Beyazın Karanlığı

25 Nisan 2020
Çeviri: .K
Düzenleme: .K
65 Görüntülenme
Bu bölümü 1 Kişi beğendi.
Cilt 1

Şeytan, canavara karşı

‘Neden bunlar benim başıma geliyor?!?’ Rene’ye doğru uçarken zihninde bu soruyu yüzlerce kez yakarmıştı. Ama İlk taşıyıcı değil cevaplamak, herhangi bir şey bile söylememişti. Varlığını dahi hissedemiyordu neredeyse. ‘Rene’yle konuşmaya çalışırken bir anda o ejderhalar çıktı. Hemen ardından Boğaç da onların tarafına geçti. Neden her şey böyle üst üste geliyor ki?!’

Rene’nin hemen yanına indikten sonra kuyruğunu savurarak yeri parçaladı ve Rene’yi daha rahat koruyabileceği bir pozisyon aldı. Ama nedendir bilinmez anda zamanın yavaşlamaya başladığını hissetmişti. Birkaç saniye sonra ise tamamen durmuştu. Ne Boğaç, ne de ejderhalar hareket etmiyordu. Bunun yanı sıra Kama’nın kendisi de hareket edemiyordu.

‘Daha fazla güç ister misin?’ diye yankılandı bir ses etrafta.

Kama, zihnine giren Güneş’in sesini hemen tanıdı. ‘Rahat bırak beni!’

“Onu korumak ister misin?” Sorusuyla birlikte Güneş çocuksu bedeni ile Rene’nin yanında çömelmiş bir şekilde duruyordu. Pullu kuyruğunu hafifçe bir sağa bir sola sallıyor, bu donmuş dünyaya meydan okuyordu.

‘Uzak dur ondan! Yoksa…’

“Yoksa ne?” Güneş Kama’ya kışkırtıcı bir gülümseme gönderdikten sonra hafifçe iç çekerek. “Neyse, seni kandırmaya çalışmamın bir anlamı yok.” Dedi. Daha sonra da Rene’ye uzandı.

‘Hey!’ Fakat Kama bağırdığı sırada Güneş’in eli çoktan Rene’nin içinden geçip gitmişti.

“Görüyorsun ya, bu dünyaya senin iznin olmadan karışamıyorum.”

‘Ne istiyorsun?’

“Ne mi istiyorum? Açık değil mi? Sizi korumak…” Güneş Kama’nın çevresinde bir tur attıktan sonra “Sen de onu korumak istiyorsun değil mi?” diye sordu.

‘Neler saçmalıyorsun sen?!? Korumak derken…’

“Sana güç vadediyorum. Düşmanlarını yeryüzünden silebilecek bir güç. Buna karşın sen beni sınırlıyorsun.”

‘İlk taşıyıcıya ne yaptın?!?’ Diye sordu Kama hırlayarak.

Güneş ise onu duymamış gibi devam etti. “Senin beni sınırladığın gibi ben de seni sınırlıyorum. Lakin bu sınırı kaldırabilirim.” Güneş, kollarını boynunun altında birleştirerek Kama’nın burnuna yaslandı. “Ne diyorsun?”

‘Senin yardımına ihtiyacım yok!’

“Öyle diyorsan öyledir. Ama bu kadarcık güçle Gece’nin taşıyıcısını koruyabileceğini mi düşünüyorsun?”

‘Büyüleri bana işlemiyor. Ben onlardan daha güçlüyüm. Boğaç’dan da daha güçlüyüm.’ Kama bunu bilincinin her zerresinde hissediyordu. Bu dünyada ondan daha güçlü tek bir varlık daha yoktu.

“Gökyüzündeki yüzlerce ejderhanın arasında şu anda seninle çarpışabilecek kadar güçlü onlarca kadim ejderha var. Şu şeytan ise onların herhangi birinden daha güçlü. Belki tek tek gelselerdi başa çıkabilirdin. Ama…”

‘Beni asla ele geçiremeyeceksin!’ Hareket etmesi için bedenini zorlamasına karşın hiçbir şey olmuyordu.

Güneş bir an şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdıktan sonra gülümsedi. “Bu şekilde yapmak istememiştim ama sanırım bana başka seçenek bırakmadın.”

Kama kendini sakinleştirmeye çalıştı. Eğer duygularını kontrol edebilirse Güneş’in onu ele geçirebilmesine imkân yoktu. İlk taşıyıcının sözlerine güveniyordu.

“Duygularını baskılarsan seni ele geçiremeyeceğimi mi düşünüyorsun?” diye Kama’nın aklındaki şeyi dile getirdi Güneş. “Bu kısmen doğru olsa da gerçekten duygularını tamamen bastıramayacağın için işe yaramaz. Zaten şu anda seni ele geçirmeye çalışmıyorum. Bunu yapabilecek kadar gücüm yok…”

“Ne?” Kama şaşkınlıkla tepki verdiğinde hareket edebildiğini fark etti. Rene önünde yere doğru düşmek üzereydi. Ona doğru uzandığında tekrardan insan biçimine geri döndüğünü de fark etmişti aynı zamanda. Yada en azından insansı bir biçime. Elinin yerini ejderhaların kalın pullarına benzeyen zırhlarla kaplanmış pençeler almıştı.

‘Sana verdiğim bu güç, olabileceğinin yalnızca ufak bir parçası.’

İçinde patlamaya hazır bir enerji olduğunu hissediyordu. Evet, ejderha biçimine göre boyutu çok daha küçük olsa da şu anda sahip olduğu güç öncesine göre çok daha fazla ve yoğundu. Sıkıştırılarak buz haline gelen bir kar topuna benziyordu resmen.

Sanki kılını bile kıpırdatsa havaya uçacakmış gibi bir süre öylece bekledi. Daha sonra Rene’yi yavaşça yere bıraktı. Güneş’in zihninden çıkması ile birlikte Rene’nin omzundaki yara gözle görülür bir şekilde iyileşmeye başlamıştı. Bunu onun mu yoksa Rene’nin kendisinin mi yaptığını bilmiyordu ama Kama bir şey yapmasa da Rene’nin kendi kendine iyileşebileceğini anlamıştı.

Kama, Rene’nin yarasının tamamen iyileşmesini beklemeden ayağa kalktı ve onu bu hale getiren şeytana bakışlarını kitledi. ‘Neden? Neden bunu yaptın Boğaç? Şimdi… Seni de öldürmek zorundayım…’ İleriye doğru attığı ağır bir adımda zemin ayağının altında çatladı. Çatlayan parçalar fizik kanunlarını görmezden gelerek yavaşça yukarıya doğru yöneliyor, daha sonra toza dönüşüyordu. Kama, sahip olduğu bu güç karşısında etkilenerek bir anlığına elini önünde kaldırdı ve yumruğunu sıktı. Yalnızca bu hareketiyle bile havadaki rüzgârın yönü bir anda değişmişti. Neden böyle yaptığını bilmiyordu ama Güneş verdiği sözü tutmuş, düşmanlarını yeryüzünden silebileceği bir güç bahşetmişti Kama’ya. ‘Sanırım Rene’nin şeytanlar hakkında söyledikleri doğruydu. Sen gerçekten de bir canavarsın…’

Kama, Boğaç’a doğru koşmaya hazırlanmak için ikinci bir adım attığında bir anda onun önünde belirdi. Kendisi bile bunu nasıl yaptığını çözemeden Boğaç anında bir döner tekme –toynak- ile karşılık verdi. Fakat başını hedefleyen bu tekme yarı yolda Kama’nın eli tarafından durduruldu. Boğaç’ın bacağını yakalayarak havaya sıçradı ve onu yere doğru fırlattı. Hemen ardından da üzerine doğru bir dalış gerçekleştirdi. Bu sırada hava, ayağının altında kendiliğinden katılaşmış ve kendisini aşağıya fırlattığı bir basamak görevi görmüştü.

Boğaç yere düştüğü anda kendini toparlayarak üzerine doğru atılan Kama’yı savuşturmayı başarmıştı. Kama ise hemen ardından yere çarparak taklalar atmıştı. Kafasını sağa sola savurarak üzerindeki sersemlemeyi atmaya çalıştı fakat daha kendini toparlayamadan Boğaç ikinci bir tekme için arkasında belirmişti.

Kama bu seferkini savuşturamadı. Başının hemen arkasına aldığı darbe ile dünya etrafında dönmeye başlamıştı. Yavaşça bilincini kaybettiğini hissediyordu. “Lanet olsun! Bu şekilde kaybedemem! Rene kendini şu anda Boğaç’tan…” Ağzından kısık bir hırıltı olarak çıkan bu sözler tamamlanamamıştı.

Etraf tamamen karardığında zihninde Güneş’in sesini duydu. ‘Demek kaybettin…’

‘Kes sesini!’ Görüşü yavaş yavaş açılırken kendini, zihninin bir yansıması olan beyaz boşluğa bakarken bulmuştu. Güneş hemen kapının önünde duruyordu. Kapının altından sızan siyah çizgiler ilerleyerek çocuksu bedeninin ayakları altında daireler çiziyordu.

“Sen, nasıl? Kapılar hala kapalı?!?” Kama kekeleyerek konuştuğunda ilk taşıyıcıyı bulabilmek için etrafa bakınıyordu.

“Kapılar mı? Mühürden mi bahsediyorsun?” Güneş bir süre düşündükten sonra devam etti. “O mühür beni tamamen bastırabilecek kadar güçlü değil. Hiçbir zaman da olmadı… Ama bir bakıma amacıma ulaşmamı engelliyor…”

“İlk taşıyıcı nerede?!?” diye tekrardan sordu Kama, Güneş’e doğru koşarken. ‘Bu dünya benim dünyam, bu yer benim zihnim; İlk taşıyıcı yaptıysa ben de Güneş’i yenebilirim…’

Kısa bir süre önce gerçek dünyada yaptığı hareketi zihninde canlandırdı. Burada yapamaması için hiçbir sebep yoktu ortada. Orada yaşadığı hissi hatırlamaya çalıştı ve rakibinin küçük bedenine doğru atılmak için hazırlandı.

Kama, kısa bir süre hareketlerini planladıktan sonra bunu yapabileceğine karar verdi. İleriye doğru adım attığında bir anda Güneş’in karşısında belirerek suratını hedefleyen bir yumruk salladı. Güneş ise bileğinin dışıyla yumruğunu saptırdıktan sonra Kama’yı boğazından yakalayarak yere çarptı ve bağırdı. “Ben sana yardım etmeye çalışıyorum!”

Kama, Güneş’in kolunu yakalamaya çalıştığında Güneş hızla geriye doğru sekerek ondan uzaklaştı. “Madem bana yardım etmek istiyorsun, o zaman beni geri gönder!”

Güneş bir anda donakaldı. Öyle ki nefes bile almıyordu artık. Gözleri yavaşça dolarken. “Öyle olsun.” Dedi. “Sen istemesen bile ben sana yardım edeceğim. Varlığının bir parçası olarak bu benim vazifem…” Daha sonra avcunu açtığında içinde siyah dumandan oluşan, minik bir hortum oluştu.

“Hey, ne yapıyorsun?!”

“Bu sana, o şeytanı yenebilecek bir güç verecek…” Hortumu yere bıraktıktan sonra elini savurdu ve boşlukta bir kapı oluşturdu. “Bu ise seni doğrudan gerçek dünyaya gönderecek… Sana yalnızca güç vaat ediyorum, Kama. Ama bu gücü kontrol edebilecek misin, içinde yanarak küle mi dönüşeceksin yoksa onu terk mi edeceksin; bu tamamen sana kalmış.” Sözlerini bitirdiği anda Güneş göz kamaştırıcı bir ışık yaydı. Bir an sonraysa ortadan kaybolmuş, arkasında yuvarlak garip bir görüntü bırakmıştı. Taşların arasından Rene ve Boğaç’ın görüntüsü garip bir açıyla önünde süzülüyordu.

Boğaç bir süre Kama’ya bakmayı sürdürdükten sonra aniden Rene’ye döndü. Ve bu yaptığı tek hareket Kama’nın gücü seçmesini sağlayan şey olmuştu.

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar