Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

02 Mart 2021
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
768 Görüntülenme
Bu bölümü 15 Kişi beğendi.
Cilt 21

Drakenstead’e - Kısım 6

“Vay be... Amma çok böcek var...”

“Hı-hı... Çok şirinler. Ve her yerdeler,” dedi Enne, telepatiyle.

 

Benim dışımda zindanda yaşayan hiç kimsenin böceklerden özel olarak kaçınma gibi bir hissiyatı yok gibiydi. Hatta Enne onları özellikle seviyordu. Onların kıvrıla kıvrıla dolaşmalarını sevdiğini bana birkaç kez söylemişliği vardı. Ve her seferinde, hevesini kırmamak için onu sadece onaylayıp geçtim ama aslında ona vücudumun tüm hücreleriyle zıt fikirdeydim.

 

Zeplindeki mürettebatın büyük ihtimalle kızımın bakış açısından ziyade benimkini paylaştığından gayet emindim, özellikle şu anda yaşadıklarını göz önünde bulundurduğumuzda. Yanına yaklaştığımızda, araçlarının başta düşündüğümden çok daha fazla hasar aldığını fark etmiştim. Güç bela uçuyordu. İki balonsu parçalarından birinde büyük bir delik vardı ve aracı havada tutan tek şey diğer balondu. Ne yazık ki iskeleti iki yarıya eşit şekilde konumlanmadığından, beklenmedik ağırlığa maruz kalan daha hassas parçalar bozulmaya ve şekilleri değişmeye başlamıştı. Sanırım bazı şeyler bu yüzden yanıyordu. Ve aşırı gelişmiş uğurböceklerinden oluşan koca sürünün gövdeyi kemiriyor oluşu da işleri kötüleştiriyordu.

 

Uzun lafın kısası, yarısı parçalanmış olmasına rağmen bir şekilde havada süzülebiliyordu. Hmm... Bayağı kötü görünüyor ama eğer tüm canavarlardan kurtulur ve bir şekilde bozuk parçaları tamir edebilirsem uçmaya devam edebilir.

 

“Lefi, ben çabucak bir şeyle uğraşırken böceklerin birkaçını halletsen sorun olur mu?”

“Sorun olmaz. Ama ne planlıyorsun?”

“Özel bir şey değil. Sadece kaptanla konuşacağım.”

 

Kaptan köşkünü aramak için kendimi havaya fırlattım. Muhtemelen ön taraflarda bir yerlerde olmalı, değil mi? Hmm... Aha, işte şurada!

 

Önde biraz dönüp durduktan sonra, neredeyse her tarafı büyük cam panellerle çevrili geniş bir kabin görmüştüm. Zeplinin her yerine giden bir dizi iletişim borularının yanında daha önce hiç görmediğim türlü göstergeler ve ölçüm cihazlarıyla doluydu. Tüm bu cihazlar, geleneksel bir gemiyi anımsatacak şekilde, tek dümenin etrafında toplanmıştı.

 

Orası bile saldırıya maruz kalmıştı. Canavarlar etrafına üşüşüyor ve bütün mürettebatı meşgul ediyordu. Dümenin başındaki adam bir yandan zeplini kaza yapmaktan kurtarmak için dümeni ümitsizce bir sağa bir sola arka arkaya çevirirken diğer yandan farklı farklı kişilere devamlı emirler yağdırıyordu. Kaptanımızı bulduk.

 

Her ne kadar bütün böcekleri halletmem için sadece tek bir vuruş yetse de kamaradan her şeyi temizlemem bir dakikamı almıştı. Bu işi de hallettikten ve mürettebat nispeten daha az tehlikede olduktan sonra kırık bir camdan içeri girdim.

 

“N-ne!? Bir iblis mi!?”

 

Birçok mürettebat üyesi kılıçlarını bana doğru savurdu, ama onları Enne ile geri püskürttüm.

 

“Ölmek istemiyorsanız bırakın da yardım edeyim!” Gürültünün ortasında duyulmaktan emin olmak için avazım çıktığı kadar bağırdıktan sonra daha alçak bir sesle kaptana bir soru sordum. “Balondaki dev deliği tamir edersek uçmaya devam edebilir misin?”

“Yardım için mi geldin!? Saçmalık!” Kaptan burun kıvırmıştı. “Bir iblisin söylediğine güveneceğimi mi sandın cidden? Tam olarak neyin peşindesin sen!?”

“Bak dostum, buraya gerçekten yardım için geldiğimi anlaman için hepinize bağırmak benim için sorun değil, ama bunun için zamanın olmadığından eminim. Ya şüpheli iblisin yardım elini tutarsın, ya da hepiniz çakılır ve yanarsınız. Seçimini yap.”

 

Bana saldırmak üzere olan gökyüzü gemicileri ultimatom karşısında donakalmıştı. Biraz geri çekildiler ve söyleyeceklerini beklercesine kaptana döndüler. O da şaşırmıştı, en azından bir anlığına.

 

“S-sadece, sen de k---”

“Şu anda bunun cidden önemi var mı? Lanet olsun. Acele et de soruya cevap ver. Yanındaki büyük deliği kaparsak bu şey uçabilir mi!?”

 

Görünüşe göre tereddüt eden zihnini düzeltmek ve doğru düşünmesini sağlamak için ona bağırmak gerekiyordu. Bir dizi akıl hesaplamaları yapıyormuş gibi, yüz ifadesi birkaç kez art arda değişti ve sonrasında daha kendinden emin bir şekilde konuşmaya başladı.

 

“Evet. Uçabilir. Eğer yamamayı becerebilirsek büyücüler bizi havada tutabilir.”

“Tamir etmek için gereken her şey hala sizde mi?”

“Evet, ama sadece birkaç parçamız kaldı. Canavarlar her iki yedeğimizi de yok etti.”

 

Pekala, harika. Artık Katalogdan Mavi Branda Al ve Onu Deliğin Üzerine Yapıştır Operasyonu’na bel bağlamak zorunda değildim. Yargılamayın. Mavi brandalar aşırı işe yarar şeylerdir. Onları her inşaat sahasının etrafında görüyor olmanızın bir sebebi var. Her neyse, mesele şu ki, artık bir sonraki adımda ne yapmam gerketiğini biliyorum.

 

“Pekala, adamlarının bazılarına tamir için hazırlanmalarını söyle. Ben canavarlarla ilgili bir şey yapacağım.”

“...” kaptan bana bakarak suratı asık bir şekilde şapkasını ayarladı. “Sana gerçekten güvenebilir miyiz?”

“Ya güvenirsiniz, ya da ölürsünüz!”

 

Cevabını beklemedim. Geldiğim pencereden dışarı atladım, kanatlarımı açtım ve doğrudan verdiğim sözü tutmaya koyuldum. İlerlediğim ilk yer, hatırladığım kadarıyla en ağır hasarı alan ve böcekle dolu yerlerden biri olan geminin alt kısmıydı. Ancak şaşırtıcı bir şekilde, yolda giderken varış noktama yaklaştıkça ezmek zorunda olduğum böceklerin sayısında büyük azalma olmuştu. Hmm...? Nereye gitti lan bunlar? Rüzgarlı Vadi’de böceklerin patlattığı Tolmekia uçaklarının karnındaki kadar böcek olduğuna yemin edebilirim... [1]

 

Ben gizemli kayboluşları üzerine düşünürken, başka birkaç düzine kırmızı benekli kınkanatlı birden yere düştü ve böylece gizem de çözülmüş oldu. Her bir uğurböceğinin kafası tam olarak aynı şekilde ezilmişti, ki bu bunun Lefi’nin işi olduğunu gösteriyordu. Nispeten yumuşak ve süngerimsi herhangi bir şeyi neredeyse hep aynı şekilde öldürüyordu. Ahhh... Vay be. Bayağı yüksek leş sayısı var. Kendi işimizi yapmaya başlayalı sadece beş dakika falan olmuştu ama geriye neredeyse çok az bir şey kalmıştı... Onu tanıyorsam, muhtemelen bunu tek bir ter damlası bile dökmeden yapmıştır.

 

Beni fark edemeyecek kadar büyü yapmakla uğraşan ejder kızı gördüm ve ona doğru uçtum. Bu fırsatı kullanarak tam arkasına geçtim ve gürültünün içinde beni duyabilmesi için kulağının dibinde konuşmaya başladım.

 

"Hey Lefi, dönd---”

“Hyaah!?” Aklı başından gidercesine zıplarken bir fare gibi ciyakladı.

“...Hyaah mı?” diye tekrarladım.

“B-birden kulağıma fısıldama! Beni gıdıklıyor!” diye şikayet etti.

 

Bu şekilde tepki verdiğinden utanmış görünüyordu. Yüzü kıpkırmızı oldu ve daha da etkili olması için bir elini kulaklarına bile koymuştu.

 

“Hmm... anladım. Yani kulakların senin zayıf noktan.”

 

Bu keşfettiğim bilmem kaçıncı nokta. Çok fazla zayıf noktası var. Kuyruğu, boynuzları ve kanatları da bayağı hassas. Kanatlarının en hassası olduğundan eminim ama emin olmak için karşılaştıracak zamanı henüz bulamadım.

 

“B-birden kulağına üflendiğinde buna benzer bir tepki vermeyecek çok az kişi var!”

“...Hyaah.” Ruhsuz bir tonda hem ciyaklamayı hem de ona eşlik eden hareketi tekrarladım.

“Benden matah durumda olmamana rağmen bana sataşma seni embesil!” dedi ve hıhladı.

“Hyaah!?” Bu sefer onun yaptığı tonda yapmıştım.

“L-lanet olsun sana! Bu yaptığın için seni affetmeyeceğim. Nefes alamayacak hale gelene kadar gıdıklanacaksın!”

 

Parmaklarını yanlarıma götürdü ve onları hareket ettirmeye başladı.

 

“Tamam tamam, benim hatam,” dedim kahkahalarımın arasında. “Artık yapmayacağım.”

 

Ejderha sadece bununla yetinmemişti. Kaçma teşebbüsümü beni bastırarak engellemiş ve ardından kulağıma nefes vererek devam etmişti. Eğer Enne telepatiyle bize bıkmış bir iç çekiş göndermemiş olsaydı muhtemelen devam da ederdik.

 

“Yardım etmemiz gerek. Böcekleri ezerek.”

 

Doğru ya... Nasihatin ardından Lefi ve ben sakinleştik ve boğazlarımızı temizledik.

 

“E-evet. Gemidekilerden bazıları biz böceklerin hepsinden kurtulduktan sonra gelip sağı solu tamir edecekleri için işe koyulalım. Sen balonun yakınında olanları hallet. Ben şuraya gideceğim,” dedim büyük bir böcek topağını işaret ederek.

“P-Pekala. Bulduğum böcekleri ortadan kaldırmaya devam edeceğim.”

 

Dik dik bakışın telepatik versiyonunu yapan Enne’in daha fazla yargı dağıtmasından kaçınmak için ayrıldık ve kendi görevlerimizle ilgilenmeye başladık.

 

Çevirmen Notu

 

[1] Rüzgarlı Vadi ve Tolmekia: Rüzgarlı Vadi (İngilizce Nausicaä of the Valley of the Wind), ünlü Japon anime sanatçısı Hayao Miyazaki tarafından yapılmış animenin ismi. Daha önceden de bilgi vermiştim. Harika animedir. Netflix’te de var. Tolmekia ise orada bulunan bir ülkenin ismi. 

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Pika-sama (98 puan) Üye
2022-02-12 19:06:36
Böcek avı ha ben olsam görmezden gelirdim hiç çekemem böcekleri
Otaku (24 puan) Üye
2021-06-05 21:48:44
Aşırı tatlılar 😍
yusuf (157 puan) Üye
2021-04-07 17:41:04
“E-evet. Gemidekilerden bazıları biz böceklerin hepsinden kurtulduktan sonra gelip sağı solu tamir edecekleri için işe koyulalım. Sen balonun yakınında olanları hallet. Ben şuraya gideceğim,” dedim büyük bir böcek topağını işaret ederek. “P-Pekala. Bulduğum böcekleri ortadan kaldırmaya devam edeceğim.” Dik dik bakışın telepatik versiyonunu yapan Enne’in daha fazla yargı dağıtmasından kaçınmak için ayrıldık ve kendi görevlerimizle ilgilenmeye başladık. aaaa KIZ YOK inanamıyorum Kız çıkmadı myok dur daha 2 bölüm daha varmış henüz mutlu olamam umutlanırsam kesin harem artar
DeliDana (2871 puan) Üye
2021-03-23 11:24:41
Çeviri ve edit için teșekkürler
ASİLZADE (3982 puan) Üye
2021-03-16 14:55:59
Yorum yapıyorum.
yusuf (157 puan) Üye
2021-04-07 17:41:21
@ASİLZADE, MÜK baş parmağımı kaldırdım
maahhaam (4749 puan) Üye
2021-03-04 01:02:40
çeviri için teşekkürler
Kunai 52 (151 puan) Üye
2021-03-03 01:45:20
Elinize emeğinize sağlık teşekkürler.