Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

03 Mayıs 2020
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
1470 Görüntülenme
Bu bölümü 29 Kişi beğendi.
Cilt 10

Kabul Salonu - Kısım 1

“Hay sıçayım... Lanet elim...” küfrettim ve dişlerimi sıkıp dayanmaya çalışırken yüzümü buruşturdum. Oh tanrım bu nasıl bir acı böyle. Cidden Yuki, n’ apıyorsun? Kan ter içindeyken, işini bitirdiğin adama öyle süslü püslü kelimeler söyleyemezsin.

 

Sapığın kılıcı hala koluma saplı duruyordu. Bir süre ona baktım ve tereddüt ettim, ama kısa süre sonra kararımı verdim. Of, lanet olsun. Bir an evvel şundan kurtulsam iyi olacak. Kılıcı çektim ve bir seferde etimden ayırdım.

 

“Arggghhhhhhh! Orospu çocuğu” Ettiğim küfürler gibi, kan yaradan hemen akmaya başlamıştı ve çektiğim acının çığlıkları boğazıma dolmuştu. Kılıcı hemen kenara fırlattım. Of dostum... Bu berbat. Öyle çok acıyor ki, sanırım ağlayacağım.

 

Kılıç yaram, tabii ki yaralarımın en kötüsüydü, ama tek acıyan şey o değildi. Düşmanın içinden kolumu geçiremem, parmaklarımın yanlış yönde kıvrılmasına neden olmuştu. Kesinlikle kırık görünüyorlardı ve onlardan dolayı çektiğim acı da aşağı yukarı aynıydı.

 

Bütün sorunlarım, tabii ki son vuruşumu önceden planlamamış olmamdan kaynaklanıyordu. İçgüdüsel bir şeydi, anlık karar verdiğim bir saldırıydı. Neyse ki, gerçekten işini bitirmişti yoksa şu an boğazıma kadar boka batmış olurdum.

 

Daha bugün benim gibi amatörlerin, nasıl yapıldığını bilen profesyonellerin yaptığı şeyleri yapmamam gerektiğini düşünmüştüm. Ve yine de gidip bunu yapmıştım. Eski hayatımda okuduğum bir manga, genellikle, benim de az önce yaptığım gibi, çıplak elli saldırılar yapan karakterleri anlatırdı, bu yüzden sorun olmayacağını düşünmüştüm. Ama şimdi bu karakterlerin iyiymiş gibi gözükmelerinin cesur gibi görünmeye çalışmalarından kaynaklandığını biliyorum. Böyle bir şeyi parmakları kırılmadan yapmalarının hiçbir imkanı yoktu. Ve ayrıca, neden televizyonda gördüklerinizi evde denemeyin dediklerini şimdi daha iyi anlıyorum.

 

Eşya kutumu açtım ve kırık parmaklı ellerimle içine uzandım. Diğer elimin parmakları yaptıklarıma hiç tepki vermediği için başka çarem yoktu. Sonra avcumu kullanarak bir yüksek seviye iksir, ya da kralın dediği şekilde tam sağlık iksiri, aldım ve dişlerimle tıpasını açtım. Daha fazla geciktirmeden, içindeki sıvıyı kılıç yarama döktüm.

 

Sıvı yarama değdiği an, acı dolu bir çığlık attım ama yara hemen kendini iyileştirmeye başlayınca, acı kısa sürede geçti. İşlem temelde yaranın oluşma işleminin tam tersi şeklinde ilerliyordu; sanki bir yaranın açılma videosunu tersten izliyor gibi hissetmiştim. Çok sürmeden her şey kaybolmuştu. Geride iz bile kalmamıştı. Sanki başından beri hiç var olmamış gibiydi.

 

Yeni iyileşmiş kolumla iksiri tuttum ve diğer elimin parmaklarının üzerine döktüm, ki onlar da kısa sürede normale dönerken hiç de hoş olmayan sesler çıkarmıştı. Bir dakika ya, daha yeni Uğursuz Orman dışında bunları kullanırken daha dikkatli olmam gerektiğine karar vermemiş miydim ben? Yok ya. Bu şeyler bu kadar kullanışlıyken neden kullanmayacakmışım lan? Bir tanesi bile beni çabucak iyileştirdi. Tanrı aşkına, nasıl bir salak bunları kullanırken daha dikkatli olmayı önerir ki? Ah, bir dakika, ben önermiştim.

 

Uzun vadede, tüm bu olayları bir öğrenim tecrübesi olarak görüyordum ve aslında az önce iksirlerin ne kadar işe yaradığı hakkında bir sürü şey öğrenmiştim. Onları saklayıp istiflemek, ne zaman ihtiyaç hissedersem hemen kullanmaktan daha çok israf olacaktı, özellikle onları kullanmamamın sebebi başkalarının ne düşüneceğinden endişelenmekse... Dolayısıyla, üstte gösterilen kanıtla birlikte, onları kullanmamak artık bir seçenek değildi.

 

Büyülü tabancamı alıp kılıfına koyduktan sonra Zaien’i topraktan çıkardım ve omzuma dayadım. Silahlarımın yerli yerinde olduğunu kontrol ettikten sonra, sonunda ona bakabilmiştim.

 

“Gerçekten güçlü biriydi.” diye mırıldandım. Dostum, son saldırısı cidden beni öldürecekti. Eğer kolumu biraz bile kıvıramasaydım ve kılıcından kurtulamasaydım, yüzüm şu an kılıcının ucunda olacaktı. Kazanmış olmamın tek sebebi, statlarımın onunkinden yüksek olmasıydı.

 

Sapığın kılıcı, gördüklerimin içinde en hızlısıydı. Onu takip edebilmiştim, çünkü iblis lordu vücuduna sahip olmanın getirdiği kinetik görüşe sahiptim. Dikkat çeken ilginç bir diğer noktaysa, seviyesi benden çok yüksek olmasına rağmen, statlarımın onunkilere baskın çıkmış olmasıydı. Analiz ettiğim kişiler bana, bir ırk olarak insanlığın gelişmek için büyük bir potansiyeli olduğunu düşündürmüştü. Gerçi, bunun aksine, bir orikalkum seviyesi maceracı, insanlığın tepe noktasına yaklaşmış olan biri bile benim statlarıma denk statlara sahip değildi.

 

İnsanlar, sadece sayıca azlardı. Ve bu, eninde sonunda aşabilecekleri bir şey gibi görünmüyordu. Gerçi, aynı anda birden fazla orikalkum seviyesi maceracıyla savaşacak değildim. Bu ölüm fermanı olurdu. Beni ezip geçerlerdi. Eve döner dönmez, hem zindanın savunmalarına hem de kendimi daha da güçlendirmek üzerine çalışsam iyi olacaktı. Ama bu sonraki iş. Burada yapmam gereken şeyleri aşağı yukarı bitirdiğime göre şimdi, ilerleyip Nell ve arkadaşlarına katılsam iyi olacak.

 

Kendi kendime düşüncelere dalmışken bir cam kırılması sesi duymuştum. Ona eşlik eden büyük bir feryat, büyük bir ses kütlesi, kalenin dışından bile duyulabiliyordu.

 

Ve hepsi yukarıdan geliyordu.

 

“Acaba orada neler oluyor?” Ne kadar ilgimi çekse de, şu anki açım, pek bir şey görmeme izin vermiyordu. Belki şövalyeler büyük bir kavgaya falan girmişlerdir. Yani, bahsettiğimiz şey sonuçta bir kale, o yüzden üst katları muhtemelen önemli insanların toplandığı yerler falandır, değil mi? Şövalyeler muhtemelen yukarı doğru ilerliyor olmalılar, bu yüzden savaş kaçınılmaz sanırım. N’ apalım. Oturup hiçbir şey yapmadan beklemenin bir anlamı yok. Ben de gitsem iyi olur.

 

Her ne kadar şövalyelerin yanına gitmek istiyor olsam da, kalenin içinden yavaş yavaş gitmekle uğraşamazdım. Bu kulağa gerçekten çok can sıkıcı geliyor. Sanırım uçacağım.

 

Hem alanı tarayıp hem de haritayı kontrol ederek etrafta bana bakan kimsenin olmadığından emin olduktan sonra, kanatlarımı cisimleştirip gizliliği aktifleştirdikten sonra havaya sıçradım. Yer çekiminin sınırlarını aşıp, vücudumun süzülme hissiyle çevrelendiğini hissetmiştim. Bu ana kadar yüzümün hemen dibinde olan zemin, birden altımda kaybolmaya başladı.

 

Sesin kaynağına bir miktar daha yaklaştıktan sonra, kırık camdan içeriyi gözetledim. Orada, şiddetli bir kılıç savaşının ortasında olduklarını gördüm. Kahraman, Carlotta ve kurtarma timinin geri kalanı, kralın etrafında savunma düzeni almış, prensin adamı olduğunu düşündüğüm gruptan onu korumaya uğraşıyorlardı.

 

İki grubu karşılaştırmanın anlamı yoktu. Şövalyeler, her birini bir iki vuruşta indirdikleri askerlerden çok daha güçlüydü. Ya da en azından gözümün ucuyla gördüğüm buydu.

 

Dikkatim başka bir yere çekilmişti. Bakışlarım, odanın arka tarafındaki yüksek platformun üzerinde dikilen tek bir adama odaklanmıştı. İyi giyinmişti ve duruşu onu, kendini beğenmiş küçük bir piç gibi gösteriyordu. Askerlerin onu korumaya çalışmasını görünce, onun aradığım prens olduğu belli oluyordu.

 

Emin olmak için Analizi kullandım. Ve biraz...ilginç bir şey buldum. Beklemediğim bir şey. Öyle şaşırmıştım ki ağzımı normalde yapmadığım bir şekilde hareket ettirmiştim. Şimdi bir dakika bekle bakalım! Bu herif zaten ölmüş lan!

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Damocles (222 puan) Üye
2020-07-31 13:10:54
Prens kaçmaya çalışıyor demek
DasanDra (148 puan) Üye
2020-07-27 01:23:29
Bölüm için teşekkürler
ASİLZADE (3982 puan) Üye
2020-05-04 04:29:14
Kontrol edilen zombi , hortlak gibi bişey çıkacak yada benzeri bişiyler...
Tomris (677 puan) Üye
2020-05-03 23:01:21
Ölmüş mü NANİİİİ
maahhaam (4749 puan) Üye
2020-05-03 20:46:16
Çeviri için teşekkürler
Kunai 52 (151 puan) Üye
2020-05-03 19:15:40
İşler iyice çığrından çıkacak gibi E.s.
DeliDana (2871 puan) Üye
2020-05-03 18:30:32
Çeviri için teșekkürler. Güzel bölümdü.