirsin. Bunun içinse güçlü olman yeterli.”

Kama küçükken annesi ona birçok hikaye anlatmıştı. Fakat Boğaç, hikayelerde geçen şeytanların aksine sürekli öldüren ve savaşa aç zalim biri gibi değil, daha çok zeki ve bilgiye aç biri gibi gözüküyordu. “Gerçekten de Rene’nin söylediği gibi onca insanı öldürdün mü?”

Boğaç bu soru karşısında derin bir iç geçirdi. “Evet.”

“Peki neden?” diye sordu Kama. Boğaç onları belli bir sebep için öldürmüş olmalıydı.

“Sana bunu anlatmam manasız; bir şeytan olmadığın için anlayamazsın.” Boğaç’ın ağzından çıkan sözlerin acısı yüzüne yansırken, Kama artık durması gerektiğini fark etti. Yakınındaki insanları kırmak istemiyordu. Fakat nedense ağzı anlık bir meraka kapılarak beynine itaat etmedi. “Bilmek istiyorum.”

Boğaç kaşlarını çatarak “Daha önce hiç çok soru sorduğunu söyleyen oldu mu?” dedi. Kama, Rene’nin ona böyle bir şey söylediğini anımsıyordu fakat bunu dile getirmedi. Bunun yerine Boğaç’a yalvaran bir bakış atmakla yetindi. İkili bir süre bakıştıktan sonra pes eden taraf Boğaç olmuştu. “Tamam, tamam. Anlatacağım.”

Öncekinden çok daha derin bir iç geçirdikten sonra Boğaç anlatmaya başladı. “Tıpkı insanlar gibi şeytanların da doğdukları anda belli başlı bir bilinçleri yoktur. Lakin insanların aksine şeytanlar o bilinci kazanana kadar boş boş oturmaz, etraflarına yıkım saçarlar. Bunu bir içgüdü olarak düşünebilirsin. Ayrıca bu süreç insanlarınkinden çok daha uzun sürer.

Normal bir insan birkaç aya kelimeleri algılamaya ve onları hafızasında depolamaya başlar; birkaç yıl içerisinde de konuşmayı ve diğer şeyleri öğrenir. Normal bir şeytan ise bu süreci birkaç yüzyıla yayar; tabi bu sürede etrafı yıkmaya devam eder...”

“Yani bütün o insanları öldürürken...” dedi Kama sorarcasına.

“Evet. Bunu isteyerek yapmıyordum.” Boğaç bir süre Kama’nın ne tepki vereceğini gözlemledikten sonra devam etti. “Gördün mü? Anlamayacağını söylemiştim.”

“Hayır; yani evet... Aslında biraz anlıyorum.” dedi Kama.

“Gerçekten mi?” diye sordu Boğaç.

“Gerçekten...” diye yanıtladı Kama. Mağarada Rene’nin kolunu neredeyse kopardığı sırada bilinçsizdi. Kendine geldiğinde, bunu nasıl başardığını bilmese de, yaptığı şeyden oldukça pişman olmuştu. Belki tamamen aynı olmayabilirdi, ama muhtemelen Boğaç ta böyle hissetmiş olmalıydı. Onca insanı bilinçli olarak öldürmemiş olabilirdi; fakat yine de bunun için suçluluk duymaktan kendini alamıyordu.

İkili birkaç dakika boyunca çıt çıkarmadan bekledi. Sonunda sessizliği bozan taraf Boğaç olmuştu. “Böyle eski ve üzücü şeyleri konuşmamıza gerek yok. Daha farklı şeyler hakkında konuşabiliriz; Mesela sen ve Rene hakkında.”

Boğaç’ın gözleri merakla parlıyordu. Lakin Kama bunu o anda fark edememişti. “N-n-ne demek istiyorsun? Ben ve Rene arasında öyle bir şey yok.” dedi Kama kekeleyerek.

“Nasıl bir şey yok?” diye sordu Boğaç.

“Öyle bir şey olamaz işte.” diye tekrarladı. “O bir ejderha bense bir insanım.”

X                     X                     X                     X                     X                     X

Boğaç’ın zihni, kelimenin tam manası ile iflas etmişti. Rene, Kama’nın bir taşıyıcı olduğunu söylüyor; Kama’ysa kendisinin bir insan olduğunu iddia ediyordu. Yani iki taraftan birisi yalan söylüyordu. Boğaç kadar uzun süre yaşamış biri, karşısındaki kişi yalan söylediğinde bunu az çok anlayabilirdi. Lakin bu sefer ikisinin de doğruyu söylediğini hissediyordu.

‘Bu imkânsız’ diye düşündü. Sonuçta iki taraf birbirinin söylediğini yalanlarken iki tarafın da doğru olması imkânsızdı. “Tabi iki taraf da kendi söylediğinin doğru olduğunu düşünmüyorsa.” diyerek düşüncelerini bir mırıldanma ile dile getirdi.

“Efendim? Bir şey mi söyledin?”

“Hayır. Şey yani evet.” Bunun mümkün olabilmesi için aklına yalnızca bir yol geliyordu.

“Evet mi, hayır mı? Bir karar ver.” dedi Kama. Ses tonu öyle garipti ki aynı anda hem sinirli hem de meraklı bir çocuğunkini andırıyordu.

“Bir şey sorabilir miyim?”

“Evet, elbette. İstediğini sorabilirsin.”

“Sen kaç yaşındasın?”

“18... Sanırım.”

“Sanırım derken; Ne zaman doğduğunu bilmiyor musun?” diye sordu Boğaç. Şüphelerinin doğrulanmasına çok az kalmıştı.

“O durum birazcık karışık.” diye cevapladı Kama.

“Peki Rene’yi ne zamandır tanıyorsun?”

“Bunun konumuzla ne alakası var?”

“Sadece cevap ver.”

“İki gündür.” diye cevapladı Kama. Boğaç tam “Biliyordum!” diye bağırdığı sırada “Sanırım...” diye ekledi.

“Hadi ama. Bundan da mı emin değilsin?” dedi Boğaç ısrarla. Birisi nasıl bu kadar unutkan olabilirdi ki?

“Hayır hayır... Yanlış anladın. Onunla gerçekten de iki gün önce tanıştım. Yine de...”

Boğaç sorarcasına “Yine de?” diye tekrarladı.

“Yine de, sanki onu daha önce bir yerlerde görmüştüm. Sanki çok daha eskiden onu tanıyordum. Ama... Sonra bir şekilde unuttum.”

Boğaç’ın teorisinin büyük bir bölümü böylece doğrulanmış oluyordu. Rene’yle Kama aynı ırktandı. Lakin Kama daha çok gençti ve hem kendisinin hem de Rene’nin ne olduğundan da bir haberdi. Rene’yse onu yakın bir zamanda bulmuştu ve bilinmeyen bir sebeple yanında tutuyordu. Rene onu bilerek mi aramış ve bulmuş, yoksa tesadüfi bir şekilde mi karşılaşmışlardı bunu bilmiyordu fakat bu, şu anda o kadar da önemli değildi. Ayrıca neden bunları Kama’dan gizli tuttuğunu da anlayamıyordu.

Bütün bunların üstüne Kama’nın ses tonunda garip bir şey gizliydi... Bunun ne olduğunu anlaması yalnızca birkaç saniyesini almıştı. Aynı anda Rene’nin, Kama’yı neden yanına aldığıyla ilgili bir fikir oluşturmuştu. “Rene ve sen...” Boğaç cümlesine başladığında, Kama’nın gözlerinin heyecanla parladığını gördü. Söyleyeceği şeyin onu tam olarak nereye götürebileceğini tahmin edemiyordu. Ya Kama düşündüğü gibi Rene’yi gerçekten sevmiyorsa... Ya Kama’nın gözlerinde gördüğü şey yeni çimlenmeye başlamış bir nefretin filizi ise? Kama ağırlığını bir ayağından diğerine vererek sallanmaya başlayınca sabırsızlandığını fark etti. ‘Ne olacaksa olsun artık.’ dedi içinden. “Bence birbirinize oldukça yakışıyorsunuz.”

“Sana öyle bir şey olamaz dedim!” diye bağırdı Kama... Sesi bir an için öfkeli gibi çıksa da devamında hüzünlü bir tona bürünmüştü. “Olmamalı.”

Yani Kama gerçekten Rene’yi seviyor, ama onunla birlikte olamayacağını, olmaması gerektiğini düşünüyordu. Boğaç tam ‘Neden?’ diye soracağı sırada devam etti. “Hem hangi kız benim gibi birinden hoşlanır ki?”

“Hangi kız senin gibi birinden hoşlanmaz ki?” Boğaç, Kama’nın kendisine haksızlık ettiğini düşünüyordu. Oldukça yakışıklı bir yüzü ince ama yapılı bir fiziği vardı. Boyu Boğaç’tan biraz daha kısa olsa da -ki 1.90 boyu ile hemen hemen herkes Boğaç’tan kısaydı- insanların çoğundan daha uzun boyluydu. Bütün bunların üstüne Kar beyazı saçları ona esrarengiz ama hoş bir hava katıyordu….

Önceki Bölüm Sonraki Bölüm

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.