Bir İblis Lordunun Hikayesi: Zindanlar, Canavar Kızlar ve İç Isıtan Bir Mutluluk

20 Haziran 2021
Çeviri: zibillionbytes
Düzenleme: Residenttt
154 Görüntülenme
Bu bölümü 4 Kişi beğendi.
Cilt 23

Irklararası Üç Taraflı İttifak

Kırmızı.

 

Duyuları, kırmızının farklı tonlarıyla dolmuştu.

 

Zincifre alevler gürüldeyerek ormanı ve kasabayı yiyip bitiriyordu.

 

Kırmızı kılıçlar her yerdeydi; birçoğu halkının kalbini delip geçiyor, kızıl kanlarıyla sokakları ve arta kalan bina parçalarını boyuyordu.

 

Görüntüye dayanamayarak dizlerinin üzerine çöktü.

 

Geç kalmıştı.

 

İzlemekten başka yapabileceği bir şey yoktu.

 

Alevler danslarını gittikçe yaklaştırdı; korlar vücuduna çarparken derisini kızartmış ve kanını kaynatmıştı. Her ne kadar her yeri yanık içinde kalsa da hiçbir şey hissetmemiş, zihni inançsızlığını kavrayamamıştı.

 

Ve bir süre boyunca bu şekilde kalmıştı. Etrafındaki dünya un ufak olurken bir korku ve umutsuzluk döngüsünde sıkışıp kalmıştı.

 

Anlamamıştı.

 

Bir zamanlar onun harika olan memleketinin neden küle döndüğünü anlamamıştı. Bir zamanlar sevgi dolu karısına ait olan kollarındaki bedenin neden kalpsiz bir bedene döndüğünü anlamamıştı.

 

“Shaimaa...” Nihayet kendine gelmeye başladığında ismini mırıldandı.

 

Ruhunu parçalayacak kadar güçlü, derin bir keder içini yakmış, ardından gelen öfkenin yoğunluğu sebebiyle hissettiği basınç, damarlarını neredeyse patlama noktasına getirmişti.

 

Ve sonra hatırladı. Çocukluğu boyunca ona öğretilen kavramı hatırlamış ve sonunda onun gerçek manasını anlamıştı.

 

Sadece en güçlü olan hayatta kalır. Geri kalan her şey avdır.

 

Zayıflar güçlülerin avıdır. Ve güçlüler daha güçlülerin avıdır. Sadece besin zincirinin en tepesinde olanlar yenilmekten kaçınabilir.

 

Çünkü yaşadığı dünya mantıksızdı. Tamamen mantıksız, saçma ve haksızdı.

 

Hayatın kendisine yönelttiği küfürler içinde büyüdü ve isyan zihninde dolaştı; kahraman bir sonuca varmıştı.

 

Barışı getirmek.

 

Amacı uğuruna çok fazla kan dökülecek ve birçok yaşam kaybedilecekti. Hissettiği acıyı diğerlerinin de hissetmesine sebep olacağını biliyordu.

 

Ama ne olursa olsun bunu yapacaktı.

 

Hayatta kalan tek kişi olarak bu, şehitlere, halkına, kardeşlerine ve eşine karşı göreviydi. Böylece hayatı üzerine yemin etti.

 

Tüm anlaşmazlıklara nihayet son verecek kişi olacaktı.

 

“Artık gerçekçi olmayan hayallere sahip tek kişi sen değilsin...”

 

Kırmızı saçlı savaşçı, kollarında sevgilisinin buz gibi soğuk cesedini taşırken yakan alevlerin içinde ayağa kalktı, gözünden tek bir damla yaş süzülürken uzaklara baktı.

 

***

 

Üç farklı ırkın temsilcileri bir masanın etrafında toplanmıştı. Biri iblisler ve diğeri insan mevkidaşları tarafından yönetilen iki diyar, aralarındaki yoğun bir ormanla birbirlerinden ayrılmışlardı.

 

Toplanma yerleri üçüncü bir gruba, bağımsız köy boyutundaki bir şehir devleti olan elfler diyarına aitti.

 

Son zamanlarda üç grup birçok temasta bulunmuştu. İblis Kralı Phynar diğer ırklarla olan bağlarını güçlendirmeye çalışıyordu ve hem insanlığı temsil eden Allysia’nın Kralı Reiyd hem de Elflerin Kraliçesi Napholahz Faeraie buna memnuniyetle iştirak ediyorlardı.

 

“Selamlar! Nihayet yüz yüze görüştüğümüz için çok memnunum. Sizinle şahsi olarak konuşmak beni çok heyecanlandırdı” Elini çok yaşlı görünen adama doğru uzatırken Phynar’ın yüzünü gamsız bir gülümseme süslemişti.

“Bilmukabele. Bu uzun, kısır savaşın ikimizin de omuzlarına büyük bir yük bindirdiği kesin.” Reiyd uzatılan eli sıkarken aynı şekilde, diplomatik olarak gülümseyerek karşılık verdi.

 

İlk bakışta iki yönetici sadece hoşbeş ediyor gibi görünüyordu ama sözlerindeki ağırlık, basit bir selamlama olmadığını ima ediyordu. Karşılıklı kurnaz ve düzenbaz devlet adamları olarak statülerinin aksine, tam olarak söyledikleri şeyleri kastediyorlardı.

 

“Daha önceden bahsedildiği üzere bizler ev sahipliği yapacak ve tartışmalarınıza başkanlık edecek üçüncü grup olacağız. Söylenecek çok şey var ancak öncelikle oturmanızı teklif ediyoruz.”

 

İkisi de kraliçenin dediğini yaptı ve büyük yuvarlak masada kendilerine ayrılmış yerlere oturdu.

 

“Gücendirmek istemem ama söylemem gerek, sizi biraz kıskanıyorum,” dedi Reiyd, konuşmadaki diğer adama. “Her ne kadar gerçekten çok uzak olsa da benden çok daha genç görünüyorsunuz. Sanıyorum benden yaklaşık yüz elli yıl kadar büyüksünüz?”

İblis kral güldü. “O halde Naffy Hanım’ı daha çok kıskanıyor olmalısınız. Kraliçeliği ben doğmadan dahi önces---”

“O cümleyi bitirin ve Biz dilinizi kendi ellerimizle keselim İblislerin Kralı.”

“Hayır hayır, bunu hiç istemem doğrusu. Dilim olmadan konuşmak benim için bayağı zahmetli olacağından sanırım geri kalanı kendime saklamak durumundayım.” Dilinin kesilmesi tehdidi keyfini hiç bozmamış gibi ona gülümsemişti.

 

Konuşmakta olan sadece yöneticiler değillerdi. Büyük konferans salonunun diğer tarafında bulunan muhafızları da aynı şeyi yapmaktalardı.

 

“Görünüşe göre iyi bir başlangıç oldu” Girişim konusunda gergin olan Nell derin bir oh çekmişti.

“Görünüşe göre iblis diyarına verdiğimiz onca zaman ve emek karşılığını veriyor.” Yanında dikilen yaşlı kahya Remeiro Gillbert, başını eğerek onu onayladığını belirtti. “Bu hadisenin gerçekleşmesini uzun zamandır bekliyordum.”

 

Farklı ırkların nihayet birbirleriyle kılıçla değil kelimelerle hitap ettiklerini görmekten mutlu olduğu için harika bir ruh halindeydi.

 

“Ah, aklıma geldi, ne zamandır evliliğin için tebriklerimi sunmayı istiyordum.”

“A-ah, şey, t-teşekkür ederim.” Selefinin haberleri nasıl aldığını düşünürken en yakın arkadaşlarından birinin yüzü aklında belirdi. “Sanırım sana bunu Ronia söylemiş olmalı.”

Yaşlı adam bir kez daha başıyla onayladı. “Sanıyorum İblis Diyarı’ndayken eşinle kısa bir görüşmemiz olmuştu.” Yüzündeki nazik gülümseme oyunbaz, muzip bir gülümsemeye dönüşmüştü, “Bir dostun olarak, ne kadar mutlu olduğunu bilmekten büyük heyecan duyuyorum ama bu konuda aşırı övünerek anlatma kısmında beni mazur gör. Ortak tanıdıklarımızın bir çoğu bana ne zaman durman gerektiğini pek bilmediğinizi söyledi.”

“B-bu da ne demek? Onunla o kadar fazla övünmüyorum... Yani... evet... belki bazen abartıyor olabilirim... ama sadece bazen...” sesi her bir kelimede bir öncekinden daha kararsız bir şekilde azalmıştı.

“Bu konuda fazla endişelenmezdim. Önemli olan şey mutlu olman.” Emekli kahraman bir kez daha güldü. “Ayrıca, son zamanlarda gayet olgunlaştığını, hem de bunun kısa sürede gerçekleştiğini de duydum. Bunun sebebi ilişkinmiş gibi geliyor.” Kılıcının yanında tutmadığı sağ elini çenesine doğru kaldırdı. “Sanırım vakit geçirdiğimiz insanlar zihnimizin durumlarına karar vermede gerçekten de önemli bir rol oynuyor.”

“Ben şey... sanırım bunu bir iltifat olarak kabul etmeliyim.”

 

Nasıl karşılık vermesi gerektiğinden ek emin olmadığı için utangaçlığını gizlemeye uğraşırken gözlerini kaçırdı. Tesadüfen, odağı yuvarlak masadaki gruba kaymıştı. Üçü tam da selamlaşma ve havadan sudan konuşma faslını tamamlamışlardı.

 

“Artık birbirimizi azıcık da olsa daha iyi tanıdığımıza göre bugün hepimizin burada olmasının gerçek sebebini konuşmaya başlayalım,” dedi Phynar. “Savaşı bitirmek istiyorum. Yıllar boyunca yaptığımız savaşlardan kendi payımıza düşen garezlere sahip olduğumuzu biliyorum ama ben artık bunları bir kenara bırakıp iyi geçinmemizi istiyorum. Uzun vadede, sadece egolarımız bize yapmamızı söylediği için birbirimizi öldürmekten çok daha iyi olacaktır.”

“Katılıyorum. Tamamen kendine yetebilen medeniyetlerimizin çağı sona erdi. Gelişmeye devam etmek için birbirimizle daha dostane koşullarda etkileşimde bulunmamız gerekli. Ben de bütün ön yargılara ve savaşa bir son verme zamanının geldiğine inanıyorum,” dedi Reiyd.

“En büyük engel, farklı kültürel değerlere sahip olmamız. Başlangıç için bir antlaşma imzalayarak ateşkes ilan etmeye ve uluslararası ticaret için teşvikler yaratmaya ne dersiniz? Sahip olduğumuz birkaç şeyden biri, nedensiz para sevgisi. İki diyarın halklarının eğer sağlanacak bir kazanç varsa birbirlerinin diyarında girişimlerde bulunmaya can atacağından eminim.”

“Eğer uzun vadeli ırklar arası etkileşimi ekonomiyle desteklersek, halklarımız, uzun sürede, tamamen maruz kalarak, birbirlerinin değerlerini kavramaya başlayacaktır.” diye onayladı Reiyd. “Eğer bu yolda yeterince ilerlersek, belki bir gün birbirimizi ayrı ırkların üyeleri olarak değil, bireyler olarak görmeye başlayabiliriz.”

“Biz elfler de ticaretin bulunduğu her türlü antlaşmanın bir parçası olmayı isteriz,” dedi Napholahz. “Ormanlarımızın sınırları dışında yaşayanların arasına karışmamızın bize birçok faydası vardır.”

“Neden olmasın? Uzun süredir yaşayan bir avcı toplumu olarak halkınızın sunacağı birçok şey olacağından eminim ve bu antlaşmanın hacmi ne kadar büyürse o kadar iyidir,” dedi Phynar.

“Bahsetmek istediğim bir husus var.” Konuşma yavaşlamaya başlayınca Allysia’lı kral kafasında bulunan en büyük endişelerden birinin bahsini açtı. “İnsan olarak, ikinizin de sahip olduğu yaşam süresine sahip değilim. Ve bir beş yıl daha hükümdar olarak görev yapabileceğimden çok emin olsam da, on yıl kadar uzun bir süre devam edebileceğimden şüpheliyim.” Dirseklerini masaya koydu ve ellerini birleştirdi. “Allysia’nın sonraki kralının benim ayak izlerimi takip etmesi için her yolu inşa etmek istiyorum, ama benim duygularımı ya da amaçlarımı paylaşacaklarını garanti edemiyorum. Bunu çare olarak, ırklar arası entegrasyon sürecini olabildiğince hızlandırmak istiyorum. Ben emekli olmadan önce, ticaretin savaştan çok daha kazançlı olduğu bir duruma ulaşmak çok iyi olur.”

“Bu gayet mantıklı. Öyleyse şuna ne dersiniz? Görünüşte planlandığı şekilde ilerleyeceğiz. Ama perde arkasından birçok ortak askeri tatbikat gerçekleştirebiliriz. Birden tatbikatlara girişmenin biraz aceleci olduğunu biliyorum ama bunlar, uzun vadede birbirimizi öldürmemizi engelleyecek türden bağlar. Ve şu anda işlerin ne kadar kötü göründüğünü düşünürsek, bir askeri ittifak kurmanın büyük olasılıkla bizim yararımıza olacağını düşünüyorum. Önümüzde fırtınalı günler var ve müttefikler bunları atlatmaya yardımcı olur,” dedi Phynar.

 

Elf kraliçe iç çekti.

 

“İkiniz birçok anlaşmazlığa karıştınız. Bizden hayatı daha istikrarlı bir şekilde yaşamayı öğrenmeniz sizin için iyi olur.”

“Ah. Bu söz tam acıyan yerime denk geldi,” dedi Phynar. “İblis diyarının şu anda fazla istikrarsız olmasının tek sebebi güçten yoksun olmam.”

“Aynısı bizim için de söylenebilir,” dedi Reiyd. "İstikrarı ben de çok isterim, ancak henüz bunu başarabilecek durumda değiliz. Vereceğiniz her türlü tavsiyeyi memnuniyetle dinleriz Leydi Faeraie.”

“Bizim tavsiyemizi dinlemeye mi isteklisiniz? Umut vaadediyorsunuz, bir insan için.” Napholahz etkilenmiş bir şekilde gülümsedi. “İsteğinizi kabul görmüş sayın. Halkımızı birleştirmek için uyguladığımız yöntemleri öğreteceğiz.”

 

“Sizi uyarayım Kral Reiyd,” dedi Phynar. “Konuyu dağıtmayı sever, özellikle böyle zamanlarda.”

 

Ve böylece yöneticiler konuştu, konuştu ve konuştu. Tartışmaları akşama kadar devam etti.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Destroyer (3 puan) Üye
2021-06-27 21:11:32
HAHA XD tam bu ortamın içine etmek ne kadar eğlenceli olurdu değil mi :D
maahhaam (4712 puan) Üye
2021-06-23 02:50:43
Çeviri için teşekkürler. İlk kısımda bahsedilen kırmızı saçlı kahraman kim? İlerde kesinlikle karşımıza çıkacak diye düşünüyorum ama iyi mi kötü mü bilemedim. Sadece hislerim yuki nin karşısında olacak diyor
Kunai 52 (150 puan) Üye
2021-06-20 23:52:46
Elinize emeğinize sağlık teşekkürler.