Beyazın Karanlığı - Bölüm 9: Kara Ejderi Arayanlar

Çeviri : .K
Düzenleme : .K
Beğeni : 0
Okunma : 51
Tarih : 3 Ekim 2018 23:34:52

Kama’yla Boğaç, gemiyle birlikte adadan yalnızca bir gün olmuştu. Güneş ufukta kaybolmaya yüz tutmuşken adaya yaklaşan başka bir gemiyi fark etti. Bu seferki Boğaç’ın kullandığı gibi büyük bir gemi değil, en fazla 5-6 kişiyi içine alabilecek minik bir tekneydi. “Nedense yokluğumda burası insanların uğrak yerine dönmüş.” dedi kendi kendine.

Belki amaçlarını merak ettiğinden, belki de kafasını dağıtmak için bir şeye ihtiyaç duyduğundan... Sebebi her ne olursa olsun Rene onların buraya gelmesini beklemeye karar vermişti. Ada fazla büyük değildi. Yani birileri Kraç’a geliyorsa amaçları kesinlikle mağaraya uğramak olmalıydı. Mağaranın en uç kısmında bulunan, adanın içerisindeki her şey gibi siyah renkli yekpare bir taştan oluşan tahtına doğru yürümeye başladı. Eskiden, yüzlerce insan onu öldürmeye geldiğinde, onları bu yüksek tahtta oturarak karşılardı.

Lakin oldukça uzun bir süre beklemesine karşın mağaraya kimse gelmemiş, Rene’nin tahminleri boşa çıkmıştı. Mağaranın girişinden dışarıya baktığında adanın orta kısmında yanan ateşi fark etmemek imkânsızdı. “Yalnızca kamp yapmak için mi gelmişler? Garip...” diye sesli olarak düşündü Rene. Hayır, bu sadece garip değil saçmaydı. Etrafta onca ada varken neden bu adayı seçmişlerdi ki? Kesinlikle buraya geleceklerdi. Yalnızca zamanı belli değildi.

Grup, ertesi gün öğlen gibi mağaranın girişinde belirerek tahminlerini doğruladı. Karşılarında Rene’yi gördükleri için şaşırmış gibi gözüküyorlardı. Bir süre bekledikten sonra içlerinde biri mağaraya adımını attı. Rene’yse uzun zaman önceki alışkanlıklarından ötürü ağzında yer etmiş olan cümleyi söyledi. “Kimsiniz ve buraya niçin geldiniz?”

İçeriye adımını atan genç Rene bunu söyleyince durdu. Daha yirmi yaşına bile gelmemiş gibi dursa da oldukça sıkı bir vücudu vardı. Sadece o değil, gruptaki diğer iki kişi de onun gibi genç ve güçlü görünüyordu. Hatta sırtında kurulmuş bir yay takılı olan kız bile oldukça atletik bir bedene sahipti.

En öndeki -Rene’ye lider gibi görünen- kişinin belinde kılıç ve sırtında kalkan asılıydı. Yüzündeki ifadeden her anlamda kendine güvendiği belli oluyordu. “Kötü bir amacımız yok.” dedi oldukça nazik bir ses tonu ile.

Bunu söyledikten sonra yaklaşmaya devam etmek için tam adımını atacağı sırada, Rene duygusuz bir ses tonu ile konuşmaya devam ederek onu durdurdu. “Burada iyiye ve kötüye karar verebilecek olan kişi siz değilsiniz. Amacınızı söyleyin...”

“Zephris’ten geliyoruz. Kara ejderin bu yakınlarda göründüğünü duyduk.” dedi en öndeki adam bir kahraman edası ile.

“Ve?” dedi Rene. “Amacınızın iyi olan kısmı burası mıydı?”

“Onu bulmak istiyoruz. Onu görmüş olabilir misin?” Gencin ağzından bu cümlenin dökülmesi Rene’nin bütün düşüncelerini doğruluyordu. Genelde insanlar onu bulduktan sonra öldürmek isterlerdi. Tahmin ettiği gibi buraya iyi bir amaç için gelmemişlerdi. Fakat üçlünün gözleri öldürme isteğinden çok merakla parlıyordu. Uzun zamandır insanlardan kaçan Rene’ninse içindeki dürtü onları öldürmek için yanıp tutuşuyordu. Geçen gün yeminini Kama’yı korumak için bozmaya hazırdı. Kendini korumak için de böyle bir şey yapamaz mıydı ki?

Aniden Kama’nın, zihninin bir parçasını işgal ettiğini hissetti. ‘Rene...’

Rene, belki düşüncelerinin ona ulaştığını fark etmez umudu ile cevap vermemesine rağmen birkaç saniye sonra Kama tekrar seslendi. Bu sefer oldukça ısrarcıydı. ‘Rene... Rene. Rene!’

‘Ne!’

‘Bir an beni duyamıyorsun zannetmiştim. Neredeyse pes etmek üzereydim.’ dedi Kama.

“Lanet olsun, bunda giderek daha iyi hale geliyor.” diye mırıldandı Rene. ‘Daha sonra konuşabilir miyiz? Şu anda biraz meşgulüm de.’ Kama’nın gönderdiği düşüncelerin hiçbirinde öfke veya üzüntü gibi bir duygu hissetmiyordu. Sanki dün hiç tartışmamış gibi normal bir şekilde konuşuyordu.

‘Birileri ile savaşmıyorsun değil mi?’ dedi Kama.

‘Ha-hayır tabiki de! Bunu da nereden çıkardın?’

‘Rene...’

‘Kama, şu anda gerçekten meşgulüm. Gelince sana istediğin cevapları vereceğimi söyledim zaten.’

‘Artık öyle bir şey istemiyorum.’ dedi Kama.

Rene şaşkınlıktan cevap bile veremedi.

 ‘Yalnızca birilerini öldürmeden buraya gel yeter.’

‘Etrafım tamamen sarılmış olsa bile mi?’ diye sordu Rene. Bu bariz bir yalan olsa bile dövüşmek istediği gerçeğini değiştirmiyordu.

‘Ejderhaya dönüşüp kaçabilirsin; geçen sefer yaptığın gibi.’

Rene pes etti. ‘Tamam.’ En azından artık Kama ondan bir açıklama beklemiyordu. Yine de Rene, Kama’nın fikrini değiştiren şeyin ne olduğunu merak etti.

Kama ‘Söz veriyor musun?’ diye sorduğunda, nedense aklına yüzyıllar önce ilk taşıyıcı ile yaşadıkları bir an geldi. Rene o zamanlar dönüşümlerini kontrol etmeye çalışıyordu. Bu sırada tamamen yanlışlıkla bütün bir kasabayı –içinde yaşayan insanlarla birlikte- yeryüzünden silmişti. O sırada neden aklına geldiğini bilmiyordu lakin bu düşünce içini huzursuz etmeye yetmişti. ‘Söz veriyorum desem bana güvenecek misin?’

‘Evet.’

‘O zaman söz veriyorum’ dedi Rene. Bunu söyledikten birkaç saniye sonra Kama zihninden çıktı.

“Amacınız kötü.” Rene’nin sesi oturduğu tahttan bütün mağaraya doğru yankılandı.

“Hadi ama.” diye ısrar etti. “En azından görüp görmediğini söyle.”

“Geri dönün.” dedi Rene. Söylediklerini vurgulamak için büyü gücünün minik bir kısmını da dışarı salmayı ihmal etmemişti. Hayatlarında böyle bir şeye hiç maruz kalmamış olan birisini korkutmak için bu kadarı yeterliydi. “Burada istenmiyorsunuz.”

Fakat karşısındaki kişiler korkmak bir yana etkilenmemişlerdi bile. Yalnızca en arkadaki kız yayını eline alıp kirişine bir ok yerleştirmiş ve Rene’ye nişan almıştı. “Dikkatli ol! O normal biri değil.”

Kızın sözlerine rağmen iki çocuk da dikkatli olmayı bırak daha da salmıştı kendilerini. Sanki ‘Sahip olduğu bütün güç buysa ondan korkmamız için bir neden yok.’ der gibiydiler. “Kızı dinle çocuk!” diye Rene en öndekini ikaz etti. Fakat o hiç te oralı olmayarak “Sanırım kara ejderin nerede saklandığını biliyorsun.” diye kılıcını çıkarırken mırıldandı. Gözlerinde savaşa aç bir bakış vardı. Tıpkı Rene’ninkiler gibi.

Bu zamana kadar arkada kalmış olan genç ilerleyerek önceki çocuğun yanına geldi. Elinde herhangi bir silah bulunmamasına karşın böyle bir şeye ihtiyacı olmadığı da gayet açıktı. Kalbinin hemen üzerinde hafifçe parlayan iz onun bir katil olduğunu haykırıyordu. Rengine bakılırsa öylesine alelade bir katil de değildi; bir ejder katiliydi. “Belli ki biraz gücün var, ama bu kadarı bizi durdurabilmen için yetmez.” Dedi ejder katili. Yine de daha fazla yaklaşmaya çekiniyor gibiydi.

Liderleri gibi görünen genç bir şeyleri hatırlamış gibi aniden yanındaki arkadaşına döndü. Yaklaşık bir dakika kadar hararetli bir şekilde tartıştıktan sonra liderleri konuşmaya başladı. “Eğer sana bunları zorla söyletiyorsa korkmana gerek yok, sana zarar vermesine izin vermeyeceğiz.” Bunları öylesine garip bir ses tonu ile söylemişti ki Rene bit anlığına da olsa kahkahasını tutamadı.

Gülmeyi bitirince Rene “Gerçekten onunla savaşmak istiyor musunuz?” dedikten sonra cevap beklemeden devam etti. “Sonunda ölüm olsa bile mi?”

“Biz öyle bir şey istediğimizi söylemedik... Ayrıca kimin kazanacağını bilemezsin.”

Onları kurtarmaya çalışmıştı, fakat karşısındaki insanlar için ölüm pek de önemli bir şeymiş gibi durmuyordu. Ejderha, Rene için arzunun biçimiydi. Kama’nın dediğinin aksine ona dönüşerek buradan kaçabilmesi şu an için mümkün değildi. İçinde, savaşa karşı duyduğu arzu gitgide kabarıyordu. Bu şekilde dönüşüm geçirirse kaçmayı unutur ve karşısındakileri paramparça ederdi. İçinde bulunduğu durumdan bir kaçış yolu ararken birden aklına bir fikir geldi. “Benimle savaşın.”

“Anlayamadım?” dedi ejder katili.

Rene Kama’yı eğitmek için kullanacağı silahları seçtiği yığını gösterdi. Mağaranın en karanlık köşesinde kalan yığını fark etmek neredeyse imkânsızdı. “Bir silah seçin ve benimle savaşın. Eğer kazanabilirseniz size kara ejderin yerini söylerim.” Eğer onlarla insan halinde savaşırsa kendini sınırlamakta bir zorluk çekmezdi.

Ejder katili “Tamam!” diyerek ileriye çıktı. Fakat lider olan genç onu durdurdu. “Bu işte bir bit yeniği var gibi. Ben giderim.”

“Ama ben senden daha güçlüyüm.” dedi ejder katili. Belli ki ikisinin de bildiği bir şeyi dile getirmişti. Rene büyü güçlerine bakarak aralarındaki farkın o kadar fazla olmadığını fark etti. Yine de ejder katili az bir farkla daha güçlüydü. Rene ise ne aralarındaki düzeni, ne de kiminle dövüşeceğini umursamıyordu. Sonuç değişmeyecekti. Tahtından indikten sonra oldukça miskin adımlarla kılıç yığınına doğru ilerlerken “İsterseniz üçünüz birlikte gelin.” dedi.

“Hayır. Tek tek geleceğiz.” diye itiraz etti lider.

Rene eline uyan bir kılıç bulduktan sonra öne çıkan gencin karşısına geçti. Diğer ikisi temkinli sayılabilecek bir mesafede bekliyorlardı. “Neden hepiniz aynı anda gelmiyorsunuz ki?” dedi Rene alaycı bir şekilde. “Belki o şekilde bir şansınız olur.”

Gruptakilerden çıt çıkmadı. Karşısındaki ise kılıcını çekmiş bir şekilde bekliyordu. “Neyi bekliyorsun?” diye sordu Rene.

“Kılıcını çekmeni.”

Rene kılıcıyla kınının birleştiği noktada, iki parçayı birbirine kenetleyen kısa ipi hala çözmemişti. “Böyle savaşacağım.” diye belirtti.

“Dalga geçme benimle!” diye bağırdı karşısındaki çocuk. Başta kendilerine oldukça güveniyormuş gibi görünüyorlardı, fakat şu anda üçü de sinirleri gerilmiş durumda bekliyordu. ‘Belki de umursamaz bir tavırla konuştuğum için böyle bir tepki görüyorum.’ diye düşündü istemsizce.

“Dalga geçmiyorum. Eğer kılıcımı çekecek olursam...” dedi Rene. Sözlerinin üçü üstünde etki yapmasını bir süre bekledikten sonra “Ölürsün.” diye ekledi. Sonra duruşunu alarak beklemeye başladı. Aralarında yaklaşık kırk metre kadar bir mesafe vardı. “Ayrıca siz kullanmadığınız sürece ben de büyü veya benzer bir güç kullanmayacağım.”

“Bir kızla savaşmak bir yana, kılıcını bile çekmemiş olan biriyle savaşmam mümkün değil. Gururum buna izin vermez.” dedi genç. “Hele ki karşımdaki kendini tutuyorsa.”

“Gurur veya değil. Saldırmayacaksan ben saldıracağım.”

“Tüm gücünle gel.” dedi genç.

“Madem öyle istiyorsun...” dedikten sonra Rene gencin üzerine doğru koşmaya başladı. Lakin sözünden dönmeyecek ve onlar kullanmadan büyü veya benzer bir yetenek kullanmayacaktı. Gurur denilen şeyi anlamıyordu ama bir taşıyıcı olarak onun da onuru vardı.

Sonuç oldukça kısa bir sürede belirlendi. Rene gencin üzerine doğru saldırıya geçtikten hemen sonra kılıçları havada buluşmuştu. Genç saf fiziksel kuvvet olarak Rene’den oldukça üstündü ve bunu ikisi de fark etmişti. Lakin Rene’de, rakibinde olmayan bir şey vardı. Binlerce yıl boyunca savaşarak kazanılmış tecrübe...  Bu yüzden rakibinin kendinden güçlü olduğunu fark ettiği anda kılıcı daha fazla engellemek yerine kenara doğru kaydırmayı seçti. İkisinin de kılıçlarının ucu yerle kesişince dirseği ile göğsüne bir darbe indirerek genci sersemletmiş, hemen ardından yolladığı yumruk ve diz serisiyle birlikte de onu yere sermişti.

Gencin yere düşmesinden sonra kılıcı havada savrulmaya devam etti. Tam da yerde hareketsiz bir şekilde yatan gencin üstüne düşecekken, Rene onu ufak bir büyü ile durdurdu.

Normalden biraz daha hızlı adımlarla gencin yanına giderek üzerinde süzülen kılıcı boştaki eline alarak konuşmaya başladı. “Bu kadarcıkla ölmedin değil mi?” Kafasını ayağı ile hafifçe dürttükten sonra ejder katili ve okçu kıza bir bakış attı. İkisi de gözlerini kaçırıyor, arkadaşlarına bakmamak için direniyordu. ‘Belki bu da gurur denilen şeyle ilgilidir.’ diye düşündü. Bunu test etmek için yerde yatan gence sağlam bir tekme savurdu. “Ayağa kalk!”

“Hey!” diye bağırdı ejder katili. Yaydığı olağanüstü büyü gücünden ötürü saçları havada çılgınca savruluyordu. “Ondan uzaklaş!”

“Ne o; yoksa benimle sen mi dövüşeceksin?” diye sordu Rene. İçindeki öldürme için tutuşan dürdü hızla savaşma arzusuna dönüşmüş; Kama’ya verdiği sözü çoktan unutmuştu. Şu anda yalnızca dövüşmek istiyordu, birilerinin ölüp ölmemesi umurunda değildi.

Ejder katili kafasını sallayınca Rene yerde yatan gençten uzağa, daha rahat dövüşebilecekleri bir yere doğru yürümeye başladı. Fakat daha yolun yarısını kat ettiğinde çoktan nalları diktiğini düşündüğü gencin sesi onu durdurdu. “Bekle!” Birkaç kez öksürdükten sonra devam etti. “Daha bitirmedim.”

Kız yerinden kalkarak hızla yanına gittikten sonra omzuna girerek ona destek oldu. Bir şeyler söylemeye çalışmasına rağmen genç onu dinlemiyordu.

Genç, kızı ittikten sonra “Hala savaşabilirim.” dedi.

“Evet. Hala savaşabilirsin.” diye onayladı Rene. “Ama buna devam edersen hayatını garanti edemem. Yine de savaşmak istiyor musun?”

Genç, cevap olarak aynı Rene’nin başta yaptığı gibi ufak miktarda büyü gücü saldı. Bunu yapması Rene’yi oldukça şaşırtmıştı. Çünkü çocuk hiç de büyücüye benzemiyordu.

Bir insanın büyü gücü salabilmesi için yalnızca üç yol vardı. Ya doğuştan büyü kullanabilen bir ırkın kanını içerek bir katil olacak, ya yıllarca zihinsel çalışma yaparak büyü gücünü istediği şekilde kullanmayı öğrenecek, ya da uzun süre savaşacak ve içgüdüleri yardımı ile gücünü fiziksel hale dönüştürmeyi öğrenecekti. Karşısındaki gencin ilk ikisini seçmediği aşikârdı. Yaşı da 20 den büyük olmadığına göre çocukluğundan beri dövüş sanatları üzerinde eğitim görmüş olmalıydı.

Rene, gencin verdiği cevaba karşılık olarak kılıcındaki bağı çözdü. Artık rakibi büyü kullandığına göre kendisini kısıtlaması için hiçbir sebep yoktu. Bir eliyle kını sıkıca kavrayarak gövdesine olabildiğince yaklaştırdıktan sonra, diğeri ile kabzasını hafifçe kınından ayırarak kılıcın ağzının tehditkâr bir şekilde kendini göstermesini sağladı. “Geliyorum.”

“Gel!”

Bu seferki dövüş de önceki kadar kısa sürecekti. Ya da en azından Rene öyle düşünmüştü. Yaptığı sıçrama büyüsü ile bir anda gencin karşısında belirerek göğsünü boydan boya yardı. Rakibinin üzerine takmış olduğu ince zincir zırh hasarın büyük çoğunluğunu üstlenmesine karşın kullanıcısının yaralanmasına mani olamamıştı. Tam da vurduğu darbenin şiddetini ayarlayamadığını ve onu yanlışlıkla öldürdüğünü düşünürken rakibi kılıcını savurarak karşılık verdi. Sadece kılıcın etrafa yaydığı mavi renkli pırıltıya bakarak bile saldırının içinde bir miktar büyü gücü olduğunu anlayabiliyordu. İkisi de birkaç adım geri çekilince Rene, gencin göğsünde yalnızca hafif bir çizik olduğunu fark etti. Demek ki büyü gücünü yalnızca saldırmak için değil savunmak için de kullanabiliyordu. “Fena değil.”

“Ben de aynısını senin için söyleyecektim.” dedi genç. Sesinin tonundan bunun aptalca bir kibir değil, aksine alçak gönüllü bir övgü olduğu anlaşılıyordu. “O kadar hızlı saldırdın ki takip edemedim.”

Rene bu övgü karşısında birazcık şaşırmış olsa da bunu yüzüne yansıtmadı. Sonuçta kısa mesafeli bir ışınlanma büyüsü olan sıçramayı gözle takip edebilmek imkânsızdı. Tekrar saldırıya geçeceği sırada rakibinin sendelemesi Rene’yi durdurdu. Az önce yaptığı saldırı yalnızca fiziksel olmasına rağmen karşısındaki bunu karşılarken büyü gücünün büyük bir bölümünü kullanmış gibi duruyordu. Bunun bir sonucu olarak ta ayakta bile zor duruyor, kılıcı yere bakar vaziyette beklemekten başka bir şey yapamıyordu. “Geri çekilmek istemediğine emin misin?”

“Buraya kara ejderi bulmaya geldik, onun yerini öğrenmeden olmaz.” dedi genç. Artık titremeye başlamıştı.

“Anlamıyor musun? Ben sizden güçlüyüm. Aramızdaki güç farkı bu kadar belirgin olmasına rağmen neden vaz geçmiyorsunuz ki?”. Gencin bir sonraki saldırıyı karşılayabilecek gücü kalmadığı barizdi. Hem fiziksel hem de büyü gücü olarak.

“Sanki bunu bilmiyor muşum gibi konuşma. Benden güçlü olduğun pes edeceğim anlamına gelmez. Savaşıyorum, çünkü kazanmak zorundayım. Eğer bunu yaparken öleceksem... Bu o kadar da kötü bir son olmaz.”

“Gerçekten de ölümüne susamışsın.” Diye mırıldandı Rene ejder katilinin, arkadaşının yanına gelmesini izlerken. Karşısındaki bunu fark etmemiş gibi duruyordu. Ejder katili hem Rene’yi, hem de uzaktan izleyen kızı şaşırtarak Rene’nin rakibinin karnına sağlam bir yumruk geçirdi. Yumruk o kadar şiddetliydi ki genç hiç direnemeden olduğu yere yığıldı. “Yolumdan çekil.”

“Alperen!” diye bağırdı kız gencin yanına doğru koşarken. Kız, ejder katiline ters bir bakış gönderdi; ejder katili ise ikisini de umursamıyor gibi gözüküyordu. “Şu andan itibaren rakibin benim.”

“Anlıyorum. Demek arkadaşını koruyabilmek için onu aradan çektin.” dedi Rene. Yine de ejder katili ufak bir noktayı atlıyordu. Öylesine şiddetli bir yumruk muhtemelen çocuğa iç kanama geçirtecek, bu yüzden de ölümüne sebep olacaktı. Tabi bu uzun ve acı dolu bir ölüm olacaktı. İşinin tamamen bitmesi en azından dört ya da beş saati bulabilirdi.

“Aslında sadece yolumda duruyordu.” dedi ejder katili umursamaz bir ses tonu ile. Lakin gözleri ses tonuna tamamen zıt düşecek şekilde öfke ile parlıyordu. “Şimdiden söylüyorum kendimi tutmayacağım.”

“Kendini tutmana gerek yok. Her türlü kaybedeceksin...” Rene devamını getirmese de ejder katilinin anladığını düşünüyordu. ‘Tıpkı arkadaşın gibi.’

Daha önce hiç bir ejder katili ile dövüşmemiş olsa da yetenekleri hakkında oldukça fazla şey duymuştu. Kanını aldığı ejderha ile aynı tür olan bir ejderin nefesini dağıtmak için, gücünü emdiği ejderhanın derisini kuşanabilir, gücünü emdiği ejderhanın alevini tıpkı bir ejderhanınki gibi kullanarak onun yeteneklerine sahip olabilir, bir ejderhanın nefesine, büyü gücüne ve bilgeliğine sahip olurlardı. En azından söylentiler bu yöndeydi. Rene ise bunların büyük çoğunluğunun palavradan ibaret olduğunu düşünüyordu. Sonuçta kendi kanını verdiği insanlarda böyle bir değişim meydan gelmemişti. Tabi bunun sebebi Rene’nin aslında bir ejderha olmaması da olabilirdi. Şimdilik ona karşı temkinli yaklaşacak ve ilk hamleyi onun yapmasına izin verecekti. Böylece rakibinin yapacağı saldırının enerjisini emerek biraz daha büyü gücü toplayabilirdi. “Çocuk... Adın ne?”

“Alaz!” diye yanıtladı ejder katilinin. Bedeninden dışarı çıkan güç hızla artıyordu. Saldıracaktı.

“Alaz… Adını hatırlayacağım.” Rene gücünü bedeninin ön kısmında –özellikle elinde- toplayarak gelecek saldırıyı karşılamaya hazırlandı.

X                     X                     X                     X                     X                     X

“Alaz bekle!” diye bağırdı Aldur. “Eğer kükremeni kullanırsan onu kesinlikle öldürürsün. Ondan hiçbir şey öğrenemeyiz!”  Lakin Alaz onu dinlemek bir yana, etrafında dolaşan gücün oluşturduğu rüzgâr yüzünden duyamıyordu bile.

Saçları yüzünü bir kırbaç misali yalarken nefesini ve büyü gücünü ciğerlerinde topladı. Bu, bir süredir baskıladığı gücünü serbest bırakmanın yanı sıra gerçekten kim olduğunu hatırlamasını sağlamıştı.

Ona kanını veren ejderhanın sözleri sanki dünmüş gibi kulağında yankılanmaya devam ediyordu. “Bir alev ejderhasının gücüne sahip olacaksın. Alevlerin içinde dolaşıp, gerçek bir ejderha gibi alev kusacaksın. Bütün katillerden daha güçlü bir katil; Bir ejder katili olacaksın. Bununla gurur duy!”

Ciğerlerindeki bütün gücü salarken, ağzından çıkan alevin ışığı kendi gözlerini bile kamaştırdı.

X                     X                     X                     X                     X                     X

Alaz’ın yolladığı alev topu üzerine doğru geldiğinde Rene, yüzlerce kez aynı hareketi yapmanın getirdiği reflexlerle elini savurdu. Eline çarpan o büyük alev topu bi anda dağılmış, enerjisi Rene’nin içine işlemişti. ‘Neden bu sefer farklı bir şey bekledim ki?’ diye düşündü kendi kendine. Sonuçta bir ejder katili bile olsa saldırırken büyü gücü kullanması gerekecekti. Ejderhaların kendileri bile öyle yaparken onlardan daha düşük seviyede olan katillerinin farklı bir davranış sergilemeleri saçma olurdu zaten. Bütün bunların üstüne Alaz’ın yolladığı enerji topu o kadar da güçlü değildi. Sahip olduğu büyü gücü oldukça fazla olmasına rağmen bunu kontrol edemiyordu.

“Umarım başka numaraların da vardır.” dedi Rene. Yalnızca bu kadarcık bir güç için böylesine fazla övünmemiş olacağını umuyordu.

Alaz ve kız şaşkınlık, Rene ise beklenti içinde birkaç saniye bakıştıktan sonra kız, fısıltıdan farksız bir ses tonu ile konuştu. “Kükremeni durdurdu.”

Daha kız sözünü bitirmeden Alaz öncekinden çok daha güçlü bir alev topu yolladı. Rene’yse diğerine yaptığı gibi bununda enerjisini emdi. “Kükreme mi? Bu mu? Dalga geçiyor olmalısın.” O anda Rene’nin aklına bir soru takıldı. Eğer bir insan, ejder kanı içerek ejder katiline dönüşebiliyorsa, neden Rene dönüşemesindi ki? Sonuçta o Dünya üzerindeki bütün ırklara dönüşebiliyordu. Daha önce hiç denemediği bir şeyi bulmuş olmanın heyecanıyla Kanı kaynarken farkında olmadan gülümsüyordu; ve bu gülümseme her ne kadar mutluluk dolu olsa da, karşısındaki kişilerin yüreklerine korku salıyordu.

‘Yapabilir miyim ki aca… Yapabilirim!’ Yalnızca bedenindeki kanın bir kısmını ejderha kanına çevirmesi yeterli olmalıydı.

İçindeki ejderha gücü damarlarında gezinirken göğsünde siyah renkli bir damga oluşmaya başladı. Tıpkı Alazın yaptığı gibi nefesini ciğerlerine topladı. İçindeki güç patlamaya hazır bir hale geldiğinde bir an duraksadı ve konuştu. “Gerçek bir ejderha işte böyle kükrer!” Kapkara alevler önünü kaplamadan önce içgüdüsel olarak ellerinin üstüne inerek duruşunu bir ejderhanınkine benzetmişti.

İnsan halindeyken püskürttüğü alev, ejderha halinde püskürttüğünden çok farklı hissettirmese de aralarında belirgin bir güç farkı vardı. Alevlerin arasından bir ok üstüne doğru fırladığında gücünü kullanmayı çoktan bırakmıştı. Kolunu, başını korumak için kaldırmış, fakat aynı hızla gücünü kullanmayı başaramamıştı. Ok kolunu deldikten sonra ufak bir sapma yaşayarak yoluna devam etti ve Rene’nin yüzünü hafifçe çizdi. Tıpkı Alperen’in yaptığı saldırı gibi okun içinde de bir miktar büyü gücü vardı.

Kara alevler dağıldığında Alaz yerde sırt üstü yatıyordu. “Aptal çocuk.” dedi Rene kendi kendine. Eğer büyü gücünü hiç kullanmamış olsaydı alevleri ona zarar veremezdi. Gündüzün taşıyıcısının aksine, Rene yalnızca serbest olan enerjileri emebilirdi. Alaz muhtemelen kendini alevlerden koruyabilmek için büyü gücüyle bir kalkan oluşturmuş, Rene’nin alevleri kalkanın gücünü emmeye başladığında ise gücünün yeterli olmadığını düşünerek paniğe kapılmış ve bütün gücünü kalkanı korumak için kullanmıştı. Sonuçta bunu bayılana kadar sürdürmüş ve bu duruma düşmüştü. ‘Neyse, şimdi bunları düşünmenin sırası değil.’

Kız ise kirişe çoktan başka bir ok germiş ve Rene’ye nişanlamıştı. Gözleri sürekli Rene ile Alaz arasında gidip geliyordu. Rene, kızı umursamadan elini iyileştirmeye başladı. Birkaç saniye sonra yaradan geriye eser kalmamıştı. Öne bir adım attığında kız uyarı niteliğinde kirişi biraz daha gerdi. Attığı sonraki adımda ise oku salmakta tereddüt etmemişti. Lakin geçen seferkinin aksine Rene gücünü kullanmakta geç kalmamıştı. Ok suratından sekerek paramparça bir şekilde yere düştü.

Bu sefer Rene, kızın kirişe yeni bir ok yerleştirmesine izin vermeyecekti. Büyü gücünü parmak uçlarına odakladıktan sonra kızın yanına gitmek için hızlı bir sıçrama büyüsü yaptı. Eli, kızın göğsünün içinden mızrak misali kayıp giderken kız şaşkınlık ve korku karışımı bir ifadeyle ona bakıyordu.

Hızla kan kaybeden kız birkaç saniye sonra titremeye başladı. Eğer bir şey yapmazsa ölecekti. Kama’ya kimseyi öldürmeyeceğine dair bir söz vermişti. Elini, kızın göğsünden çıkardıktan sonra kız, ceset gibi yere yığıldı. Rene, karşı koymaması için bir bayıltma büyüsü yaptı. Hemen ardından da yarasını iyileştirmeye koyuldu.

Kalbini bilerek ıskalamasına rağmen akciğerlerinden biri delinmişti ve en az iki kaburgasını kırmıştı. Zorlukla nefes alıyordu. Bunu düzeltmesi o kadar kolay olmayacaktı. Rene için, başkasının vücudu üzerinde çalışmak, her zaman için kendi vücudu üstünde çalışmaktan daha zor olmuştu.

Kama’yı yakalamaya çalışırken kullandığına benzer bir büyü yaptı. Bu büyü, kullanan kişiye etrafındaki şeyler yavaşlıyormuş gibi hissettiriyordu lakin aslında büyüyü yapan kişiyi hızlandırmaktan başka bir işlevi yoktu. Büyüyü önce beyninde başlattı. Etrafındaki hava neredeyse katı bir hal alırken, ciğerleri nefes almak için çırpınıyordu. Bunun sebebi, beyninin, ciğerleri ile kaslarından çok daha hızlı çalışıyor olması ve gereğinden fazla enerji tüketmesiydi. Doğal olarak ciğerleri daha fazla oksijen almak için kendini zorluyor fakat bunu başaramıyorlardı. Kalbi, normal atma temposunu unutmuş gibi teklerken büyü gücünü yavaşça kaslarına, kalbine ve akciğerlerine yöneltti. Birkaç saniye içerisinde normalde olduğu gibi hareket edebiliyordu. Kızın yarasından fışkırırcasına akan kan ise yer çekimi yokmuş gibi havada süzülüyordu.

“Hadi başlayalım.” Dedi Rene kendi kendine.

Kız’ın göğsündeki yarayı tedavi etmesi bir saat, Alperen’in geçirdiği iç kanamayı tedavi etmesi ise onun yarısı kadar sürmüştü. Tabi bütün bunlar Rene için geçen zamandı. Gerçekte yalnızca bir veya iki dakika geçmişti. Alaz için herhangi bir şey yapmasına gerek yoktu. Harcadığı büyü gücü zamanla geri gelecekti. Diğer ikisi de birkaç saat içerisinde eski hallerine dönerdi.

Rene, Alaz’a herhangi bir şekilde yardım etmemesine rağmen, aralarında en çok ilgisini çeken o olmuştu. Çocuğun omuzlarında, yanaklarında ve dizlerinde ejderha puluna benzer bir madde birikmişti. Lakin bu pullar yeni doğmuş bir ejderhanınki gibi çok kırılgandı. Rene’nin dokunmasıyla birlikte elinin altında ufalanıyor ve altındaki insani deriyi ortaya çıkarıyordu. Onu alevleriyle vurmadan önce böyle bir görünüme sahip olmadığını biliyordu. Acaba Rene onu engellememiş olsa tamamen bir ejderhaya dönüşebilir miydi? Rene bunun cevabına asla ulaşamayacaktı.

 “Acaba neden beni bulmaya bu kadar meraklıydılar?” dedi Rene kendi kendine. Onu öldürmek için gelmedikleri barizdi. İlk konuştuklarında neden o şekilde algıladığını tam olarak kendisi de bilmiyordu lakin şimdi düşününce çocukların kara ejderi –yani bu durumda Rene’yi- öldürmek istemediklerini açıkça belirttiklerini anımsıyordu. “Neyse, olan oldu artık... Sonuçta birilerini öldürmeden bu işi sonlandırabildim.”

Tekrardan ejderha biçimine girerken kızın çoktan uyandığından ve onu izlediğinden habersizdi. Önceden hazırlamış olduğu sandığı ağzına aldıktan sonra –ki içerisinde silahlar, bazı aletler, kitaplar ve hatrı sayılır miktarda mücevher vardı- mağaranın girişine doğru ilerledi. Kanatlarını birkaç kere gerdirerek açıp kapadıktan sonra, günbatımıyla hoş bir kızıl tonuna bürünen gökyüzüne doğru ilerlemeye başladı.

Önceki Bölüm Tüm Bölümler

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.