Beyazın Karanlığı

02 Mayıs 2020
Çeviri: .K
Düzenleme: .K
60 Görüntülenme
Bu bölümü 1 Kişi beğendi.
Cilt 1

Şeytan, canavara karşı

Boğaç, attığı tekme ile Kama’yı bir kayanın içine gömmüştü. ‘Aşırıya mı kaçtım acaba?’ diye düşündü istemsizce. Kama’nın büyü gücü ne kadar fazla olursa olsun savaşma şekli bir çocuğunkinden farklı değildi. Fakat elinde bıçak taşıyan bir çocuk da normal bir insan kadar tehlikeli olabilirdi. Bu mantıkla Boğaç kendini hiç tutmadan vurmuştu.

Birkaç saniye bekledikten sonra Kama’nın büyü gücüne odaklandı. Varlığı neredeyse tamamen silinmişti. ‘Bayıldı mı?’

Fakat her ne kadar kontrol etmek için yaklaşmak istese de bütün içgüdüleri oraya gitmemesini söylüyordu. ‘Ama en azından Rene’nin durumunu kontrol etmeliyim.’ Boğaç bu düşünce ile Rene’ye doğru döndüğü anda Kama’nın enerjisi hızla artmaya başladı. Az önceki gücü bile Boğaç’tan en az üç kat fazlayken şu anda bu oran yüzleri buluyordu. Sanki dünya üzerindeki bütün büyü gücünü içinde toplamış gibiydi.

‘Nasıl bir canavarı uyandırdım ben böyle?’ diye düşündü istemsizce. Az önce Kama’nın gömüldüğü kayaların arasından, bir insana ait olamayacak kadar tiz, çığlık ve kükreme arasında bir ses yankılandı adanın üzerinde. Sanki önünde hiçbir engel yokmuş gibi Kama, kayaları parçalayarak dışarı çıktı. Aslında onları parçalamaktan ziyade eritiyordu. Kama’nın yakınındaki kayalar büyü yoğunluğunun altında ezilerek ısınıyor, lav halini alıyorlardı. Kama da bunların arasından hamur misali yürüyerek ilerliyordu. Kayanın içinden tamamen dışarıya çıktıktan sonra Boğaç’a gözlerini dikerek birkaç saniye öylece baktı.

“Kama!” diye bağırdı Boğaç. “Orada olduğunu biliyorum! Onun seni ele geçirmesine izin verme!”

Kama ise Boğaç’ın sözlerine bir kükreme ile karşılık verdi.

‘Sanırım onu zorla kendine getirmekten başka çarem yok.’ Diye düşündü Boğaç. Bu sırada kendinden yüzlerce kat güçlü bu canavarı nasıl yenebileceğini düşünüyordu. ‘Hayır, o canavar değil, benim dostum. Ve bu hale gelmesinin sebebi benim. Onu kendine getirmek görevim.’

Kama bir anda önünde belirdiğinde geçen seferki gibi şaşırıp kalmadı. Kama’nın göğsüne indirdiği toynağıyla kendini geriye savurarak iyi bir pozisyon almaya çalıştı.

Geriye doğru attığı bir taklanın ardından elleri ve ayaklarının üzerine indi ve başını öne vererek büyü gücünü boynuzlarına doğru yöneltti. Bu, yalnızca şeytan ırkının kullanabildiği “Arındırma” adındaki bir yetenekti. Enerjisini, saf yıkıcı güce çevirerek önündeki her şeyi yok ediyordu. Normal birisini kesinlikle toza çevirecek bu yeteneğin Kama’yı öldürmeyeceğini düşünüyordu ama en azından biraz hasar verebilirdi… ‘Umarım bu onu kendine getirir.’

Boğaç boynuzlarının arasından enerji topunu oluştururken Kama’nın da aynı pozisyonu aldığını fark etti. Enerji topunu saldıktan hemen sonra kendini yana atarak Kama’nın attığı arındırmayı savuşturdu. ‘Dalga geçiyorsun değil mi?!? Bunu yalnızca şeytanlar kullanabilir!’

Daha yere düşmeden üstünden gelen alev dalgasını engellemek için bir bariyer oluşturdu. Görünüşe göre Kama’yla dövüşürken ejderhalar da onu rahat bırakmayacaktı.

“İşimize karışma şeytan!” dedi az önce konuşmuş olan ejderha.

Kama da aynı anda boynuzlarını gökyüzüne çevirerek başka bir arındırmaya hazırlandı.

Boğaç “İzin vermeyeceğim!” diye bağırarak Kama’ya saldırdı. Her ne kadar az önce ejderhalar ona saldırmış olsa da Kama’yı tek başın durdurma olasılığı şu an için neredeyse sıfırdı. Ejderhaları kendi tarafına çekip beraber saldırabilirlerse bir şansı olabilirdi ancak. En azından planı buydu. Fakat daha Kama’ya ulaşamadan Kama, hazırlamış olduğu arındırmayı saldı. Boğaç ise hemen ardından toynağı ile kafasından tekmeleyerek onu az önce içinden çıkmış olduğu kayaya geri postaladı.

Arındırmanın gökyüzünde yarattığı patlamanın hemen ardından yere birbiri ardına onlarca ejderha düşmeye başladı. Her biri birkaç saniyelik düşüşün ardından yere çakılıyor ve hareketsiz kalıyordu.

Kama’nın arındırmayı erken salması ve daha geniş bir alana göndermiş olması gücünü azaltmıştı. Yoksa şu anda ejderhaların bedenleri yerine külleri yere düşüyor olurdu. Özellikle de Kama’nın büyü gücü bu kadar fazlayken… ‘Hepsi öldü mü acaba?’ diye düşünürken gökyüzünden kızıl ejderhanın şaşkınlık dolu sesi geldi.

“İmkansız! Tek bir saldırı ile…”

“Şimdi anladın mı?” diye bağırdı Boğaç bakışlarını Kama’dan, daha doğrusu içine gömüldüğü kayadan ayırmadan. “Onu tek başınıza yenemezsiniz! Aynı şekilde ben de! Beraber çalışmalıyız.”

Kızıl renkli ejderha birkaç saniye sessizce bekledikten sonra “Haklısın.” Dedi. “Onu yenemeyiz.” Hemen ardından bütün sürünün başını çekerek uçan adaya doğru uzaklaşmaya başladı.

“Be-bekle! Heeey! Lanet olsun…” Öylece kaçmışlardı. Kama’nın bu duruma gelmesi Boğaç’ın olduğu kadar onların da suçu olmasına rağmen bütün işi Boğaç’a yükleyerek kaçmışlardı! “Sizinle bir daha karşılaşmamam için dua etseniz iyi olur.” Mırıldandı. Hemen ardından adaya yaklaşan üç tane kişinin varlığını sezdi. Kama’nın yaydığı enerjiden şu ana kadar onları fark etmemişti ama gemilerini karadan biraz açıkta bırakmış, sandalla adaya yaklaşıyorlardı. Görünüşleri çok da yaşlı değildi. Bu kadar uzaktan tam olarak kestiremese de hiçbirinin 20yi geçtiğini zannetmiyordu. Yada en azından bu şekilde görünüyorlardı. Büyü yapmak insanı genç tutardı sonuçta.

Kama’nın, kayaların arasından fırlattığı ikinci bir arındırma sandalın hemen arkasına isabet ederek gemiyi yok etti ve gençleri Boğaç’ın hemen yanına doğru uçurdu.

‘Bu hıza yere çarparlarsa ölecekler!’ Boğaç, üçünü birlikte yakalayabilmek için ileri adımını attığı anda üçü de dengesini kazanarak ayaklarının üzerine hafifçe indi. İçlerinden hiçbiri yaralanmış gibi görünmüyordu.

“Bu da neyin nesi?” diye sordu gençlerden birisi. Sapsarı saçları ve yeşil gözleri ile oldukça enerjik bir görünüşü vardı.

“Siz de kimsiniz?” diye sordu Boğaç şaşkınlıkla. Normal insanlar olmadıkları barizdi. Yoksa gökyüzündeki onca ejderhayı görmelerine rağmen buraya gelmezlerdi veya havada o şekilde dengelerini sağlayamazlardı.

“Asıl sen kimsin?” diye sordu kız elindeki yayın kirişine bir ok takarak. “Dost musun, düşman mı?”

“Aynısını ben de size soracaktım. Ama… Sanırım sohbetimizi bir dahaki karşılaşmamıza saklayabiliriz. Tabii ki bir daha karşılaşırsak. Şimdilik buradan gitmelisiniz.”

“Hayatta olmaz! Kara ejderin buraya doğru uçtuğunu gördük, onu bulmadan ayrılmayız.” Dedi sarı saçlı genç. Tavırlarından ve yaydığı havadan grubun lideri olduğu anlaşılıyordu.

“Kara ejder mi? Rene’den mi bahsediyorsunuz?” diye sordu Boğaç. Hemen ardından bunu söylediğine pişman olmuştu. Rene, insanların büyük çoğunluğu ile düşmanca ilişkiler içindeydi. Bunun üstüne karşısındaki çocuklar Çevrim imparatorluğundansa Rene’ye saldırma ihtimalleri kat be kat daha fazlaydı.

“Rene derken…” dedi kız yayını hafifçe salarak. “Ah, orada!” diye bağırdı birden. Üçü birlikte Rene’ye doğru koşmaya başladıklarında Boğaç anında önlerinde belirdi.

Yere eğilerek pençesini toprağa daldırmış ve kayışını bir toz bulutu ile bitirmişti. “Size gitmenizi söyledim!” diye bağırdı.

“Sanırım bu durumda düşman oluyorsun.” Dedi kız. Bunu demesiyle birlikte Kama kükreyerek taşların arasından çıktı. Saçları ve gözleri için için yanıyor gibi kızılın canlı bir tonuna bürünmüştü.

Kama, gençler hiçbir tepki veremeden bir arındırma daha yollayarak uzaktaki bir adayı havaya uçurdu. Büyünün hiç kimseyi vurmamış olmasının tek sebebi, Boğaç’ın ileri atılarak gençleri boyunlarından çekerek yere düşürmesi olmuştu.

“Ben düşman değilim, yalnızca yaşamanızı isteyen bir yabancıyım o kadar!” diye bağırdı Boğaç ayağa kalkarken.

“Peki o?” diye sordu şu ana kadar hiç konuşmamış olan üçüncü kişi. Az önce -Boğaç sayesinde- zar zor atlattığı saldırı gözünü hiç korkutmamış gibi görünüyordu.

Uçları turuncuya çalan Kırmızının açık tonundaki saçları, sapsarı göz bebekleri ve keskin yüz hatları ile korkutucu bir görünüşe sahipti. Göğsünün üzerinde parıldayan garip bir işaret vardı. ‘Bir ejder katili.’ Özellikle bu kişi tehlikeli olmalıydı. Diğerlerinin büyü izlerine bakarak normal insanlar olduğunu düşünecek olsa da insanlar büyü güçlerini baskılayabilirlerdi ki tepkilerine bakarak öyle yapıyor oldukları barizdi.

Yine de onların Kama ile karşılaşmasına izin veremezdi. En iyi ihtimalle Kama daha fazla delirerek onları da öldürebilirdi. En kötüsünde ise Rene’nin Boğaç’a daha önce de söylemiş olduğu gibi Kama, Dünya üzerindeki bütün yaşamı yok edebilirdi.

“Hey! O şeyin ne olduğunu biliyor musun?” diye sorusunu yeniledi ejder katili.

“O ‘şey’ değil, Kama.” Dedi Boğaç Kama’ya doğru dönerken. “Benim dostum.”

“Görünüşe göre dostun biraz kafayı sıyırmış.” Dedi sarı saçlı çocuk kalkanını sırtından indirirken. Yüzünde pek çok savaştan çıktığını belli eden soğukkanlı bir ifade vardı.

“Evet, aynı zamanda beni öldürmeye çalışıyor.” Dedi Boğaç da zoraki bir şekilde gülümseyerek. Gençler ona ‘Bu nasıl bir dostluk’ der gibi bakınca Boğaç onları tersledi. “Ne? Herkesin zor zamanları olabilir…”

“Tamam, sizin aranızdaki ilişkiye karışmak istemiyoruz. Ama Kara ejderle konuşmamız gerek.”

“Şu anda uyuyor.” Dedi Boğaç.

“Böyle bir yerde nasıl uyuyabilir ki?” diye sordu kız. Bu sırada Kama giderek yaklaşıyordu.

‘Aptal mı bu çocuk?’ diye düşündü Boğaç sinirle. Burada uyumaktan kastının ne olduğu barizdi. Özellikle de Rene’nin üzerinde yattığı kan gölü düşünülünce. Buna rağmen sakinliğini korumaya çalışarak açıkladı. “Uyuyordan kastım, baygın olması. Şu an kendinde değil.”

“Bunu da mı arkadaşın yaptı?” diye sordu ejder katili.

Boğaç bir an duraksadı. Bu çocuklar Rene’nin düşmanı gibi davranmıyordu hiç de. Eğer Boğaç onlara Rene’yi bu hale getirenin kendisi olduğunu söylerse Boğaç’a da saldırabilirlerdi ki şu anda bunun hiçbir yararı olmazdı. “Evet…”

“Demek bu yaratık, af edersin yani Kama, kara ejderi yenebilecek kadar güçlü ha?” Ejder katili parmaklarını kütleterek ileri çıkarken göğsündeki simge daha fazla parlamaya başladı. “Şimdi işler daha da ilginç olmaya başladı.”

“Arkanı kollayacağız.” Dedi kız yayına ikinci bir ok yerleştirerek. “Kara ejder hala yaşıyor mu?”

“Sanırım…” Rene’nin öyle kolay kolay öleceğini düşünmüyordu. Zamanın başından beri yaşayan bir varlığın böyle durumlar için bir veya iki kozu olmalıydı sonuçta. “Madem savaşa katılmak istiyorsunuz, size planı anlatıyorum. Dağılın, farklı açılardan boynuzlarını hedef alın. Vurulmayın… Tek bir darbe bile yerseniz ölümünüz garanti olur…” Boğaç’ın boynuzlarına saldırmalarını istemesinin sebebi, şeytanların güçlerinin insanlardan farklı uzuvlarında toplanmasıydı. Kama’nın da buna benzer bir dönüşüm geçirmiş olabileceğini düşünüyordu. Yani eğer boynuzlarını kırabilirlerse savaşı kazanacaklardı…

Ejder katili ellerini geriye vererek Kama’ya doğru yürümeye başladı. Parmakları yavaşça değişim geçirerek pullanıyor, tırnakları pençeye dönüşecek şekilde uzuyordu. “Neden boynuzlarına saldıracakmışız ki?!?” İleri atıldığı anda Kama da onun üzerine doğru fırlamıştı. İkisi havada buluşurken ejder katilinin darbesi Kama’nın göğsüne çarptı. Çarpmanın şiddeti ile etraf tozla kaplanmıştı. “Bu işi tek darbe ile…” Sözleri, toz bulutu dağılıp ta gerçeği gözler önüne serdiği anda kesilmişti. “Dalga geçiyorsun değil mi? Bu nasıl bir şey böyle!”

Darbe, Kama’nın göğsüne çarpmıştı çarpmasına; ama en ufak bir çizik bile atamamıştı derisine.

Hemen ardından Kama pençesini sallayarak ejder katilini ikiye bölmeye çalıştı. Vuruşu isabet etseydi başaracaktı da muhtemelen. Fakat tam vurmak üzereyken sarı saçlı çocuk ejder katilinin giysisini yakalayarak geriye doğru çekti.

“Hey! Ben hallediyordum!” Ejder katili öfkeyle bağırdı.

“Eminim hallederdin!” diye karşılık verdi liderleri. “Şeytanın ne dediğini duymadın mı? O şeyden tek bir darbe bile alırsan tahtalıköyü boylarsın!”

İkili tartışırken Kama saldırmayı kesmiş ve onları izliyordu. Sonra birden başka bir arındırma daha hazırlamaya başlayarak ikilinin tartışmasını sonlandırdı. Bu seferki arındırmanın rengi diğerleri gibi kızıl değildi. Bembeyaz bir rengi vardı. Boynuzlarının arasında o kadar küçülmüştü ki noktasal bir ışığa dönüşmüştü.  Bir anda arındırma ortadan kaybolduğunda Boğaç, sol kolunda müthiş bir acı hissetti. Aynı anda bütün bedeni karıncalanmaya başlamıştı. Dizlerini üzerine düşerken “Bu-da-ne-si…” diye dişlerinin arasından sordu. Normalde bir arındırma salındığında, arkasına birkaç saniye havada kalan devasa bir ışık demeti oluştururdu. Fakat bu seferki o kadar hızlı ve küçüktü ki kendisine çarptığını bile fark edememişti. Bedeninde açtığı delik ise bir kalemin girebileceği kadar genişti.

Kız bir çığlıkla yaklaşmaya başladı. “Alaz! İyi misin?” Ejder katili hemen yanına yüz üstü kapaklarınken Boğaç, onun da omzundan vurulduğunu fark etti. Benzer şekilde o da hareket edemiyordu.

Büyü gücünün bedenini hızla terk etmeye başladığını hissediyordu. Yaradan yalnızca kan değil, deli gibi enerji fışkırıyordu. Kan kaybından olmasa bile böyle büyücü gücü sızdırmaya devam ederse yarım saate kalmadan yaşam enerjisi bitecekti. ‘Bu nasıl bir arındırma böyle?’ fakat Boğaç bunu sorgulayamadan Kama’nın yere doğru eğilmiş olduğunu fark etti. Sanki koşmak için hazırlanıyordu.

Boğaç acı bir şekilde güldü. “Sanırım buraya kadar ha? Birisini korumaya çalışırken korumaya çalıştığın kişi tarafından öldürülmek… Çok kötü bir son…”

Kız, Boğaç’ın hemen yanından geçen bir ok fırlattıktan sonra ikinci bir tanesini gerdi. “Haklısın, bu yüzden ölmeyeceksin…” Ok hiçbir zarar vermeden Kama’nın bedeninden sekip gitmişti.

Kama, parçalanmış bir şekilde yere düşen oka birkaç saniye öylece baktıktan sonra aniden ileriye atıldı. Aşırı hızlı değildi, ama üzerine gelirken öylesine yoğun bir büyü gücü taşıyordu ki üzerinden geçtiği taşlar resmen kuma dönüşüyor ve ısınarak ardında lavdan oluşan bir iz bırakıyordu.

‘Sanırım buraya kadar… O kızın Kama’yı durdurmasına imkân yok.’ Boğaç gözlerini kapayarak başını hafifçe öne eğdiği sırada böyle düşünüyordu.

 “Sonsuz bir güç hareket ettirilemez bir nesneye çarparsa ne olur biliyor musun?” diye sordu Rene, Boğaç’ın önünde aniden belirdiğinde.

Boğaç, Kama ile o kadar fazla ilgilenmişti ki Rene’nin uyanmış olabileceği ihtimali aklına bile gelmemişti. Bununla birlikte Rene’nin aralarında durması Kama’yı hiç de yavaşlatmamıştı. Hatta şu anda Kama, Boğaç’tan ziyade Rene’ye saldıracakmış gibi görünüyordu.

Rene’nin bir cevap beklediğini fark edince “Ne olur?” diye sordu Boğaç. Az önce yaptığı şey için ona saldırmaması, şimdilik aynı tarafta olduklarını gösteriyordu.

“Bunun cevabını ben de bilmiyorum.” Kama aniden Rene’nin üzerine atıldığında Rene ellerini, Kama’nın pençelerine kenetleyerek onu durdurmuştu. “Ama bildiğim bir şey varsa o da Gündüz’ün taşıyıcısının gücünün sonsuz olmadığı.” Rene bir anlığına gülümsedi. “Buna karşın ben hala hareket ettirilemez durumdayım…”

Zemin, Kama’nın gücü altında parçalanırken Rene yerinden bir santim bile kıpırdamıyordu. Bir şekilde gücünü tekrardan kullanabilmeye başlamıştı belli ki.

“Hey, sen! Öldür onu!” diye emir verdi Rene birden.

“Ben mi?” diye sordu sarı saçlı çocuk.

“Tabiki sen! Burada başka biri mi var?!?” diye bağırdı. Boğaç’ı tamamen görmezden gelmesi, şu anda hareket edemediğini bildiği anlamına geliyordu.

“T-tamam!” Sarı saçlı çocuk, Kama’nın arkasına dolaştıktan sonra tereddütle kılıcını kaldırdı.

“Dur!” diye bağırdı Boğaç.

“Vur artık!”

Çocuk bir savaş çığlığı ile Kama’nın boynuna kılıcı savurdu. Kılıç, Kama’nın kafasını koparmak yerine kırılarak yere düşmüştü. “N-neden? Nasıl hala…” çocuk hiçbir şey anlamamış gibi yere düşen kılıcın ucuna bakakaldı. Titreyen elleri kanlar içerisindeydi.

“Demek yeterli değil ha?” Rene birkaç saniye bekledikten sonra ellerini savurarak Kama’nın pençelerinden kurtuldu ve geriye doğru bir takla atarak ondan uzaklaştı. Taklasını tamamlarken az önce destek aldığı toprak parçasını büyü ile havaya kaldırmış ve Kama’ya doğru fırlatmıştı. Bu hareketi ile toprak yüzünden göz gözü görmez duruma gelmişti ama belli ki Rene’nin yapmaya çalıştığı şey buydu.

Elini havaya kaldırdığında Kama’nın az önce gömülmüş olduğu kayaların içinden siyah, şekilsiz bir şey uçarak Rene’ye doğru yöneldi. Sanki sisten yapılmış gibiydi.

“Buradan uzaklaşın.” Dedi gözlerini Kama’dan bir an olsun ayırmadan.

“Rene, ben, orada…” Boğaç, aslında ona saldırmak istemediğini açıklamak istese de o kadar sersemlemişti ki kelimeleri sıralayamıyordu.

“Biliyorum…” diye sözünü kesti Rene. Az önceki kara sis avcunun içinde sertleşerek devasa bir tırpan şeklini almıştı. Tırpanın ucundan ufacık bir parça koparak önce Boğaç’a sonra ejder katiline ufak bir kesik attı. Duyduğu az miktarda acıya karşılık şu anda hareket edebiliyordu. Eğer hareket edebiliyorsa Rene’ye yardım da edebilirdi. Bu düşünceyle birlikte Rene’nin yanında savaş duruşunu aldı.

“N-napıyorsun?” diye şaşkınlıkla sordu Rene.

“Ben de savaşacağım.” Diye karşılık verdi Boğaç.

“Beni de sayın.” Diye ejder katili de Rene’nin öbür tarafında yer aldı.

Sarı saçlı çocuk “Bizi.” Diye düzeltti.

“Siz?” Rene, sanki kim olduklarını yeni fark etmiş gibi gençlere bakakaldı. Belli ki şaşırmıştı.

“Aynı taraftayız.” Dedi kız. “En azından şu şeye karşı.”

“Size söyledim.” Dedi Boğaç, ileriye doğru atılırken. “O şey değil, benim dostum!”

Lütfen okuduğunuz bölüme yorum yapmayı unutmayınız. Unutmayın ki yaptığınız her yorum çevirmenleri cesaretlendirir ve mutlu eder. İyi okumalar.
Yorum Yap
Üyelik girişi yapmalısınız. Üye girişi yapmak için tıklayın.
Yorumlar
Redafornv2 (1253 puan) Üye
2020-05-02 03:03:36
Ortalik nasil karisti bu kadar yaa Hikaye cidden cok sürükleyici Umarim yeni bölüm hizli gelir cok merak ediyorum Bu arada eline saglik yazar_sama
.K (8 puan) Yazar
2020-05-04 16:41:00
@Redafornv2, Ben de devamının benden başka insanlar için de tatmin edici olacağını umuyorum ^^